605) DÜNYA SİYASİ COĞRAFYASINDA ERMENİSTAN-TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ

Yayin Tarihi 5 Mart, 2012 
Kategori ERMENİ SORUNU, KATEGORİLENMEMİŞ

DÜNYA SİYASİ COĞRAFYASINDA ERMENİSTAN-TÜRKİYE-AZERBAYCAN  İLİŞKİLERİ

 

Bugün için 6 milyarı aşan insan dünyamızın değişik coğrafyalarında hayatlarını sürdürüyorlar. Bazı coğrafyalar insan hayatı için olumsuz şartlar taşıyor. Kutuplar ve çöller bu grupta yer alıyor. İşte bu nedenle bu bölgelerde, ülkelerin siyası sınırları cetvelle çizilmiş gibi dümdüz hatları oluşturuyor. Hatta bazı bölgelerde sınırın nereden geçtiği belli olmuyor ve bu alanlarda sınırlar belirsizliği ifade etmek için kesik çizgilerle gösteriliyor. Ancak öyle coğrafyalar var ki, tüm dünya insanlarının yaşamayı arzuladıkları şartları tam anlamıyla üzerinde taşıyor. Bu bölgeler, tüm dünya insanlarının sahip olmak ve yurt edinmek istedikleri toprakları oluşturuyor. Hal böyle olunca bu tip bölgelere sahip olmayı arzulayan milletler arasında savaşlar oluyor. Bu tip bölgelere en iyi örnekler, Orta Asya, Batı Asya, Akdeniz Havzası, Ortadoğu ve  Batı Avrupa toprakları oluşturuyor. Tarih sayfalarına baktığımızda, savaşların büyük bir bölümünün bu coğrafyalarda yapıldığı görülüyor.

Jeopolitik açıdan büyük önem taşıyan Orta Asya, Batı Asya, Ortadoğu, Akdeniz Havzası ve Batı Avrupa bölgeleri, harita üzerinde bakıldığında, Eski kara kütlelerinin, orta enlemlere gelen kısımlarını oluşturmaktadır. Eski Kara Kütlelerinin orta kuşağı dediğimiz bu bölgeye, aynı zamanda ılıman kuşak da deniliyor. Şüphesiz bu kuşak içinde kalan geniş coğrafyanın tam merkezini de Anadolu yarımadası oluşturuyor. Yani bir bakıma, Anadolu Yarımadası, dünyanın en güzel ve çekici coğrafyasına sahip. “Güzelin dostu da, düşmanı da çok olur” derler. Anadolu yarımadası da öyle. Anadolu yarımadasının dostu olduğu kadar düşmanı da çok.

Anadolu yarımadasının tarihi coğrafyasına bakıldığında, çok sayıda medeniyetlere beşiklik yapmış. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri bunlardan en önemlileri. Anadolu yarımadası; M.Ö.2.yüzyılın ortalarından M.S.395’e kadar Roma, 395-1453 arası Doğu Roma (Bizans) ve 1453-1923 devresinde de Osmanlı Yüce Devleti (Gerçi Anadolu’da Türk hakimiyeti 1071 Malazgirt Zaferiyle başlar) hakimiyetlerinde temel çekirdeği oluşturmuş ve kale görevini görmüştür. Söz konusu bu kale, 1923’den bugüne (2001) kadar da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer almaktadır. Görülüyor ki, Anadolu yarımadasında yaşayan devletler Ve yine Dünya tarihine bakılacak olunursa, yeryüzünde, bu kadar uzun dönemleri kapsayan yüce medeniyetlerin kurulduğu başka bir toprak parçası yoktur. İşte bu nedenledir ki, dünya devletleri tarafından, Anadolu yarımadası büyük önem taşımaktadır. Günümüz Türkiye’si üzerinde oynanan tüm oyunların temelinde, Anadolu yarımadasının jeopolitik önemi yatmaktadır.

Günümüz Türkiye’si üzerinde oynanan oyunlar oldukça fazladır. Bunlardan birisi de, Sözde Ermeni Soykırımı ve Doğu Anadolu’da Ermenistan devletinin kurulması hayalidir. Bu oyun, maalesef bugün tüm batı dünyası ülkeleri ve Rusya tarafından, Ermenistan lehine desteklenmekte ve Türkiye sürekli zor durumda bırakılmaktadır.

Peki, Batılı ülkelerin ve Rusya’nın destek verdiği Ermenistan Sorunu’nun içyüzü nedir? Türkler, Ermeni soykırımı uygulamışlar mıdır? Yoksa Ermeniler mi Türk soykırımı yapmışlardır? Bugünkü Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan coğrafyası ne durumdadır? Bu coğrafyada çözüm bekleyen sorunlar nelerdir? Batı Dünyası ve Rusya neden Ermenistan’ı destekliyor?

Ermeni Soykırımı mı, Yoksa Türk Soykırımı mı?

Doğu Anadolu bölgesinde, Osmanlı Yüce Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan soykırım hareketini iyi tahlil etmek gerekiyor. Ben, 1975-1991 yılları arasında, öğrencilik ve görev dolaysıyla Erzurum’da yaşadım. Coğrafyacı olmam dolaysıyla, 16 yıl boyunca Doğu Anadolu bölgesini adım adım dolaştım. Köyleri, mezraları, komları, yaylaları, hep birer birer dolaştım. Bölge insanı ile çok sayıda anket ve mülakat yaptım. Yapmış olduğum araştırmalarda, hep Ermenilerin Türkler’e karşı büyük soykırım yaptıklarını öğrendim. Dumlu kasabasına yakın bir köyde (Güzelyayla) yapmış olduğum mülakatta, “Ermeniler, Türkleri katletmişler, Peki Türkler Ermenileri katletmemiş mi? diye bir soru yönelttim. Bu sorumu o yıllarda (1982) oldukça yaşlı olan (90 yaşlarında vardı) İhsan dede şöyle cevapladı; “ Bak hoca, ben bizzat Ermeni soykırımı dönemini yaşadım. Bizim köy de çok Ermeni zulmü gördü. Ama biz Türkler, hiçbir zaman Ermenileri öldürmedik. Eğer öldürseydik, bugün Rusya’nın içinde Ermenistan devleti diye bir devlet olur muydu? Köyümün Ermenilerden kurtuluşunu bizzat gördüm. Köyümüz Erzurum- Tortum-Oltu-Kars yolu üzerinde olduğu için, kaçan Ermenilerin hemen hepsini gördüm. Önde Ermeniler kaçıyordu, arkasından Türk kuvvetleri Ermenileri kovalıyordu. Hatta dünkü gibi gözümün önündedir. Türk kuvvetlerinin başında Mustafa isminde bir subay vardı. Sık sık şunu söylüyordu. ‘Askerlerim! Havaya ateş açın. Size karşı koymayan Ermeni’yi sakın öldürmeyin.’ Neyse ki, memleketimiz Ermeni zulmünden kurtuldu da rahata kavuştuk.” Erzurum yöresinde, buna benzer çok fazla hikaye dinledim. Tüm olaylarda,  Ermenilerin Türklere karşı soykırım uyguladıkları gerçeği vardı.

Doğu Anadolu bölgesinde yaşanan Türk soykırımı hakkında belgeler var. Bunlardan birisi Osmanlı Arşivleri. Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan “Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar’da ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi I-II-III-IV” isimli eserde bulunan belgelerdeki veriler esas alınarak yapılan bir hesaplamaya göre; 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da Ermeniler tarafından Türkler’e karşı uygulanan soykırım hareketinde, 517.955 Türk insanı, Ermeniler tarafından çeşitli zulüm ve işkenceler uygulanarak şehit edilmiştir. Bu sayı elbette tesbit edilenler. Tesbit edilemeyenler ise oldukça fazladır. Ancak Ermenilerin soykırıma uğradıklarına dair herhangi bir belge yok. Bugün Batı Dünyasında belge diye dolaştırılan iddiaların hepsi uydurma ve hayali. Ama ne var ki, Rusya ve Batı dünyası gerçekleri değil uydurma haberlere inanıyor. Neden? Nedeni gayet açık. Çünkü Rusya ve Batı Dünyası, Türklere karşı tarihten gelen bir düşmanlığı var. Doğu, Güneydoğu, Boğazlar meselesi gibi yapay sorunlar ortaya atarak, Türkleri Anadolu yarımadasından atmak istiyorlar.

Peki, belgelerde Ermeniler’in Türkler’e karşı uyguladıkları soykırım apaçık ortadayken, neden konu tam ters çevrilerek, dünya kamuoyuna sunuluyor? Neden hayali soykırım ısıtılıp ısıtılıp gündemde tutuluyor? Bu sorunun cevabı çok net. Batı dünyası, Türkiye’den ve Türkler’den öç alıyor.

Batı Dünyası, Türkiye’den Öç Alıyor; Tarih’ten Gelen Bir Kin

Türklerin Batı Dünyası ile karşılaşması, yeni bir tarih değil. İlk tanışma Hun Devleti’nin ünlü hakanı Atilla ile olmuş. Atilla, kurmuş olduğu güçlü ordu sistemi ile tüm Avrupa’da Türk hakimiyetini kurmuştur. İkinci büyük karşılaşma. Selçuklu Devleti Hakanı Alpaslan döneminde olmuş. 1071 Malazgirt Zaferi ile bu karşılaşma, Türklerin kesinkes hakimiyeti ile sonuçlanmış. Selçuklu ve Osmanlı Devletleri ile bu hakimiyet Anadolu üzerinden Viyana kapılarına kadar genişlemiştir. Selçuklu-Osmanlı orduları ile Avrupa orduları, çok kez karşı karşıya gelmiş. Avrupalılar çok sayıda Haçlı orduları kurmuşlar. Ancak her defasında büyük bir hezimete uğramışlar. Bu nedenle, Batı Dünyası’nın Türkiye ve Türk Dünyası’na karşı geçmişten gelen köklü bir husumeti ve kuyruk acısı var. Batı Dünyasının, Türkiye ve Türk Dünyasına karşı tarihten gelen büyük bir kin besliyorlar.

Osmanlı Devleti, Viyana kapılarına dayandığında, Avrupa yok olma kaygısına kapılmış ve Viyana düştüğünde Osmanlı ordusunun Roma, Paris, Madrid gibi Avrupa şehirlerine kolaylıkla ulaşılabilecekleri inancı tüm Avrupa’yı sarsmıştır. Bu arada, Fransa gibi bazı Avrupa devletleri dize gelmişler ve Osmanlı Padişahı’nın himmetine sığınmışlardır. Padişah Kanuni Sultan Süleyman Han ile başlayan hoşgörü hareketi, tüm Osmanlı padişahları tarafından devam ettirilmiştir.

Düşenin Dostu Olmaz

Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başlaması ile birlikte başlatılan  himmet  ve hoşgörü hareketi, kapitülasyonlara çevrilmiş ve her geçen yıl şartları ağırlaştırılmıştır. “Düşenin Dostu Olmaz” derler ya,  Osmanlı Devleti zayıflayınca, güçlü iken hep dost görünen milletler, gerçek yüzlerini göstermeye başlamışlardır. Bunların başında, içerden Ermeniler, dışarıdan Fransızlar, İngilizler ve İtalyanlar gelir. Ermeniler iç isyanlar çıkarmışlar ve özellikle Doğu Anadolu bölgesinde, Rus ordularının koltuklarına sığınarak zulüm, işkence ve katliamlara başlamışlar ve çok kısa bir süre içinde çoluk, çocuk, genç ihtiyar demeden binlerce masum Türk şehit edilmiştir. Rusya’da 1917 devrimi ile ilişkili olarak çekilen Rus ordularının ardından katliamlarını hızlandıran Ermenilere karşı Türk orduları karşı harekata girişmiş ve Ermeni çetelerini Anadolu dışına sürmüştür. Bu olayı yansıtan bir olay şöyledir;

Türkler, kendi ölülerini yemediler ya..

Mütareke yıllarında Ermeni meselesini aydınlatmak üzere, Erzurum şehrine Amerikan heyeti gelir. Tercüman aracılığı ile Erzurum şehrinde sayısız mülakat yapan heyet, Erzurum şehrinin belediye başkanı Zâkir beyle de bir mülakat yapmak ister. Zâkir bey, konuyu kısa ve net olarak, tercüman aracılığı ile şöyle cevaplar;

“ Tercüman bey, bana bak, bu beyler uzun boylu anlatıyorlar. Ben kısa bir misalle Erzurum’da çoğunluğun kimlerde olduğunu, Generale anlatayım” diyerek heyeti oturdukları evin penceresine götürmüş.

“ Bakın, şurada bütün şehri saran bir taşlık var. Onun da ortasında yirmide biri kadar duvarla çevrilmiş bir yer var. O büyük taşlık Müslüman mezarlığı, o küçücük olanı da Ermeni mezarlığıdır. Bunlar kendi ölülerini yemediler ya!” demiş. Ve Amerikan heyeti böylece, Osmanlı döneminde çoğunluğun kimlerde olduğunu açık ve seçik olarak görmüşlerdir. Amerikan heyeti, Ermeni katliamından önce 60.000 nüfusu olan Erzurum şehrinin 8.000’e düşüşünün sırrını bizzat yerinde görmüşler ve ülkelerine Ermeni meselesinin olmadığını ve aksine Ermeni zulmünün olduğunu anlayarak dönmüşlerdir.

Tüm bu gerçeklere rağmen, Ermeniler sürekli olarak tarihi saptırma gayreti içine girmişler ve dünya çapında giriştikleri yersiz ve haksız propagandalarını tarihte kader birliği olan yandaş ülkelerde daha rahat yapmışlardır. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü doğru mudur bilinmez ama tarih devam ediyor. Tarihteki düşmanlıklar devam ediyor. Daha dün Osmanlı Padişahlarının atlarının üzengilerini öpen Fransızlar, aşağılık komplekslerini ve kinlerini bugün açığa vurma gayreti içindeler. İngilizler de Tarihten gelen kinlerini kusma hazırlığındalar. İtalya, zaten sürekli fırsat kolluyor ve yakaladığı fırsatları kendince iyi değerlendiriyor. Sahi, Batılı Devletlerin kabul ettikleri ve inandıkları gibi, Ermenilere zulüm ve soykırım yapılmış mı? Yoksa Ermenilerin yaptıkları zulümleri bunlar tersinden mi algılıyorlar? Yoksa bunlar, lafı tersinden mi anlıyorlar? Gerçek olan ne?

Yarası olan Gocunsun

Gerçek tarihte saklı. Biraz tarih okusalar, biraz arşivleri karıştırsalar, gerçeği görecekler amma gerçeği görmek işlerine gelmiyor. Çünkü bunlar, bunu hep yapıyor. İngilizler milyonlarca Hintli Müslümanı yok etti, şimdi demokrasi ve insan hakları savunucusu kesiliyor. Fransızlar ve İtalyanlar, Kuzey Afrika ülkelerinde milyonlarca müslüman kanı içtiler ve  insan yiyen yamyamlardan daha beter yaptılar. Şimdi modern Avrupa devletleri görünümüne girmişler. Millete akıl vermeye çalışıyorlar. Pes doğrusu. Burada şu fıkra aklıma geldi. Fıkra şöyle; Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında, bir Avrupalı sömürgeci ve misyoner dolaşırken, yamyamların eline esir düşer. Yamyamlar, Avrupalıyı yakalar ve köylerine götürürler. Köyün meydanına ateş yakarlar ve büyükçe bir kazanın içine su ve misyoneri koyarlar. Su ısındıkça misyoner yavaş yavaş acı duymaya başlar. Bağırır, çağırır ve Kabile şefine şöyle seslenir; “ Siz yamyamlar, ne kadar vahşisiniz. Modern ve çağdaş dünyada hala insan eti yenir mi? Sizin yaptığınız insanlığa sığmıyor. Bırakın beni, bırakın beni…” Bu arada misyonerin sözleri, kabile şefine tercüme edilir. Kabile şefi kazanın yanına gelir ve misyonere şöyle der; “Beyefendi, sizin atalarınız bizim atalarımızı pişirmeden yemişler. Milyonlarca Afrikalıyı acımadan öldürmüşler. Şimdi biz onlara karşılık bir Avrupalıyı yakalamış ve yemek istiyoruz. Hem de pişirerek yiyeceğiz. Söyleyin bana, insanları pişirmeden yemek mi yamyamlık, yoksa pişirerek yemek mi yamyamlık. Şunu bilin ki biz sizden daha saygılıyız.”

Tüm Mesele; Güçlü Türkiye olmak.. 

Dünya, ister 21. asra, isterse 25. asra girsin, üzerinde yaşayan insanlar insan olmadıktan sonra neye yarar. Yamyamlık yapıp, sonra da karşısındakini yamyamlıkla suçlayan insanlar olduğu sürece, Dünya; arzuladığı barış ve huzuru hiçbir zaman bulamayacaktır. Demek ki mesele, asırları eskitmek değil, tüm mesele insan olma meselesi. Ha, bir de, Türkiye açısından ele alınacak olursa, Türkiye şunu iyi bilmelidir. Türkiye güçlü olmadığı sürece, hep itilecek, kakılacak, küçük görülecek ve cezalandırılmaya çalışılacaktır. Güçlü olduğu sürece de, himmet istenecek, hoşgörü beklenecektir. Türkiye için esas mesele, güçlü olmak. Türkiye yöneticileri, Fransa’ya, Kanuni Sultan Süleyman gibi seslenebiliyorlar mı? İşte o zaman, tüm sorunlar, kendiliğinden çözümlenir.

Peki, Türkiye’nin ve Azerbaycan’nın Dünya kamuoyunda gündemde tutması gereken Ermenistan-Türkiye-Azerbaycan arasındaki sorunlar nelerdir? Bu sorunlar nasıl çözüme kavuşur? Kısaca bunlara da değinelim.

Türkiye İle Ermenistan  Sınırı 

Ermenistan ile Türkiye sınırının toplam uzunluğu  316 km.yi bulmaktadır. Bu sınır, Arpaçay ve Aras vadilerini izleyerek, Nahçıvan-Azerbaycan sınırında son bulur. Sınır tamamen yapay bir sınırdır. Çünkü Arpaçay ve Aras nehirlerinin suladığı verimli ovalar, çizilen bu sınır ile parçalanmıştır. Bu sebeble, Arpaçay ve Aras nehri sulama projelerinde zaman zaman sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Ermenistan ile en büyük sorun, Ermenilerin Doğu Anadolu bölgemizin büyük bir bölümünü kapsayan topraklar içinde, Büyük Ermeni Devleti kurma hayalleri ve bunu geçmişten bugüne sürekli dünya siyasi platformunda canlı tutmaya çalışmalarıdır. Güya Osmanlı döneminde, Doğu Anadolu’da çok sayıda ermeni yaşıyormuş ve bunları Osmanlı askerleri kesmiş, biçmiş ve öldürmüş. Tarihi coğrafya bilgi ve belgeleri, olayın tam tersine olduğunu ve Osmanlı askerlerinin Ermenileri değil, Ermeni komitacılarının Rus ordularının silah yardımı ile Osmanlı Türkü’ne karşı büyük katliamlar yaptığını açıklamaktadır. Sanırız Ermeni toplumu, geçmişte atalarının yaptıkları bu yüz kızartıcı ve utanç verici katliam dosyalarını örtmek için, böyle bir yalan iddiaya girişmektedirler.

Türkiye İle Nahçıvan-Azerbaycan  Sınırı

Türkiye’nin en kısa kara sınırını teşkil eder. Nahçıvan-Azerbaycan ile Türkiye sınırı toplam uzunluğu 18 km.yi ancak bulur. Sınır, Iğdır Dil ucu adı verilen çıkıntı da Aras nehri boyunca devam eder. Nehir daha sonra, Nahçıvan-İran sınırını teşkil eder. Nahçıvan, Ermenistan Koridoru ile, Azerbaycan’ın parçalanmış bir toprağıdır. Türkiye’nin Nahçıvan ile olan kara bağlantısı, adı geçen koridorun bulunmasından dolayı,  Azerbaycan’a kadar devam edemez. Bu sınırımızda yapaydır. Çünkü sınır çizgisinin her iki tarafında, Türk insanı yaşamaktadır.

 

Dağlık Karabağ Bölgesi

Azerbaycan toprakları içinde, Dağlık Karabağ Bölgesi vardır. 188.000 kadar kişinin yaşadığı bu bölgede, nüfusun etnik yapısı Ermeni ağırlıklıdır. Bu nedenle, bu bölgenin Ermenistan’a bağlanma talepleri vardır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde; bölgenin dağlık ve ayrı bir iklime sahip olmasından olsa gerek, Karabağ Bölgesi’ne, “Küçük Azerbaycan” denilmektedir.

 Karabağ vilayeti, daha yakın tarihe kadar, tamamen Türk nüfusunun yaşadığı Türk toprağı idi. 1810 yılında Karabağ vilayetinde 12.000 aile yaşamakta ve bunun 9500’ünü Türk, 2500’ünü Ermeni aileleri oluşturmaktaydı. Rusların sistemli bir şekilde bölgeye Ermenileri yerleştirmesi sonucunda, 1897’de bölgede yaşayan Ermeni ailesi sayısı 19.000’e çıkarılmıştır. 1917 yılında ise, bölgenin nüfusu 575.000’e ulaşmış ve bu nüfusun 317.000’ini Türkler, 243.000’ini Ermeniler oluşturmuştur.

 Zengezur Bölgesi

Azerbaycan Cumhuriyeti ile Nahcıvan bölgesi arasında kalan, kuzeyde Gökçegöl (Sevan) ile güneyde Aras nehri arasında kalan topraklara Zengezur adı verilmektedir. Bölgenin batıdaki sınırı Nahcıvan özerk bölgesiyledir. Doğudaki sınırı ise bugün için Azerbaycan toprakları ile sınırlanmış ise de, bazı tarihi kaynaklarda bölgenin doğudaki sınırları Dağlık Karabağ Bölgesi’ni de içine alacak şekilde genişlemektedir.

Zengezur bölgesinin yüzölçümü bugünkü sınırları ile 6000 km².yi bulmaktadır. Ancak tarihteki en geniş alanı ile 7500 km².yi bulmaktadır. Bölgenin idari merkezi Gorus şehridir.

Zengezur bölgesi yakın tarihlere kadar tamamiyle bir Türk bölgesi idi. Ancak 1877-78 Türk-Rus Savaşı yıllarında ve daha sonraki yıllarda sistemli bir şekilde bölgeye  ermeni nüfusunun yerleştirilmesi sonucunda, bölgenin nüfus yapısında büyük değişiklikler olmuştur.  Açık ve net bir örnekle, 1810 yılı resmi kayıtlara göre, Zengezur’un’da bağlı olduğu Karabağ vilayetinde toplam 12.000 aile yaşamakta ve bunların 9500’ünü Türkler, 2500’ünü ise Ermeniler oluşturmaktaydı. Yine Karabağ vilayetinin tümünde, 1823-27 yıllarında yaşayan nüfusun % 91’ini Türk, % 8,4’ünü ise Ermeniler teşkil etmekteydi.

1897 Osmanlı Devleti’nin Genel Nüfus sayım sonuçlarına göre, Zengezur bölgesinin toplam nüfusu 134.000 olarak tesbit edilmiş ve bu nüfusun 71.000’ini Türk, 63.000’ini ermeni nüfus oluşturmuştur. Öte yandan aynı sayım sonuçlarında, bugünkü Ermenistan’ın başkenti olan Erivan’ın nüfusu da oldukça dikkat çekicidir. Şehrin nüfusu 77.000’i Türk, 58.000’i Ermeni olmak üzere toplam 135.000 olarak tesbit edilmiştir.

Zengezur Bölgesi, 16.yüzyılda Yavuz Sultan Selim han döneminde, fethedilmeye başlanmış ve kanuni Sultan Süleyman Han döneminde bölge topraklarının tamamı Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay anlaşmaları ile bölge toprakları İran ile Rusya arasında paylaşılmıştır. Zengezur bölgesi daha önce Karabağ Hanlığı’na bağlı iken Ruslar tarafından işgâl edilerek Gence vilayetine bağlanmıştır. Rusya çarlık döneminde bölgeye sürekli olarak Ermeni nüfusu yerleştirmiştir. Çarlık sisteminin yıkıldığı 1917 yılında bölgede Kafkasya Federasyonu kurulmuş ve bölge bu federasyon içinde kalmıştır. 28 mayıs 1918’de Bağımsız Azerbaycan cumhuriyeti kurulduğunda, bölge Azerbaycan sınırları dahilinde kalmıştır. 1920 yılında Rus Kızıl ordusu   bölgenin tamamında olduğu gibi Zengezur bölgesini işgâl etmiştir. 7 Ağustos 1923’de Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi kurulurken, Zengezur bölgesi tamamiyle Ermenistan’a bırakılmıştır. Bundan sonra Ermeni komitacılar işbaşına geçmiş bölgede büyük bir Türk soykırımı yaşanmıştır.  Ve böylece Türkiye’nin Türk Dünyası ile olan kara bağlantısı tamamiyle kesilmiştir. Böylelikle Rusya’nın tarihten gelen Türk Dünyasına yönelik en büyük yıkıcı girişimlerinden biri gerçekleştirilmiştir. Ancak gelecekte Türk Dünyası yakın geçmişi hatırlayıp, Rusya’ya yakın tarihteki gerçekleri kabul ettirirse, Zengezur Bölgesi Azerbaycan toprakları içinde sayılacak ve böylelikle Türk Dünyası toprak bütünlüğüne yeniden kavuşacaktır.

    Ermenistan-Azerbaycan Savaşı ve Sorunun çözümü

Azerbaycan’ın dış politikada en önemli sorunu, Ermenistan’ın sürekli hak iddia ettiği Dağlık Karabağ  bölgesinin aidiyet  durumudur.

 Ermenistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, topraklarını genişletmek için, Azerbaycan’a savaş açmış ve Rus Kızılordusu’nun desteği ile Azerbaycan topraklarını işgâl etmeye başlamıştır. 1992 Yılının mayıs ayında Karabağ’da Azeri kuvvetlerinin direndikleri Şuşa ve Laçin kalelerini düşürerek, Karabağ’ın işgâlini tamamlamışlardır. Ermeniler, işgâl harekâtını devam etmiş ve 1993 Haziran ayına kadar da, Laçin koridorunu, kelbecer ve güney bölgesini, Karabağ’ın doğusundaki Akdam’ı, güneyindeki Fuzuli, Cebrail, Kubadlı ve Zengilan’ı tamamen ele geçirmişlerdir. 

Rusya destekli Ermenistan saldırısı karşısında, Azerbaycan büyük bir can , mal ve toprak kaybına uğramıştır. 1994 yılı başlarında, Azerbaycan topraklarının % 25’i Ermeni işgâl kuvvetlerinin eline geçmiştir. Ayrıca 1,5 milyondan fazla Azeri Türkü, evini ve toprağını terk etmiş durumdadır. 1995 tarihinde, Ermenistan ile geçici bir ateşkes antlaşması imzalanmasına rağmen, sorun henüz çözümlenmiş değildir.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunun çözümü oldukça zor görünmektedir. Çünkü Ermenistan, Azerbaycan topraklarının % 25’ini işgâl etmiş durumdadır. Ermenistan işgâl ettiği topraklardan geri çekilmedikçe, kalıcı çözüm sağlanamayacaktır. Nahçıvan ile Azerbaycan arasında kalan Zengezur bölgesinin Azerbaycan’a verilerek, Ermenistan üzerinden bir “Azerbaycan Koridoru” açılması, en gerçekçi bir çözüm olacaktır. Nahçıvan ile Azerbaycan arasında açılacak olan bu koridor,  parçalanmış Türk Dünyası’nı karadan bağlayacak ve önemli bir “Türk Koridoru” haline gelecektir.

 Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

YARARLANILAN BAZI KAYNAKLAR

AKGÜN,S., 1984, “Kurtuluş savaşı başlangıcında Türk-Ermeni İlişkilerinde A.B.D’nin rolü.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 331-346, Ankara.

AYDIN,D., 1984, “Ermeni Meselesinin ortaya çıkmasında Fransa’nın rolü.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 285-291, Ankara.

AYYILDIZ, H. A., 1936, Azerbaycan. Merkez Basımevi, ANKARA.

CAFEROĞLU, A.,1940,  Azerbaycan. Cumhuriyet Matbaası, İSTANBUL.

ERCAN, Y., 1984, “Tarihi Belgelerin ışığında Ermeni iddiaları.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 206-224, Ankara.

GENÇ, R., 1997, “Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti.” Yeni Türkiye Dergisi, Yıl:3, Sayı: 16, s.1207-1213, ANKARA.

GÜRÜN, K., 1984, “Dünya Devletleri Politikalarında Ermeni meselesi.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s.281-284 , Ankara.

KARABAĞLI, A., 1997, Azerbaycan ve Karabağ Sorunu.” Yeni Türkiye Dergisi, Yıl:3, Sayı: 16, s.1199-1203, ANKARA.

KONUKÇU, E., 1990, Ermeniler’in Yeşilyayla’daki Türk Soykırımı. Ankara.

KURAN, E., 1984, “Ermeni Meselesinin milletlerarası Boyutu (1877-1891).” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 19-27, Ankara.

KURAT, Y.T., 1984, “Doğu Anadolu’da Ermeni Sorunu (1900-1920.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 227-242 , Ankara.

NARİMANOĞLU, K. V., 1997, “Azerbaycan.” Yeni Türkiye Dergisi, Yıl:3, Sayı: 16, s. 1175-1179, ANKARA.

ÖKSE, N., 1984, “Ermeni Sorununun Doğuşu, Tehcir kanunu ve uygulanması.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 271-291, Ankara.

ÖZEY, R., 1998, Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan Türkiye. Marifet yayınları, İstanbul.

ÖZEY, R., 1999, Dünya Platformunda Türk Dünyası. Aktif yayınları, İstanbul.

ÖZEY, R., 1999, Dünya ve Türkiye Ölçeğinde Siyasi Coğrafya. Aktif yayınları, İstanbul.

ÖZEY, R., 1999, Siyasal ve Sosyal Açıdan Türkiye. Marifet yayınları, İstanbul

ÖZEY, R., 2000, Dünya Hakimiyet Teorileri ve Merkezi Hakimiyet Teorisi. Marifet Yayınları, İstanbul.

ÖZGÜR, Y., 1996, Zengezur (Bir Bölge İncelemesi). Harp Akademileri Komutanlığı Yay., İSTANBUL.

ÖZGÜR, Y., 1997, Tarihi Boyutları ve Muhtemel Gelişmeler Işığında Türk-Ermeni İlişkileri. Harp Akademileri Komutanlığı yay., İSTANBUL.

ÖZGÜR, Y., 1997, Türkiye ve Türk Dünyası. Harp Akademileri Komutanlığı yay., İSTANBUL.

SARAY, M., 1984, “Türk-Rus Münasebetleri ve Ermeni Meselesi.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 125-131, Ankara.

SARAY, M., 1993, Azerbaycan Türkleri Tarihi. Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi Serisi, Nesil matbaacılık ve Yay. İSTANBUL.

SARAY, M., 2000, The Character of Turkish Administration (Töre) and  It’s Effect on the rights of citizens. İSTANBUL.

ŞİMŞİR, B.N.,  1984, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 79-124, Ankara.

TARAN, K., 1984, “Günümüzde ülke dışındaki militan şartlanmış Ermeniler7in Türkiye’ye yönelik iddia ve isteklerinin gerçekçiliği ve geçerliliği var mıdır?” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 179-200, Ankara.

TAŞKIRAN, C., 1997, “Karabağ’da Son Durum.” Yeni Türkiye Dergisi, Yıl:3, Sayı: 16, s.1192-1198, ANKARA.

URAS, E., Tarihte Ermeniler ve Ermeni meselesi. Ankara.

YILDIZ, H. D., 1984, “10.y.y.’da Türk Ermeni Münasebetleri.” Atatürk Üniversitesi, Tarih Boyunca Türklerin ermeni Toplumu ile ilişkileri sempozyumu-Erzurum (8-12 Ekim 1984), s. 29-51, Ankara.

 


Prof. Dr. Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitim Anabilim Dalı, İSTANBUL.

NOT: Prof.Dr. Ramazan ÖZEY’in bu makalesi, Sahn-ı Seman Dergisi, Şubat-Mart-Nisan 2001, Sayı 3, sayfa 37-41, İstanbul. dergisinde yayınlanmıştır.

 

Yorumlar

Yorum yap