98) BAŞKAN OBAMA’NIN TBMM’DEKİ KONUŞMASI (Türkçe tam metin)

Yayin Tarihi 7 Nisan, 2009 
Kategori SİYASİ

 

BAŞKAN OBAMA’NIN

TBMM’DEKİ  KONUŞMASI

image00116.jpg


BEYAZ SARAY Basın Bürosu, 6 Nisan 2009
Ankara, Türkiye, (Yerel saat ile 15:30)

 

Sayın Başkan, Sayın Başkanvekili Hanımefendi, Sayın Üyeler,

Bu mecliste konuşmaktan onur duyuyorum. Ülkelerimiz arasındaki ittifakı ve halklarımız arasındaki dostluğu tazelemek istiyorum.

Bu, ABD başkanı olarak ilk deniz aşırı seyahatim. G-20 zirvesi için Londra’daydım, NATO zirvesi için Strazburg’ta ve AB zirvesi nedeniyle Prag’da bulundum.

Seyahatime, dünyaya bir mesaj vermek için mi Ankara ve İstanbul ile devam etmek istediğim soruldu bana.

Cevabım basit:

– Evet… (Alkışlar)

Türkiye nazik, hassas, önemli bir ülke. Türkiye Avrupa’nın önemli bir parçası. Türkiye ve ABD, günümüzün sorunlarına, tehditlerine, tehlikelerine karşı yan yana olmalı, birlikte çalışmalı.

Bu sabah, Cumhuriyetinizin olağanüstü kurucusunun kabrini ziyaretin büyük ayrıcalığını yaşadım. Tarihin akışını şekillendirmek için çok yapmış bir insan için oluşturulan bu muhteşem anıt beni derinden etkiledi.

Ancak Atatürk’ün hayatını simgeleyen en büyük anıtın taş ve mermerle canlandırılabilecek basit bir şey olmadığı da çok açık. Onun en büyük mirası, bu meclisin bugünlere taşıdığı Türkiye’nin güçlü, enerjik, laik demokrasisi… (Alkışlar)

Bu istikbal kolay sağlanmadı. Garantisi yoktu. Birinci Dünya Savaşı sonunda, Türkiye, topraklarında hak iddia etmeye veya eski bir imparatorluğu yeniden güçlendirmeye çalışan yabancı güçlere direnemeyebilirdi.

Ama Türkiye farklı bir yol seçti. Kendinizi yabancıların kontrolünden kurtardınız, Birleşik Devletlerin ve bütün dünyanın saygı duyduğu bir cumhuriyet kurdunuz.

Bu öykünün çok basit bir gerçeği var: Türkiye’nin demokrasisi, bizzat sizin başarınız, kazanımınız. Bu size bir dış güç tarafından zorla kabul ettirilmediği gibi, mücadelesiz ve özverisiz de oluşmadı. Türkiye, gücünü, hem geçmişteki başarılarından hem de halkınıza yeni ilerlemeler sağlayan her yeni kuşağın çabalarından aldı.

Şimdi… Benim ülkemin demokrasisinin de kendine özgü bir öyküsü var. Amerika’da devrimi gerçekleştiren ve ilk Başkanımız olarak bizi yöneten GENERAL, birçoğunuzunda bildiği gibi George Washington’dur. Tıpkı sizin gibi, biz de kurucu babamız için muazzam bir anıt yaptık. Onun adını taşıyan başkentin göbeğinde kule gibi yüksek bir dikilitaş şeklinde… Washington anıtını her sabah Beyaz Saray’ın penceresinden görebiliyorum…

Anıtın yapımı onlarca yıl sürdü. Sık sık durakladı. Ama zaman içinde, gittikçe daha çok insan bugün hala ayakta olan etkileyici anıtın inşaatına katılmaya, katkıda bulunmaya başladı.

Bize yardıma gelenler arasında, Washington’a ve kurulmasına katkıda bulunduğu ülkeye kendilerine özgü takdir ve armağanlarını sunan, dünyanın her yanından dostlar vardı.

Bu armağanlardan biri de İstanbul’dan geldi. Osmanlı Sultanı Abdülmecid, Washington anıtının oluşumuna yardımcı olan birmermer levha göndermişti. Lavhanın üzerinde sade birkaç sözcük kazılıydı:

«İki ülke arasında dostluğu güçlendirmesi adına…»

Bu sözlerin mermer üzerine nakşedilmesinin üzerniden 150 yıl geçti. Halklarımız pek çok değişim yaşadı. Ama dostluğumuz güçlü, ittifakımız devam ediyor.

Başkan Truman’ın Türkiye’nin özgürlük ve egemenliğini koruma sözü verdiği, Türkiye’nin de NATO ittifakına katıldığı İkinci Dünya Savaşı yıllarında gelişen bir dostluk bu. Türk birlikleri Kore’den Kosova’ya, Kabil’e kadar bizim yanımızda görev yaptı. Büyük Soğuk Savaş sınavını birlikte dayandık. Ülkelerimiz arasındaki ticaret sürekli arttı. Aynı şekilde bilim ve araştırma alanında işbirliği de…

Halklarımız arasındaki bağlar derinleşirken, artık gittikçe daha fazla Türk asıllı Amerikalı ülkemizde yaşıyor, çalışıyor ve başarılı oluyor. Bir basketbol sever olarak Hedo Türkoğlu ve Mehmet Okur’un çok güzel basketbol maçları çıkardığını da fark ettim.

Birleşik Devletler ve Türkiye her zaman her konuda mutabık olmadılar; bu, hiçbir ikili ilişkide beklenmeyen bir durum. Ama son 60 yılın birçok sorununa birlikte katlandık. Hem Amerika hem Türkiye, ittifakımızın gücü ve dostluğumuzun sağlamlığı sayesinde şimdi daha güçlü, dünya da daha güvenli.

Günümüzde ise demokrasilerimiz beklenmedik bir sorunlar, tehditler paketiyle karşı karşıya. Sınır tanımayan bir ekonomik kriz, masum erkeklerin, kadınların ve çocukların ölümüne yol açan bir aşırılık; enerji kaynaklarımızla ilgili sıkıntılar ve değişen bir iklim; dünyanın en öldürücü silahlarının çoğalması; trajik çatışmanın devam etmesi…

Bunlar genç ülkelerimizin büyük sınavları… Önümüzdeki yıllarda yapacağımız tercih, geleceği korkununu mu yoksa özgürlüğün mü, yoksulluğun mu yoksa refahın mı, çatışmanın mı yoksa adaletin, güvenliğin ve kalıcı barışın mı şekillendireceğini belirleyecek.

Şurası çok kesin: Hiçbir ülke bu tehditlere, bu sorunlara tek başına karşı koyamaz; bunların üstesinden gelinmesinde bütün ülkelere görev düşüyor. Birbirimizi niye dinlememiz ve ortak bir zemin aramamız gerektiğinin cevabı, açıklaması bu. Bu nedenle karşılıklı çıkarlara dayanmamız ve farklılıklarımız üzerinde yükselmemiz gerekiyor. Birlikte hareket edersek daha güçlüyüz. Avrupa’ya yaptığım bu ziyaret boyunca yanımda taşıdığım mesaj bu. Cumkhurbaşkanınız ve Başbakanınızla görüşme ayrıcalığını bulduğumda verdiğim mesaj bu. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilerlemeye devam ederken kullanacağı yaklaşım bu.

Amerika ve Türkiye zaten G-20 içinde görülmemiş bir iktisadi krize verilecek görülmemiş karşılık üzerinde birlikte çalışıyor. Geçtiğimiz hafta, dünyanın en büyük ekonomilerinin büyümeyi teşvik etmek, kredi akışını düzenlemek; korumacılığın baskılarını durdurmak, gelişmekte olan ülkelere ve bu yuvarlanışın en sert vurduğu insanlara yardım eli uzatmak, dünyanın bir daha bu tür krizlerle asla karşılaşmaması için düzenleyici sistemlerimizde etkin reformlar yapmak üzere güçlü ve eşgüdümlü tedbirler almasını sağlamak için bir araya geldik.

Yolumuza devam ederken, Amerika ve Türkiye, uluslarımızın refahına hizmet edecek pek çok fırsat yaratabilir. Cumhurbaşkanı ve ben bu sabah ticaret ve iş ilişkilerinin geliştirilmesi üzerinde durduk. Enerji, istihdam yaratma konularında muazzam fırsatlar var. Sadece başka enerjilere, başka ülkelerin enerji kaynaklarına bağımlı kalmamak için değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yeni enerji kaynakları yaratabilir, olanları çoğaltabiliriz. Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları ve var olanların verimliliğini artırmak için ortak bir Temiz Teknoloji Fonu kurmalıyız. Birleşik Devletler, Türkiye ve Avrupa’da piyasaların güçlenmesi için, petrol ve doğal gaz alanında sahip olduğunuz son derece önemli Doğu-Batı koridoru rolünü desteklemeye devam edecektir.

Bu iktisadi işbirliği, Avrupa’nın ve Birleşik Devletlerin NATO müttefiki olarak Türkiye’yle paylaştığı ortak güvenliği, demokrasi adıyla paylaştığımız ortak değerleri destekleyecektir. Dolayısıyla, 21′inci yüzyılın sorunlarıyla mücadelede, tam anlamıyla birleşmiş, barışçı ve özgür bir Avrupa gücü için çalışmalıyız.

Bu noktada izin verirseniz açık konuşayım: Birleşik Devletler, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olma girişimini sonuna kadar desteklemektedir. (Alkışlar) AB üyeleri olarak değil Türkiye ve Avrupa’nın yakın dostları olarak konuşuyoruz. Türkiye, Atlantik-ötesi ve Avrupa kuruluşlarında her zaman kararlı bir müttefik ve sorumluluk sahibi bir ortak olmuştur. Türkiye Avrupa’ya Boğa üzerindeki köprülerin ötesinde bağlıdır. Yüzlerce yıldır paylaşılan bir tarih, kültür ve ticaret sizi bir araya getiriyor. Avrupa, etnisite, gelenek ve inanç farklılıklarından dolayı eksilmiyor, küçülmüyor, tersine kazançlı çıkıyor. Türkiye’nin üyeliği Avrupa’nın temeline bir kere daha güç katacak ve onu genişletecektir.

Kuşkusuz bugün Türkiye’nin kendi sorumlulukları var. Üyeliğe doğru önemli ilerlemeler sağladınız. Ama biliyorum ki Türkiye, sadece Avrupa Birliği üyeliği gerektirdiği için değil, aynı zamanda Türkiye için de gerekli ve doğru olduğu için, zorlu siyasi reformlar gerçekleştirdi.

Son birkaç yıl içinde devlet güvenlik mahkemelerini kaldırdınız, savunma hakkını genişlettiniz. Ceza yasasını değiştirip basın ve toplantı özgürlüklerini düzenleyen yasaları güçlendirdiniz. Kürtçe öğretimi ve Kürtçe yayın konusundaki yasakları kaldırdınız. Bütün dünya, Kürtçe yayın yapan yeni devlet kanalıyla verilen önemli mesajı saygıyla not etti.

Bütün bu gelişmeler, yeni yasalar çıkarılması gereğini ve sürdürülmesi gereken bir momentum gereğini doğurdu. Çünkü demokrasile durağan olamaz; sürekli ilerlemek zorundadırlar. Din ve ifade özgürlüğü, anca devleti güçlendiren güçlü ve dinamik bir sivil toplum yarattı. Tıpkı Halki Seminerinin yeniden açılması gibi adımların Türkiye’nin içinde ve dışında benzer mesajlar yayacak olması gibi… Hukuk devletine sürekli bağlılık, herkese karşı adil olmaktan kaynaklanacak güvenliği sağlamanın da tek yolu… Güçlü azınlık hakları, bütün yurttaşlardan gelecek katkıların tamamından toplumun bütününün yararlanmasını sağlar.

Bunları, kısa bir süre öncesine kadar, benim gibi insanların bırakınız ABD başkanı olmayı, oy kullanmasını bile güçleştiren bir ülkenin başkanı olarak söylüyorum. Ama ülkelerimizi zenginleştirenin de işte bu değişim kapasitesi olduğu çok açık. Demokrasimizin temelini güçlendirirsek karşılaştığımız her sorun daha kolay çözülür. Bu işleyiş hiçbir zaman durmaz. Birleşik Devletlerde, Guantanamo Körfezindeki hapishanenin kapatılması talimatını vermemizin nedeni budur. İşkenceyi, istisnasız ve kaçamaksız yasaklamamızın nedeni budur. Hepimiz değişmek zorundayız. Ne yapalım ki değişim bazen zordur.

Bütün demokrasilerin ileriye doğru giderken karşılaştıkları bir başka sorun, geçmişle nasıl başa çıkılacağı… Birleşik Devletler hala kendi tarihimizdeki bazı karanlık dönemlerle uğraşıyor. Sözünü ettiğim Washington anıtının karşısında da, Washington, devrimimizi gerçekleştirdikten sonra bile köleleştirilenleri özgürleştiren Abraham Lincoln’ün anıtı var. Bizim ülkemiz, Amerikan yerlilerine geçmişte yapılanlar gibi, hala köleliğin ve ayrımcılığın kalıntılarıyla mücadele ediyor.

İnsanın çabası, mücadelesi, yine kendi doğası gereği hiç bitmez. Tarih genellikle trajiktir ama çözümsüzdür, çok büyük bir ağırlığı olabilir. Her ülke kendi geçmişi üzerinde çalışmalıdır. Geçmişle hesaplaşma, daha iyi bir gelecek kurmakta bize yardımcı olur. Bu mecliste 1915′in korkunç olayları konusunda sert görüşler olduğunu biliyorum. Benim görüşlerim üzerine de çok değişik yorumlar yapılabilir; ama asıl önemli olan, Türk ve Ermeni halklarının geçmişi nasıl değerlendirdikleridir. Türk ve Ermeni halkları için ilerlemenin en iyi yolu, geçmişi dürüst, açık ve yapıcı bir şekilde ele alan bir süreçtir.

Türk ve Ermeni yönetimlerinin attığı tarihi ve umut verici adımları zaten gördük. Bu temaslar yeni bir dönem vaad ediyor. Sınırların açık olması Türk ve Ermeni halklarını yeniden barış ve refah içinde bir arada yaşamaya döndürecek, bu da her iki ülkenin yararına olacaktır. Birleşik Devletlerin Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesini sonuna kadar desteklediğini bilmenizi istiyorum. Bu, uğrunda çalışmaya değer bir konudur.

Bu durum, Türk yöneticilere bölgede bütün Güney Kafkasya ülkeleriyle normal ve barışçı ilişkiler kurmak durumunda olan tek ülke olmaya hazır olmanızı söylüyor. Bu barışı sağlamak için, gereğinden fazla uzayan Karabağ sorununun çözümüne yardımcı olmakta yapıcı bir rol oynayabilirsiniz.

Barışın oluşturulması, Doğu Akdenizde devam eden anlaşmazlıkları da içerir. Bu noktada umutlu olmak için bir neden de vardır. Kıbrıs’taki iki liderin, Birleşmiş Milletler İyi Niyet Misyonu çerçevesinde müzakerelere devam etmeleri onlar için bir fırsattır. Birleşik Devletler, tarafların, Kıbrıs’ı iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon halinde birleştiren adil ve kalıcı bir çözüm üzerinde çalışırken ihtiyaç duyacağı her türlü yardıma hazırdır.

Bu çabalar, Türkiye’nin çevresindeki kritik bölgenin bir bölümüyle ilgilidir. Ama önümüzdeki, sorun üstüne sorun diyebileceğimiz sorunlara baktığımızda, ortak hedeflerimiz var.

Orta Doğu’da ortak hedefimiz, İsrail ile komşuları arasında kalıcı bir barıştır. Açık konuşmak gerekirse, Birleşik Devletler, İsrail ve Filistin şeklinde iki devletin barış ve güvenlik içinde yan yana yaşaması hedefini sonuna kadar destekler. Bu, Filistinliler, İsrailliler ve bütün dünyada iyi niyet sahibi herkesin desteklediği bir hedeftir. Bu, tarafların Annapolis’te benimsedikleri yol haritasında belirlenen hedeftir. Bu, Birleşik Devletler Başkanı olarak benim de faal olarak destekleyeceğim hedeftir.

Önümüzdeki yolun zorlu olduğunu biliyoruz. Gerek İsrailliler gerekse Filistinliler, güven oluşturmak için gerekli adımları atmalıdır. Türkiye, güvenlik arayışında İsrail’in dostuğu ve ortağı olmuştur. Tıpkı Birleşik Devletler gibi siz de Filistinliler için umutlu bir gelecek ve devlet istiyorsunuz. Öyleyse bugün, kötümserlik ve güvensizliğe düşmemek için birlikte çalışmalıyız. Sizin Suriye ile İsrail arasındaki müzakereleri destekleyerek yaptığınız gibi, ilerlemeye yönelik her adımı desteklemeliyiz. Mahrumiyet içindeki Filistinlilere el uzatırken, bir yandan da kendi kurumlarını güçlendirmelerine yardımcı olmalıyız. Teröre başvurulmasını reddetmeli, İsrail’in güvenlik endişelerinin meşru olduğunu kabul etmleliyiz.

İran’ın nükleer silah hevesinden vaz geçmesi de Bölgede barışı geliştirecek bir başka unsur. Dün Prag’da da belirttiğim gibi, nükleer silahların yaygınlaşması hiç kimseye yarar getirmez; Türkiye’ye hiç getirmez. Zor bir bölgede yaşıyorsunuz; bir nükleer silah yarışı, bu ülkenin güvenliğine hiç katkı sağlamaz. Dünyanın bu kısmı, şiddetle zaten yeterince ünlenmiştir. Nefretle yeterince ünlenmiştir. Şu ana kadar bildiklerinden çok daha güçlü yıkım araçları için yaşanacak bir yarışa ihtiyacı yoktur

İran İslam Cumhuriyeti halkına ve yöneticilerine, Birleşik Devletlerin karşılıklı çıkar ve karşılıklı saygıya dayalı ilişki istediğini açıkça ifade ettim. İran’ın milletler camiasında hak ettiği rolü oynamasını istiyoruz. İran büyük bir medeniyet. Refah ve güvenlik sağlayacak ekonomik ve siyasi entegrasyona katılmalarını istiyoruz. Ama İran yönetimi, kendi halkının geleceği için bir silah mı geliştireceğine yoksa daha iyi bir gelecek mi kuracağına karar vermelidir.

Gerek Türkiye gerek Birleşik Devletler, teröristler için emniyetli bir cennet işlevi görmeyen güvenli ve birleşmiş bir Irak’ı destekliyor. Savaşın devam edip etmemesi konusunda farklı görüşler olduğunu biliyorum. Hatta kendi ülkemde bile farklı görüşler var. Ama artık bugün bu savaşa sorumlu bir şekilde son vermek üzere bir araya gelmeliyiz.Çünkü Irak’ın geleceğini bölgenin bütününün geleceğinden ayırmak mümkün değil. Daha önce de ifade atiğim, birçoğunuzun da bildiği üzere, Birleşik Devletler, önümüzdeki Ağustos sonundan itibaren muharip tugaylarımızı çekeceğiz. Öte yandan da Irak hükümetiyle güvenlik sorumluluğunu almalarını sağlayacak şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Irak, Türkiye ve Irak’ın bütün komşularıyla, farklılıkları uzlaştıran ve ortak güvenliğimizi geliştiren yeni bir diyalog oluşturmak üzere birlikte çalışacağız.

Ama yanlış yapmayalım… Irak, Türkiye ve Birleşik Devletler terör tehdidi ile karşı karşıya. Buna, Iraklıları parçalamak ve ülkelerini yıkmak isteyen El Kaide terörü de dahil. Buna PKK da dahil. Hiçbir ülkeye yönelik terör höşgörülemez. (Alkışlar) Başkan ve bir NATO müttefiki olarak, PKK veya başka herhangi bir teröris faaliyete karşı desteğimizi arkanızda bulacağınıza söz veriyorum. Bu çabalar, Türkiye, Irak hükümeti ve Iraklı Kürt liderler arasında işbirliği bağları oluşturma çabalarının devamıyla ve sizin Türkiye’deki Kürt nüfusun için eğitim, fırsat ve demokrasiyi geliştirme yönündeki kesintisiz çabalarınızla güçlenecektir.

Son olarak, Pakistan ve Afganistan’ın da Al Kaide için güvenilir bir cennet olmasını reddetmek de ortak hedeflerimizden biri. Dünya, bu bölgenin kötüye gitmesine, El Kaide teröristlerinin başka yeni saldırılar gerçekleştirmesine izin veremez. Kendi güvenliklerini sürdürebilmeleri ve eski düşmanlıkları unutmaları için Afganları eğitme çabalarımızı yoğunlaştırmamızın nedeni budur. El Kaide’yi sarsmak, parçalamak ve yenmek için çabalarımızı yoğunlaştırmak istememizin nedeni budur. Afganistan ve Pakistan halklarına desteğimizi artırmamızın nedeni budur.Böylelikle sadece güvenliği korumuş olmuyor, aynı zamanda daha iyi bir yaşam ve fırsat yaratma vaadini de sunmuş oluyoruz.

Türkiye hakiki bir dost. Birlikleriniz, Uluslar arası Güvenlik Destek Gücü ISAF’a ilk katılanlar arasında. Bu yönde çok fedakarlıklara katlandınız. Artık hedeflerimize birlikte ulaşmamızın zamanıdır. Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi ve desteklenmesi, bölgeye çeşitli fırsatlar sunma konusunda bize sağladığınız yardıma takdirlerimi sunuyorum. Daha önce birçok kez yaptığımız gibi bu tehdide de birlikte karşı durabiliriz.

Son birkaç yılda çeşitli güçlükler yaşandığını biliyorum. Birleşik Devletlerle Türkiye’yi birbirine bağlayan güvenin zorlandığını, sarsıldığını biliyorum. Bu zorlanmanın, sarsılmanın İslam inancının yaşandığı pek çok yerde paylaşıldığını da biliyorum. Becerebildiğim kadar açıkça şunu söylemek isterim ki: Birleşik devletler, İslam’la bir savaş halinde değildir ve asla olmayacaktır. (Alkışlar)

Aslında İslam dünyasıyla ilişkimiz sadece bütün inançlara mensup insanların reddettiği şiddet ideolojilerini püskürtmek açısından değil, ama aynı zamanda bütün Müslümanlar için sunduğu firsatları güçlendirmek açısından da hayati önem taşıyor.

Amerika’nın Müslüman camiayla, İslam dünyasıyla ilişkisinin sadece terörizme karşı çıkmaya dayanmayacağını, dayanmasının mümkün olmadığını da aynı açıklıkla belirtmek isterim. Biz karşılıklı çıkara ve saygıya dayalı daha geniş ilişkiler istiyoruz. Dikkatle dinleyeceğiz, yanlış anlamaları aşacağız ve ortak bir zemin arayacağız. Anlaşamadığımız zaman bile saygılı olacağız. Kendi ülkem de dahil dünyanın şekillenmesinde asırlar boyunca çok şey yapmış İslam inancına olan derin takdirimizi ifade edeceğiz. Birleşik devletler Müslüman Amerikalılarla zenginleşmiştir. Başka pek çok Amerikalının ailesinde Müslümanlar vardır veya büyük kısmı çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşamıştır. Biliyorum… Çünkü ben onlardan biriyim. (Alkışlar)

Hepsinden önemlisi, daha iyi bir geleceğe olan bağlılığımızı eylemlerimizle de sergileyeceğiz. Daha fazla çocuğun, başarılı olmak için muhtaç olduğu eğitimi almasına yardımcı olmayı istiyorum. İnsanların sağlık tehlikelerine açık olduğu yerlerde sağlık korumanın geliştirilmesini istiyoruz. Bütün insanlara refah getirebilecek ticaret ve yatırımları artırmak istiyoruz. Önümüzdeki aylarda, Bu amaçlar doğrultusunda özel programlar açıklayacağım. Ortak umutlarımızı, ortak düşlerimizi gerçekleştirmek için bütün İslam dünyasındaki insanlarla ortaklık, işbirliği konusunda ne yapabileceğimiz üzerinde yoğunlaşacağız. Ki insanlar, bugün geriye dönüp baktıklarında bütün insanlara dostluk eli uzattığımız bir Amerika’dan söz edebilsinler.

Eski bir Türk atasözü var: «Yangına körükle gidilmez.» Amerika bunu biliyor. Türkiye bunu biliyor. Zor gücüyle karşılaşması gereken bazı insanlar var; onlar uzlaşmayacaklar. Ama zor kullanımı tek başına bizi sorunlarımızı çözemez. Aşırılığın alternatif zor kullanımı değildir. Gelecek, yıkanların değil yapanların, yaratanların geleceği olmalıdır. Bu gelecek, uğruna çalışmamız, hem de birlikte çalışmamız gereken gelecektir.

Türkiye’nin geleceğini tartışmaktan hoşlananlar olduğunu biliyorum. Ülkenizi kıtaların kesişme noktası ve tarihin akışlarının yaşandığı yer olarak görüyorlar. Buranın, medeniyetlerin buluştuğu ve farklı insanların bir araya geldiği bir yer olduğunu biliyorlar. Hangi yöne çekileceğinizi merak ediyorlar.

Ama inanıyorum ki anlamadıkları nokta şu: Türkiye’nin büyüklüğü, işlerin, ilişkilerin, olayların, her şeyin merkezinde olabilme yeteneğinden kaynaklanıyor. Burası, Doğu ve Batının ayrıldığı, bölündüğü yer değil; tam tersine birleştiği yer. Türkiye’nin büyüklüğü kültürünüzün güzelliğinden kaynaklanıyor; tarihinizin zenginliğinden kaynaklanıyor; demokrasinizin gücünden kaynaklanıyor; gelecek umutlarınızdan kaynaklanıyor.

Burada sizlerle olmaktan, birlikte ulaşmamız gereken geleceğe bakmaktan ve Amerika’nın güçlü ve kalıcı dostluğumuza olan beğlılığımızı teyit etmekten onur duydum. Çok teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. (Yerel saat ile 15:55)

Çeviri: Ali TARTANOĞLU

 

Yorumlar

“98) BAŞKAN OBAMA’NIN TBMM’DEKİ KONUŞMASI (Türkçe tam metin)” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. Serhat ÖZKAN yorum tarihi 7 Nisan, 2009 21:00

    Bunu bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim.

  2. Asena_şehit yorum tarihi 7 Nisan, 2009 23:24

    evet başkan obama kürtçe yayın yasağını kaldırdık. bayrağımızı yerlere atmalarına izin verdik. vatan toprağı da verirsek gene teşekküre gelirmisiniz? ama bu sefer elinizde çiçeklerle gelin…

  3. türk oğlu yorum tarihi 19 Nisan, 2010 12:10

    türk milletinin bu kadar mankurtlaşmasına tahammül edemiyorum

Yorum yap