350) KAZAKİSTAN KATLİAMLARI

Yayin Tarihi 3 Ocak, 2009 
Kategori TÜRK DÜNYASI

KAZAK TÜRKLERİNE SOYKIRIM 

Geçtiğimiz yüzyılda emperyalist güçlerin etkisi altında bulunan Türk Devlet ve Toplulukları üzerinde ağır ve çıkmazlarla dolu sayısız trajedinin yanı sıra kayıpların da meydana geldiği aşikârdır.

Bugün 10 milyon km² lik bir coğrafyadan daha geniş bir sahada yaşayan neredeyse 250 milyon civarındaki Kıpçak, Oğuz, Karluk, Sibir ve Avrupa Türkü bu yüzyılda dili, edebiyatı, tarihi ve milli kültürlerine yapılan tahrip ve saldırılardan az veya çok darbe alarak çıkmıştır.

Bu trajik darbelerin etkisinde defalarca kalmış olanların biri de Orta Asya’nın merkezi konumundaki Kazakistan’dır. SSCB sınırları içerisinde milli mücadelesini her fırsatta Turan’ın odağı Türkistan yaşayan Kazak Türklerinin 1930’lu yıllardaki “Kızıl Kırgın Kurbanlarına” değineceğiz.

Emperyalist SSCB rejiminin 1930’lu yıllarda tüm Türk Devlet ve Topluluklarında yaşayan Türk soydaşlarımızın nüfusunu eritmeye yönelik yürüttüğü acımasızca infaz ve oluşturulan suni açlıklarda birçok soydaşımızın hayatlarını kaybettiği bilinmektedir. Bilinemeyen ise ölümlerdeki sayının korkunç boyutlarda olmasıdır.

Kazaklar barış içerisinde yaşadıkları geniş bozkırlara 1723 yılında Çin’den gelen 70 bin atlı Jongar (Cungar) askerinin işgaliyle savaşa girdi. Müslüman Kazak Türkleri kendi hâkimiyetleri altındaki bozkırları 1 milyondan fazla Kazak Türkünü savaş ve ardından gelen açlıkla şehit vererek toprakların asıl sahipleri olduklarını dünyaya bir kez daha gösterdi.

Kayıplar açlık ve savaş yılları nüfus ve savunmalarını azalttı. 2. Çin istilasına dayanamayacak durumda olan Kazak Türkleri kendi istekleriyle Rus Çarlığının himayesini kabul etti.

Çarlık rejimi Orta Asya’da yaşayan tüm göçebe Türkleri yerleşik şehir düzenine geçmeye mecbur bıraktı. Tarihte ilk kez 1897 yılında Kazak Türkleri ve diğer Türk boylarının nüfus sayımı yapıldı. Sayımların sonuçları arşivlere Kırgızlar 250.000, Türkmenler 250.000, Tacikler 250.000, Özbekler sınırları içinde 750.000-sınırları dışında 750.000 olmak üzere 1,5 milyon iken Kazakların nüfusu 4.300.000 kişi olarak geçirildi. Kazakların nüfusu neredeyse Orta Asya’da yaşayan halkların toplamının iki katıydı.

Son yüzyıl içerisinde SSCB’nin yaşattığı “Kızıl Kırgınlar” neticesinde Kazak Türklerinin nüfusunun 8 ile 9 kat arası artışı engellenmiştir. Günümüzde Özbeklerin 25 milyonu aşan nüfusları ile kıyaslandığında Kazakların bugün 40 milyondan fazla nüfusları olması gerekirken maalesef Kazakistan nüfusu içerisindeki Kazak Türklerinin sayısı 9 milyonu geçmemektedir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev geçmişte yaşananların unutulmaması için 1997 yılını ülkede “Milli Barış ve Siyasi Göç ve Sürgün Kurbanlarını Anma Yılı” olarak ilan etmiştir. Elbette bu anma yılının en büyük amacı bugün tarihte düşündürücü ve endişe verici olan bu olaylardan ders çıkarılarak geleceğe emin adımların atılmasıdır.

Peki, bu yüzyıl içerisinde neler yaşandı? Kazak Türklerine ne oldu da nüfusları azaldı?

1991 yılında Kazak Türklerinin bağımsızlıklarını ilan etmelerine kadar olan yüz yıllık dönem içerisinde 1920 yılındaki ezici rejimin baskı ve getirdiği kaçınılmaz sonlar, 1929–1933 yıllarında SSCB’de bolluk varken yapılan suni açlık, 1937–1938 yıllarında tüm Kazak aydınları ve halk öncülerinin toplu yada gizli idamları, 1939–1945 yılları arasındaki II.dünya savaşı, 1950’li yıllardaki doktorların halk üzerinde yürüttüğü genetik ve kimyasal denemeler,  1960 yılındaki Moskova’daki Kazak gençlerinin sürülmeleri, 1970 yılındaki Akmola eyaletinde yaşanan meşhur Tselinograd olayı ve son olarak Kazakistan başta olmak üzere bugünkü Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık yolunu açan Jeltoksan (Aralık) ayaklanması Kazak Türklerinin nüfuslarının azalmasında büyük rol oynamıştır. Bu arada 40 yılı aşkın süredir Kazak bozkırlarının en verimli topraklarından olan Semey Eyaletine nükleer poligonlar kurularak eyalet ve çevresinde yapılan 468 nükleer ve atom bombası denemeleriyle ölüme mahkûm edilenlerin sayısı ise tam bilinememektedir.

Yapılan bir araştırmaya göre, 20. yüzyılda tüm dünyada 170 milyon insan katledilmiş veya yok olmaya terk edilmiştir. Yok edilen bu insan nüfusunun sadece 110 milyonu yani üçte ikisi Komünist rejimin kurbanları olarak tespit edilmiştir. Bu yok edilen 110 milyon insanın üçte ikisi yani 60 milyondan fazlası da Türk soyludur. Bu rakamlar dehşet vericidir. Bugün Kazakistan’da hemen hemen her evde birinci derece bir yakınını bu yüzyıl içerisindeki trajedilere kurban verene rastlamak mümkündür.

Bu konuda ciddi bir araştırma yapıldığında bir zamanlar SSCB halklarının tarihinde insanlığın koruyucusu ve kutsal liderleri olarak isimleri insanların beyinlerine korku ve vahşetin gücüyle kazıyan V.Lenin ve İ.Stalin döneminde 46,6 milyon insanın çeşitli senaryo ve yollardan öldürüldüğü görülecektir. Bu katliamların 4 milyonunun V.Lenin, 42,6 milyonun ise “Kızıl Kırgın’ın” mimarı İ.Stalin zamanında gerçekleştirildiğini söylemek istiyoruz.

1954 yılının SSCB hükümetine sunulan bazı raporlarında sadece Kazakistan’dan 58.maddenin ihlali gerekçesiyle rejim karşıtı ilan edilen 3 milyon 770 bin kişinin tutuklandığı belirtilmiştir. 642 bin 980 kişinin idam edildiği, 2 milyon 369 bin kişinin ise 25 yıl ağırlaştırılmış hapis cezalarına çarptırıldığı da Moskova yönetimine aynı raporlarla bildirilmiştir. Fakat 25 yılın sonunu hiç biri göremediği herkesçe malumdur. Bu tutuklananların büyük bir çoğunluğunun da eski SSCB sınırları içerisinde sürgün edildiği de gizlenmemektedir.

Kazak bozkırlarında yaşanan ve tarihe “Aktaban Şuburundu” olarak geçen doğal kıtlık döneminin üzerinden geçen 210 yılda çoğalan Kazak Türklerinin nüfusu ise yine geçtiğimiz yüzyılda Kazakistan’da yaratılan suni açlık ve kıtlıklarda 2 milyon 220 bin kişinin ölümüyle büyük bir kayba uğratılmıştır. Bu rakamlar devlet arşiv kayıtlarınca da doğrulanmaktadır. Bu ölümler kadar feci olan başka bir etken ise binlerce Kazak Türkünün kıtlık döneminde topraklarını terk etmesidir. 616 bin kişi Orta Asya bozkırlarının çöle dönüşmesiyle ata vatanlarını geri dönmemek üzere terk etmek zorunda kaldığı da bilinmektedir.

1927–1953 yılları arasında ise SSCB hükümet karşıtı denilerek suçlu bulunan 103 bin kişi siyasi sürgüne gönderildi. Bu siyasi suçluların 25 bini daha sonra idam edildi.

Bu süreçte Stalin’in tam desteğini almış olan dönemin SSCB Kazakistan Komünist Partisi sekreteri F.Goloşegin açlık ve katliamlar sürecinin en büyük aktörü oldu. Goloşegin’in yaptırımlarıyla kuzeyindeki bereketli toprakların üretimlerini engelledi. 1920’lerde nüfusun neredeyse 5 katı fazla olan büyük baş hayvanları toplu olarak kesildi veya yok edildi. Bunların temelinde ise kör siyaset uygulayarak Kazakistan’da küçük bir ihtilal planı vardı. Bu ihtilal maksatları arasında Orta Asya’nın güçlü ve zengin Kazak Türkü beyliklerini ortadan kaldırarak zenginleri halk düşmanı ilan edilmesine ve sürülmesine sebep olacak sürecin başlatılması yatıyordu.

Nihayetinde 700 e yakın beyin malları ve hayvanları ve toprakları ellerinden sorgusuz sualsiz alındı. Göçebe bozkır hayatına sahip Kazak halkı güç kullanılarak yerleşik düzene geçirildi.

Bu durum elinden meraları ve hayvanları alınmış göçebe halkı kırıp yok etmeye başladı. Korkunç bir sonun kurbanı 40 milyondan fazla dağlarda ve yaylalarda aç susuz ve yemsiz bırakılan büyük ve küçükbaş hayvanlar sahipsizlik ve bakımsızlıktan telef oldu. 1927–1932 yılları arasında halk hayvanlarının telef olması ve ölüme terk edilmesi sonucu halkın besin kaynağı hayvanların tüm ülkedeki sayısının 4 milyona düşmesiyle açlık süreci başlamış oldu.

Tarihi kaynaklar ve canlı şahitleri anlattıkları ise tam bir vahşet ve korkuyu ortaya koymaktadır. Geçimini hayvancılık ve topraklarının mahsulüyle sağlayan zengin Kazak Türkleri 1927–1932 yılları arasındaki 5 yıllık bir süre zarfında önce mal, mülk ve hayvanları ellerinden alınarak yoksul bırakıldılar daha sonrasında ülke genelinde başlayan açlık sonucu büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan binlerce kişi toplu ölümlere maruz kaldı. Köy ve kasabalarda yaşayan 50 ile 100 bin kişilik nüfusların günde 30–80 kişiye kadar ölü verdikleri artık ölüleri gömmenin imkânsız hale geldiği ve sonunda halkın başka ülke topraklarına göçtüğü bilinmektedir.

1932 yılından sonra onlarca köy haritadan silinmiştir. Ülkede kalan Kazak halkı bu kıtlık sonrasında SSCB rejiminin gereğini yerine getirmek zorunda bırakıldı.

1933 yılına açlıktan ölen Kazak Türkünün sayısının 2 milyon 300 bin kişiydi. Bu tarihi trajedi Kazak halkı tarafından “Kızıl Kırgın Kurbanları” olarak anıldı. Bu ölüm oranı o yıllarda Kazakistan nüfusunun %54’üne denkti.

Ülke çapında bu yıllar zarfında yaklaşık 80 bin kişinin katıldığı büyük ayaklanmalar yaşandı. Bu olaylarda 5551 kişi Stalin’in gizli polis servisi tarafından tutuklandı ve 883’ü anında idam edildi. Kalanlar ise sonu bilinmeyen bir hayata kurban gitti.

1936–1937 yıllara gelindiğinde Kazak milli şahsiyetleri ve aydınlarının halk üzerinde bağımsızlık, Turancılık ve Pan-Türkist düşünceleri önem kazanmaya ve sahiplenilmeye başlandı.

Milli ruhu doğuran yazar ve şairlerin güçlü kalem darbeleriydi. Adeta kılıçtan etkili olan bu kalemler halkın korkularla sindirilmiş ruhlarını canlandırarak kendine getiriyordu. Ana dil, Turan egemenliği, bağımsızlık konuları tüm ülkeyi etkisi altına almaya başladı.

Bu kalemlerin başında İstiklal savaşında kendi ülkesi işgal altındayken Mustafa Kemal ve Türkiyeli kardeşlerine hitaben “Alıstagı Bavırıma” (Uzaktaki Kardeşime) adlı şiirini yazan Mağcan Cumabayev, Ana dil ve Kazak Halk pedagojisinin temellerini atan Ahmet Baytursunov, İlyas Cansugirov, Beyimbet Maylin, Mırjakıp Dulatov ve Saken Seyfullin gelmekteydi.

Halkının gözünü açarak karanlık bir dünyada yaşamasını istemeyen ve milli duyguları perçinleyen bu kalemler SSCB hükümetince Türkçülük ve Turancılık hareketiyle halk düşmanı ilan edilerek kurşuna dizildiler.

Sonuç olarak geçtiğimiz yüzyılda emperyalistlerin pençelerinde bu ağır azabını çekmeye mahkûm edilen Kazak Türkü ve diğer Türk Cumhuriyetlerindeki kardeşlerimiz o acı günleri geride bırakmıştır.

SSCB’nin “Kızıl Kırgını Kurbanları” yerini, ABD ve AB’nin “Ortadoğu Kırgını Kurbanları”na bırakmıştır. Maalesef dün olduğu kadar bugünde milletimiz acı çekmektedir. Geçmişte milletimizin kucaklaşarak birbirlerinin yaralarına merhem olamaması, bugünün yaralarına merhem olmayacağı anlamına gelmemelidir.

Ufuk TUZMAN – Filolog, Araştırmacı

www.efrasyap.com

KAYNAKLAR

1.   Valeriy Mihaylov. “Goloşegin’in küçük Ekim ihtilali”,makale. “Rusya Literatürü” gazetesi. M, 1994.

2.   “Akikat”  gazetesi 1989. ?5, syf.21.

3.   “Gorizont” gazetesi. Moskova, 1988, 12 Mayıs.

4.   “Almatı Akşamı”, 1989, 27 Mayıs.

5.   Prof. Dr.M. MIRZAAHMETOV. “Kazak Kalay Mengürtlendirildi?”. Türkistan Gazeti 23 Şubat 2007. No: 8 Sayı, 658

Yorumlar

“350) KAZAKİSTAN KATLİAMLARI” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 12 Ocak, 2009 11:22

    Kazakistan acaba ne kadar bağımsız?
    Acaba bugün, Kazak Türklerinin geçmişte uğradıkları zulüm ve soy kırım, tarih kitaplarında ne derece geçmekte ve öğretilmektedir.

    Bir milli eğitim bakanı; “Tarihteki kanlı sayfaları çocuklarımıza öğretmeye gerek yok” demişti.
    Demişti de, Milli Mücadele tarihimizdeki Yunan zulmünü mekteplerden kaldırmaya kalkmıştı.
    Kaldırıldı zaten.
    İzmir’in işgalini ve takip eden üç gün içindeki katliamı, bırakınız Karslıyı, Ankaralıyı, Yozgatlıyı, acaba İzmirliler biliyorlar mı?
    Hayır.
    Aynı fırsat çıkınca, Yunan aynı zulmü yapar mı?
    Şüphesiz…
    O halde?
    O halde Allah belanızı versin.
    Tarihi çocuklarımıza adam gibi öğretin.

  2. sabahatuzun yorum tarihi 14 Ocak, 2009 00:50

    VAROLUŞUN SON İMZASI

    Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin(seçkin varlığın) yüksek tecellisine(belirmesine), yüksek sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7 bin senelik bir TÜRK beşiğidir.
    Beşik, tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı; o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı; onların oğlu oldu.
    Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; TÜRK oldu.
    Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan GÜNEŞTİR.
    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

    Bizler varoluşumuzun yolunu çizerken yurt sahibi olmak yurdun yaşamsal boyutunu yaşamımıza yerleştirirken yaşamsal haklarında eşitliği üzerine yüzyıllar boyu büyük emek vermiş bir mücadeleden gelen soyun evlatlarıyız. Binlerce yıldır verilmiş olan mücadele değişmez kültür ve değerlerimizle aynı toprak sevdamız gibi bu güne kadar yazılan destanlarla yaşatılmıştır.

    *Büyük Hun İmparatorluğu
    *Batı Hun İmparatorluğu
    *Avrupa Hun imparatorluğu
    *Ak Hun İmparatorluğu
    *Göktürk İmparatorluğu
    *Avar İmparatorluğu
    *Hazar İmparatorluğu
    *Uygar Devleti
    *Karahanlılar Devleti
    *Gazneliler Devleti
    *Büyük Selçuk İmparatorluğu
    *Harzemşahlar Devleti
    *Altınordu Devleti
    *Büyük Timur İmparatorluğu
    *Babür İmparatorluğu
    *Osmanlı İmparatorluğu
    *Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla yeni bir döneme başlamıştır.
    M.Ö. 220 yılında Teoman tarafından kurulan Hun İmparatorluğundan başlayan destan ilk resmi Devletimiz olan Göktürk İmparatorluğuyla Varoluş mücadelemizin ilk ışığı parlamış olur. Geçen yüzyıllar boyu boyunduruk altına girilmez. Yaşamsal hakların elden alınmasına izin verilmez. Onlar için bu olamazdı. Olmadı da. Olamazda. Bu ışıkla ilk Türk alfabesinin kullanılışı, Türk uygarlık tarihinin ilk anıtları Orhun Yazıtları, Türk Dili Sözlüğü (Kaşgarlı Mahmut) Dünyanın ilk sultan ünvanı nı Gazneli Mahmut kullanması dünya tarihinin ilkleri olur.. Bizans imparatorluğunun yıkılıp yeniçağın başlaması da bir ilkti. Şamanizm den Müslümanlığa yönelen oda bizdik. İslam kültürünün dünyadaki merkezi, Harzemşahlar soyundan olan Mevlana bir ilkti. Yunus Emre İslam tasavvufunun yıldızı. Hacı Bektaş-ı Veli yeniçerilerin piri…Dünyanın en asil milleti olan bizler çok büyük devletler kurup günümüze kadar mükemmel üstü bir çok şahsiyetler yetiştirmiş aynı soyun evlatları olarak dünyada kültür ve medeniyetin temsilcisi olanlarız.
    ALLAH bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın diyen büyük vatan şairi Mehmet Akif Ersoy.
    İSTİKLAL İSTİKBAL, HÜRRİYET, HERŞEY ADALETLE KAİMDİR diyen dünyada yüzyılın değil bin yılın adamı; Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu milletin asaletini tespit etmiş en büyük lider hepsi biziz.
    Millet olarak aynı toprağı paylaşanlar olarak birbirimize binlerce yıl hep kenetlendik. Birlik ve beraberlik içinde saygıyı sevgiyi toplum olarak en zor günlerimizde yaşadık. İşte varoluşun son imzası olan Çanakkale Savaşı da verilen diğer mücadeleler gibi Kurtuluş Savaşının başlangıcı oldu. Okuduğumuz ve de yapılan araştırmalar sonucu bu savaşın vermiş olduğu insani zarar boyutu da bu toprakları savunmak amacıyla etten duvar oluşturulması birliktelik mesajımızın dünyaya bir haykırışıdır. Bizler bu vatanın tozu toprağı her şeyi olarak daha çağdaş daha medeni daha ekonomisi zengin daha teknolojik ve bilime yakın Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda aklı takip etmekten asla vazgeçemeyiz.

    BİR TÜRK ÖLÜR BİN TÜRK DOĞAR

  3. Hakan yorum tarihi 13 Ağustos, 2011 13:36

    Bunlari okuyunca cok üzülüyorum…icim yaniyor…
    Su dünyada güclü kisilere bakin: Kardeslere yardim etmek istedigimizde bizi kötü bir mantiga sahip olan kisiler olarak niteliyorlar.

    Ben kardesime yardim edince, ve onun varligini ve birligini koruyunca turanci veya pan-türkist mi oluyorum? Bu nasil bir sacmalik? Bu hangi sapik mantigin ürünü? Yaziklar olsun ki en dogal haklarimizi bile bu gün bir tür kötülük girisimi olarak nitelemek isteyenlere. Allah sizi kahretsin.

    200 yildir cektiklerimizi görmezden gelmek ve kücümsemek demek sizin gözünüzde Türklerin ne kadar asagilik varliklar oldugunu gösteriyor.

    Ama Allah adildir ve sabirlilarladir. Bir gün gelecek ki bütün kötülüklerinizin hesabi sorulacak. O ulu günde neler islemis oldugunuzu anlayacaksiniz.

Yorum yap