926) Tarihten Adı Silinen Bir Milli Komünist: Turar Rıskulov

Yayin Tarihi 2 Ağustos, 2017 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Tarihten adı silinen bir milli komünist:

Turar Rıskulov

image001

—————————————————————————

İleri Yayınları, Türk insanının unuttuğu değerleri, ya da belli nedenlerden dolayı unutturulan değerleri Türk insanına yeniden anımsatmaya ve ulusal bir bilincin oluşturulması çabalarına devam ediyor. Kendi tarihini bilmeyen bir ulusun yazgısının tarihin tozlu sayfaları olduğunun bilincinde olarak, yaşamını Türk ulusuna adamış olan bir insanın, Turar Rıskulov’un yaşamını anlatan “Rıskulov” İleri Yayınları’ndaki yerini aldı.

Rıskulov, Türkiye’de çok az kişi tarafından tanınır. Tıpkı Nerimanov, Sultan Galiyev ve Mollanur Vahidov gibi. Fakat Rıskulov, diğerlerinden farklı olarak kendi öz yurdu Türkistan’da bile şu anda fazla tanınmayan bir Türk milliyetçisidir. Kendi yurdunda bile yeterince tanınmayan bir insanın Türk halkı tarafından tanınmaması gayet doğaldır. Kitap bunun nedenini çok iyi çözümlemiştir:

“…Türkiye’de ve Türkistan’da az bilinmesinin sebebi, 1937 yılında, Stalin tarafından karşı devrimci, Pantürkist suçlamasıyla tutuklanması ve 1938 yılında suçu sabit görülerek kurşuna dizilip idam edilmesi sonucunda, adının, tüm Sovyetler Birliği içerisinde yasaklanması ve Sovyet tarihinden çıkarılmasıdır.

Sovyetler’de ve kendisi ülkesi Türkistan’da bu yüzden bilinmez. Türkiye’de ise, belirli bazı kesimlerin isteği doğrultusunda bilinmez. Bunlar, göbeğinden Rusya’ya ve Çin’e bağlı olan solcularımız ve kurdukları burjuva imparatorluğunun çökeceğinden korkan sağcılarımızdır…”

Gerçekten de, günümüzde kendilerini sağ ya da sol olarak niteleyen kimselerin birer at gözlüğü ile olayları değerlendirmeleri ya da kendi dar ideolojik kalıpları arasında sıkışmaları bu sonucu doğurmuştur. Enternasyonalizm kavramına sıkışan Marksist çevreler, Kürt, Ermeni soykırımı masallarına kolayca inanırken, Stalin tarafından Türklere yapılan, hepsinin de kanıtı bulunan katliamları görmemezlikten gelmeyi tercih ederler.

11 yaşında hapishanede

Rıskulov’un yaşamı doğuşundan başlayarak bir savaşım süreci içinde gelişir. 1896 yılında Türkistan’da doğan Rıskulov Çarlık Rusyası’nın oluşturduğu kast sisteminin en alt tabakasında yer almaktadır. Rıskulov’un yaşadığı çevrede kapitalist sistem içinde giderek zenginleşen yerli burjuva kendi halkından tamamen kopmuş, bu zenginliklerini devam ettirmek için kompradorluğa başlamaktan başka seçenekleri kalmamıştır. Rusların tüm zorbalığına ve zulmüne, kendi soyundan insanların maddi çıkarlar için ses çıkarmaması eklenince Rıskulov’da amansız bir Rus ve kapitalizm düşmanlığı tohumları atılmış olur. Kapitalist kast sistemi içinde zenginleşen bir burjuvazinin kendi halkına bile acımadığını tüm kanıtlarıyla görür.

Rıskulov’un bu düşüncelerinin devrimci yöne doğru evrilmesini sağlayan olay ise babasının bir kompradoru öldürmesi sonucu geçirmek zorunda kaldığı hapishane yıllarıdır. Gidecek başka bir yeri olmadığından daha 11 yaşında iken babası ile birlikte hapishane yaşamına başlayan Rıskulov’da devrimci ruhun tohumları hapishanede tanıştığı devrimciler sayesinde atılır. Burada büyük bir azim ile Rusça ve dünya kültürü hakkındaki bilgileri öğrenir. Hapishane onun ilk okuduğu okuldur.

100 yıl öncesinden Avrasyacılığa karşı uyarı

Kitaptan çok rahat anlaşılacağı üzere Çarlık Rusyası, Rus olmayan her ulusa karşı şovenist bir tutum içerisinde baskı uygulamaktadır. Kitaptan bir paragraf oldukça ilginç bir noktaya parmak basmaktadır. 100 yıl önce Türk istihbaratı tarafından hazırlanan bir rapor, günümüzde Dugin’in ideologluğunu yaptığı her devrin adamı Avrasyacılara karşı bir uyarı niteliğindedir:

“…Gerçek şudur ki; Ruslarla Türklerin mücadelesinin asıl sebebi, Türklerin takip ettikleri politika ya da ulaşmak istedikleri amaçları değildi. Türk olmaları yeterli sebepti. Türk anavatanındaki yıllarımız içerisinde, karşılaştığım binlerce olaydan bir sonuç çıkarmam istenirse, ancak şunu söyleyebilirim: Bir Rus’un bir Türk’e bireysel olarak bir kötülük yapması için bir sebebe ihtiyaç yoktur. Onun Rus, diğerinin Türk olması yeterli sebeptir. Bu bireysel ve değişmeyen duygu, bütün Rus yönetimlerine aynı kuvvetle hâkimdir. Ben, Bolşevik ihtilalini aşama aşama takip etmiş, içinde yaşamış adamım. Çarlık Rusyası’nı da bilirim. Kerenski hareketinin de yabancısı değilim. Rusya’da her şeyin değişebileceğine inanırım. Fakat Türklere karşı duyulan sonsuz kinin bir gün gelip de söneceğini iddia etmek, memleketimize yapılabilecek en büyük kötülüktür….”

Rıskulov’un düşüncelerine göre Türk ulusunun bağımsızlığı için iki şey gerekliydi: Çarlık Rusyası’nın yıkılması ve yerli işbirlikçi burjuvanın ortadan kaldırılması. Bundan dolayı iktidara geldiklerinde Çarlık sistemini kaldıracaklarını, her ulusa özgürlük vereceklerini söyleyen Bolşevik hareket, kaçınılmaz olarak Rıskulov’un yöneldiği bir hareket olacaktır. Çarlığın baskıları altında bunalan tüm Türk halkı kitleler halinde RSDİP’e katıldı. Kuşkusuz o dönemde başka siyasi fraksiyonlar da Türk ulusunun kurtulması için çalışıyordu. Bunlardan en güçlü olanı ise İslamcı akım idi. Fakat bu akım nedense burjuvazi konusuna hiç değinmiyordu. Rıskulov dinin çok güçlü bir öğe olduğunu kabul ediyordu. Ama onlardan ayrıldığı noktalar vardı. Kitapta bu noktalar şöyle belirtiliyor:

“Sosyal sınıfların dini yoktur. İşçiler arasında, Provoslar, Müslümanlar ve başka dinlere mensup olanlar olduğu gibi, burjuvalar arasında da, farklı dinlere mensup olanlar da vardır. Sorun onların dinlerinde değil, mensup oldukları sosyal sınıflardadır. Bu yüzden dini ayırımcılık, sınıfların ayırımcılığı esasına zıttır.”

Fikirlerini değiştirmektense kurşuna dizilmek

Gerçekten de bu noktalar geçerliliğini günümüzde de aynen korumaktadır. Petrol sayesinde milli gelirleri son derece yüksek olan Körfez’deki Arap ülkelerinde yönetici seçkinlerin yaşamı ile sıradan halkın alım gücü arasında aşırı bir orantısızlık bulunmaktadır. Ya da günümüzdeki Rusya’da ki yeni oligarklar ile Rusya’nın %99’unu oluşturan halk kitlesi arasında.

Diğer bir etken ise bu oluşumların statükocu olması ve savaşımın mevcut düzen içinde sürdürülmesi gerektiğine olan inançları idi. Rıskulov da tıpkı Atatürk gibi mevcut düzen yıkılmadan ve bir devrim yapılmadan ulusun tam bağımsızlığa ulaşacağına inanmıyordu.

İşte tüm bu düşüncelerin etkileşimi ile Rıskulov 1916 yılnda Türkistan’da çıkan büyük isyan sırasında Marksist ideolojiyle tanışır ve 1917 Ekim Devrimi’nden hemen önce Bolşevik Parti üyesi olur.

Rıskulov hiçbir şekilde tartışılamayacak şekilde bir kömünistti. Tüm gücüyle kömünist sistemin yerleşmesi için çalışıyordu fakat kitaptan anlaşılacağı üzere günümüzde çizilen Marksist şablondan oldukça farklıydı:

“Turar Rıskulov, kendi dönemi Bolşevik-Komünist yönetici tipinden farklı bir tiptir. Hele, milliyetler ayırımcılığı üzerinden sınıfsal mücadele yürütenlerden çok farklıdır. Turar’ın, Marksist görüş açısından en fazla eleştirilen, kendi halkını ön plana çıkaran, onların hak, hukuk ve çıkarlarını savunan politikası, gerçek Sovyet hakimiyetini bulamamasından kaynaklanan bir davranış şeklidir.”

Fakat kitap, Stalin döneminde yaşayan her milliyetçi sosyalistin başına gelen sonla noktalanıyor. Kendi ulusuna ihanet etmek ve rahat bir yaşam sürdürme seçeneği olmasına karşın her onurlu devrimcinin yapacağı davranışı gösterdi. Bizim her dönem devrimcilerinin yapacağı gibi fikir değiştirmektense kurşuna dizilmeyi tercih etti.

10 Şubat 1938’de Stalin yönetimi onu tarihten silmeye çalışsa da başaramadı. Ona “şahin” adını veren halkı onun tarih sahnesinden silinmesine izin vermedi. Kitap nedenini gayet iyi özetliyor: “Kendim için hiçbir şey istemeden, sadece halkım için, sadece onların yararları ve mutluluğu için çalışacağıma ve çalışmaktan hiç bıkmayacağıma söz veriyorum.”

http://www.turksolu.com.tr/93/selim93.htm

image002

—————————————————————————

Bünyamin Nami Tonka “Burası Çanakkale” sayfasında, Turar Rıskulov’un Türkistan için fikirlerini şu şekilde açıklıyor:

1- Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti’nin adı ” Türk Cumhuriyeti” olarak değiştirilmelidir.

2- Türkistan Komünist Partisi,” Türk Komünist Partisi” olarak adlandırılmıştır.

3- Türkistan ahalisinin tamamı,Tacikler dışında ,Türkçe konuşan halklardan oluşmaktadır. Bu nedenle onlar yalnızca “Türk” olarak adlandırılmalıdır.

4-Türk Dili ,Türkistan’ın devlet dili olmalıdır.

5-Bir Müslüman Türk Ordusu kurulmalıdır. Müslüman olmayan askeri birlikler , Türkistan’ı terk etmelidir.

6- Türk Cumhuriyeti, kendi bağımsız anayasasına sahip olmalıdır.

7- Dışişleri, askeri, ticari ve maliye siyaseti, Türk Cumhuriyeti’nin yetkisinde olmalıdır.
http://www.burasicanakkale.com.tr/yazar/1885-turar-riskulov

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap