329) EDEBİYATİMİZDA BALKAN TÜRKLERİ’NİN TÜRKİYE’YE GÖÇLERİ-1

Yayin Tarihi 8 Aralık, 2008 
Kategori TÜRK DÜNYASI

EDEBİYATIMIZDA BALKAN TÜRKLERİNİN TÜRKİYE’YE GÖÇLERİ

image00122.jpg

Balkan Türklerinin hayatında göçün özel bir yeri vardır. Yurtlarını bırakmak zorunda kalan insanlarımızın Türkiye’ye gelişlerinin acı hikayesidir.

Tarihte göçler konusunu araştıranlar, göçleri içe dönük ve dışa dönük göçler olarak başlıca ikiye ayırmaktadırlar. Osmanlı İmparatorluğunda her iki göç türüne de rastlanmaktadır. Osmanlının yükselme yüzyıllarında  görülen gelişmeler ve Anadolu’dan Rumeli’ye doğru gerçekleştirilen yerleştirme politikası, sonraları XVII. ve XVIII. yüzyıllardaki uzun savaşlar ve iç karışıklıklar sonucunda imparatorluğun eski gücünü kaybederek genişleme durumundan gerileme durumuna geçmişiyle dışa dönük biçimde olan yerleştirme politikası içe dönük bir görünüş kazanmıştır ki bu şekilde savaş sonu anlaşmalarla birçok toprak kayıplarına uğrayan imparatorluk özellikle XIX. yüzyılda göç problemiyle karşı karşıya kalmıştır(Adnan Sofuoğl6, 1995).

Türkiye’ye içe dönük ilk göç akınları Osmanlı Devletine komşu olan devletlerin fütuhat emellerinden doğan savaşlarla başlamıştır (Cevat Eren, 1969).

Ortaya çıkan içe dönük büyük göçleri bazı araştırmacılar başlıca şu dönemlere ayırmaktadırlar:

1. İlk dönem göçleri – 1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşı öncesi yapılan göçler,

2. 1877/78 Osmanlı-Rus Savaşının sebep olduğu göçler,

3. 1912/13 Balkan Savaşlarını izleyen göçler,

4, Cumhuriyet dönemi göçleri.

İçe dönük ilk dönem göçleri,

Osmanlı Devletinin Avrupa kanadını oluşturan topraklarından çekilmeye başlamasıyla ilişkilidir. Viyana Seferinin başarısızlıkla sonuçlanması (1683), Budapeşte’nin Avusturyalıların eline geçmesi (1686), Karlofça Antlaşmasının imzalanması (1699) Osmanlı Devletinin aleyhine gelişen önemli tarihi olaylardır. Bu olumsuz tarihi gelişmeler Balkan Türkleri arasında yankılar uyandırmış ve sözlü halk edebiyatında da derin izler bırakmıştır. Budin’in elden gitmesini halkımız şöyle ölümsüzleştirmiştir:

 Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu

Bülbülün figanı bağrımı deldi

Gül alıp satmanın zamanı geldi

Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

 

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu

Camilerde namaz kılınmaz oldu

Mamur olan yerler hep harab oldu

Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

 

Kıble tarafından üç top atıldı

Perşembe günüydü güneş tutuldu

Cuma günüydü Budin alındı

Aldı Nemçe bizim nazlı Budun’i

 (Ígnács Kúnos, Türk Halk Edebiyatı, Ankara, 2001, 22-23.) 

Osmanlı-Rus savaşlarında da Osmanlı Devletinin giderek başarısız olması, yüz binlerce Türkün felaketine, yer değiştirmesine sebep olmuştur. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından sonra da Rusların ele geçirdiği bölgelerden, Kırım gibi yerlerden, burada yaşayan Türkler Osmanlı Devletinin sınırları içine göç etmek zorunda kalmışlardır. Kırım Savaşından (1853/56) Osmanlı Devletinin zaferle çıkmış sayılmasına rağmen bir yarar sağlanamamıştır. Türklere, Müslümanlara Ruslar tarafından şiddet ve baskı siyaseti devam etmiştir:                                              

Seba(h) seba(h) ben Kırım’a bakarım

Bakarım da kanlı yaşlar dökerim

Hem hasretlik hem gurbetlik‚ekerim

Aman Padişahım, yesir kaldım bilesin

Din İslamdan yok mi gayret alasın

Benim adım Emine’dir Emine

Altin kuşak kuşanırım belime

Şimdi düştüm bir kafirin eline

Aman Padişahım,yesir kaldim bilesin

Din İslamdan yok mu gayret alasın

Akşam olur teni deier tenime

Saba(h) olur teklif eder dinine

Ölürüm kafir dönmam senin dinine

Aman Padişahım, yesir kaldim bilesin

Din İslamdan yok mu gayret alasın

Pazar gelir kiliseye götürür

Götürür de en baş putları öptürür

Günü gelir (h)orosunu teptirir

Aman Padişahım, yesir kaldım bilesin

Din İslamdan yok mu gayret alasın

(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 8. Bulgaristan Türk Edebiyatı, Ankara, 1997.)

Kırım Türklerinin Dobruca’ya ve imparatorluğun başka bölgelerine göçlerini halk zekası şöyle dile getirmiştir:

Gideceğiz buradan davullu düğün gibi

Kalacak gönlümüz şaşırgan (saçılan) koyun gibi

çepçevresi kamıştan, tepesi daldan

Kimisi candan ayrılmış, kimisi maldan

………………………………

Çorbaya katsan tat vermez Dobruca tuzu

Kiminin kalmış anası, kiminin kızı

Geldi davuldayıp (gürültü çıkarıp) vapur limana ulaştı

Bekleyen akraba, soy-sop zur-şuv ağlaştı

Biz vapura bindikten sonra köpürdü deniz,

Adımızı unutun, “muhacir deyin/iz/”

(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 12, Romanya va Gagavuz Türk Edebiyatı, Ankara, 1999.)

Kırım’dan ayrılmanın acısı, hıçkırıklarla dolu haykırışlar, bir türküde ifadesini şöyle bulmuştur:

Biz gideriz Kırım’dan, ey yar

Düğün gibi, dernek gibi, ey yar

Akrabalarımız kalacak, ey yar

Meleşen koyun gibi, ey yar

Kaldı çizme altında, ey yar

Babaların kabri, ey yar

Bunu gören zavallının, ey yar

Kalmadı sabrı, ey yar

Derya dolu gemi, ey yar

Tatar halkı, ey yar

Tatarı yurttan ayıran, ey yar

Kazak’ın Rus’un askeri, ey yar

(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 12, Romanya va Gagavuz Türk Edebiyatı, Ankara, 1999.)                                                       

Ruslar, savaşlarda acımasız yöntemler uygulamışlardır: Zaptettikleri toprakları Müslüman halktan arındırmış, onların yerine Hristiyanları yerleştirmişlerdir. Toplu halde göçe zorlanan ilk Müslüman toplumu Kırım Tatarları olmuştur. Onların başına gelen, yalnız çektikleri açısından değil, ama Tatarlar olayı daha sonraki Rus yayılmasında da bir model oluşturduğu için, çok öğretici bir nitelik gösterir (Justin McCarthy, İstanbul, 1998).

1877/78 Osmanlı-Rus Savaşının sebep olduğu göçler.

Osmanlı Devletinin Balkanlar’da en büyük yenilgi 1877-78 yıllarında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı neticesindedir. Rumi 1293 yılında olması nedeniyle tarihimize Doksanüç Harbi olarak geçen bu savaş büyük çapta bir Müslüman kıyımına, dehşet verici paniğe sebep olmuş, işgal altına giren bölgelerin halkı da göç yollarına revan olmuştur. Ruslar, Kırım Savaşında uyguladıkları en acımasız yöntemleri bu savaşta da uygulamışlardır. Katliamlarla birlikte Türkler evlerinden barklarından koparılarak göçe zorlanmışlardır. Sivil halkın malının mülkünün talan edilmesini, yakılıp yıkılmasını, savaş tekniğinin bir aracı olarak kullanmışlardır. Amaçları, Bulgaristan Türklerinin geri dönmekle bulabilecekleri hiçbir şeylerinin kalmamasını sağlamak olmuştur. Doksanüç Harbi Rumeliyi yerinden oynatmış, Rumeli Türkünün de günümüze kadar devam etmekte olan ürpertici faciasının başlangıcı olmuştur. Moskof Muharebesi Rumeli’yi bozguna uğratmış ve Türk halkı bunu Büyük Bozgun olarak adlandırmıştır. Bu savaşta gelişen olaylar, sözlü halk edebiyatına özel bir motif konusu olmuştur. Rusların Tuna’yı geçmesi, Plevne’nin Osman Paşa tarafından savunması dillere destan olmuştur:

Ruslar Tuna’yı atladı

Karakolları yokladı

Osman Paşanın kolundan (da)

Beş bin top birden patladı

Karadeniz Akmam dedi

Ben Tuna’ya bakmam dedi

Yüz bin Kazak gelmiş olsa

Osman Paşa korkmam dedi.

Destanda İstanbul Hükümetinin Moskof ile anlaştığı iddia edilmektedir:

Karadeniz dalgalandı

Orta yeri halkalandı

Kör olası Damat Paşa

Moskof ile ne laflaştı

(İgnácz Kúnos, 2001, 26-27.)

Destanın bu varyantının İgnácz Kúnos 1880’lerin ikinci yarısında kaleme almıştır. Zamanla daha birkaç varyantı oluşmuştur:

İstanbul’dan gelir Kadı

Kalmadı dünyanın tadı

Kalkın arkadaşlar gidelim

Moskof oldu bize Kadı

 

Kılıcımı vurdum taşa

Taş yarıldı baştan başa

Kör olası Mahmut Paşa

Attı ya bizi dağa taşa

 

İstanbul’un hanımları

Sedeftendir nalınları

Kör olası murtat paşa

Dul bıraktı kadınları

(Hayriye Memoğlu-Süleymanoğlu’nun arşivinden)

Osmanlı Devleti, eski gücünü kaybetmesiyle bu savaşta yenilgiye uğraması belki de kaçınılmaz olmuştu. Ancak yüz binlerce Rumeli Türkünün faciasının bu boyutlara ulaşması önlenemez miydi? Bu savaşın bir sonucu olarak nesillerdir Bulgaristan Türkü evinden barkından oluyor, göç yollarında perişan oluyor.

Efsaneleşen Plevne savunması nesillerin hafızalarında yaşamaya devam etmektedir. Osman Paşa’ya İstanbul’dan imdat gelmez: 

Giderim giderim, validem, Balkan tükenmez

Ardıma bakarım, validem, imdadım gelmez.

İstanbul’dan imdat gelmeyince askerin morali sarsılmaya başlar:

Tuna yeli esmez oldu

Kılıcımız kesmez oldu

Kör olası murtat paşa

Cephanemiz yetmez oldu

 

Pilevne’den top atıldı

Herkes Moskof’a katıldı

Ağlaşalım din kardaşlar

Urumelimiz satıldı

 

Bir atım var arslan postlu

Çift tabancam altın taşlı

Beyim seni öldürecekler

Bu vezirler hep bir sözlü

Savaş, yenilgiyle sonuçlanır ve Osman paşa esir düşer:

 

Pilevne’nin içinde ordu kuruldu

Osman paşa sol yanından vuruldu

Kırkbeş bin askeriyle esir tutuldu

 

Kanlı Tuna akar gider

Etrafını yıkar gider

Adlı şanlı Osman Paşa

Boyun eğmiş esir gider

 

Olur mu, beyim olur mu?

Evlât babayı vurur mu?

Padişahın murtatları

Size bu dünya kalır mı?

Plevne’nin düşman eline geçmesi, Şipka Balkanında (Dağında) da Süleyman Paşa’nın yenilgisiyle halk büyük kafileler hâlinde göç etmeye başlar. Çok uzaklara varmadan, geceyi geçirmek için dağlarda, ormanlarda konaklamış muhacir kafilelerinin birçoğu, düşman tarafından topçu ateşine tutulur…

Moskof Muharebesi, Filibe bölgesi Türklerine onulmaz yaralar açmıştır. Bu bölgenin birkaç Bulgar köyünde 1876 tarihinde Bulgar İsyanı olarak tarihe geçen başkaldırmalar patlak verdiği için bu savaş bir fırsat bilnerek masum Türklerden vahşice intikam alınmıştır. Sınırlı çapta kalan ve Bulgar halkı tarafından desteklenmeyen bu İsyan, Rusların yaygaraları sayesinde Avrupa’ya ve dünyaya Bulgar katliamı olarak yayılır. Oysa tüm olaylar bir Türk katliamı olarak da gelişmiştir. Türk köyleri yakılmış, Türkler kıyıma uğratılmıştır. Perutsa (Peruştitsa), Bratsig (Bratsigovo) ve Batak Bulgar köylerinde ortaya çıkan olayların cezasını çeken Filibe ve Tatar Pazarcık bölgesi Türkleri olmuştur. Filibe’de Rus Viskonsülü görevinde bulunan, bu bölge doğumlu Bulgar Nayden Gerov hazırlamakta olduğu “Bulgarcanın Sözlüğü” adlı eserine Bulgar ağızlarından malzeme toplama bahanesiyle Bulgar köylerini sık sık dolaşarak Bulgar Halkını ayaklanmaya teşvik etmiştir. Ayaklanma günlerinde Batak’ta ölen Bulgarların sayısını aslından daha çok göstermek için etraf köylerden taze Bulgar ve Türk mezarlarından cesetleri çıkartarak Batak’ta köy meydanına taşımış ve Avrupa Komisyonunu davet edip bu köye götürmüştür. Tüm bu olaylar Filibe bölgesi Türkleri tarafından ayrıntılarla günümüzde de anlatılmakta ve türküler söylenmektedir:

Ah neler oldu isyan oldu

Kırçma bize (h)aram oldu

Kırçma bize zindan oldu…

İsyanın elebaşılarından biri olan Zahari Stoyanov (Zahari Stoyanov, 1983) Doksanüç Harbinden birkaç yıl sonra yayımladığı “Bulgar İsyanları Üzerine Notlar” adlı eserinde isyan hakkında gerçekleri açıklamış ve sadece Türk köylerini değil, Bulgar köylerini de kendileri yaktıklarını, birçok masum Türkü kendileri nasıl vahşice öldürdüklerini itiraf etmiştir (Yenisoy H. Süleymanoğlu, 2003).

1876 Bulgar İsyanında yaşanan acı olayların onulmaz yaralarına bir yıl sonra, 1877 Osmanlı-Rus Savaşının büyük felâketi de eklenince, neden Filibe ve Tatar Pazarcık bölgesinden en çok göç edenler olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Onlarca Türk köyü, yerleşim yeri olarak ortadan kalkmış, onlarca Türk köyü sakinleri de göç yollarına dökülmüşlerdir. Gurbet yollarına çıkarken de şöyle ayrılık türküleri söylemişlerdir:

Saba(h) namazında dostlarım

uğradım size

yüreğimde olan güçlüğümü

söyleyim size

 

Gelin dostlar, gelin kardeşler

Ben gidiyorum

Evimden bargımdan

Bir gülümden ayrılıyorum

 

Saba(h) namazında uğradım taşa

Buna baş yazgısı derler

Hep gelir başa

 

Gelin dostlar, gelin kardeşler

Ben gidiyorum

Evimi bargımı

Bir gülümü terk ediyorum

(Söyleyen: Ayşe Küçükali. Doğum tarihi ve yeri: 1935,  Kriçim, Bulgaristan, halen Bursa’da oturmaktadır. Kayda alan: Kalbiye Yusuf.)

Göçmenlerin birçoğu yollarda soğuktan, açlıktan ölmüşlerdir. Bir Alman demiryolu memuru, Tatar Pazarcık’ın güneyindeki tepelerde soğuktan donan 400 kişilik göçmen kafilesinin içinde hayatta kalabilmiş sadece küçük bir kız çocuğunu cesetler arasında bulmuş ve kurtarmıştır (Bilâl Şimşir, I-III, 1968, 1970, 1989). İstanbul’dan emir üzere göç yollarında bulunanların birçoğu geri döndürülmüşse de Ruslar ve Bulgarlar tarafından köylerine ve kasabalarına yaklaştırılmayıp katliama uğratılınca çaresiz göçmenler yeniden İstanbul yolunu tutmuşlar, turnalar gibi vatan deyip yine çekip gitmişlerdir: 

İki turnam gelir alnı kareli

Birisini avcı vurmuş aman,

Sinesi yareli

Bu yavruya sorun aslı nereli

 

Vatan deyip çekmiş gider aman

Telli turnalar

 

İnme turnam, inme burda kış olur

Turnamın bastığı yerler aman,

Kademi güç olur

Böyle kalmaz, elbet sonu (h)oş olur

 

Vatan deyip çekmiş gider aman

Fakir turnalar

(Söyleyen: Emine Memoğlu- Keremoğlu Doğum tarihi ve yeri: 1949, Kriçim, Bulgaristan. Halen Bursa’da oturmaktadır. Kayda alan: Kalbiye Yusuf.)

Turnalar gibi uçup giden göçmenlerden hayatta kalabilenler anavatanda yeniden yuva kurmuşlar, mekân tutmuşlardır.

Daha sonraları gelişen yeni tarihi olaylar da Rumeli’den kitle halinde göçleri hızlandırmıştır.

1912/13 Balkan Savaşlarını İzleyen Göçler.

Türklerin üzerindeki etkisi bakımından Balkan Savaşları Doksanüç Harbinde görülenlere çok benzer etkiler yaratmıştır. Her iki savaşta da öldürme, ırza geçme ve soygunlar Türklerle diğer Müslümanları evlerinden barklarından söküp atmış, Osmanlı İmperatorluğunun elinde kalabilmiş topraklara sürmüştür.

Öte yandan, Doksanüç Harbi ile 1912/13 Balkan Savaşları arasında farklar da vardı. Doksanüç Harbi sadece Rusya’nın güdümünde yapılmıştı. Türkleri göç etemeye zorlayacak etkili planı yürürlüğe koymuşlardı. Balkan Savaşlarında ise savaşan birkaç devlet vardı. Zafer kazanan her biri de zaptettiği topraklarda Müslümanların varlığının son bulunmasını istemekteydi. Ne var ki bu amaçlarına ulaşabilecek kadar iyi bir örgütleniş içinde bulunmadıkları gibi, amaçları uğuruna birleşerek ortak davranış sergiliyorlar da değillerdi. Savaşlara katılan her Balkan ülkesi Türkleri, Müslümanları kendisinin zaptettiği ülkeden ötekinin ülkesine sürüyor, hatta oraya sürülenin oradan geriye sürüldüğü de oluyordu. Bunun Müslümanlar üzerindeki etkisi nasıl nitelenirse nitelensin, şurası kesindir ki Doksanüç Harbinden daha kötü oldu. İçlerinde kendini gösteren ölüm telefatı, 1878’de görüldüğünden daha yüksekti.

1877’de ilk saldırıları, Bulgar köylülerinin ve asilerinin de yardımıyla, Türkleri kıyımdan geçiren ve kaçmaya zorlayan dehşete düşürücü birlikler, Kazak birlikleriydi. Balkan Savaşında ise ön saldırıları yapma işlevini, uzun süreden beri Osmanlı Makedonya’sında çatışmalara girişmiş bulunan milliyetçi çeteler olan komitacılar üstlendi. Bunlar çoğu kez, davasına hizmet ettikleri devletten destek gördüler (Justin McCarthy, 1998).

Önceki tarihi devirlerde ortaya çıkan haydutluk, çetecilik ve daha sonraları komitacılık harekâtları, yeni tarihi koşullarda da yeni adlar ve yeni biçimleriyle Türklere, Müslümanlara yönelik ırza geçme, yol kesme, öldürme gibi eylemler devam etmiştir. Belirli dönemlerde ve özellikle Balkan Savaşlarını izleyen yıllarda geniş boyutlara ulaşan böyle olaylar türlü varyantlarıyla destan, efsane, menkıbe, ağıt gibi Türk folklor türlerinde ifadesini bulmuştur. Al duvaklı gelinin başına gelenler şu dizelerde canlandırılmıştır:

Aldılar beni ninem

Aldılar beni

Kına gecemden

Götürdüler beni ninem

Götürdüler beni

Ulu balkana, ulu balkana

 

Sordilar beni ninem

Sordilar beni

Kimin kızısın

Ben gene dedim ninem

Ben gene dedim

Ali Molla’nın küçük kızi

………………………….

Kayin yapraklari ninem

Kayin yapraklari

Düşegim oldi

Kayin kökleri ninem

Kayin kökleri

Yastigim oldi

 

Komita kepesi (kebesi) ninem

Komita kepesi

Yorganim oldi

Derin endekler ninem

Derin endekler

Amanım oldi

……………………….

(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 7, Makedonya ve Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı, Ankara, 1997, 101.)

Pazarcık (Tatar Pazarcık) yakınlarında kol gezen Bulgar komitacıları tarafından bir Türk gencinin canına kıyılması olayı Türkleri derinden sarsmış ve bu ölüm Kriçim Türk folklorunda şöyle ifadesini bulmuştur:

Sülman senin kaşın gözün yay mıdır

Teneşirden akan sular kan mıdır

Sülman gibi şu Kırçma’da (Kriçim’de) var mıdır

 

Kıymayın canıma, ben dünyama doymadım

Eller gibi ben ecelimden ölmedim

 

Pazarçığ’a vardım ben bubama sormadım

Sol yanımdan kurşun urdu duymadım

Şu genç yaşta ben dünyama doymadım

 

Kıymayın canıma, ben dünyama doymadım

Eller gibi ben ecelimden ölmedim

 (Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları  Antolojisi, 8, Bulgaristan Türk  Edebiyatı, Ankara, 1997, 115.)

Balkan Savaşı’nda yaşanan olaylardan birini de şu menkıbede buluyoruz:

Balkan muharebesinde Rodop dağı eteklerindeki Türk köylerinin halkı, canını kurtarabilmek için doğa kaçar. Kırçmalılar da dağın “Karadağ” denilen yüksek kesimine toplanır. Sık ormanlıkta iki kadın yolunu şaşırır. Akşam karanlığı olmuş, Kırçmalıları bir türlü bulamazlar. Karşılarına ak saçlı bir dede çıkıverir. Dede, Erenlerdenmiş:

– Ne ararsınız burada kızım? der.

 Kadınlar da yollarını şaşırdıklarını, köylüleri bulamadıklarını anlatırlar.

 Dede:

 -Korkmayın kızım. Ben şimdi size şu duayı öğreteyim, der.

Sırlı sübhanım Allah

Dertlere derman ol Allah

Garip kullarına gam vermişin

Yardımcımız, arkadaşımız sen ol Allah

Duayı okuyarak şu patikadan gidin, doğru Kırçmalıların yanına çıkacaksınız, der ve dede kayboluverir. Kadınlar da duayı okuyarak gider ve köylüleri bulurlar. Kaynak kişilerden daha yaşlı olanlar bu menkıbenin Doksanüç Harbiyle ilişkili olduğunu söylüyor ve bazı ayrıntılar anlatıyorlar.

Mustafa Memoğlu, Kriçim Türkleri. Tarih ve Kültür (Baskıdadır).

Yorumlar

“329) EDEBİYATİMİZDA BALKAN TÜRKLERİ’NİN TÜRKİYE’YE GÖÇLERİ-1” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. sevgi ödlek yorum tarihi 8 Aralık, 2008 19:47

    evet..93 harbi..filibe..
    dedemin annesi filibeden,anneannemin annesi karnaabaddan gelmisler..birde dedeagac duyardım!
    yukarıdaki körolası…pasa larla alakalı belli bir
    müzik ile söylenirdi..plevneyle alakalı..vede birde OSMAN PASA lı olan yukarıdaki sözlerden azını hatırlıyorum..cook kücükdüm.Bilemiyorum kacdı..ama bunları unutmadım.olurmu begim olurmu..evlat babayı vururmu..
    Anneannemden,camiinin müezzininden aldıgımız dersleride..bize yaptırılan rahle’yide..SONRA ULU ÖNDER’LE YOLUMUZA DEVAM ETTİK.okul yıllarından baslayarak.
    öylesine icim yandıki..yukarıdaki satırları okudukca..icimdeki hic var edilmemis!öfke,kine benzer,KIRIKLIK,EZİKLİK OLUSTU.AMA ALLAHTAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AİLE BÜTÜNLÜGÜ İCİNDE GAYET İYİ YASAM sürebilmisiz.COK SÜKÜR.bize bu BARIS VE KİMLİGİ VEREN O ESSİZ BEYİN YÜCE ATATÜRKE
    VE ÜLKE DOSTU!SİLAH ARKADASLARI,VE DOST,FEDAKAR TÜM HALKIMIZA.BU ÜLKEDE DOGMAKTAN BİRKAC SENE ÖNCESİNE KADAR HEP ONUR DUYDUM.
    **YUKARIDAKİ AGITlar o sözler!!AMAN ALLAH! emine hn.aksam oldu teni deier tenime;( sabah oldu teklif eder dinine;( diyor;(putları öptürür;(
    *YA PADİSAHA SÖYLEDİKLERİ..vay vay!din islamdan yokmu gayret alasın..aman padisahım esir kaldım..
    sonra sabah namazında..evimi,birgülümü terkettim..sözleri..sonra;( kaldı cizme altında baba kabristanı..gibi ne kadar üzüldüm..sanki hersey tYİNE OLABİLİRMİS GİBİ..o yüzden vatanı karıstıranlar..epeyce garip izlenimler edinmemize sebep oluyor!
    –dikkat ediyorumda!ATATÜRKÜMÜZDEN SONRA BİZİM ORALARDAN,MEDENİ BİRİ YÖNETEMEMİS ÜLKEMİZİ/CUMHURİYETİMİZİ..CHP.YİDE ATATÜRKEDEN SONRA HİCDE İYİYE KULLANMAMISLAR..KİMBİLİR?SİYASETMİ?SONRA O MİLLİYETCİLİK..ONDADA COK FAZLA FİKİR CATISMASI OLMUS..DEMEKKİ BU İNSANLARIN HİCBİRİNİN ATALARI SAVAS ACISI CEKMEMİS?!YOKSA İNSAN BİR PARTİYİ PAYLASIRDA, BİNBİR FİKİR YÜZÜNDEN!=
    *BUGÜNLERE KADAR GETİRİLEN OYLARLA!!DİGER PARTİLER ORTAYA CIKARTILIRMIYDI?ZATEN GELENLERİN COGU,BELLİ BİR CEMAATİ TEMSİL EDENLER OLMUS!
    VE BUNLAR YARI YARIYA..BÖLÜSMÜSLER MECLİS KOLTUKLARINI..BU KADAR GERİ KALDIGIMIZ HESAPLANIYORSA!..be demektirki;yönetenler hicbirsey YAPMAMISLAR?
    *AMA BUNUN HESABINIDA MİLLETE VERMEMİSLER!
    FELAKET BİR ADALETSİZLİK,MEDENİYETSİZLİK,HUKUKSUZLUK HAKİM.
    AMA NASIL SAKLAMISLARSA!BUGÜNKÜ KADAR HİC HİSSEDİLMEMİSTİ..DISARIDA SÜREKLİ ÜLKEMİZİ KORURDUM..ESAS DEMOKRASİ BİZDE VAR.diye..hersey bos..mus;(
    öyle icim KIRGINKİ..NASILDA KİMSELER UTANMAZLAR!!
    GENE GELİR,BAGIMSIZ== olarak meclise girerler?
    BU GERCEKTEN ANLASILAMAZ BİRSEY..NE SASAA BU..ALMANYADA BİR BAKAN, HEMDE HANIM, HAVAALANINDA TEK BASINA YÜRÜRYÜP,UACAGA BİNİYOR..SEHİRDEN GECEN,BASKANLAR,HİCKİMSEYİ RAHATSIZ ETMEDEN..GECİP GİDİYPRLAR HALK ARASINDAN..GAYET NORMAL İNSANLAR OLARAK..VEDE DEBDEBESİZ.
    -BU NASIL BİRSEYDİR?BURADA..NORMAL BİR BAKAN, BASKA BİR SEHİRE GİDİYOR..VALİ ONU KARSILAMAMIS DİYE, NASILDA HESAP SORUYOR!VE BUNCA ARABA!!BUNCA KORUMALAR..!SASMAMAK ELDE DEGİL!BU GÖREVLİLER SUCLUMU?neden bu kadar korunuyorlar!
    *COK TESEKKÜR EDERİZ, SN.Y.BEY,DERİN DEN ACI DUYSAKDA..DÜNYADA ADALETİN RUH KADAR BELİRSİZ OLDUGU KESİN..
    SN.PROF.ADA SONSUZ SAYGI,SUNARIZ.
    EFENDİM;SİZCE BÖYLESİNE NADİDE BİR ÜLKE BUNCA SENEDİR YAPILANLARI..İCDEN VEDE DISTAN!HAKEDİYORMU?İNANIN BU KADAR VERİMLİ,TOPRAKLAR, DAHA FARKLI KULLANILAMAZMIYDI?
    -BİZ SENELERCE İSTANBULDA..ASLA DÜSÜNMEDİK..TOPRAK ALALIMDA..SONRA SATARIZDA..PARA EDERDE!!CAMLICA BİR GELİN GİBİYDİ..COCUKLUK VE GENC KIZLIK YILLARIMDA..SİMDİ ABD.KOVBOY FİLMLERİNDEKİ YAPMA HAZIR,ÖNÜ VAR..ARKASI BOS SAHNELER GİBİ GELİYOR..GÖRDÜGÜMÜZE PİSMAN OLDUK!!PARSELLENMİS;(
    –ANADOLUDAN GELENLER!!HEM GELDİKLERİ YERDE TOPRAKLARI VAR..İYİ GÜZEL,OLSUN..HEMDE BURADA SÜREKLİ SATIN ALIYORLAR!!YADA HÜKÜMETLER MUTLAK BİR BOSLUK YARATIP KENDİ CEMAATLERİNE SİTELER YAPIYORLAR..SÜREKLİ!!
    BUNA NİYE ENGEL OLUNMAZ?!anlamak..mümkün degil.
    COK ÜZGÜNÜZ.

  2. melike özer yorum tarihi 6 Nisan, 2009 20:11

    benim istediğim bilgilere ulaştım çok teşekkür ederim size ben tarihla ilgilenen biriyim çok teşekkür ederim.

Yorum yap