95) ZARARLI CEMİYETLER (MÜSLÜMANLAR-YAHUDİLER)

Yayin Tarihi 18 Ocak, 2008 
Kategori TÜRK DÜNYASI

MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİNDE ANADOLU’DA

FAALİYET GÖSTEREN ZARARLI CEMİYETLER

 

4. Yahudiler Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler

 Yahudiler, 1492 yılında İspanya’dan sürüldüğü zaman, kendilerine sığınma hakkı tanıyarak, ülkesine kabul eden devlet, sadece Osmanlı Devleti olmuştu. Bu tarihten itibaren,

Türklerle Yahudiler arasındaki ilişkiler de başlamış ve uzun bir süre iyi yönde gelişmiştir. Yahudiler, kendilerine yaşama hakkı verilen Osmanlı Devleti’nde, Türklerin hoşgörülü siyaseti sayesinde kültür, din ve ticaret serbestliği gibi imtiyazlar elde ederek, kendilerini geliştirmiş ve bir müddet sonra zenginleşmişlerdir.

 Yahudilerin ortak amacı, Filistin bölgesinde bir İsrail devleti kurmaktı. 1514 Çaldıran ve 1517 Ridaniye savaşlarından sonra, Arap yarımadasının kontrolü tamamen Osmanlıların eline geçince, Yahudilerin ele geçirmeyi planladıkları Filistin bölgesi de Osmanlı toprağı haline gelmişti.

 Osmanlı Devleti’ne müracaat ederek, Kudüs başta olmak üzere, bu bölgeyi satın alma isteğini dile getirebilme cesaretini bile gösteren Yahudiler, Padişahtan red cevabı alınca, hayal kırıklığına uğramışlardı. Bu hayalleri içlerinde bir uhde olarak kalan ve amaçlarına ulaşmak için beklemek durumunda olan Yahudiler, Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra, o zamana kadar Osmanlı Devleti’nin sadece himmetine ve himayesine mazhar olmuş olmalarına rağmen, dostça ve dürüst davranmamaya başlamışlardı. Diğer iki azınlık gibi, terör ve şiddet faaliyetlerine girişmemekle birlikte, Rumlarla beraber çalışmayı kabul etmişler ve Hahamhane tıpkı Rum Patrikhanesi gibi, barış konferansına sunulmak üzere bir muhtıra hazırlatmıştı.

 Yahudiler, Filistin toprakları mütareke sonrası İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği ve Türklerin elinden çıkmasından sonra kendilerine ayrılacağına güvenleri olduğu için, Osmanlılardan toprak talebinde bulunmamışlardır. Ancak, Hahambaşı Naum Efendinin başkanlığında yürüttükleri faaliyetleri sırasında, İzmir’in işgalini mesud bir hadise olarak görecek ve İstanbul’da bulunan bir Amerikan heyetine, hiçbir devletin himayesi altına girmek istemediklerini, sadece Wilson prensiplerinde milletlere vaad edilen statüyü kabul edeceklerini bildirerek, Osmanlı Devleti hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuşlardır. 

 Bir taraftan bu çalışmalarını gerçekleştirirken, diğer taraftan da Osmanlı Devleti’nde elde ettikleri, dinî, kültürel ve ticarî imtiyazlarını kaybetmemek için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bu çerçevede, bol paralar harcayarak Makabi ve Alyans İsrail adında cemiyetler kurmuşlar ve Hahambaşının kontrolünde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

 Dolayısıyla gerek Makabi, gerekse Alyans İsrail cemiyeti, diğer azınlık cemiyetleri gibi, çetecilik faaliyetlerine dönük olmayıp, fiili baskı, zulüm ve katliam hareketlerinde bulunmamıştır. Bu sebeple, söz konusu cemiyetlerin konumuzla ilgili Anadolu’daki faaliyetleri hakkında fazla bilgi de mevcut değildir. Ancak, yanlış bir anlaşılmaya meydan verilmemesi gerekir. Çünkü, bu cemiyetler de, Yahudilerin, Türkler aleyhine olarak, mevcut durumdan en iyi şekilde nasıl istifade edebileceği hususu üzerinde çalıştıkları için, Anadolu’da faaliyet gösteren zararlı cemiyetler statüsündedirler. 

 5. Müslümanlar (Türkler – Kürtler)Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler  

 Türkler yada diğer Müslüman etnik unsurlar tarafından kurulan ve sayıları bir hayli fazla olan bu cemiyetlerin hepsini burada incelememiz mümkün değildir. Dolayısıyla belli başlı cemiyetlere değinmeye çalışacağız.

   a) Türkler Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler

 Türkler arasında da bir kısım aydınlar, İzmir’in işgalinden sonra memleketin kurtarılabileceğine dair tüm ümitlerini yitirmişlerdi. Kendilerini umutsuzluğa kaptıran bu kişiler, artık mücadelenin hiç bir fayda sağlamayacağını düşünüyorlardı. Onlara göre, ya galip devletlere hoş görünerek bazı tavizler koparılmalı ya Padişahın etrafında toplanılmalı yada İslam dininin birleştiricilik özelliğinden istifade edilmeliydi.

 Bu kişiler, devletin içinde bulunduğu zor durumdan , ancak bu yollardan birisinin benimsenmesiyle kurtarılabileceğini düşünüyorlardı. Bu düşüncelerine uygun olarak da, manda ve himayeci, Padişah taraftarı yada İslam dininin etrafında toplanılmasını sağlayacağına inandıkları çeşitli cemiyetler kurmuşlardır.

 Şimdi bu cemiyetleri görmeye çalışalım.

 aa) Manda ve Himaye Taraftarı Olan Zararlı Cemiyetler  

 Mevcut şartlar içerisinde devletin kurtarılabileceğine dair bütün umutlarını yitirmiş, millî irade aşkında yoksun aydınların bazıları ise, galip devletlerden birisinin koruyuculuğu altına girerek, işin içinden çıkılabileceğini düşünüyorlardı. Bu çerçevede, onlar, başvurabilecekleri yollardan birisini de, kendi düşüncelerine uygun manda ve himaye taraftarı cemiyetler kurmak olarak görmüşler ve bu tür cemiyetler kurmuşlardır.

 En önemlileri Wilson Prensipleri Cemiyeti ve İngiliz Muhibleri Cemiyeti olan bu cemiyetleri daha yakından tanımaya çalışalım.

 aaa) Wilson Prensipleri Cemiyeti

 Wilson Prensipleri Cemiyeti; 4 Aralık 1918 tarihinde İstanbul’da, çoğunluğu gazeteci-yazar, doktor, avukatlardan oluşan bir aydın grubu tarafından, Amerika’dan yardım sağlamak umuduyla kurulmuştur. Böyle bir cemiyeti kurma fikri ilk olarak, Wilson Prensiplerinin 12. maddesinin uyandırdığı umutla, Halide Edip (Adıvar) dan çıkmıştır.

 Cemiyetin amacı, önce Amerika’nın dostluğunu kazanarak, Wilson Prensiplerine uygun bir barışın gerçekleştirilmesini sağlamak için çalışmak, daha sonra da, Türkiye’yi Amerikan mandası altına sokarak, ülkenin kurtuluşunu temin etmekti.

 Bu cemiyeti kuranların Amerikan mandasını istemekteki başlıca dayanak noktası, Osmanlı Devleti’nin çoğunluğu Türk olan bölgelerinin bile bağımsız kalamayacağı, paylaşılacağı yahut bir başka devletin himayesi altına gireceği endişesi idi. Onlara göre, eğer Amerikan mandası altına girilirde, Amerika’nın rehberliği ve liderliği ile kalkınacaktık. Ayrıca eğer Amerikalılar çekip gitse bile, arkalarında kuvvetli, müreffeh, kültürlü, bütün etnik unsurları müşterek değerlere sahip bir Türkiye bırakacaklardı. Bunlardan başka, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çeşitli askerî, siyasî, ekonomik problemlerin yanında, mutlaka cezalandırılacağı inancı da, bu kişileri amerikan mandası fikrine itmiştir.   

 Kısa ömürlü fakat oldukça tesirli olan bu cemiyet, özellikle basın yayın yoluyla, Amerika lehinde kamuoyu oluşturmak için büyük çaba sarf etmiştir. Türkiye’nin Amerikan mandası altına girmesi için her yola başvuran cemiyet yöneticileri 5 Aralık 1918 tarihinde Amerika Başkanı Wilson’a gönderdikleri bir muhtıra ile, resmen Amerikan mandasını talep etmişlerdir.

 Ancak, Wilson Prensipleri Cemiyeti de, diğer manda ve himaye taraftarı cemiyetler gibi, Millî hareket güç kazanarak, günden güne zafere doğru ilerledikçe, kan kaybetmiş ve Millî Mücadelenin zaferle sonuçlanmasıyla yok olmuştur.

 aab) İngiliz Muhibleri Cemiyeti

  Manda ve himaye taraftarlarının savundukları en önemli görüşlerden birisi de, İngiltere’nin koruyuculuğunun temini fikri idi. Onlara göre, özellikle Türklerle – İngilizler arasında, yüzyıllardan beri sürüp gelmekte olan samimi ilişkiler yeniden canlandırılır, İngilizlerin sempatisi kazanılır ve himayeleri sağlanırsa, Osmanlı Devleti ile ilgili uygulanmak istenen zararlı kararlardan bir çoğu önlenebilirdi.

 Aydınlardan bir kısmının bu tür düşünceler içinde, kurtuluş çareleri aradıkları bu dönemde, İngilizler de, İstanbul’da daha aktif ve güçlü olarak nüfuzlarını kuvvetlendirmek ve kendileri lehinde propaganda yaptırarak, kamuoyu oluşturtmak maksadıyla çeşitli arayışlar içerisine girmişlerdi. Bu maksatla  özellikle İstanbul’da elde edecekleri Türklere kendileri lehinde faaliyet gösterecek bazı cemiyetler kurdurarak, bu hedeflerine ulaşmayı planlıyorlardı.

 Bu sebeple, daha önce değişik ülkelerde İngiltere adına çeşitli cemiyetlerin kuruluşu sırasında görev almış olan, Papaz Frew’e bu görevi verdiler. Frew, bu dönemde Osmanlı Devleti’nin mevcut hukuk sistemine göre böyle bir cemiyeti kuramayacak olması sebebiyle geri planda kalarak, kendi adına bu cemiyetin kuruluşunu gerçekleştirecek, Türk yandaşlar aramaya başladı. Bu sırada, zaten, çıkardığı Yeni İstanbul gazetesinde, İngiliz himayesinin kabul edilmesi yönünde fikirler beyan etmekte olan Sait Molla, İngilizler lehinde faaliyetler gerçekleştirecek olan bu cemiyeti kurmaya talip oldu.

 Frew ile işbirliği içinde cemiyeti kurma çalışmalarına başlayan Sait Molla, İngilizlerin isteği doğrultusunda ilk önce kurulacak böyle bir cemiyete kaç kişinin üye olacağını tespit etmek maksadıyla bir ön çalışma yaptı. Bu çalışmanın başarılı sonuçlar vermesinin ardından aldığı talimât doğrultusunda harekete geçen Molla, 20 Mayıs 1919 günü cemiyetin beyannâmesini Dahiliye Nezaretine vererek İngiliz Muhibleri Cemiyetini resmen kurdu.

 Aslında bu dönemde Osmanlı Devleti’nde yürürlükte olan Cemiyetler Kanununa göre, böyle bir cemiyetin kurulmasına imkan yoktu,. Ancak, cemiyetlerin kuruluşunun Şurâ-yı Devlet tarafından onaylandığı Osmanlı Devleti’nde, Şurâ-yı Devlet azası olan Sait Molla, şahsî nüfuzunu kullanarak bunu gerçekleştirmişti. Dolayısıyla İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Cemiyetler Kanununun müsaade etmemesine rağmen tamamen kişisel ilişkilere dayanılarak kurulmuştur.

 O dönemdeki mevcut hukuk sistemine göre, gayr-ı kanunî olan bu cemiyet, İngilizler ve İngiliz himayesi lehinde propaganda yaparak kamuoyu oluşturmak ve böylelikle memlekete İngiliz himayesini getirebilmek amacını gerçekleştirebilmek için kurulmuştur. Bu sebeple cemiyet, hem kuruluş hem de teşkilâtlanması sırasında İngilizlerden büyük maddî ve manevî destek görmüştür. Cemiyet, bu desteğe bağlı olarak, İstanbul’daki genel merkezden başka, değişik vilayet, liva ve kazalarda şubeler açarak teşkilâtlanmasını gerçekleştirmiştir. Bu çerçevede, özellikle kuruluşundan itibaren işbirliği içinde çalışmalarını sürdürdüğü Hürriyet ve İtilâf Fırkasının şubeleri bulunan yerleşim birimlerinde şubeler açarak, bu fırkaya paralel bir teşkilât ağı kurmuştur.

 Cemiyetin bu teşkilât ağına bağlı olarak kısa sürede üye sayısı da artmıştır. Bunun iki önemli sebebi vardır. Birincisi; cemiyet İngiltere’den aldığı maddî yardımlar sayesinde büyük ekonomik imkanlara sahip olmuştur. Bu imkanı diledikleri gibi kullanan cemiyetin idarecileri, halka paralar dağıtarak üye sayısını arttırmışlardır. İkincisi ise; devrin önemli devlet adamlarından bazıları cemiyetin üyesidir. Bu durum halkın cemiyete üye olması konusunda olumlu tesir yapmıştır.

 Üye sayısının artmasıyla cemiyette iki ayrı görüş ve iki farklı üye tipi ortaya çıkmıştır. Birinci görüş; “Samimi olarak İngiliz dostluğu ve yardımının sağlanması ve bunun için çalışılması gerektiği şeklindeydi. İkinci görüş ise; “Memlekete mutlaka İngiliz himayesinin getirilmesi ve bunun için çalışılması gerektiği” idi. Bu durum kısmen de olsa cemiyette bir bölünme meydana getirmişti. Ancak zamanla ikinci görüşü benimseyen üyelerin sayısının artmasıyla birinci görüşü savunanlar etkisiz kaldıklarından, bu durum ortadan kalkmıştır.

 İngiliz Muhibleri Cemiyeti, üyelerinin durumu açısından diğer cemiyetlerden farklı özellikler gösterir. Her şeyden önce, bu dönemde, Osmanlı Devleti’nde yürürlükte olan Ümerâ, Erkân ve Zabitânın Cemiyetlere Üye Olup Olamayacaklarına Dair Kanunun yasaklamasına rağmen, cemiyetin üyeleri arasında bu sıfatları taşıyan önemli devlet adamları bulunuyordu. Bunun yanında, başka cemiyetlerde pek rastlanmamakla birlikte, kadın üyelerin varlığı söz konusu idi.

 Cemiyetin bu farklı durumu ve özellikle İstanbul’daki İngiliz memurlarıyla olan ilişkisi halkın dikkatini çekiyordu. Yöneticileri, halkın bu durumdan olumsuz etkilenmemesi için yaptıkları açıklamalarda, “İngiliz Muhibleri Cemiyetinin manda ve himaye taraftarı olmadığını ve dünyadaki bütün Müslümanların rahat ve huzura kavuşması için çalıştığını” söylüyorlardı.

 Cemiyetin idarecileri özellikle dînî motiflerle süslü konuşmalarında, halkın dînî duygularını istismar ediyor ve cemiyeti, bir hayır kuruluşu gibi göstererek, olduğundan farklı tanıtıyorlardı. Bu kişiler adeta cemiyetle ilgili olarak halka doğruları söylememeyi alışkanlık haline getirmişlerdi. Nitekim bu durum cemiyetin amaçlarının açıklanması sırasında da kendisini göstermiş ve cemiyetin amacının; sadece İngiliz dostluk ve yardımının elde edilmesi için çalışmak olduğu ilan edilmişti. Halbuki cemiyetin asıl amacı, memlekete İngiliz himayesini getirmek idi. Bu noktada, cemiyetin, açık ve gizli olmak üzere iki farklı amacı ortaya çıkıyordu.

 Cemiyetin ideolojik yapılanması da, asıl amacı olan İngiliz himayesinin kabul edilmesi hedefini gerçekleştirmeye yönelik şekilde oluşturulmuştu. Sait Molla ile Papaz Frew tarafından ortaya konulmuş olan bu ideoloji; ülkenin yegane kurtuluş yolunun İngiliz himayesinin kabul edilmesi olduğu idi.

 Bu ideoloji çerçevesinde bir strateji takip eden cemiyet, strateji olarak kendi planlarının önünde engel gördüğü Millî hareketi ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Bu stratejiye uygun olarak, Millî hareket aleyhinde yürütülecek mücadeleye göre yapılanan cemiyet, bütün birimleriyle bu hareketi yok etmeye çalışmıştır.

 Cemiyet, Millî Mücadeleyi başarısız kılmak ve daha sonra İngiliz himayesini gerçekleştirmek için, siyasî, askerî, iktisadî, casusluk ve eğitim öğretim alanında olmak üzere  top yekün bir faaliyet yürütmüştür.

 Siyasî faaliyetlerini genellikle İstanbul’da sürdüren cemiyet, Padişah ve Hükümetlerle iyi ilişkiler kurmaya büyük önem vererek, onların gücünden istifade etmeye çalışmıştır. Son Osmanlı Mebusân Meclisine karşı ise; Meclis milliyetçi bir çizgi takip ettiği için, bunu kendi menfaâtlerine uygun bulmadığından, açıldığı günden itibaren düşmanca bir tavır takınmıştır. Hatta Son Osmanlı Mebusân Meclisinin kapatılmasını isteyecek kadar ileri gitmekten çekinmemiştir.

 Cemiyetin üzerinde önemle durduğu faaliyetlerinden birisi de propaganda çalışmalarıdır. Bu çerçevede İstanbul’da Millî Mücadele aleyhinde yayın yapan gazetelerle iyi ilişkiler içindeki cemiyet, bir müddet sonra Türkçe İstanbul adıyla bir gazete çıkararak propaganda çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak Heyet-i Temsiliye, İngiliz Muhibleri Cemiyetinin yayın organı Türkçe İstanbul ile Alemdar ve Peyâm-ı Sabah gibi gazetelerin halk üzerindeki olumsuz tesirleri sebebiyle Anadolu’ya sokulmasını yasaklayarak engellemiştir. Bunun üzerine cemiyet, ajanlarını din adamı ve sağlık personeli kisvesi altında Anadolu’ya göndererek bu konudaki faaliyetlerine devam etmiştir.

 Cemiyetin faaliyetleri arasında değinilmesi gereken bir husus da ekonomi alanındaki icraatlarıdır. Yalnız bu cümleden ekonomiyle alakalı bir iş anlaşılmasın. Söylenmek istenen, memlekette büyük ekonomik sıkıntılar yaşanırken, İngilizlerden aldığı paralar sayesinde bu konuda bir sıkıntısı olmayan cemiyetin, Millî Mücadele aleyhindeki hareketlerin tertiplenmesi ve İngiliz himayesinin gerçekleştirilmesi için harcadığı büyük miktardaki paralar ile bazı devlet adamlarına verdiği rüşvet ve üyelerine maaş adı altında bol keseden dağıttığı paralardır.

 İngilizler lehindeki politikalarıyla İngiliz himayesinin gerçekleştirilmesi için çalışan cemiyetin, bu noktada üzerinde durduğu bir konu da kalıcı İngiliz taraftarlığının temini idi. Bunun için eğitim – öğretim faaliyetlerinin etkili olacağı düşüncesiyle bu faaliyetlere de girişen cemiyet, İstanbul’da İngilizce öğretim yapan bir okul açmıştır.

 İngiliz Muhibleri Cemiyetinin en faal olduğu çalışma alanlarından birisi de casusluk faaliyetleridir. Cemiyet bu işe ayrı bir önem vererek çalışmalarını sürdürmüştür. Bu sayede Millî Mücadele hakkında elde edeceği bilgileri İngilizlere vererek, hem bu hareketi başarısız kılmak, hem de kendi durumunu sağlamlaştırmak isteyen cemiyet, kurduğu istihbarat ağı ile zaman zaman bir casusluk teşkilâtı gibi çalışmıştır. Bu çerçevede, bir ara İstanbul’da Millî Mücadele taraftarlarınca kurulmuş olan Felâh Grubunun özünü teşkil eden Hamza Grubunun şifre anahtarını ele geçirerek, Millî Hareketin yapmayı planladığı işlerden önceden haberdar olmuştur.

 Cemiyet, siyasî hedefleri gerçekleştirmek için kurulmuş ve esasında bu konuda faaliyet gösteren bir teşkilâttır. Ancak, siyasî hedeflere ulaşmak için askerî başarının şart olduğu düşüncesi, onun askerî faaliyetlerin içinde yer almasını sağlamıştır. Bu çerçevede Millî Mücadele aleyhinde isyanlar tertiplemekten, bu hareketi lidersiz bırakarak yok etmek maksadıyla Ankara’da başta M. Kemal Paşa olmak üzere önemli ricale suikast tertiplemeyi planlamaya, gayr-ı Türkleri, Millî hareket aleyhinde kışkırtmaktan, düşmanla işbirliği yapmaya kadar değişik askerî faaliyetler gerçekleştirmiştir.

 Özellikle askerî alanda gerçekleştirdiği faaliyetlerle Millî Mücadeleyi başarısızlığa uğratmaya çalışan cemiyet, Türk düşmanlarının Türklüğü yok etmek ideallerine hizmet etmek noktasında yoğun bir çaba sarf etmiştir. İngiliz Muhibleri Cemiyeti çatısı altında birleşenler, Millî Mücadele aleyhindeki faaliyetleri sırasında, kendi menfaâtlerine hizmet edecek her türlü imkanı sonuna kadar kullanmışlardır. Bu uğurda, Türk milleti ve onun ordusuna karşı, Yunanla işbirliği yapmaktan bile çekinmeyen bu kişiler, icraatlarıyla vatana ve millete büyük zarar vermişlerdir.

 İngiliz Muhibleri Cemiyeti, çalışmalarını Millî Mücadeleyi bir İttihatçı hareketi olarak gören ve İttihatçılara şiddetle karşı olduğu için İngilizler lehinde bir politika takip eden Hürriyet ve İtilâf Fırkasıyla işbirliği içinde sürdürmüştür. Ancak cemiyetin işbirliği yaptığı kuruluş sadece bu fırka olmamıştır. Bu cümleden olarak, İlâ-yı Vatan, Tarîk-i Sâlâh, Ahmediye, Askerî Nigâhban, Kürt Teâli ve Teâli İslam gibi, İngiliz taraftarı her kuruluşla, Millî Mücadele aleyhtarlığı noktasında sıkı bir işbirliği içinde bulunmuştur.

 Bu faaliyetlerini yürüttüğü sırada üst kademelerde bulunan bazı memurlardan destek gören cemiyet, kendisine gösterilen bu destek ve yardımlarla adeta devletin resmî bir kuruluşu haline gelmiştir. Cemiyetin idarecileri de, sanki bir devlet kuruluşunun başındaki kişiler gibi hareket ederek, her türlü devlet işlerine karışmakla kalmamışlar, devletin yönlendirilmesinde de kendilerini yetkili sayan bir psikoloji içinde olmuşlardır.

 İngiliz Muhibleri Cemiyeti, işler istediği gibi gitmediği zaman, İngilizlerden aldığı destekle Padişaha muhtıra verecek ve bir çok defalar Hükümetleri tehdit edecek kadar kendisini güçlü görüyordu. Nitekim 27 Kasım 1919 tarihinde Padişaha verdiği muhtırada; “ Millî Mücadele ilkin İstanbul’da ve bizzat Zât-ı Şâhânenizin yakınları arasında meydana gelen ihtilalci bir akımdır.” diyerek, Padişahı bu harekete karşı daha sert tedbirler almadığı için tenkit ediyordu.

 Cemiyet, İngilizlerin devlet üzerindeki nüfuz ve güçlerine paralel bir konumda bulunuyordu. Buna bağlı olarak bir çok konuda haksız bir tutumla devlet işlerine karışırken, zaman zaman kendi planlarının önünde engel gördüğü bazı hususlarda bizzat İngilizlerin yardımını istiyor ve alıyordu. Örneğin, daha rahat çalışabilmek için, İngilizlere, vatansever bazı asker ve sivilleri tutuklatarak Malta’ya sürdürmesi, bu kategoride ele alınması gereken bir davranışıydı. Cemiyetin özellikle vatansever Türkleri tutuklatması ve çeşitli yerlerde tertiplediği iç isyanlarla, Türkü  Türke kırdırması ile İngilizlerle işbirliği içinde, Ermeni ve Rumları Türk milleti aleyhinde harekete geçirmeye çalışması, onun milliyet duygusundan yoksun olarak şekillendiğini ortaya koyarken, Türk milleti ve Millî Mücadeleye karşı büyük bir düşmanlık hali içinde bulunduğunu gösteriyordu.

 İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Millî Mücadele yıllarında Türk milleti aleyhinde gerçekleştirilmeye çalışılan karanlık oyunların her aşamasında rol almıştır. Özellikle büyük paralar harcayarak, halkı kendi yanına çekmek suretiyle, Millî Mücadeleye düşman yapmaya çalışması da bizzat halka, Millî hareketi yok ettirmeye yönelik bir oyundur. Ancak cemiyetin bu planlarına rağmen Millî hareket, halktan aldığı destekle her geçen gün daha da güçlenmiştir. Bunun üzerine, cemiyetin hedefinden uzaklaşarak etkisini kaybetmeye başladığını gören idarecileri, çaresizlik içinde çırpınarak, son bir gayretle onu daha da zararlı bir hale sokmaya çalışmışlardır.

 İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Millî hareket güçlendiği ölçüde zayıflama sürecine girmiştir. Bu süreç çok geçmeden cemiyet içerisinde başarısızlığın sebebini arayan bir muhalefet grubunu ortaya çıkarmıştır. Bu grubun cemiyette iktidarı ele geçirmek için bir mücadele başlatması da, tabiî olarak bölünmeyi beraberinde getirmiştir.

 Cemiyet içinde yaşanan iktidar kavgası ile Millî Mücadelenin başarıya doğru ilerlemesi, zayıflamaya başlayan cemiyeti yıkılma sürecine sokmuştur. Yıkılma dönemine giren İngiliz Muhibleri Cemiyeti, 6 Ekim 1921 tarihinde yapılan son kongresinden itibaren, bir türlü eski günlerine dönememiştir.

 Cemiyet, Millî Mücadelenin kazanılmasından sonra da, İstiklal Mahkemeleri tarafından Türk İnkılâbının düşmanı ilan edilmiştir. Çeşitli şekillerde cezalandırılan yönetici ve bazı üyelerinin, TBMM Hükümeti tarafından yurt dışında yaşamaya mecbur edilmesiyle de, cemiyet sona ermiştir.

 ab) Manda ve Himaye Taraftarı Olmayan Zararlı Cemiyetler

 Yine millî irade aşkından yoksun bazı aydınlar vardı ki, devletin ve milletin kurtuluşunu, bir başka devletin manda ve himayesi altına girmekte görmemekle birlikte, düşünceleri ve takip ettikleri yol, kurtuluş için tek çare olan Millî Mücadele hareketiyle bağdaşmıyordu. Bu kişiler de, kendi düşünceleri istikametinde bazı cemiyetler kurmuşlardı.

 Şimdi en önemlileri Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası ve Teali İslam Cemiyeti  olan bu cemiyetleri ele almaya çalışalım.

 aba) Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası

 Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası; 14 Ocak 1919 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selamet-i Osmaniye Fırkasının birleşmesi sonucu bu adı almıştır.

 Fırkanın amacı; programında da ifade edildiği gibi, Padişahın etrafında toplanılmasını sağlamak suretiyle birlik oluşturmaktır. Devletin içinde bulunduğu zor durumdan ancak bu şekilde kurtulabileceğini düşünmektedir. Bu sebeple, Anadolu’da yürütülen Millî Mücadelenin karşısında yer almıştır.

 Fırkanın, meşrutiyet ve demokrasi ilkelerine dayanarak başladığı siyasî hayatında, çalışmalarının itici gücünü İttihat ve Terakki düşmanlığı oluşturmuştur. Dolayısıyla faaliyetlerini, İttihatçılara düşman olan Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla işbirliği içerisinde sürdürmüştür. Bu çerçevede, zaman zaman iki fırkanın Millî Mücadele aleyhindeki faaliyetleri de paralel gerçekleşmiştir.

 Fırka zaman içerisinde, parlamento içinde kurulmuş bir siyasî parti olmadığı ve 1919 seçimlerinde siyasî tabanı çöktüğü için, İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusanın feshi üzerine terkedilmiş duruma düşmüştür.

  abb) Teali İslam Cemiyeti

 Teali İslam Cemiyeti; İskilipli Hoca Atıf Efendi tarafından, 19 Şubat 1919 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. Önceleri Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan cemiyet daha sonra bu adı almıştır.

 Cemiyetin amacı; nizamnamesinde de ifade edildiği gibi, hilafetçi bir anlayışla bütün Müslümanlar arasında birlik ve kardeşliği sağlayarak, Halifenin etrafında toplanılmasını temin etmektir. Bu sebeple, Osmanlı Devleti’nin dinî esaslara bağlı kalınarak kurtarılabileceğini savunmuş, dolayısıyla, Saltanat ve Hilafetin güçlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

 Cemiyet kendisini, din ve devlet ayrılığına taraftar olmayan, ilmî, ahlakî ve sosyal yollarla siyasî hayata yön vermek gayesinde olan ve fırkalar üstü bir konumda bulunan teşekkül olarak görmüştür. 

 Cemiyet, Hürriyet ve İtilaf Fırkasının paralelinde, ona bağlı bir yan kuruluş gibi çalışmıştır. Siyasî hayattaki bu yerinin doğal sonucu olarak da, İttihatçı ve Müdafaa-i Hukukçuların düşmanı olmuşlardır. Özellikle İttihatçılara düşman gözüyle bakan cemiyet, Kuva-yı Milliye taraftarlarını da onların devamı olarak görmüştür.

 Cemiyet mensupları, gerek, Kuva-yı Milliye taraftarlarına duyduğu düşmanlıktan, gerekse, Millî Mücadelenin, kendilerinin Saltanat ve Hilafeti güçlendirerek kurtuluşa ulaşmak düşüncesine uymaması nedeniyle, bu hareketin karşısında yer almıştır.

 İlmiye sınıfının önemli simalarını bünyesinde toplamış olan cemiyet, yeni medreseler ve okullar açmaktan, sağlık hizmetleri vermeye, camilerden vaazlar vermekten, halka öğüt verici konuşmalar yapmaya kadar değişik çalışmalar gerçekleştirmiştir.

 1920 yılından sonra pek faal görünmeyen cemiyetin, başkan ve bazı üyeleri 1925 yılında Ankara İstiklal Mahkemesince yargılanmışlar, başkan İskilipli Atıf Hoca idama mahkum edilmiş, böylece cemiyet de sona ermiştir. 

 b) Kürtler Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler

 İngilizler, daha I. Dünya Savaşı yıllarında, Kürtlük ve Kürt istiklali fikrinin doğması konusunda çalışmalar yapmışlardır. Bu çerçevede, bölgeye, Lawrence ve Binbaşı Noel gibi ajanlarını göndererek, buradaki bazı aşiretleri bu fikir istikametinde harekete geçirmeye çalışmışlardır. Bölgedeki aşiretlerin büyük bir bölümü tarafından ilgi görmeyen bu faaliyetler, bazı aşiretlerce benimsenmiştir. İngilizler tarafından para,  silah ve cephane yardımı yapılan bu ayrılıkçı Kürt grupları, bölgede bir Kürdistan Devleti kurulabilecekleri hayaline kapılmışlardır.

 Bu hayali gerçekleştirmek için de, çeşitli çalışmalarının yanında, bu uğurda faaliyetlerde bulunacak, Kürt Teali Cemiyeti, Kürdistan Cemiyeti, Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürt Talebe Heyvi Cemiyeti, Kürt Kadınlar Teali Cemiyeti ve Kürt Millî Fırkası gibi çeşitli cemiyetler kurmuşlardır.

 Bu kuruluşlardan en faal ve önemli olanı Kürt Teali Cemiyetidir. Şimdi bu cemiyeti daha yakından tanımaya çalışalım

ba) Kürt Teali Cemiyeti

 Kürt Teali Cemiyeti; 1918 yılında İstanbul’da, Osmanlı Ayan Meclisi üyesi Seyyid Abdülkadir tarafından kurulmuştur. Merkezi İstanbul olan bu cemiyet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Diyarbakır, Elazığ, Dersim gibi çeşitli yerlerinde şubeler açmıştır.

 Cemiyetin amacı; Wilson ilkelerinin Kürtlere de uygulanmasını sağlayarak, bu bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır.

 Bu noktada, Millî Mücadele hareketiyle ters düşen cemiyet, İngilizlerin de tesirinde kalarak, Kürtçülük propagandası yapmaya başlamış ve Jin ve Kürdistan adlı dergiler bu fikirlerini yaymaya çalışmıştır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhibleri cemiyetiyle kader birliği etmiş olan cemiyet, Millî hareket karşısında oluşturulan muhalefet grubunun en faal olanlarındandır.

 Hatta, Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceği söylentileri çıktığı vakit, Şark-i Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kendisine işbirliği teklif ettiği zaman, bu işbirliğine yanaşmayarak, Ermenilerle beraber çalışmakta bir sakınca görmemiştir.

 22 Mart 1919’da barış konferansına Kürdistanla ilgili bir muhtıra veren cemiyetin delegesi Şerif Paşa, Osmanlı Devleti, yeni bir cerrahi ameliyeye maruz kalarak, kendisinden vatanım olan Kürdistanın ayrılmasını görmeğe mahkumdur demişti.

 Ancak, asırlarca Türklerle birlikte yaşamış, dili, dini, kültürü, yaşadığı coğrafyası bir olan Kürt halkı, olup bitenin farkına varmış ve büyük çoğunluğu, bu çeşit, ayrılıkçı cemiyetlere itibar etmemiştir. Dolayısıyla, Kürt Teali Cemiyeti de, Millî Mücadelenin zafere doğru ilerlemesine paralel olarak kaybolup gitmiştir.

Yrd.Doç.Dr. Cengiz DÖNMEZ

cemiyetler1.gif

 

 

Yorumlar

“95) ZARARLI CEMİYETLER (MÜSLÜMANLAR-YAHUDİLER)” yazisina 6 Yorum yapilmis

  1. SEHAP AKIN yorum tarihi 18 Ocak, 2008 15:26

    Yukardaki cemiyetler hakkında yapılan açıklamaların 2 tanesi hariç hepsine katılıyorum.Wilson Prensipleri derneği işgal altında umarsız kalmış ve işgal kuvvetlerinin zulmü ve sömürüsü altında umutsuzca bir çıkış yolu arayan bazı aydınların,çıkış yolunu,her ne kadar müttefiklerden biri olarak görünse de hiçbir cephede kendisiyle savaşmamış,diğerlerine nazaran çok daha adil ve medeni görünen,o dönemde kendi toprakları üzerinde sömürü bağlamında direk bir beklentisi olmayan (misyonerlik faaliyetleri hariç) Amerika’nın geçici mandası olmak kaydıyla işgal kuvvetlerinden kurtulacağında görmelerini,o günün umutsuz şartlarında mazur görmek gerekir.Zaten sonrasında Gazi Mustafa Kemal hepsini ikna etmiş ve cemiyet dağılmıştır.Siz asıl bugüne bakın..O günkü şartlar olmadığı halde kendisini Amerikan mandası gören ya da olmak için çırpınan sözde vatanseverlere,aydınlara ne demeli?
    Diğer konu; İngiliz muhipleri Cemiyeti; Bu cemiyet zaten kamuoyu oluşturmak için son padişah Mehmet Vahideddin eliyle kurulmuştur.İngilizlere ,”aman,bizi bırakmayın,bizi koruyun ve ihya edin”deyu yalvaran zaten o değilmiy di?Bu cemiyet tamemn padişahın marifeti olup,onun yönergesiyle İngilizleri iknaya uğraşmıştır..Konunun yazarı Sn.Cengiz Dönmez bu detayı niçin atlamış anlayamadım doğrusu..
    Diğer önemli konu:Filistin’in satın alınması Türkiye Yahudilerinin fikri değildi ama bir devlet kurmak umuduyla bunun üzerine çalışmalar yapılmasına katkıda bulunmak paramparça olmuş,herkesin topraklarını kapıştığı Osmanlının bittiği dönemde çok da ayıplanacak bir konu olamaz diye düşünüyorum.Türk’lerin bile fazla uzun yaşamamış olmasına rağmen aynı dönemde Osmanlı’dan koparak 2 ayrı devlet kurduğu ogün şartlarında böyle barışçı bir teklif üzerinde çalışmalarından dolayı Türkiye Yahudi’lerini suçlamak bana pek adil görünmüyor.

  2. Entürk Alperhan yorum tarihi 18 Ocak, 2008 16:49

    “Asalaklar, kendilerini taşıyanların kanlarını emerek teşekkür ederler.”(Torlakon öğretisi)
    Demek ki neymiş?
    Başkalarının sırtlarından atarak kurtuldukları keneleri yerden alıp kendi başımıza kondurmamak gerekirmiş…
    Sonuç olarak:
    İnsanlığın yüzakı olan asil ve aziz Türk milletinin iyiniyetine ihanet ve nankörlükle karşılık verenlerin, merhamet dilenmeye de hakları olmayacaktır.
    TTKvY

  3. SEHAP AKIN yorum tarihi 19 Ocak, 2008 13:12

    Bu konu hakkında benim dün göndermiş olduğum yorumum acaba sakıncalı mı bulundu ki yayınlanmadı? Bilgi verebilirseniz sevinirim.
    Saygılar

  4. nurcan osmansoylu yorum tarihi 13 Aralık, 2008 13:50

    selamun aleykum.yahudiler biz müslümanları alçaltıp dinimizi bozup yok etmeye çalışıyorlar. bizler sahip çıkacağımız halde onları takip ediyoruz.ve onlar habire biz müslümanları kendilerine yönlendirmek için sinsice uğraşıyorlar.evet bu durumda bizim uyanık olup kendi dinimizi daha iyi koruyup gözetmemiz lazım.MÜSLÜMANLAR UYANIN ARTIK YETER ÜFLEYİP ÜFLEYİK KEMİRİYORLAR BİZİ…

  5. mustafa savaş yorum tarihi 6 Şubat, 2010 14:18

    Bunlar hezamanda olacak faaliyetler. Paranoya yaratmaya gerek yok. Osmanlı altıyüz yıl nasıl ayakta durmuş. Bu faaliyetler ozaman yokmu idi sanki. Güçlü olursan zararı en aza indirirsin. İnsanlarımızı kaliteli yetiştirmek için birinci öncelikle insanımıza yatırım yapmalıyız.

  6. R. Tayyip Erdo yorum tarihi 24 Kasım, 2010 23:54

    […] ABD muhipler cemiyeti

Yorum yap