604) TÜRKLERİN MEDENİYET TARİHİNDEKİ YERLERİ (ÖZET)

Yayin Tarihi 8 Nisan, 2012 
Kategori TÜRK DÜNYASI

 

TÜRKLERİN MEDENİYET TARİHİNDEKİ YERLERİ (ÖZET)

 

image0019.jpg

 

Bu özet; Prof. Dr. Sayın Saadettin Gömeç’in “Türklerin Medeniyet Tarihindeki Yerleri” bilimsel çalışmasından hazırlanmıştır. Amacımız, gençlerimizin ilgisini yoğunlaştırmak ve olası ödevlerine yardımcı olmaktır.

Sayın Hocamıza “Genel Türk Tarihi ve Kültürü” alanında yaptığı çalışmalarından dolayı minnettarız.

 

— Türkler dünyada yazısı, yani kendilerine ait bir alfabesi bulunan ender topluluklardan birisidir.

— “Runik” denilen İskandinav yazılarının kökeni Türk alfabesidir. (Orkun, Yenisey veya Göktürk diye adlandırılan alfabemiz)

— Uygur Türkleri de milli bir alfabe geliştirmiştir.

— Bugün Moğol milletinin alfabesi hala milli Uygur Türk yazısıdır.

— Uygur Türkleri kitapları matbaa da kağıt üzerine basıyorlardı. Çinlilerin blok baskı ile çoğaltma tekniğinden değişik bir baskı sanatı bulmuşlar, sert ağaçtan tek tek, hareketli Uygur harfleriyle kitap basmayı ilk olarak başarmıştır.

— Türkler, farklı medeniyetler arasında köprü vazifesi yapmışlardır. Doğu-Batı, iki medeniyetin oluşmasında önemli ölçüde Türk tesiri vardır.

— Atı ilk evcilleştiren Türklerdir. Ulaşımda ve savaşta bu sayede üstünlük kurmuştur. Bu üstünlükleri sayesinde binlerce kilometrelik alanları bir anda geçmişler ve pek çok yere sahip olma imkanına kavuşmuşlardır.

— At ve öküzler tarafından çekilen arabaları da evvela Türkler icat ettiler ki, göç mevsimlerinde çadırlarını bu arabaların üzerinde taşımaları gayet kolay olmuştur.

— Tarihte demiri ilk bulan ve işleyen millet yine Türklerdir.

— Türkler silah yapımında ve kullanımında ustaydılar.

— Türkler madencilik sanatında altın, gümüş, bakır, demir ve kıymetli taşları işleyerek ticarette kullanmışlardır.

— Dünya’da ilk halı ve kilimi dokuyan Türklerdir.

— El sanatları açısından da çok yetenekli olan Türkler, madene ve ağaca istedikleri şekli verebildikleri gibi ondan masa, sandalye, yatak, dolap, sepet ve kap-kacak türü eşyaları yapabiliyorlardı. Dünya masa, sandalye, karyola türü tahta yatakları Türklerden öğrendi.

— Resim ve heykelcilikte çok ileri tekniklere sahiptirler.

— Tarihte, insanlığın çekirdeğini teşkil eden ailenin en mükemmel şekli Türkler arasında görülür. Bugünün hem Doğu, hem de Batı medeniyeti modern aile yapısını Türklere borçludur. Diğer eski dünya milletlerinin aileleriyle, Türklerinkini karşılaştırdığımızda pek çok bakımdan farklılıklar vardır. Geçmişteki Yunan veya Slavlarda olduğu üzere, Türklerde baba ailenin tek hakimi ve ailenin üyeleri onun kölesi değildi. Büyük toprak mülkiyetleri söz konusu olmayıp, ailedeki herkes sahip olunan mallara ve araziye ortaktı. Eski Türklerde umumiyetle tek evlilik geçerliydi. Bu da günümüzün ideal evlilik tipidir. Dolayısıyla zamanımızın çağdaş ailesiyle, eski Türk ailesi birbirine çok benzer. Türkler bu bakımdan münasebette bulundukları halklara, kendi aile düzenlerini de alıştırmışlardır.

— Merkeziyetçi devlet sistemi, Türklerin insanlığa mirasıdır.

— Devletin asıl vazifesi, milleti zengin etmek, refah içinde yaşatmaktır.

— Herkes toplum içerisinde kabiliyetine göre yer edinebilirdi. Halk kendine ait sürülere sahip olabildiği gibi, yerleşik hayatın devam ettiği bölgelerde arazileri de kendi adlarına ekip-biçebiliyorlardı. Yani eski Türk sosyal yapısında insanların özel mülkiyet hakkı söz konusuydu. Milletin istemediği bir şeyi idarecilerin zorla kabul ettirmesi mümkün değildi ve halk da temel vatandaşlık görevlerini yerine getirdiği müddetçe her türlü hürriyete sahip idi.

— Türk sosyal hayatını düzenleyen yazılı olmayan kanunlar bulunuyordu ki, bunlara “töre” deniyordu. Batıda ve Türklerin dışında doğuda, insanların geleceği hiçbir şekilde garanti altında bulunmazken, Türk devletinin sınırları içinde kimse hayatı hakkında endişeli değildi. Ölene kadar kendisinin bütün ihtiyacını karşılayan ve koruyan bir devletin varlığı, insanları huzur içerisinde yaşatıyordu. Bütün bunlara Batılı halklar, ancak 16. asırdan sonraları kavuşabilmiştir.

— Türklerde hükümdar karizmatik bir yapıya sahip olmakla beraber, devletin ve milletin geleceğinde tek başına karar verme yetkisine sahip değildi.

— Türklerin efsanevi atası Oğuz Kağan’ın her önemli iş öncesi ve sonrası kurultay topladığı görülür. Buna benzer olarak Hun, Kök Türk ve Uygurların yılın muayyen zamanlarında oluşturdukları meclislere büyük bir katılım söz konusuydu. Bunlar ya toy, ya düğün-dernek veya kengeş adı altında gerçekleşiyordu. Eski Türk devletini idare eden bir de hükümetten haberdarız. Hükümetin bakanları dokuz kişiden oluşuyor ve bunlara “buyruk” deniyordu. Bunlardan üçü iç, altı tanesi de dış işlerinden sorumlu bakandı.

— Türk kültüründe ve devlet anlayışında hiçbir zaman imparatorluk deyimi yoktur. Bilindiği üzere “imperium” kelimesi Latin kökenli bir terim olup, muhtevasında sömürgecilik ve baskı vardır. Kelimenin kökü “hükmetmek” fiili ile alâkalıdır ve emperyalizm kelimesi de buradan gelmektedir. Ama bize tarih göstermiştir ki, ne yaklaşık 600 yıllık Osmanlı, ne de ondan önceki Türk hanedanlıkları emperyalist bir siyaset takip etmediler.

— Tanrı tarafından bu göreve tayin edildiği kabul edilen Türk kağanı, bütün yeryüzünün, yani insanlığın hükümdarıydı. O sadece Türklerden değil, bütün insanlıktan sorumluydu. Kendilerinin mutluluğunu, onların huzuruna bağlıyorlardı. Günümüzde dahi bu anlayış henüz mevcut değildir. Herkes öyle kolay kolay hükümdar da olamıyordu. Her şeyden önce akıllı, yiğit, erdemli, güçlü ve ünlü kişilerdi. Halbuki dünyanın diğer milletlerinde idareciler kendilerini Tanrı ile eş değer görüp, zaman zaman ilah olduklarını bile ilan ediyorlardı. Bu yüzden de ağızlarından çıkan her söz kanun gibiydi. Her ne kadar demokrasinin beşiği olarak eski Roma ve Grek kültürleri gösteriliyorsa da, buradaki devlet yapılarına ve hükümdarların vaziyetlerine baktığımızda gerçekle hiç ilgisinin olmadığı anlaşılır. Türkler, Asya’nın batı taraflarına ve Avrupa’ya geldiklerinde o halklar, hakiki manada devlet yapılarıyla ve demokrasiyle tanıştılar.

— Türkler idareleri altındaki hiçbir milleti dinlerini ve dillerini değiştirmeye zorlamadılar.

— Türkler ordu millettir. Savaşlarda kadınlarda görev almıştır.

— Türk ordusu, onluk düzen içinde teşkilatlanmıştır. Dünya, ordu teşkilatlanmasını Türklerden öğrenmiştir.

— Ordu bandosunu ilk defa Türkler kurmuştur.

— Türkler tarım alanında ürettiği sebze ve meyvelerin yanı sıra kanallarla sulama teknolojisini diğer milletlere de öğretmiştir.

— Et ve balığı kurutarak ilk defa pastırma ve konserve haline getirilmesini Türkler yapmıştır.

— Türkler elbise, çamaşır ve ayağa giyilen pantolon türü eşyaya da “don” demişlerdir. Ceket, gömlek ve pantolonu insanlığa armağan eden Türklerdir.

— Koyun yağıyla, bir tür kuru otun külünü karıştırarak da sabun yaparak kullananlarda Türklerdir.

— Kıyafetlerini ilk defa ütüleyen millette Türklerdir.

— Türkler “çumuşluk” denilen tuvaletleri kullanırken, Avrupalılar evlerinin içine veya açık alanlara pisliyorlardı.

— Nizam’ül-Mülk’ün öncülüğünü yaptığı ve Nizamiye Medreseleri diye anılan ilmi kuruluş, dünyada ilk modern üniversite müesseseleridir.

— Türkler günlük hayatlarında paradan da yararlanıyorlardı. Bazen üzerinde kağan tamgası da olan kağıt ve ipek paraların da tedavülde olduğu anlaşılıyor. Kök Türkler çağında madeni paraya “yarmak” da denmiştir.

— Türkler eskiden zamanı on iki hayvanlı Türk takvimiyle ölçüyorlardı. Gerçi günümüzde dahi bu takvim esasına göre hareket eden Türk grupları hala mevcuttur. Üçyüz altmış beş günlük dilime yıl deniyordu…  Yılların hayvan adlarıyla anılması meselesi karşımıza çıkıyor ki, esasında hayvanlarla iç-içe olanlar Çinliler değil, Türklerdir. Dolayısıyla bu zaman hesabı Türklerden Çinli, Hintli, Tibetli ve Moğol gibi kavimlere geçmiş olsa gerek.

— Dünyada bir Tanrı’ya inanan ilk kavim Türklerdir.

 

Her ne kadar özet olarak sunmaya çalıştıysak da en doğru bilgiye yazının aslından ulaşmakta yarar vardır.

Lütfen (pdf) olarak sunulan bu bilgileri değerlendirelim: tc3bcrklerin-medeniyet-tarihindeki-yeri1.pdf

 

Hazırlayan: YILMAZ KARAHAN

 

Yorumlar

“604) TÜRKLERİN MEDENİYET TARİHİNDEKİ YERLERİ (ÖZET)” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. M.Nihat Yılmaz yorum tarihi 11 Nisan, 2012 04:48

    Sayın Yılmaz Bey’in eline sağlık,
    Bu yazı ayrı bir öneme sahiptir.
    Öyle kİ;
    -Türk Milleti’nin, “okumuşları-aydınları”nın, “biz bir şey yapamayız! hastalığı”nın, ilacı burada saklı.
    -Avrupa Birliği’ni ne yapacağız? girsek mi? girmesek mi?Bizi alırlar mı?sorularının cevapları burada,
    -Türk Milleti’nin tarifi,Türk kültür yaklaşımı, geçmişten,geleceğe bakış ufku burada gizli.
    -Kısaca; Türk’ün gerçek kimliği burada yazılı.
    -Bu yazı metnini,defalarca okuyanlara,öğrenenlere, okutanlara selam olsun.
    Saygılarımla.

Yorum yap