4) ŞU DESTANI

Yayin Tarihi 23 Şubat, 2009 
Kategori TÜRK VE DÜNYA DESTANLARI

ŞU DESTANI

image00141.jpg

 ŞU DESTANI  HAKKINDA GENEL BİLGİLER 

Şu destanı, M.Ö. 330-M.Ö. 327 yıllarındaki olaylarla bağlantılı Saka – İskit Türklerine ait eski bir Türk destanıdır. Destan Makedonyalı İskender’in Pers ülkesini istila ettikten sonra Kuzey’e doğru yönelmesi ve orada Saka Türkleri ve onların Hükümdarı olan Şu adlı Hakan ile karşılaşması esnasındaki olaylar etrafında şekillenen tarihi bir destandır.

Bu destan bir ölçüde de Oğuz boylarının nasıl şekillendiği ve nasıl meydana geldiği hususundaki temaları ile de dikkat çeker. Bu Destan Türklerin İskender’le mücadeleleri geri çekilmeleri ve Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen “ Türk manend, Türkmen adını almalarını anlatan bir destandır. Tam bu yönüyle de Oğuz Kağan destanındaki konulara büyük ölçüde temas etmektedir. Bilindiği gibi Oğuz Kağan Destanında da Oğuz boylarının nasıl oluştuğu çok önemli bir temadır.

Bu destan hakkında bize bilgi veren yegâne kaynak Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat üt Türkî adlı eseridir.[1] Besim Atalay Tarafından günümüz Türkçesine çevrilen bu eserin Türkmen Maddesi karşılığı olarak naklettiği[2] yazının içinde bu destandan özet olarak söz edilmiştir. Kaşgarlı Mahmut’un adı geçen eserinde verdiği özet dışında bu destanımız hakkında elimize ulaşan başka bir bilgi yoktur. Netice olarak bu destanımız Kaşgarlı Mahmut’a gelene kadar ki bin yıldan fazla bir süreç arasında yok olup gitmiş, ancak destanın dayanağı olan tarihi olaylardan 1300 sene sonra Kaşgarlı Mahmut sayesinde sadece özet kısmı elimize ulaşabilmiştir. Yani destanın asıl ve tam metni günümüze ulaşamamıştır. [3]

Destanın özet kısmı Makedonyalı İskender’in İran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmeye başlaması ile Saka hükümdarı Şu’nun bu olaya kayıtsız kalmış gibi bir tutum içine girmiş olması, Türklerin İskender’le mücadeleleri ve Kuzey’e doğru çekilmeleri anlatılmaktadır. Kuzey Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebep açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Destana göre yirmi iki aile göç esnasında geride kalmış, geride kalanları gören İskender “Bunlar Türk’e benziyor.” anlamına gelen “Türk manend” sözünü kullanmıştır. Bu söz zamanla değişerek “Türkmen” haline gelir. [4] Böylece Kuzey Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebep açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır.[5]

Destan Makedonyalı İskender’in, İran üzerinden Asya’ya doğru yürürken yapılan savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümünü anlatmaktadır. Türk boylarının oluşumu, Türklerin şehir hayatını,  milletini geçici bir işgalden mümkün olduğu kadar az can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmayı tasarlayan bu düşüncelerini kimseye belli etmeden gerçekleştirmeye çalışan Hakanın kaygıları, destanın en büyük özelliklerinden birisidir.  Şu destanının diğer bir özelliği de Oğuz kağan destanı ile diğer Türk destanlarında şekillenecek olan, Türkler, nereden geldi, Türklerin atası kimdir. Türkmenler nasıl oluştu, Türkmenler ve oğuzların atası kimlerdir. Türk boyları hangilerdir, Türk boylarının adları ve anlamları nereden gelmiştir, gibi sorulara cevaplar veren bir destan hüviyetindedir.

“Şu destanında, Makedonya kralı İskender ile Turan hükümdarı Şu’nun ordularının Fergana vadisinde karşılaşmış olmaları, Türk kültürüyle Batı kültürünün M.Ö. 4. yüzyılda tanışmış ve birbirleriyle bilgi alış verişinde bulunmuş olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. [6]Ayrıca, Türklerde ad verme geleneğinden 24 Oğuz boyunun oluşumuna, Oğuzların ilk atası Oğuz Han’ın mevcudiyetinin M.Ö. 7. yüzyılda görülebileceğine kadar birçok önemli bilgiyle Şu destanında buluşmak mümkündür” [7]

Şu destanında, müzik önemli bir yer tutar. Ayrıca Hakan Şu’nun karakteri üzerinde bir hayli durulmuştur.[8]Savaşçı ve maceracı bir kimliği olmayan Hakan Şu, tedbirli bir hükümdardır.  İskender’in eylemlerini izlemek için kırk kişi görevlendirmiş ve onlardan haber gelmeden hareket etmekte acele etmemiştir. Herkes bu konuyu açtığında kimseye fikrini ve kafasındaki palanını söylememiştir. İnsanlar savaşmak veya çekilmek konusunda bir telaş içindeyken o yaptırdığı bir havuzun içinde yüzen kazların yüzmesini seyretmekte ve konuyla ilgili sorular karşısında konuyu değiştirerek umursamaz bir tavır içinde kalmaktadır. Düşünceli, sanatçı ve müziksever tedbirli bir Hakan olan Şu ‘nun kapısında 365 gün nevbet çalmaktadır.

ŞU DESTANI BİLİNEN TAM METNİ

Hakan Şu Balasağun kapısında bir kale yaptırtmıştır. Bu kaleye de güçlü bir ordu koymuştur. Kağanın sarayı da bu kenteydi ve saray kapısının önünde hergün nevbet çalıyordu. Makedonyalı İskender Anadolu’yu İran’ı istilâ etmiş, önüne gelen tüm orduları yenmiş ve Türkistan’a doğru yönelmişti. Semerkant’ta İskender’in eline geçmişti.

Gözcüler Kağan Şu’ya gelerek durumu bildirdiler. “İskender, Semarkant’ı aldı ve Şu kalesine doğru geliyor. Herkesi yendi ve size doğru geliyor, Onunla savaşalım mı”  dediler. Fakat bu kötü haberlere rağmen Kağan Şu kılını kıpırdatmamış söylenenleri duymazlıktan gelmişti. Herkes telaşa düşmüş hakanın kayıtsızlığı karşısında da endişeye kapılmışlardı. Herkes Hakan’a ne yapacağız ne tedbir alacağız diye merakla bakarken ve sorarken o hiç bir şey demiyor lafları değiştiriyordu.

Şu Kağan’nın gümüşten yapılmış bir havuzu vardı. Bu havuzu işten anlayan ustalara yaptırtmıştı. Havuz istenildiğinde taşınabiliyordu. Şu Kağan Savaşa bile gitse bu havuzu yanında taşıyordu. Nerede konaklarsa içine su doldurtur, bu gümüş havuzuna kazları ve ördekleri salar onları seyrederdi.  Onları seyrederken de alacağı karaları düşünürdü.

Haberciler, İskender’in ilerleyişini haber verip ” Ne buyruk verirsiniz kağanım onlarla savaşalım mı ” diye sorduklarında, Kağan Şu, havuzu ve içinde yüzen kazlarla ördekleri göstererek ” Bakın ne güzel yüzüyorlar, nasıl da suya dalıp dalıp çıkıyorlar” diye bir cevap vermişti.  Haberciler ve Hakanın çevresindekiler telaşa kapılmıştı. “Hakan’ın bir tedbiri ve düşüncesi yok ondan böyle davranıyor diye düşünmüşlerdi.  Herkes bunları garip karşılamış ve şaşırmıştı.

Hâlbuki Hakan Şu, en güvendiği kırk adamını Hucend ırmağı kıyısına yollamış, İskender’in ordularının hareketlerini gözetlettirmeye başlamıştı. Bu yiğitler İskender Hucent ırmağını geçer geçmez gelecek Hakan Şu’ya haber vereceklerdi. Kağan Şu ise bu tedbirlerini kimseye belli etmiyor ve gönlü rahat davranıyordu. Bunu bilmeyen halk ise ne yapacaklarını bilmez bir haldeydi.

İskender Hucent ırmağını geçince kırk yiğit atlarına atlayıp Kağan’ın sarayına yetişip, İskender’in Hucent suyunu geçtiğini ve Balasağun’a doğru geldiğini Kağan’a haber verdiler. Daha önceki habercilere aldırmayan Kağan gecenin yarısında hemen Göç davulunu vurdurdu. Davulun vurmaya başlamasıyla herkes göçünü yükleyip doğuya doğru yola koyulmuştu. Bazıları bu olaya şaşırmış, gündüz hazırlık yapılmadan gece yola çıkılmasına hayret etmişlerdi. Halk ellerine ne geçtiyse atlarına yüklenip Hakan’ın peşinden gitti. Gün doğarken kentte kimse kalmamıştı. Kent dümdüz bir ova gözüküyordu.

Ancak binecek bir şey bulamayan 22 kişi şehirde ve Şu Kalesinde kalmak zorunda kaldı. Bunların yanına iki kişi daha geldi ve 24 kişi oldular. 22 kişi sonradan gelen iki kişiye: “Bir yere gitmeyin burada kalın Bu İskender kimse burada fazla kalmaz ve çekip gider. Burası bizim yurdumuz burası yine bize kalır.” dedi.  Ama bu iki kişi diğer 22 kişinin sözünü dinlemediler. Onların “Kal” demelerine rağmen orada kalmadıklarından İskender’in geldiğini görmediler. Bu iki kişiye bu yüzden KALAÇ dendi ve onlardan doğan çocuklara da “KALAÇI ” denmeye başladı.

İskender Şu kalesine gelince kalede kalan uzun saçlı 22 kişiyi gördü. Onları görünce onlara “Türk manend- Türk’e benziyor” dedi. Türk- manend sözü zamanla Türkmen oldu. Kal denmesine rağmen kalmayarak giden o iki kişi o yüzden tam olarak Türkmen sayılamadı. Bu 22 kişiye Türkmen denilirken onlara KALAÇ dendi.  Böylece oluşan 24 boydan 22 sine Türkmen, 2 sine KALAÇ dendi.

Hakan Şu ise halkı ile Çin Sınırına kadar ilerlemişti. Uygur Ülkesine vardığında Hakan Şu İskender’i karşılayabilecek kadar onu içeri çektiğine ve onunla savaşabilecek kadar güçlü müttefiklere sahip olduğuna karar verdi.  Uygurlarla birleşen Şu Kağan genç çerilerini ayırıp İskender’in üzerine yollamayı düşündü. Veziri çerilerin hepsinin genç olduğunu tecrübeleri olmadığını başlarına tecrübeli bir komutan vermesi gerektiğini söyledi. Şu Kağan Vezirine hak vermişti. Ve genç çerilerin başına tecrübeli bir subaşını komutan olarak verdi.

Şu kağanın çerileri İskender’in üzerine yürüdüler. Bir zaman sonra İskender’in öncü birlikleri ile karşılaştılar. Çeriler İskender’in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı bir savaş oldu. Bir Türk çerisi İskender’in bir erini bir kılıçla ikiye böldü. İskender’in askerinin kemerinin üstünde altın dolu bir torba vardı ve bu kılıç darbesi ile altın torba yarılıp içinden altın saçıldı.  Bu altınlar askerin kanı ile kıpkızıl boyanmıştı. Sabah olunca bu  kıpkızıl altınlar güneşte parlamıştı. Bunu gören Türk askerleri ” Altın Kan, Altın Kan ” diye bağırmıştı. Bu yüzden bu dağın adı “Altın Kan, Altın Han” olarak kaldı.

Bu baskından sonra İskender ile Türkler bir barış yaptı. Bu barış sonrasında Türkler buralara kentler kurmaya başladı. Uygur Türkleri ile diğer Türkler bu kentlere yerleştiler Şu Kağpan ise askerini ve halkını alıp, Balasagun’a döndü. Balasagun kalesini eskisinden daha da sağlamlaştırdı. Şehri geliştirdiler. En sonunda da kaleye bir tılsım koydu. Bu öyle bir tılsımdı ki her tarafta duyulmuştu. Leylekler bile bu kente kadar gelip daha ileriye uçamaz oldular. Balsağun’u geçmeyip en son burada kaldılar.

KAYNAKÇA

[1] Kaşgarlı Mahmut, Divan’-ı Lügat üt Türki, Çeviren, Besim Atalay, Türkmen Maddesi,

[2] Metin TURAN, Türk Destanları, http://w2.anadolu.edu.tr/aos/kitap/I

[3] Dr. Ayşenur İslam, Nermin Öztürk,Türk Edebiyatı Tarihi, ( Lise Ders Kitabı) Bem-Koza, 1999

[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Şu_

[5] Prof. Dr. Umay Günay, İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLARI ÖZETLERİ ÖZELLİKLERİ,http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/

[6] Prof. Dr. Umay Günay, İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLARI ÖZETLERİ ÖZELLİKLERİ,http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/

[7] http://tr.wikipedia.org/wiki/Şu_

[8] http://www.mainboard24.com/efsaneler-ve-destanlar/125012-su-destanî.html

http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/

NOT: Destan içeriği yenilenmiştir.

Paylaş:

Yorumlar

“4) ŞU DESTANI” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. Kürşad yorum tarihi 25 Şubat, 2009 11:54

    Şu çadırlarda yaşayan Türkler laflarını bir kenara bıraksak artık diyorum. Bazı göçebe Türkler (şu anda elle sayılacak kadar az oldukarı gibi) i bütün Türklere mal etmek çok yanlış. Sırf Türklerin yerleşik hayata iskender eliyle mö 300 lerde geçtiğini kanıtlamak ve avrupalı tarihçileri haklı çıkarmak için yapılan bu yazılara bir son verilse çok iyi olacak. Bundan evvel Türklerin göçebe, barbar, medeniyetten uzak ancak medeniyet yıkan olarak avrupalı tarihçi kafası ile adlandırılmasının temel nedenide bu gibi asılsız yazılardır. Türklerin onbinlerce yazıtları orta asyadan anadoluya hatta avrupaya kadar yayılmısken ve bu yazıtların her biri o bolgedeki medenileşmiş ve şehir kurmus Türkler tarafından yazılmısken nasıl olurda göçebelikten söz edilir anlayamıyorum. Türkler göçebe değil göçmen dirler. Bu göçte, küresel ısınma ve küresel soğuma nedenleriyle binlerce yıllık zamanlar diliminde gerçekleşmiştir. Orhun kitabeleri at üstünde ve çadırda göçerken yazılmamıstır sanırım. Yada çin seddi göçen bir Türk kavmi için yüzlerce senede oraya çekilmemiştir. Bugün sümer ve hititlerin anadoluda, etrüsklerin ise avrupada ÖnTürk ler tarafından kurulan medeniyetler olduğu kesin olarak kanıtlanmıstır. (Her ne kadar yalancı ve inkarcı avrupa tarihçileri görmemezlikten gelsede)

    Kısaca Türkler hiç bir zaman göçebe değilllerdir, hep at üstünde yaşayan insanlar değillerdir, bu avrupalıların bizi medeniyetten uzak olarak tanımlamaları için gereken içiboş, yalan tarihi çarpıtmalardır. Bu ilk medeniyetleri kuranların Türk atalarımız olduğu gerçeklerinin önüne perde çekme çalışmalarının ürünleridir. Bu bize tarihimizi Atatürkten sonra yanlıs anlatma ve okullarımıza bile sokarak genç yaşta beyin yıkama, aşağılık hissi yaratma çalışmalarının üsürnleridir. Bu Anadolunun asıl ve ilk sahibi olan bizleri buradan defetme çalışmalarının ürünleridir. Bu kendi köklerinin bile atalarımıza dayandığını ölümüne inkar etme çalışmalarının ürünleridir. Ama nereye kadar…

  2. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 28 Şubat, 2009 12:36

    Tarih önemlidir.
    Tarih, kendini önemsemeyenlere önemsetir.
    Tarih, bir millete kendini öğretir.
    Bu mümkünse, kitaplardan ve hakkıyla olmalıdır.
    Tarihi, kitaplardan öğrenmeyenler, savaş meydanlarında öğrenir ki, hem yazık olur, hem de ayıp.
    Nesillere yazık olur, çok kan akar.
    Tarihimizi öğrenmeliyiz, çünkü savaş kötü bir şeydir.
    Tarih, biraz da ibret demektir.
    Yaşanmışlardan ders almak demektir.
    İskendir.
    Makedonyalı İskender.
    İskenderiye şehrini kuranın bu İskender olduğunu kaç kişi biliyor.
    İskenderle Türklerin ilişkisini kaç kişi biliyor.
    Bu bir ayıp.
    Ama vatandaşın ayıbı değil.

    Bundan sonra vatandaşın da ayıpıbı.
    Çünkü bilgiye ulaşmak o kadar zor değil.

Yorum yap