3) TEŞKİLAT-I MAHSUSA ( 3 )

Yayin Tarihi 3 Ocak, 2008 
Kategori TEŞKİLAT-I MAHSUSA

 

İslâm Dünyası Teşkilat-ı Mahsusa’ya

destek verdi ( 3 )

Libya’nın işgali İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Hindistan’ın şehirlerinde sokağa dökülen halk, İtalyan konsolosluklarına saldırdı. Şiisiyle Sünnisiyle, Hint müslümanları bir oldu. Hint gazeteleri İtalyan işgalini kınayan kara çerçeveye alınmış başlıklarla image00114.jpgçıktı

Osmanlı hükümetinin resmi sorumluluğu dışında olmak üzere Özel Teşkilat kurarak İtalyan işgali altındaki Libya’ya giden Enver Paşa ve arkadaşları Trablusgarp ve Bingazi’de aşiretleri örgütledi. Enver Paşa’nın Libya halkı üzerindeki etkisi çok yüksekti. Sunusi Şeyhi Ahmet Şerif, Enver Paşa’nın en önemli destekçisiydi. Şeyh Sunusi, İttihad-ı İslam siyasetinin önemli bir unsuru olacaktı. Sudan, Cezayir, Mısır ve Tunus gibi yakın bölgelerden Libya’ya gönüllü akıyordu. Cezayir’den Emir Abdulkadir’in oğlu Emir Ali Paşa ve Tunuslu köklü bir ulema ailesinden Şeyh Salih Şerif Tunusi, Eşref Bey’in çalışmaları sonucunda gönüllü kuvvetlere katılıyordu.

YARALARIMIZA İDRAR DÖKÜYORDUK

Avrupa, işgalci İtalyanlara büyük destek verirken Libyalı direnişçiler bin bir güçlükle boğuşuyordu. Eşref Bey, Cemal Kutay’a verdiği anılarında şöyle diyordu: “Hiçbir harpte, Trablusgarp’te olduğu kadar yalnızlığımızı hissetmemiştik. Çöl ortasında idik. Yaralarımızı saracak pamuğumuz, tentürdiyotumuz yoktu. İçinde amonyak vardır diye yaraların üzerine idrar döküyorduk. Biz bu yoksulluk içinde iken, İtalya, Hıristiyanlık aleminin yardımına mazhardı. Kızılhaç’a mensup prensesler, Avrupa saraylarının kadın şahsiyetleri, Vatikan’ın dünyanın dört tarafından davet ettiği her mezhepteki kadınlık müesseseleri, sanki İtalya kendi topraklarından bir kısmını kurtarıyor da bizler istilacı imişiz gibi karşımızda yer aldı. Ele geçirdiğimiz İtalyan eşyası içinde neler yoktu? Bu hediyeler arasında ‘Barbarlara karşı harp eden İtalyan askerine minnet’ cümleleri ve bunların altında Güney ve Kuzey Amerika’yı, Avusturalya’yı, Kanada’yı, Yeni Zelanda’yı temsil eden halk imzaları vardı. Kendilerine hiçbir fenalığımız dokunmamış insanlar, bizi yanlış tanıtmış olanların günahlarıyla karşımızda idiler.”

‘ŞERİF HÜSEYİN İHANETİ OLMAYABİLİRDİ’

Eşref Bey, Hıristiyan dünyasına karşı Hindistan Müslüman Cemiyeti’ni harekete geçirdi. Kalküta, Delhi, Keşmir ve Karaçi’de halk sokağa döküldü, İtalyan konsoloslukları saldırıya uğradı. Şiisiyle Sünnisiyle, Hint Müslümanları bir oldu. Hint gazeteleri İtalyan işgalini kınayan başlıklarla çıktı. Pek çok ülkede tepkiler sokağa taştı. Bütün bunlar, İttihatçıları İttihad-ı İslam’a teşvik etti. Eşref Bey’in itirafları ilginçti: “Trablusgarp harbi bizim hangi kuvvetlere istinad edebileceğimizi tereddüde mahal kalmadan ispat etti. Arabistan’da şehir merkezlerinde İngiltere ve Fransa’nın menfaatleriyle sarhoş olan ve siyaseti meslek olarak benimseyenler haricindeki büyük kitle, bilhassa bedeviler devletimize sadık idiler. Biz Trablusgarp’te yerlilerden gördüğümüz alaka ve sadakati her tarafta göreceğimizi düşünüp tedbirler alsaydık ne Şerif Hüseyin ihaneti olurdu, ne Filistin’i ne Suriye’yi ne Irak’ı bu kadar hazin dekorlar ve şartlar içinde kaybetmezdik. Büyük hatamız iş işten geçtikten sonra aklımızın o da maalesef hatalı şekilde başımıza gelmiş olmasıdır. Trablusgarp’ta Mısır bize en cömert şekilde el uzattı. Halkın kalbi bizimleydi. Sunusiler bize inanarak kanlarını döktüler. Yemenliler bize ikram ettiler. Bizi gadre uğramış büyük bir milletin çocukları olarak, kara günlerimizde kendi topraklarının şerefli müdafileri saydılar.”

İNGİLİZ GENERALİ TERSLEDİ

Hamallık yaptığı sırada Anadolu’ya cephane sevkiyatında görev alan Zenci Musa, emekli maaşını “Millet aç… Ben bunu alamam” diyerek kabul etmemiş. Eşref Bey’in anlattığına göre hastalandığında devlet hastanesine yük olmamak için Şeyh Ata Efendi’nin şeyhi olduğu Özbekler Tekkesi’ne sığınmış. Vefat ettiğinde bavulunda kefeni ve Osmanlı haritası varmış. Bir de Eşref Bey’in soluk bir resmi. Eşref Bey, onun için, “Ben Malta’dan kurtulup Milli Mücadele’nin bayrağını açanlardan birisi olmak şerefine mazhar olduğum günlerde, Musa, o benim kahraman Arabım, veremden ölmüş” diyecekti.

Merhum Akif, Zenci Musa’yı Eşref Bey’le birlikte Nasihat Heyeti’nin Arabistan yolculuğunda tanımıştı. Akif, Sudan’ın bu vefakar evladını şiirine alarak şöyle diyordu:

“Eşref beyin emir eri Zenci Musa

İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir

Ve Peygamber bu sayede Göke tırmanabilir”

Hükümet darbesi yaptılar

Edirne’nin düşüşü de İslam dünyasında infiale yol açtı. Edirne’yi savunmadan Bulgarlara verme niyetinde olan Hükümet, kendi idam fermanını da imzaladı. İttihat ve Terakki, Enver Paşa’nın reisliğinde bir gizli toplantı yaptı. Sadrazam Kamil Paşa görevinden istifa ettirilecekti. Operasyon Teşkilat-ı Mahsusa tarafından gerçekleştirilecekti.

KAMİL PAŞA İSTİFA ETTİ

23 Ocak 1913 günü gerçekleşen Babıali Baskını’nda Enver Paşa beyaz bir atın üstünde şimdi İstanbul Valiliği olan binaya geldi. Binaya giden ara sokaklar ve caddeler Özel Teşkilat’ın kontrolündeydi. Hükümet binasını koruyan askerler Enver Paşa’yı görünce silahlarını indiriyordu. Ömer Naci’nin ateşli bir nutuk çekmesinden sonra içeri girdiler. Teşkilat’ın ünlü fedaileri Yakup Cemil, Sapancalı Hakkı, Filibeli Hilmi, Mümtaz Bey, Enver Paşa’nın yanındaydı. Harbiye Nazırı Nazım Paşa, darbecilere engel olmak isteyince Yakup Cemil tetiğe bastı. Konak’ta biri darbeci, dört ceset vardı. Enver Paşa kan dökülmemesi için talimat vermişti. En ufak bir harekette tetiğe basmayı huy haline getiren Yakup Cemil dur durak bilmiyordu. Sadrazam Kamil Paşa istifa mektubunu imzaladı. Yeni Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’ydı. Yeni bir dönem başlıyordu.

Libyalılar, Enver Paşa’yı gözyaşlarıyla uğurladı

Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp Harbi’yle meşgul olmasını fırsat bilen Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek, 8 Ekim 1912’de Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açtılar. Osmanlı ordusu Çatalca önlerine kadar çekildi. 8 Kasım 1912’de Yunanlılar Selanik’i işgal etti. 17 Kasım 1912’de Bulgarların İstanbul’u almak için yaptıkları taarruzlar geri püskürtüldü. Bulgarların saldırısı sonunda 26 Mart 1912’de Edirne, ardından Yanya ve İşkodra düştü. 1. Balkan Savaşı, 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması’yla sona erdi. Osmanlı Devleti’nin başkentine birkaç saatlik mesafedeki Edirne düştüğünde Trablusgarp’te savaşan Özel Teşkilat’ın başkanı Enver Paşa geri dönmek zorunda kaldı. Libyalıların gözyaşları içinde, milli marşlarla, tekbirlerle dualarla uğurladığı Enver Paşa İstanbul’a doğru yeni bir maceraya yelken açarken, arkasında muhteşem bir direniş, kulaktan kulağa yayılan destanlar bırakıyordu.

Ömer Muhtar silah arkadaşı Atatürk’ten yardım istedi

Birinci Cihan Harbi’nden sonra Libya’da direnişin simgesi olan Şeyh Ömer Muhtar Teşkilat-ı Mahsusa’nın komutasında savaşan Sunusi gönüllüler arasındaydı. İtalyan işgali sırasında Kasur Zaviyesi imamı olan Ömer Muhtar, 1931’de İtalyanlara esir düşerek idam edildi. 20 yıl savaştıktan sonra şehit olan Ömer Muhtar’ın cesareti Teşkilat-ı Mahsusa subaylarının dikkatini çekmişti. Sunusi şeyhleri, bir gönüllü müfrezesine kumanda eden Ömer Muhtar hakkında subaylara, “Böyle on tane Ömer Muhtar olsa bize yeter” diyorlardı. Teşkilat-ı Mahsusa’dan gerillacılığı öğrenen Ömer Muhtar, Cumhuriyet döneminde, eski silah arkadaşı Atatürk’e mektup yazarak destek istedi. Bu mektuplar cevapsız kaldı. Orhan Koloğlu’nun Libya Kralı İdris Sunusi’nin başbakanlığını yapan babası Sadullah Efendi’nin naklettiğine göre, mektuplar Atatürk’e ulaşmamış. Libyalılar Türkiye’ye uzun süre kırılmışlar. İşin gerçeğini bir İngiliz ajanı, Sadullah Bey’e açıklamış. Buna göre İtalyan işgal kuvvetleri komutanı faşist Mareşal Rodolfo Graziani, bu mektupları ele geçirerek saklamış.

Müslüman olan İngiliz ajanı Libya’da şehit oldu

Sudan’dan gelen gönüllülerden biri de eski İngiliz istihbaratçı ‘İngiliz Osman’dı. Enver Paşa, bir hanım arkadaşına yazdığı mektupta, şehit düşen İngiliz Osman için şöyle diyordu: “Kampımızda buraya gelmeden önce siyasi nedenlerle Müslüman olan İngiliz bir asker vardı. Hayatımda hiç karşılaşmadığım bir gözü pekliğe sahip, hakikaten çok iyi çocuktu. İtalyan dikenli tellerinin altından kayıp onların kalelerine girmek onun için spordu. Geçen gün Derne Vadisi’nde adamlarımla öldürüldüler, yaralandılar ve İtalyanlar tarafından götürüldüler. Hepimiz nasıl seviyorduk onu. Bu akşam yine, asıl adı Stuart Smallwood olan Osman adlı bu zavallı İngiliz kahramanı deforme olmuş ve antipatik suratıyla düşündüm. Onu yine de çok seviyor ve olağanüstü yiğitliğine hayrandım. Heyhat. Şimdi öldü ve cesedi İtalyanların ellinde. İsmini yaşatmak için herşeyi yapacağım. Ailesinin altın imtiyaz madalyasını alması için Harbiye Nezareti’ne yazdım, annesi Şefkat Madalyası alacak ve ismi Harbiye Nezareti’nin altın defterine kazınacak. Ona gelince, o herhalde mutlu, huzurlu ve memnundur.”

 

Abdullah MURADOĞLU
amuratoglu@yahoo.com

 

 

 

Yorumlar

“3) TEŞKİLAT-I MAHSUSA ( 3 )” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. Enes Şengönül yorum tarihi 11 Temmuz, 2008 00:31

    Başlığı değişsek daha iyi olur bence.Teşkilat-ı Mahsusa İslam Alem’ine destek vermiştir çünkü..

  2. çakır yorum tarihi 3 Mart, 2009 09:11

    NE OLURSA OLSUN O İNSANLAR B BU GÜNLEREU ÜLKE İÇİN MÜCADELE VERİP ÜLKEMİZİ BUGÜNLERE TAŞIMIŞLR ONLARA SAYGI DUYAR RAHMET DİLERİM.

  3. abdullah mızrak yorum tarihi 11 Kasım, 2010 10:21

    teşkilat ve teşkilat- mahsusa hakkında şümullu bir bilgi gönderebilir misiniz e mail adresime gönderir misiniz?
    merakla bekliyorum
    şimdidden teşekkür ederim

Yorum yap