317) KİLİSENİN BAKIŞIYLA KIBRIS’TA ÇÖZÜM

Yayin Tarihi 1 Aralık, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

KİLİSENİN BAKIŞIYLA KIBRIS’TA ÇÖZÜM

image0011.jpg


Kıbrıs Sorunu uzun yıllar boyunca Türkiye-Yunanistan arasındaki anlaşmazlık maddelerinden biri olarak görülmüştü. Sürdürülebilir bir sorunun planlayıcısı olarak ise perde arkasındaki el, İngiltere’nindir. İsrail, ABD, Rusya ve AB de eklenince sorunun ilgilisi ve şekillendiricileri netleşiyor. İşin aslı aynı zamanda da sorunu karmaşıklaştıran ve çözümsüzlük sürecini uzatan da budur. Kıbrıs’ta sorunu yönlendiren bir etkili güç daha var ki referandum gibi kritik anlarda tavrının ne yönde olacağı yoklanır ancak o vakte kadar yaptığı çalışmaların etkisi göz ardı edilir. Kıbrıs’taki Rum Ortodoks Kilise’sinin devlet, izlenen siyaset ve de önemlisi “Rum topluluk” üzerindeki gücü, etkisi ve yönlendirme çabaları o kadar olağanlaşmıştır ki iki toplum arasında kin ve nefret duyguları doğuran açıklamaları dahi normal bir sürecin parçasıymış gibi algılanır. Geçmişten bu yana AB, BM ya da ABD’den Kilise’nin siyaset üzerindeki etkisinin ve din adamlarının sürekli basın önünde siyasi içerikli açıklamalar yapmasının engellenmesi yönünde şart, tavsiye ya da uyarı gelmemesi Kilise’nin sözlerinin daha büyük dikkatle izlenmesini şart koşuyor. Çünkü böylesi bir uluslararası tavrın anlamı Kilise’nin önemsiz kabul edilmesi değil “Rum toplumu” üzerindeki rolünün onanmasıdır. Kilise’nin uluslararası toplum üzerindeki etkisi de zaten biliniyor. Nitekim Kilise’nin üstlendiği rollerin en önemlisi Rum milli kimliğini canlı, aktif ve her an harekete geçebilir halde tutmaksa ikinci sırada da lobi faaliyetleri kapsamında dini ön plana çıkararak dünya kamuoyuna yapacağı “yardım” çağrısıdır. 2006 Ekim’inde Başpiskoposluk görevini devralan II. Hrisostomos da resmi ziyaretlerine Fener Rum Patrikhanesi ile başlamış, ardından Vatikan’da Papa ile görüşüp sonra da Moskova ile NewYork Patrikhaneleri ile turuna devam etmişti. Başpiskoposluğun açıklamaları da, basına yansıyan görüşme notları da ziyaretlerde sadece dini konuların değil, milli konuların da görüşüldüğü yönündedir. Dinin, milli konulara maske yapılması, Ortodoksluk inancında din ve millet ayrımı olmamasının doğal sonucudur.

Kilise’nin Hedefi

Başpiskopos Kilise’yi yeniden milli davada ana kapı haline getiriyor” başlığıyla basına yansıyan Hrisostomos hedefleri:


1- Rum Ortodoks Kilisesi’ni içine düştüğü uyuşukluktan kurtararak, yeniden milli davanın merkezi haline getirmek. Kilise, Kıbrıs konusunda yeniden belirleyici olacak.
2- Rum Ortodoks Kilisesi’nin sahip olduğu bütün olanaklar Türk işgalinin püskürtülmesi için kullanılacak. KKTC’de bulunan bütün kiliseler geri alınacak ve ibadete açılacak.
3- “Rum Ortodoks Kilisesi, Türklere karşı mücadele etmek için Brüksel’de bir ofis açacak. Bu ofis Rum Yönetimi ile birlikte propaganda faaliyetlerinde bulunacak.”şeklindeydi. II. Hrisostomos, EOKA’nın silahlı tedhişe başladığı 1 Nisan 1955 yıl dönümlerinde yaptığı konuşmalardaki “
Vatanımızın kurtuluşu için ölenlerin ruhları, toprağı esaret altında, halkımızın da mücadeleye çok niyetli olmadığını gördükçe huzura ermemiş oluyorlar. Bu halk yorulmuş görünüyor. Bu halkın önderi olan bizler; ilham vermeli, bu mücadeleciliği devam ettirmeli, sürekli mücadeleci cephelerde olmalıyız çünkü maalesef mücadele bitmedi, devam ettirilmesi gerek.” sözleriyle hedefini de canlı tutuyor.

Hrisostomos, “Ulusal Liderlik” (etnarhlık) talebinin bulunmadığını söylese de tarih kitaplarında barışçıl bir gelecek için yapılması planlanan değişikliklere kesin itirazını belirtirken “Hristofyas gibi deneyimli bir politikacının yorum yapmadan önce kendisiyle konuşması gerektiği”ni söyleyebiliyor. Hrisostomos’un dini görevlerinin yanı sıra siyaset kapsamındaki her konuyu yorumlayabilecek enerjiye de sahip olduğu, iş başına geldiği günden bu yana düzenli olarak yaptığı açıklamalardan zaten anlaşılıyor. Ancak temel sorun çoğu zaman yaptığı açıklamaların birbiriyle çelişmesinde. Kimi zaman tek sorunun Ankara olduğunu dile getirerek, Türk askerinin çekilmesi ve yerleşiklerin geri gönderilmesi üzerinde dursa ve Ada Türkleri ile bir sorunun olmadığını dile getirse de çok zaman Türklerin kimliğini açık bir şekilde reddediyor. “Kıbrıs’ta bir demokrasi, bir devlet ve bir soy olduğu” yönündeki sözleri de ister istemez yine Kilise ve resmi ideolojinin Batı Trakya Türkleri hakkında Yunanistan’da hakim duruma getirdiği “Türk yoktur, onlar Müslümanlaşmış Helen’dir” anlayışını anımsatıyor. Hele ki son açıklamalarından birisi olan barikatların kapatılması önerisi son derece tehlikeliydi. Gerekçesi Rum Tapu Dairesi’nden aldığı bilgiye göre Kıbrıslı Türklerin mallarının % 16’nın altında olması. “Biz, Kıbrıslı Türklere saygı duyuyoruz. Kuzey’de kalmak istiyorlarsa Kuzey’de kalsınlar. Kendilerine ev inşa etmemizi istiyorlarsa, edelim ama bizimkiler ve bizim mallarımızdakiler olmaz. Bu noktalarda sağlam durmalıyız.” Böylece Türklere Güney’de kalan toprakları yerine toprak verilmesi ancak bunun toplamda yüzde 16’yı geçmemesi; Rumlar’ın ise eski topraklarına dönmesinin hızlandırılmasını öneriyordu. İki kesimliliği kabul eder gibi görünerek aslında Türkleri Kuzey’de bir yerlerde yüzde 16’lık bir dağınık biçimde hapsetmeyi öngörüyordu. Ama Türkler bu senaryoyu daha önce yaşamışlardı…

Hrisostomos’un Misyonu

Rum Ortodoks Kilise Başpiskoposu II. Hrisostomos’un yaptığı açıklamalar, Kıbrıs sorunundaki genel tutumu ve çözüm önerileri/dayatmaları, Rum toplumu üzerindeki etkin rolü nedeniyle sadece bugün için değil çözüm müzakereleri sonrası Kıbrıs’ta esecek rüzgâr açısından da önemlidir. “Tek soy” söylemi, Türkler’e toprakların yüzde 16’sından fazlasının verilmemesi çağrısı, KKTC toprakları üzerindeki Kilise’lerin onarılması suretiyle “tek taraflı” olarak eski mülklerine bir kez daha bayrak dikme girişimi, bazen bütün Türkleri bazense konjonktüre göre sadece Ankara’yı baş düşman ilan etmesi ve Rum toplumunu atalarını utandırmamak için mücadele cephelerine geçmeye çağırması, hedef olarak Rum Muhafız Güçleri’nin marşlarında olduğu gibi Girne’yi göstermesi tehlikenin büyüklüğünü gösteriyor. Rum Kilisesi değişmedikçe Rumların değişmesi mümkün değil. Rumların aşırı milliyetçi tavırlarındaki yumuşamaya dönük değişim ise ister istemez Rum Kilisesi’ni etkisizleşmesi ve sembolik düzeyde bir kuruma indirgenmesi sonucunu doğuracaktır. Kilise için Kıbrıs Sorunu’nun yaşamsal önemini bu şekilde özetlediğimizde Ada’nın geleceğini tasavvur etmek de kolaylaşıyor.

Başpiskoposluk görevini devralırken selefi gibi Hrisostomos ismini seçmesi ise aslında son derece önemli. Sanılanın aksine I. Hrisostomos, İzmir Metropoliti değil Makarios’dan sonra iş başına geçen (1977-2006) Başpiskopos I. Hrisostomos idi. İzmir Metropoliti olan ve daha sonra Ortodoks Kilisesi tarafından azizleştirilen ve din şehidi olarak kabul edilen Hrisostomos’un İzmir’in işgali sırasında Yunan İşgal Komutanı’nı karşılayarak Yunan askerlerini kutsaması, artık okullardaki tarih kitaplarında olmasa da hala hafızalardadır. Özellikle tepki çeken sözleri ise: “Asker evlatlarım, Elen çocukları, bugün ata topraklarını yeniden fethetmekle İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız.” Seçilen isim Hıristiyanlıkta bir yandan din tarihini canlı tutmak ve seçilen ismi yaşatmak, diğer yandan ise ismi alınan kişinin mesiyanik alanı genişletmede yaptığı eylemleri desteklediği ve kendine bunu esas aldığına vurgu yapması bakımından önemlidir. Böylece seçilen isim kişinin oynayacağı rolü ve kendine seçtiği hedefi göstermiş oluyor. İzmir Metropoliti Hrisostomos’un “ata topraklarını Helenleştirme” misyonunu anlaşılan “Annan Planı’na “evet” diyenler cennete giremez” diyen 1. Hrisostomos gibi, bugünkü Başpiskopos II. Hrisostomos’ta sürdürmeye niyetli.

Gözde KILIÇ YAŞIN

TUSAM BALKAN ARAŞTIRMALARI MASASI

Yorumlar

“317) KİLİSENİN BAKIŞIYLA KIBRIS’TA ÇÖZÜM” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 1 Aralık, 2008 04:56

    Çözümsüzlük çözüm değildir öyle mi?

    İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak edecek misin Yarabbi?!

  2. ERHAN ERGİNSOY yorum tarihi 1 Aralık, 2008 20:45

    Güzel çalışma.Karşı tarafı tanımak,tutumlarını izleyerek değerlendirmek aklın gereği.
    Kıbrıs konusunda bilinçli ve kalıcı politikayı artık nesillere yaymakta ihmalimiz olduğunu kabul edelim.Kıbrıs’ı milli politikamızın bir parçası olarak okullara sokalım.”AB engeldir” denirse biz de, camilere sokalım.Ama önce Kıbrıs’ın Türkiye için önemini kavrayan bir yönetimi KKTC de göreve getirelim.Sonra da Türkiye’de baskı unsuru olarak Sivil Toplum Kuruluşlarını harekete geçirelim.

Yorum yap