294) Türklerde Ad Verme Geleneği ve Kişi Adları

Yayin Tarihi 26 Mart, 2015 
Kategori KÜLTÜREL

TÜRKLERDE AD VERME GELENEĞİ VE KİŞİ ADLARI

image001

Ad insanlar için, milletler için var olmanın ilk belgesidir. Ad almak, kişi için bireysel ve milli anlamda resmen varlık bulmanın simgesidir. Bir milletin, yaşayışı, inançları, kültürel değerleri adlarına da yansıdığından ad ve ad verme incelenmeye değer bir konudur. Çevremizde Alina, Tuana, Melissa, Lara vs. isimleri görünce, “acaba çocuklarımıza verecek isim mi kalmadı?” demekten kendimizi alamadığımız gibi, milletimizin ad verme geleneğinin ve kişi adlarının yeterince idrak edilemediği kanısına varıyoruz.
Özel adlarla ilgilenen bilim dalına onomastik adı verilmektedir. Onomastiğin kişi adlarıyla ilgili alt dallarından biri ise antroponim (kişi adları bilimi) olarak adlandırılmaktadır . Kişi adları bilimi içerisine göbek adı, ad, soyadı, takma adlar, sanlar gibi ad türleri girmektedir. Kişi adları bilimi adların filoloji, dilbilim, kültür tarihi ve halkbilimle olan ilgisini araştırıp ortaya koymaya çalışır. Zira bir insana verilen adın bir milletin kültürüyle çok sıkı bağı vardır. Bundan dolayı ünlü ad bilimci Adolf Bach “bir ulusun ad hazinesi, onun geçmişteki ve bugünkü zihinsel-ruhsal durumunun anlatımıdır” demektedir .
İlk yazılı kaynaklarımızdan, destanlarımızdan itibaren Türklerde ad vermeyle veya ad almayla ilgili bazı gelenekleri görebiliyoruz. Oğuz Kağan Destanı’nda kişiler yaptıkları işe, gösterdikleri hünere göre ad alırlar. Oğuz Kağan, şehri iyi koruyan Uruz Bey’in oğluna Saklap, ağaçtan sal yapan Uluğ Ordu Bey’e Kıpçak, karlı dağlardan atını bulup getiren kişiye Karluk, yolda gördüğü duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı demirden kapısı kilitli evi açacak kişiye Kalaç, kağnı yapan Barmaklıg Çosun Billig’e de Kangalug adlarını vermiştir.  
Ad verme geleneğinin en ilginç olduğu yer Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Dede Korkut Hikâyeleri’nde bir çocuğun ad alması için, ses getirecek bir iş yapması, bir kahramanlık göstermesi gerekir. Çünkü, “Ol zamanda bir oğlan baş kesmese, kan dökmese ad komazlar idi”.  Dolayısıyla kişi adsız olamayacağı için, bu gelenek çocuğun kahraman olmasını, önemli bir iş yapmasını gerektirmekte ve onu bu işe zorlamaktadır. Dirse Han Oğlu Boğaç Han, azgın bir boğayı öldürdükten sonra,  Kam Püre oğlu Bamsı Beyrek’te babasının elçilerini düşman elinden kurtardıktan sonra , yaptıkları kahramanlıkların bir ödülü olarak ad almışlardır. Dede Korkut Hikâyeleri’nde ad veren kişi Dede Korkut’tur. Dede Korkut, Bogaç ve Bamsı Beyrek’ten başka, bir de Basat’a ad vermiştir. Ad verirken de, “adını ben verdim, yaşını Allah versin” diye, iyi dileklerde bulunur.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde olduğu gibi, Yakut Türkleri de çocuk doğduğunda gerçek adını vermezler. İlkin iğreti bir ad verirler. Gerçek ad ise, ancak, çocuk yay çekip ok attıktan sonra verilir. Çocuğun ad alması için, bir yiğitlik göstermesi gerekir.  Alpamış Destanı’nın Özbek varyantında Alpamış’ın ilk adı Hakimbek’tir. Hakimbek, dedesinden kalma on dört batmanlık yayı çekip oku attığı gün Alpamış adını alır. Yine Altay ve Hakas Türklerinin Altın Toyçı destanlarında ve Şor Türklerinin Kara Atlı Pergen adlı destanında çocuk önemli bir iş yaptıktan sonra veya olağanüstü bir özellik gösterdikten sonra ad alır. Bir tören yapılarak bir aksakal tarafından çocuğa ad verilir. 
Manas Destanı’nda da üç önemli kahraman Manas, Semetey, Seytek’in ad almaları benzerlikler göstermektedir. Üç kahraman da uzun süre adsız kalır. Her üç kahramanın adı verilirken de bir toy düzenlenir. Halktan çocuğa ad vermeleri istenir. Kimse çocuğa ad veremeyince, ortaya ak sakallı bir ihtiyar çıkıp çocuğun adını verir.  Manas’ın adını dört peygamber, Semetey ve Seytek’in adların ise aniden ortaya çıkan ak sakallı birisi vermiştir.  
Bugün Altay’ın kuzeyinde ve Yenisey ırmağı kıyılarında yaşayan Beltir, Koybal Türklerinde ad verme doğumdan birkaç gün sonra olur.  Çocuğu olan kişi bir ziyafet verir. Yemekler yenildikten sonra konuklardan en yaşlı olanı çocuğa ad verir. Altay ve Yenisey havzalarında oturan Teleüt, Kaç, Abakan Türklerinde de ad verme, Beltir ve Koybal Türklerindeki gibidir.  
Altay-Yenisey destanlarının çoğunda kahramanlar atlarının adıyla anılır. Titof’a göre, Minusin sahillerinde yaşayan Türk destanlarınıda kahramanın adıyla, bindiği atın adı bir olur. Meselâ, Agoy Atlıg Aybatır, Akpor atlıg Akmorat, Kök Han kök Atlıg, Ak Çabdar Atlıg Allarıg, Ala Kardıga Ağ Ay At, Kara Bor Atlıg Büri Mergen, Ak Kılışkan Boz Oy Atlıg vs. Kahraman gerçek adını kahramanlık gösterdiği olaydan sonra atla beraber alır. A. İnan’a göre, “ad” ile “at” köken itibariyle aynı kelimedir.  
Türkiye Türkleri’nde de yeni doğan çocuğa doğduktan birkaç gün sonra  (genellikle üç gün veya bir iki hafta sonra)   bir tören yapılarak ad verilir.  Çocuğun adı genellikle evin en yaşlısı tarafından verilir.  Bazen de eve çağrılan hoca veya cami imamı, çocuğun kulağına ezan okuyarak adını verir. 
Türklerde çocuğa ad verirken belirleyici olan etmenlerden birisi de dini inanışlar ve dini anlayışlardır. İslam dininde ad verilirken, verilecek ada özen gösterilerek adın güzel olmasına dikkat edilmiştir. Bununla ilgili olarak Peygamberimizin çeşitli hadisleri vardır: “Şüphesiz ki, sizler kıyamet günü isimlerinizle, babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O halde isimlerinizi güzel koyun” (Ebu Davud) . Yine: “Çocuklarınızı peygamberlerin adlarıyla adlandırınız. Allah (c.c.) yanında isimlerin en güzeli ve sevileni, Abdullah ve Abdurrahman’dır. En sadık olanı da, Haris (ekip-biçen, ziraatçi) ve Humâm’dır (şerefli, himmetli, yüce kişi); en çirkin olanı Harb (savaş, cidal), Mürre (acı) ve Mirre (şiddet ve kıtal)dir.” (Ebu Davud) 
Peygamber efendimiz çocukların adlarının güzel olmasını istemiş ve hatta kötü anlamlara gelen adları bizzat kendisi değiştirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de: “En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O hâlde O’na en güzel isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır. (A’raf 180).  Bu gibi sebeplerden dolayı çocuklara Allah’ın sıfatlarının yer aldığı adlar, peygamber, peygamber yakınları ve din büyüklerinin adları verilmiştir. Abdullah, Abdurrahman, Abdulrezzak, Abdussamet (Allah’ın ad ve sıfatları); Muhammet, Mehmet, Mahmut, Ahmet, Mustafa, Resul, Ekrem (Hz. Muhammed’in ad ve sıfatları); Bekir, Osman, Ömer, Ali (dört halifenin adları); İbrahim, Adem, Davut, Zekeriya, İsmail, Yakup, İdris (peygamber adları); Hasan, Hüseyin (Hz. Ali’nin çocukları); Hatice, Ayşe, Fatma, Emine, Zeynep (peygamberin eşleri, annesi, kızı)  adları Allah’a, peygamberlere ve din büyüklerine saygının sonucunda konmuştur.
Bütün Türklerde ad verme konusunda ortak olan veya çoğunda göze çarpan üç unsur görülmektedir. Çocuğun önemli bir iş yaptıktan sonra ad alması veya çocuğa ad verilmesi, ad verilirken bir tören düzenlenmesi ve bir de genellikle ak sakallı, saygı duyulan bir kişinin çocuklara ad vermesidir. Çocuğun ad alacak duruma gelmesi, bir kahramanlık yapması kendini topluma ispat etmesidir. Çocuk, ad almakla artık toplumda bir yer edinmekte ve kendini kabul ettirmektedir. Çocuk, ana babanın devamı, ana baba hasletlerinin gerçekleştirildiği bir varlıktır. Bundan dolayı çocuk, önemli bir iş başarıp ad almayı hak ettiğinde, baba da bir nevi üzerine düşeni yapmakta ve huzura kavuşmaktadır. Pay Büre Bey’in oğlunun kahramanlık yaptığını işittiğinde duyduğu sevinç, aslında oğlunun ad alarak kendisini topluma kabul ettirerek ispatlaması ve kendisine bağlanan umutları boşa çıkartmamasının verdiği sevinçtir. “Pay Püre Big Aydur: Mere benüm oğlum baş mı kesdi kan mı dökdi? Beli baş kesdi, kan dökdi, adam ahtardı didiler. Mere bu oğlana ad koyasınça var mıdur didi. Beli sultanum artukdur didiler. Pay Püre Big Kalın Oğuz biglerini çağırdı konukladı. Dedem Korkut geldi, oğlana ad kodı”. 
Çocuğa ad verilirken bir tören düzenlenir. Törenlerde ziyafet verilir, gelen konuklar yedirilir, içirilir ve eğlendirilir. Çocuğa törenle ad verilmesi, çocuğun topluma kabul ettirilmesi, çocuğa kişilik kazandırılmasıdır. Çocuk, törenle kendisine verilen adla birlikte, yeni bir dünyaya geçmekte, bulunduğu toplumda yeni bir statü kazanmaktadır. 
Hemen hemen her destanda adı, yaşlı bir kişi verir. Dede Korkut Hikâyelerinde Dede Korkut, diğer destanlarda saygı duyulan, yaşlı bir kişi çocuğa ad koyar. Çocuk toplumun geleceği, neslin devamı, soyun ve vatanın koruyucusudur. Bundan dolayı değeri çok yüksek olan çocuğun adını da, yine toplum tarafından en çok değer verilen, saygı duyulan birisi koymaktadır. Bunun için Manas Destanı’nda da görüldüğü gibi, Manas, Semetey ve Seytek gibi destanın baş kahramanlarına toplum ad vermekte zorlanmakta ve bu ad verme görevi, ya peygamber gibi hocalara, ya da Ay Koca veya Hızır gibi efsanevi kahramanlara düşmektedir. Böyle kişiler tarafından ad verilmesi, çocuğun toplum içerisindeki değerini ve statüsünün önemini gösterir. 
Tatar İsimleri Sözlüğü’nde  yer alan Türkçe adlardan kimisi, Türklerde ad vermeyle ilgili bazı ortak noktaları aksettirmektedir. Gerek adların kendisinden, gerekse yazarın bazı adlar hakkında yaptığı açıklamalardan bütün Türklerde görülen ad vermeyle ilgili ortak motifler göze çarpmaktadır.
Ailenin en büyük dileği, yeni doğan çocuğunun yaşaması, sağlıklı, uzun ömürlü olmasıdır. Uzun süre çocukları yaşamayan aileler, yeni bir çocukları doğduğunda çocuklarını, çocukları ölmeyen bir aileye para karşılığında satıp bir süre sonra geri alırlar. Bu çocuklara Satı, Satılmış gibi adlar verilir.  Kırgız, Kazak, Başkurt, Çuvaş, Kumuk ve diğer Türk boylarında görülen  bu inanış, Tatar Türklerinde de görülmektedir. Tatar İsimleri Sözlüğünde yer alan Satlık, Satıbal, Satış gibi adlar aynı inancın akisleridir. Yine bütün Türk dünyasında çocuğun uzun ömürlü olması için; Tokta, Toktamış, Yaşar, Durmuş, Dursun, Temel, Baki, Durdu, Tursun gibi adlar verilir. Tatar İsimleri Sözlüğünde de bu adlarla aynı niteliğe sahip olan; Kaldı, Kaldıbay, Kalmış, Tiribay, Tirigol, Torbay, Torgın, Torsın, Torsınbay, Torsınbike, Tuktamış, Tuktarbay gibi birçok ad görülmektedir.

Çirkin adlar vererek çocuğu kötü ruhlardan saklamak ve çocuğun ömrünü korumak da yaşatıcı güçle ilgili inançlardandır. Bu amaçla Altay, Kazak ve Kırgız Türklerinde çocuğa; İt, İtbaba, İtbarak, İtbay, İtkulu, İtalmaz, Yılan, Şeytan, Şeytankulu, Sarıkine , Çoçkabay, Bokmurun , Ceti-Köt, Üs-Kempir, Tört-Aba  gibi adlar verilir. Tatar İsimleri Sözlüğünde de çocuğun yaşaması amacıyla, hor görülen hayvan adları ve çeşitli çirkin adlar konulmuştur: Akbay, Akköçik, Ayubi, Kübek, Barak, Kaban, Karaköçik, Turay, Baymak, Saltık, Yaman, Yapança.
Bütün Türk boylarında erkek çocuğun doğumu, kız çocuğundan daha fazla istenir. Erkek çocuğun istendiği, kız çocuklarına verilen bazı adlardan açıkça sezilmektedir. Anadolu’da Yeter  Döndü, Döne  Gızyeter; Türkmenlerde Oğulgerek, Güldursun; Kazak, Karakalpak ve Sartlarda Tursungül, Tursunbibi  gibi adlar erkek çocuk istendiğinin açık delilleridir. Tatar Türklerinde de; Borılça, Birsinbay, Bekbulsın, İrbulsın, İşkara, Kilsinbay, Tilimbay, Ultabıl  gibi adlar erkek çocuk istendiğini gösteren adlardır.
Çeşitli sebeplerden dolayı çocuğun adının sonradan değiştirilmesi de ortak olan motiflerden birisidir. Eskiden Türklerde millet için büyük işler yapan kişilerin adları değiştirilerek yeni ad verilirmiş. Moğol imparatoru Timuçin’in adı Cengiz’e, Göktürk hanlarından Idat Şat’ın adı da Kutluk’a sonradan çevrilmiştir.  Anadolu’da hasta olan, huysuzluk eden, sinirli çocukların adları için “adını kaldıramadı” veya “adı ağır geldi” denilerek adları değiştirilir.  Bazen de çocuğun adının çocuğa yaramadığı rüyada görülür ve çocuğun adı törenle değiştirilir.  Tatar İsimleri Sözlüğünde de aynı durumu yansıtan adlar görülmektedir. Uzun süre dişi çıkmayan çocuğun dişinin çıkması için Büri, Baybüri, Büribay, Bürikey, Büriş adları; hasta olan çocuğun büyüyüp gelişmesi için Büzergen; sonradan fark edilen bir vücut özelliğinden dolayı da Miñlibek, Miñlibike, Miñliiş gibi adlar sonradan verilen adlardır.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde bir çocuğun kahramanlık yapmadan, “baş kesip kan dökmeden” ad alamadığından, Yakut Türklerinin de önce çocuğa gerçek adını vermeyip iğreti bir ad verdiğinden daha önce söz etmiştik. Tatar İsimleri Sözlüğünde de bu durumu andıran “Atsız” adı vardır. Sözlükte çocuğun kötü ruhlardan korunması amacıyla verildiği söylenen bu ad, belki de çocuğun gerçek adını alıncaya kadar taşıdığı addır.
Türklerde ad vermeyle ilgili bir diğer ortak motif de belirli günlerde doğan çocuklara, doğduğu mevsimi, günü, geceyi yansıtan adların verilmesidir. Kadir gecesinde doğan çocuğa Kadir, Ramazan ayında doğana Ramazan, bayramda doğana Bayram, Recep, Şaban aylarında doğanlara Recep, Şaban , arife günü doğan çocuklara Arif, Arife, Mevlüt kandilinde doğan çocuğa Mevlüt, sabahleyin doğan çocuğa Seher  , yine bayramda doğan kız çocuğuna İdiye, Recep ayının ilk cuma gecesinde doğan erkek çocuğa Regaib, kız çocuğa Ragıbe, Kurban bayramı arefesinde doğan kız çocuğa Hacer adı verilmektedir.  Tatar İsimleri Sözlüğünde de belirli günlerde doğan çoçuklara; Beyrem, Beyrembay, Beyrembike, Beyremgol, Kankay, Çuk, Çukhan, Kileş, Baganay, Buran, Buranbay, Saban, Urakbike, Urmanbay gibi adlar verildiği görülmektedir.
Bütün Türklerde ortak olan ad verme motiflerine Tatar Türklerinde de rastlanmaktadır. Bu ortak motiflerden başka Tatar İsimleri Sözlüğünde görülen iki tane ad verme âdeti oldukça ilginçtir. Bunlardan birisi Çakmak adıdır. Sözlükte yapılan açıklamaya göre, eskiden Türklerde çocuğa ad verilirken çakmak çakma âdeti varmış. Birisi çakmak çakarken başkası ad söylermiş. Çakmak yandığında hangi ad söylenirse, o ad çocuğa verilirmiş. Bu gelenek, belki, çocuğun adı üzerinde anlaşmazlığa düşülmesi sebebiyle ortaya çıkmış olabilir. Bugün Anadolu’da da bazı ailelerin beğendikleri birkaç ad üzerinde karara varamadıklarında adları birer kağıda yazıp ad çekme yoluyla çocuğa ad vermeleri  bu geleneğin devamı gibi görünmektedir. Sözlükte değişik bir ad verme geleneği de Bornak adında görülmektedir. Yaşlı bir kişinin sadece kızı (veya kızları) olup oğlu olmazsa, bu kişi kızından doğan ilk erkek torununu, ak burunlu bir atın yanına götürerek çocuğa Bornak (burnu ak) adını verirmiş. Bu ilginç ad verme geleneği, Başkurt Türklerinin Yurmatı boyunda uzun süre devam etmiştir.

Bütün Türklerdeki adlar belli bir geleneğe, inanca dayanıp Türklerin yaşadığı her dönemde ve coğrafyada benzerlikler göstermiştir. Bundan dolayı Türk kişi adları anlamlı ve güzeldir. Hemen her yerde ortak olan ve belli inançları, gelenekleri yansıtan Türkçe adlar, Türklerdeki ad verme psikolojisini ve ad vermede etkili olan unsurları göstermesi bakımından önem arz etmektedir. 
Milli ve manevi değerlerimiz içinde yoğrulmuş ad verme geleneğimizin ortaya çıkardığı bu denli güzel adlarımız varken çocuklarımıza ne anlama geldiğinin dahi bilinmediği birtakım sevimsiz ve yabancı kökenli adların verilmesi; kendi değerlerimize, geleneğimize hepsinden önemlisi dilimize indirilmiş bir darbedir. 

Yrd. Doç. Dr.  Ercan ALKAYA

Yorumlar

“294) Türklerde Ad Verme Geleneği ve Kişi Adları” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. Gökçay Aksebzeci yorum tarihi 26 Mart, 2015 18:35

    “En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O hâlde O’na en güzel isimlerle dua edin.
    Allah’ın sıfatları olarak geçen isimleri, insanların çocuklarına koymalarında ki nedeni anlamıyorum.
    İnsan isminin özelliklerini taşır denilse de bunun sakıncaları var mıdır? Yazının farklı bir bölümüne takılıp kaldım.
    Teşekkür ederim. Neden uzun yazılar okunmuyor bunu da anlamıyorum.
    Anladığım tek şey, ben hiç bir şeyi anlamıyorum. Güzel insan, selamlar.

  2. olcay yorum tarihi 17 Nisan, 2015 04:05

    O satirlar oraya sonradan anlamsizca eklenmis.
    Zaten Allah’imizin sifatlarini insanlara vermek de cok garip.Tipki Peygamberimizin ismini Kullanmalari gibi.Ama Turk Milleti Peygamberine saygi duydugu icin Muhammed yerine “Mehmet, Mustafa,Mahmut,Ahmet…gibi isimleri tercih etmistir.
    Bazi seyler OZEL ve DEGERLidir ve oyle de kalmalidir.

Yorum yap