378) OSMANLI YARGISINDA YABANCI BASKISI

Yayin Tarihi 29 Nisan, 2009 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Osmanlı Yargısında Yabancı Baskısı

terazi-adalet.gif

Tanzimat öncesi Osmanlı İmparatorluğu’nda üç çeşit mahkeme vardı:

Müslümanların kendi aralarındaki anlaşmazlıklara bakan, geleneksel kurumlar olan şer’i mahkemeler, gayrimüslim tebaanın kendi aralarındaki davalarda yetkili cemaat mahkemeleri (Kilise mahkemeleri), üçüncü olarak da yabancıların aralarındaki uyuşmazlıklara bakacak olan konsolosluk mahkemeleri .

Batının dayatması
Batı’nın dayatmaları sonucu Osmanlı mülkünde, Osmanlı’nın denetimi dışında oluşturulan bu mahkemelerin yargı alanı süreç içinde genişledi. Yabancılarla Türk ( Müslüman) tüccarların davalarına da bu mahkemeler bakmaya başladı. Her nedense konsolosluk mahkemelerinin baktığı davalar çoğu kez Türk tüccarların aleyhine sonuçlanıyordu.

“Osmanlı tebaası olan tüccarların çoğu ticaret kanun ve usullerine vâkıf olmadıklarından pek çok zarara uğramışlardır. Hele İslam tüccarlarıyla ecnebiler arasında geçen ticaret davaları ekseriya avukatları ve tercümanları vasıtasıyla ecnebiler kazanarak ve Müslüman tüccarların müdafaaya vukuflu vekilleri bulunmadığından İslam ticaretine halel gelmiştir. Bundan başka Müslüman olmayan tebaamızdan birçoğu dahi yabancı devletlerin himayesine girip o vesile ile işlerini becermişlerdir…” (1)

1839 Tanzimat Fermanı sonrası hukuk alanında çeşitli düzenlemeler yapıldı. Osmanlı’nın iyi niyetle, safça, Batı’nın önerdiklerini yapması durumunda egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün onlar tarafından garanti edileceğine ilişkin inancı boşa çıktı.

1856 Islahat Fermanı, 1876 I. Meşrutiyet ve Kanuni Esasi, 1908 II. Meşrutiyet denemeleri Batı emperyalizminin Osmanlı’yı parçalama, coğrafyasını paylaşma düşüncesini hiç etkilemedi. Osmanlı’nın en uzun yüzyılı olarak nitelenen 19. yüzyıl boyunca, Osmanlı’nın çözülüş, çöküş, sömürgeleşmesi artarak devam etti.


Ekonomik kıskaç

Osmanlı’nın sonu, iç dinamiklere, öz kaynaklara, ulusal çıkarlara dayalı bir ekonomik model ve hukuksal düzenleme yerine, emperyalist devletlerin düşüncesine dayanan yol haritasının hazin örneği olarak tarihteki yerini aldı…Emperyalistlerin, ekonomik kıskacın yanı sıra hukuk prangalarını da kullanarak mazlum ulusların sömürülmesini sürekli kılmak istedikleri çok açıktır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, çok önceden verdikleri idam hükmünün infazına hazırlanan emperyalistlerin oyunları, ulusumuzun Mustafa Kemal önderliğinde verdiği savaşla boşa çıkarıldı. Sömürgecilerin ulusumuza biçtiği kefen parçalandı.

Sömürgenlerin ekonomik dayatmalarının, tuzaklarının tarihin tozlu sayfalarında kaldığını, yeni dünya düzeninde bunların yerinin olmadığını düşünmek yanılgıdır. Küreselleşme masalıyla mazlum uluslara dayatılan hukuk sistemi, ülkeyi kalkındırma, çağdaşlaştırma bir yana, emperyalist sömürüye karşı direnmenin ulusal hukuk zeminini yok etmektedir. Ulusal pazarın ekonomik, finansal denetiminin yabancıların eline geçmesinin benzeri, iç hukuk düzenini çökertip ulus-üstü hukuk denetimine açarak gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde bize çok ırak olmayan Irak’ta hukuka, insan haklarına, evrensel değerlere saygılarına yakından tanık olduğumuz (!) işgalcilerden, Sevr’in başmimarı İngiltere’nin mütareke dönemi İzmir’indeki, hukuksal uygulamalarından kısa bir kesit sunalım:

Mondros Ateşkesi imzalanmıştır, ama Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasına daha 3 ay vardır. İşgale direnmeyi düşünen Kolordu Komutanı Vali Nurettin Paşa görevden alınır. Yerine koyu İtilafçı Ahmet İzzet Paşa atanır. Bu atama sonrasında işbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Partisi İzmir Şubesi daha da pervasızlaşır. Ulusal direnişe hazırlananları işgalcilere ve saraya ispiyon eder. Hatta bazıları işgalden sonra Yunan yönetimiyle açıkça işbirliğine girer.

“Mütareke döneminde, ceza ve infaz sistemine yapılan müdahaleler de devletin meşruiyetini ciddi bir şekilde yaralamıştı. Adliye Nezareti’nin, cinayetten tutuklu bulunanlardan ’sadece Ermeni ve Rumların’ serbest bırakılmasına ilişkin, cezada eşitlik ilkesine aykırı kararını, I. Dünya Savaşı’ndan önce İngiltere’nin İzmir konsolosu olup mütarekeden sonra albay rütbesiyle vilayete gelen Smith ‘in işleme koymasına razı olmak büyük bir hataydı. 20 Mart’ta yanında Rum avukat Athinogenini olduğu halde, İzmir Merkez Hapishanesi’ne gelen Smith, 1250 Hıristiyanı serbest bıraktırmıştı.” (2)

Aynı durumda bulunan Türk/Müslüman tutuklular da tahliye isteminde bulunurlar. “Padişahım çok yaşa” diye bağırarak bazı Rum-Ermeni mahkûmları rehin alırlar. Bunun üzerine cezaevinin etrafı çevrilir, yapılan müdahale sonucu bir Türk mahkûm ölür, bir diğeri yaralanır. Daha sonra Smith aynı avukatla Urla Hapishanesi’ndeki mahkûmları da bıraktırır. Çeşme Cezaevi’nde hayvan hırsızlığı ve eşkıyalıktan mahkûm iki Rumu da, savaş sırasında İngiliz ordusunda hizmet ettikleri gerekçesiyle bıraktırmak ister.

Çeşme’de bazı Rum ileri gelenleriyle birlikte, baskın verir gibi küstahça girdiği Hükümet Konağı’nda Kaymakam Tahir Bey’i, yolda otomobilinin çamurlandığından bahisle azarlar. Bozuk Türkçesiyle “İşitiyoruz ki teşkilat yapıp silahlanıyormuşsunuz! Türkiye’yi müttefikleriyle birlikte yendik, top ve tüfeğinizi aldık. Neyinize güveniyorsunuz? Yaptıklarınız hükümetinizin programına da aykırıdır. Sizi medeniyete davet ederim. Vahşete devam ederseniz mahvolacaksınız” diyerek tehdit eder.

Av. Hüseyin ÖZBEK

İstanbul Barosu Genel Sekreteri


1) Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi TTK
2) Doç. Dr. Engin Berber, Bir İzmir Kâbusu Mütareke ve İşgal Dönemi Üzerine Yazılar
3) Doç. Dr. Durmuş Yılmaz, Cumhuriyetimizin Fikri Temelleri

Yorumlar

Yorum yap