93) VAKIF İHANETİ -4

Yayin Tarihi 21 Ocak, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

VAKIF İHANETİ  image0025.jpg Vakıf sahte mirasçı bulup mal edinmiş!
Türkiye’deki bazı yabancı vakıfların mal hırsı ile oynadığı oyunlar hayli ilginç…
Marya Yuvakim’in mirasçıları ile
Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın paylaşamadığı taşınmazlar, İstanbul’da gayrimenkul fiyatlarının en yüksek olduğu semtlerde yer alıyorAKP hükümeti, AB dayatmalarıyla yabancı vakıflara Lozan’ı bile aşan haklar tanırken, bu kuruluşların mal edinmek için başvurduğu sahtecilikler dikkat çekici. Bu sahteciliğe en büyük örnek ise Marya Yuvakim’in mirasçılarıyla Balıklı Rum Hastanesi Vakfı arasındaki dava. Bu dava ve benzerleri, sık sık Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne “Haklarımız gasp ediliyor” diyerek Türkiye’yi şikayet eden yabancı vakıfların nasıl bir oyun içinde olduğunu tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Ulaştırma Bakanlığı, İstanbul Zeytinburnu Kazlıçeşme’de Marmaray projesi çerçevesinde istimlak edilen bin 492 metrekarelik araziyle ilgili1 Ağustos 2005’te istimlak edilen arsalardan, Yuvakim kızı Marya’ya ait olduğu belirlenen parsele 1 trilyon 790 milyar TL değer biçti. Ancak Marya Yuvakim’in adresinin meçhul olduğu belirtilerek, para bir bankaya Marya Yuvakim adına yatırıldı. Bunun üzerine Balıklı Rum Hastanesi Vakfı devreye girerek, sözkonusu arsayı 1970 yılında mahkeme kararıyla aldığını bildirdi. 

Yargıtay oyunu bozdu
Tapu’ya başvurarak söz konusu arsanın tapusunu aldı ve istimlak bedeli de vakfa kaldı. Vakfın, 1970’de kendisine geçtiğini ileri sürdüğü arsanın tapusunu almak için 35 yıl beklemesi son derece ilginç bulundu. Bu süreçte Marya Yuvakim’in mirasçıları devreye girdi. 2006’da Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’na dava açarak, vakfın 1970’deki mahkeme sırasında sahte mirasçılar kullandığını iddia etti. Çünkü 1970’deki davada gerçek mirasçılar şeklinde mahkemede taraf gösterilen Marya Andonyadis Kondansaki ve Makrina Andonyadis Kondansaki adındaki kızkardeşlerin nüfus kütüklerinde kanunsuz değişiklik yapılmıştı. Her iki kızkardeşin “Yunokin” olan baba adının üzeri çizilerek yanına “Yuvakim” yazılmıştı. Bu resmi evrakta sahtecilik suçuydu. Zeytinburnu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi buna rağmen Balıklı Rum Hastanesi Vakfı lehine karar verdi. Marya Yuvakim’in mirasçıları davayı temyize götürdüğünde, Yargıtay’ın verdiği karar içlerini rahatlattı. Yargıtay, yerel mahkemenin  1970’deki mahkeme kararını incelemediğini belirtip kararı iptal etti ve Yuvakim’in mirasçıları vakfa ve “gerçek mirasçı” olduğunu iddia eden iki kızkardeşe karşı mahkemeye gitti. 

Değeri milyonlarca dolar
Marya Yuvakim’in mirasçıları ile Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın paylaşamadığı taşınmazlar, İstanbul’da gayrimenkul fiyatlarının en yüksek olduğu semtlerde yer alıyor. Merter’deki Ulusoy binasının olduğu yaklaşık 3 bin 800 metrekarelik arazi, Topkapı’da Yeşil Kundura ve Saadet Partisi binalarının yükseldiği 8 bin 490 metrekarelik alan, Zeytinburnu’nda Balıklı Rum Hastanesi’nin yer aldığı yaklaşık 113 bin metrekare alanın 87 bin 347 metrekaresi, Balıklı Rum Hastanesi’nin altındaki 14 bin 19 metrekare fidanlık, Zeytinburnu’nda Ermeni Hastanesi’nin yanındaki 29.700 metrekarelik arazi, Kapalıçarşı’da 7 dükkan, ayrıca Mahmutpaşa, Şişli, Fatih, Beyoğlu, Beşiktaş, Balat, Edirnekapı gibi semtlerde ev, dükkan ve arsalar. 

Yuvakim Hz. Meryem’miş!
Vakıf Başkanı Dimitri Karayanni ise, iddiaları reddederek, Marya Yuvakim’in aslında Hazret-i Meryem olduğunu, birtakım hukuki engellerin aşılması için malların ona izafeten kaydedildiğini söyledi. Oysa mirasçılara göre Marya Yuvakim adında biri gerçekten yaşadı ve kayıtları da devletin resmi belgelerinde mevcut.
Hazine’nin mallarını gasp ettiler
Yabancı vakıfların yargıyı yanıltarak usulsüz mal edindikleri yönündeki iddialar, son günlerde sıkça gündeme gelmeye başladıUluslararası hukuk kurallarına göre, bir kişi mirasçısı olmadan ölmüşse, mevcut menkul ve gayrimenkulleri, son mirasçı sıfatıyla hazineye kalır. Ancak vakıfların, “ölünceye kadar bakma akdiyle ve diğer yollarla edindikleri gayrimenkuller” sürekli olarak vakıflara kalıyordu. Ölünceye kadar bakım akitleri düzenliyorlar, bazı yerleri satın alarak ziliyetlik, tasarruf ve zaman aşımlarına dayandırarak gayrimenkulleri üzerlerine geçiren bu vakıfların, yargıyı kandırarak usulsüz mal edindikleri yönünde iddialar, son günlerde sıkça gündeme gelmeye başladı. 

Suçlu  Sezer!..
Örneğin, geçtiğimiz günlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fener Rum Erkek Lisesi ile ilgili olarak Türkiye’yi iki gayrimenkulle ilgili tazminata mahkum etti. Ancak, Fener Rum Erkek Lisesi, 1936 yılındaki beyannamede, “Vakıf değiliz” şerhi koyan müesseselerden biriydi. Vakfı ve vakfiyesi olmayan bir kuruluşun gayrimenkul edinmesi ve devlete geçmesi gereken bu gayrimenkulle ilgili AİHM’ye hak talebinde bulunması son derece ilginçti. Bu nedenle Fener Rum Erkek Lisesi ile ilgili verilen AİHM kararının hiçbir hukuki zemini olmadığı iddia ediliyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün de katıldığı bu davayla ilgili olarak Türkiye’nin belgelerle mahkemede temsil edilip edilmediği sorusunu, Genel Müdürlük’teki üst düzey bir yetkiliye yönelttik. Yetkililere göre, AİHM, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ederek, milli çıkarlara aykırı bulduğu Vakıflar Yasası çıkmadığı için 100 bin Euro değerinde bile olmayan bir gayrimenkulden dolayı Türkiye’yi 910 bin Euro’luk bir tazminata
mahkum etmişti. Bu nedenle de hükümetin hazırladığı Vakıflar Kanunu bir an önce yasalaşmalıydı. Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı davasının sürecini de anlatan üst düzey yetkili şunları kaydetti: “Dava konusu taşınmaz Sidenis kızı Alexandra tarafından 1952 yılında Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’na bağışlandı. Vakıf, 1958’de de taşınmazın geri kalan 3 hissesini Yapı Kredi Bankası’ndan satın alarak kullanmaya başladı. 1974’te Yargıtay kararından sonra Hazine dava açtı ve tapunun iptalini istedi. Mahkeme, ” Eski maliklerine dönsün “ kararı verdi. Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı bu konuyu AİHM’ye taşıdı. Gerekçe, ” Vakfın mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve ayrımcılık yapıldığı “ yönündeydi. AİHM Türkiye’yi ayrımcılıktan değil ama mülkiyet hakkının ihlalinden suçlu buldu.  AİHM’nin kararına istinaden Türkiye Cumhuriyeti çok yüksek bir miktarda para ödemek  zorunda kaldı.”
 

Fener Rum Erkek Lisesi AİHM’de Türkiye aleyhinde dava açmıştı.
Genel müdürlükten şok açıklamalar
“Azınlık vakıflarının mallarını iade edelim. Onların sürekli mal edinecekleri düşünülüyor. Oysa bir vakfın edindiği malı nereye kullanacağı bellidir”
Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri, iki hafta önce Adalet Komisyonu’ndan geçen Vakıflar Yasası’nın bir an önce yürürlüğe girmesini ve 1974 tarihli Yargıtay kararına göre mal edinmesi mümkün olmayan vakıfların ellerinden alınan taşınmazların, vakıflara iade edilmesini savunuyor. Yeni Vakıflar Yasası’nın dağılmış mevzuatı toparlamak amacıyla hazırlandığını ileri süren Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri, “Bu kanun, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün işleyişi açısından önemli. Biz bir an önce çıkmasını istiyoruz. Ayrıca, sivil inisiyatife biraz serbest alan bırakmak lazım. Denetimin çağdaş fonksiyonu budur. Denetleme yetkimiz de olacak” dedi. Yeni yasanın azınlık vakıfları tarafından suiistimal edilmeyeceğini savunan Vakıflar Genel Müdürlüğü, şunları iddia ediyor:
 

Denetim sıkıymış…
“Onların sürekli mal edinecekleri düşünülüyor. Oysa bir vakfın edindiği malı nereye kullanacağı bellidir. Harcamaları da denetimimiz altında. Denetim çok sıkı. Sayısının sürekli arttığı ya da artacağı öne sürülüyor. Ama Medeni Kanun yasaklıyor bunu. Yeni cemaat vakfı kurulamaz yasaya göre. Cemaat Vakfı yönetim kurulu, kendi amacının dışında bir tek yere bir kutlama çiçeği bile gönderemez. Bütün vakıflar için geçerli bu. Vakıflar birer sivil inisiyatif. Geçmiş dönemde de böyleydi. Biz elbette denetleyeceğiz. Amacına uygunluk denetimi yapacağız. Ama mal alacaklar elbette. Bizim bürokratik işlemlerimiz onları bıktırıyor. Bütün vakıflar için geçerli. Çok fazla belge talep ediyoruz. Halbuki mal aldığında bildirsin bize. Biz denetleriz. Amaca uygunluğunu denetleriz, yeter.”
AİHM’in kararı emsal olur
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yabancı vakıflar lehinde verdiği bir karar, diğerlerine de emsal teşkil edecek gibi görünüyor. Hükümet, bunun önüne geçmediği takdirde, vakıflara şartlı ve şartsız hibe yapan birçok insanın mağdur olmasına yol açacak. Türkiye’deki bütün azınlık vakıfları, AİHM kararını emsal göstererek Türkiye Cumhuriyeti aleyhine tazminat talebinde buluna bile
cek. Nitekim, bir gazeteye verdiği demeçte Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı ile ilgili olarak “Vatan haini onlar. Bizim de ihtilaflı mallarımız var ama yargıya, Hükümete ve Cumhurbaşkanıma güveniyorum. Bu nedenle biz Türkiye’yi şikayet etmeyiz AİHM’e” diye bir açıklama yapan, Balıklı Rum Vakfı Başkanı Dimitri Karayanni, daha sonra bu haberi aynı gazetede tekzip etmiştir.
 

Yorumlar

“93) VAKIF İHANETİ -4” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. ILYAS BAKIR yorum tarihi 21 Ocak, 2008 23:14

    yapilan hatalari görüyorum bakiyorum acaba bunu yapanlar Türkmü Türk ise bunu yapmamalari lazim Türk degilseler Budurumda sultan abdul hamidin meclisi fesetmesi zamani gelmis geciyor Malumuniz sultan abdul hamit hazretleri bir baktiki Meclisteki ecnebiler Türklerden fazla hemen ihtilafa düsmemek icin Meclisi fes etti simdi bu mecliste hicmi birtane Türk yok hic olmas`sa isyan et durumu kavrayamayanla sana bakar hisse alirlar bu nebicim isdir Galiba bunlar orhan pamugu örnek aliyorlar belki bedevadan birer ödül bitde birer milyon euro aliriz diye böyle giderse galiba bunlarin alacaklari ödülde farkli olur düsüncesindegim insallah dedigim gibi olur tüm Türkiye kurtulur bu yorumdan iyi düsünenler coksey alirlar saygilar

Yorum yap