273) LOZAN KONFERANSI’NDA NÜFUS TARTIŞMALARI-2

Yayin Tarihi 19 Haziran, 2008 
Kategori ERMENİ SORUNU, TÜRK DÜNYASI

Lozan Konferansı’nda

Nüfus Tartışmaları (2)

image00142.jpg

M. Montagna (İtalya) başkanlığındaki alt komisyona aktarılan sorunlar burada yoğun biçimde tartışılmıştır.

Tartışmalar aşağıdaki ana başlıklarda olmak üzere yapılmıştır.

a. Sivil rehinelerin geri verilmesi.
b. Savaş tutsaklarının değişimi,
c. Nüfus mübadelesi.

Bunlardan ilk iki sorun üzerinde taraflar hemen uzlaşmıştır. Ancak üçüncü sorun üzerinde çetin tartışmalar yapılmıştır. Tartışılan konular kabaca şu şekilde özetlenebilir.Mübadele zorunlu mu yoksa gönüllü mü olacaktır. Delegeler gönüllülük ilkesini benimsemelerine karşın danışman Dr. Nansen’in zorunlu mübadele konusundaki görüşlerinde ısrar etmesi sonucu mübadelenin zorunlu olması kabul edilmiştir.

ii. Mübadelenin nerelerdeki nüfusu kapsayacağı konusunda özellikle Türk Heyeti İstanbul doğumlu ve burada yaşayanlar konusunda önemli sakıncaları ileri sürmüştür. Türk Heyeti, İstanbul’da Rum nüfus bırakmanın imkansız olduğunu, onların yerine Yunanistan’dan gelecek Müslüman halkın bir kısmını burada yerleştirmek istediğini belirtmiştir. Buna karşılık Yunan Heyeti kendi verilerine dayanarak Yunanistan’a sığınmak üzere bir milyona (L. Curzon bir önceki toplantıda bunların sayısını 600.000 – 900.000 arasında olduğunu belirtmiştir) yakın Anadolu göçmeninin geldiğini belirterek, İstanbul’dan gelecek Rumların kabul edilmeyeceğini belirtmiştir[1]. Sonuçta taraflar “İstanbul”luluk üzerine yeni bir içerikte anlaşmaya varmıştır. İstanbul’daki Rum nüfus belli tarih ve sınırlar içinde olmak koşulu ile mübadele dışı tutulmuştur.

Mübadeleye konu Müslüman nüfusun yaşadığı yerleşmelerde din içerikli bir örgütlenmesi yoktur. Buna karşılık Rum nüfusun İstanbul’da kökü uzun yıllara dayanan “Evrensel” Patriklik kurumu vardır[2]. Türk Heyeti bu kurumun da mübadele ile birlikte İstanbul’dan ayrılmasını istemektedir. Bu görüşe Yunanistan’ın yanı sıra öteki devlet temsilcileri de karşı çıkmışlardır. Karşı çıkışın dinsel temelli savunması şöyledir. “Evrensel” Patriklik, İstanbul’u bırakıp gitmek zorunda kalırsa, Rum Ortodoks topluluğu ruhani başını yitirmiş olacaktır. Böyle bir durum dinin aslından ayrılması ve kişinin aforoz edilmesi için yeterli nedeni oluşturacaktır. Konferansa katılan heyetler yanı sıra gözlemci Hıristiyan kökenli devlet heyetleri de bu savunmayı benimsemiş ve desteklemiştir. Sonuçta “Evrensel” Patriklik’in İstanbul’da kalmasını Türk Heyeti kabul etmiştir.

23 Ocak 1923 tarihinde TBMM Hükümeti ile Yunan Hükümeti iki halkın mübadelesine ilişkin sözleşmeyi imzalamıştır. 19 maddeden oluşan sözleşmeye göre mübadele zorunlu olacaktır. Mübadele işlemlerine 1 Mayıs 1923 tarihinde başlanacaktır. İstanbul’da oturan Rumlar ile Batı Trakya’da oturan Türkler mübadele dışı kalacaktır. Mübadele zaman boyutunda 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç edenleri de kapsayacak ve bunların haklarını koruyacak şekilde genişletilmiştir. Mübadeleye tabi olanlar bu tarihten sonra yeni yurttaşlık kimliği ile tanınmaya başlanmıştır[3].

Mübadele Sonu Nüfus Verileri: Zorunlu göç nedeni ile aile ve ülkelerin kaybının büyük olacağı tarihsel bilgilerimiz arasında yer almaktadır. Zorunlu göçler tüm yaş gruplarındaki nüfusa kapsadığı için, bu nüfusun varış noktasındaki barınma, çevre koşulları, iklim değişikliği ve yeni sosyal sisteme uyum v.b. sorunlardan ötürü kayıpları yüksek olmaktadır. Özellikle her yaş ve cinsiyette ölümler, kalkış noktasına göre artmaktadır. Türk ve Yunan halklarının mübadelesinde de aynı olgu ile karşılaşılmıştır. Fakat mübadele tarihi ile ilk genel nüfus sayımlarının yapıldığı tarih arasındaki sürenin kısalığından ötürü bunun önemli bir engel oluşturmadığı varsayımı altında aşağıdaki analiz yapılmıştır.

Türk ve Yunan halkları arasında yapılan mübadele konusunda nüfus bilim tarihinde bir çok araştırmacının ulaştığı farklı sayısal bulgular vardır. Araştırmacıların bulguları ve aradaki farklılığı vurgulamak yerine her iki ülkenin istatistik örgütlerinin yayınlarını kullanarak bir analiz yapmak daha tutarlı bir yaklaşımdır. Yunanistan’da 1928 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre bu ülkeye göç edenlerin geldikleri yer ve tarih açısından dağılımı şöyledir (Çizelge 1). Burada kaba bir sınıflama yaparak Anadolu, Doğu Trakya, Pontus ve İstanbul’dan göç edenler, Türkiye’den olan göçler olarak görülmüştür. Göçmenlerin Yunanistan’a varışları ise “Anadolu Bozgunu’ndan önce ve sonra” şeklinde ayrılmıştır. Böylece tüm göçmenleri kapsayacak bir veri seti oluşturulmuştur. Anadolu Bozgunu öncesi ve sonrası Türkiye’den göç edenlerin sayısı 1.104.216’dır. Konferans görüşmeleri sırasında İngiltere ve Yunanistan heyetlerinin verdikleri rakamların ne denli yanlı ve abartılı olduğu burada açıkça görülmektedir. Sözgelimi daha konferans sırasında yalnızca Anadolu’dan bir milyona yakın göçmen geldiğini, Doğu Trakya’dan gelen 320.000 sığınmacı ile
birlikte toplam sayının arttığını belirtenlerin, İstanbul’dan gelecek Rum nüfusun mübadelesini kabul edemeyiz şeklindeki savunmalarını anlamak zordur.

Çizelge 1: Yunanistan’a Göç Edenlerin Geldikleri Ülke ve Geliş Dönemine Göre Dağılımları

 

Ülke

Anadolu Bozgunundan Önce

Anadolu Bozgunundan Sonra

Toplam


Kaynak: Svonoros, A. : Yunanistan Nüfusu ve Yunanistan Nüfus Sayımları, Ankara, 1935, s.22.
İngiltere ve Yunanistan delegelerinin konferans sırasında İstanbul’daki Rum nüfus için ileri sürdükleri veriler şöyledir. İstanbul’da 1914’de 300.000 olan sonraki yıllarda ise oluşan göçlerle Rum nüfusun 400.000’e ulaştığı sa-vunulmuştur. Türkiye ve Yunanistan nüfus sayımı verileri bunları ne derecede doğrulamaktadır? Türkiye’de Cumhuriyet döneminde ilk genel nüfus sayımı Belçikalı bir uzmanın yönetiminde 1927’de yapılmıştır[4]. Sayımın verilerine göre İstanbul’da yaşayan Rum nüfus 110.000 olarak saptanmıştır. 1928 Yunanistan genel nüfus sayımına göre ise İstanbul’dan değişik tarihlerde 38.458 kişinin Yunanistan’a göç ettiği belirtilmektedir. Koşulların zor olduğu bu yıllarda İstanbul Rumlarından bazıları Yunanistan dışında bir yere göç etmiş olabilir. Bazıları da İstanbul’daki sayım sırasında Rum kimliğini saklamış olabilir. Bu iki grubun sayısı tahmin edilemez. Fakat konferans sırasında İngiliz ve Yunan delegelerinin söyledikleri rakamlara, iki ülke verileri yanı sıra son iki olay (göç ve kimliğini saklama) dan oluşacak rakamlarla ulaşmanın güçlüğü ortadadır.

Konferans sırasında söylenen İstanbul Rum nüfusuna ilişkin veriler iki açıdan önemlidir.

İstanbul’da Hıristiyanlığın önemli iki merkezi kurumu vardır. Ayrıca İstanbul’un Müttefik Devletlerce işgal edilmesinden ötürü Osmanlı belgelerine ulaşamama gibi bir sorunları da yoktur. İzmir’de olduğu gibi kilise kayıtlarını yok eden bir yangın da olmamıştır. Buna göre tüm belgeleri elinde bulunduran Müttefik Devletler konferansa abartılı nüfus verileri sunmakla, başta değindiğimiz kilise – devlet ikilisinin uzun yıllara dayanan “güven” geleneğini zedelemişlerdir.

ii. Osmanlı İmparatorluğu verilerine sürekli eksik, yanlış gözü ile bakan ve buna karşın “ABD istatistikleri”, “Kilise kayıtları”, “Müttefik Devletlerin Sayımı (Musul örneğinde olduğu gibi)”, “Gezginlerin gözlemi” nin güvenilir olduğunu ileri sürenlerin şu sorulara yanıt vermesi gerekir: Rum “Evrensel” Patrikliğinin merkezindeki Rum nüfusa ilişkin veriler bu denli yanlış ise, merkezden uzaklaştıkça kilise kayıtlarının güvenirliği ne ölçüde geçerlidir? Benzer soru Ermeni nüfus için de geçerlidir. Müttefik Devletler, Musul ve civarındaki dağınık yerleşim yerlerinde zor koşullarda yaptıklarını belirttikleri nüfus saptamasını, koşulların daha uygun olduğu İstanbul’da daha uzun zaman diliminde niçin yapmadıklarını açıklamalıdırlar. Hiç şüphesiz bu sorulara güvenilir yanıt verilmeyecektir. Ancak İstanbul Rumları için konferansa sunulan rakamların abartılı olduğu her iki ülkenin (Türkiye 1927, Yunanistan 1928) nüfus sayımlarında görülmektedir.

Müttefiklerin, Yunanistan’daki Müslüman nüfus için söyledikleri ile mübadele sonunda gerçekleşen rakamlarda da bir yanlılık olduğu görülmektedir. Mübadelenin sürdüğü dönemde Türkiye’de “Ayın Tarihi”, “Türkiye Hilal-i Ahmer Mecmuası”, “Cumhuriyet” v.b. günlük, aylık yayın organlarında göçmenlerle ilgili değişik rakamlar verilmiştir. Sözgelimi 1924 yılı Ekim ayına kadar mübadele edilen Müslüman nüfus 370.000 olarak gösterilmektedir. Yunanistan’ın özellikle dağ köylerindeki Müslüman nüfusun göçü ile bu sayı daha sonra artmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü yayınlarında göçmen sayısının 456.729’a ulaştığı görülmektedir[5]. Bu konuda çalışan araştırmacılar, mübadele kapsamına giren, fakat mübadele edilmeyi beklemeden Yunanistan’dan sığınmacı olarak gelen Müslümanların sayısını 50.000 olarak tahmin etmektedir[6]. Göçmen nüfus üzerine çalışan dönemin nüfus bilimcisi Yüceuluğ göç verilerini yıllara göre düzenlemiştir. Göçmenlerin geldikleri yere göre bir dağılımını vermektedir. Ancak 1923 ve onu izleyen ilk üç yıl içinde ülkemize gelen göçmenlerin kalkış noktası Yunanistan ağırlıklıdır. Türkiye daha sonraki yıllarda Balkan ülkeleri ve öteki komşu ülkelerle göç antlaşması imzalamıştır. Buralardan Müslüman ve Hıristiyan (Gagauz Türkleri) nüfusun göçü olmuştur. Bu bilgiler ışığında yukarıdaki iki veriyi birlikte ele aldığımızda şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır. DİE verisi (mübadele edilen nüfus) ile sığınmacılar birlikte düşünüldüğünde 516.700 rakamına ulaşılmaktadır. Aynı yılları içeren (1923-1927) Yüceuluğ’un verileri ise 504.964 düzeyindedir[7].

Burada dikkatimizi çeken nokta, gerçekleşen mübadil Müslüman nüfusun büyüklüğünün, Lozan‘daki tartışmalar sırasında İngiltere ve Yunanistan delegelerinin ileri sürdükleri rakamların yüzde 60 üzerinde olduğudur. Kabaca İngiltere ve Yunanistan delegeleri, konferansa katılanlara Yunanistan’daki Müslüman nüfus konusunda yanlı ve eksik bilgi sunmuşlardır. Osmanlı verileri ile, Müttefiklerin konferansa katılan heyet üyelerine sundukları Rum nüfus verileri arasında nasıl bir ilişki vardır? Biraz önce sözüne ettiğimiz yanlılık 1885-1914 dönemi Osmanlı verileri karşısında da görülmekte midir?

 

Mümtaz PEKER

DİPNOTLAR

1 – Seha Meray a.g.e. Birinci Takım Cilt 1, Kitap 1, s. 336.
2 – Fener Patrikhanesinin evrensellik iddiası Türkiye tarafından hiçbir zaman kabul edil-memiştir.
3 – Seha, Meray, a.g.e., İkinci Takım, Cilt 11, s.82-87.
4 – Devlet İstatistik Enstitüsü: 1927 Genel Nüfus Sayımı, Ankara, 1935.
5 – Devlet İstatistik Enstitüsü, İstatistik Yıllığı (1929-1930) , Ankara, 1990, s.101.
6 – Kemal Arı, Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), İstanbul, 2000, s.92.
7 – Ratip Yüceulug, Savaş Sonu Nüfus Meseleleri: Türkiye Üzerine İncelemeler ve Fikirler, Ankara, 1944, s.150.

Yorumlar

“273) LOZAN KONFERANSI’NDA NÜFUS TARTIŞMALARI-2” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Hüsnü Akıncı yorum tarihi 19 Haziran, 2008 14:46

    Bilgiler eksik,yapılan tahliller yetersiz olsa da ortaya çıkan gerçek bellidir: Mübadele,kendi çıkarlarını ve gelecek hedeflerini gözeten İngiltere tarafından gündeme getirilmiş ve o istikamette düzenlenmiştir.Ege adaları ve girit’te bulunan Türk nüfus tasfiye edilmiştir.Yani, Batı Tırakya haricinde Yunanistan’ın bazı bölgelerindeki Türk nüfus tasfiye edilmiştir. Dikkat edilirse;Batı Trakya’daki Türk nüfus ve İstanbul’daki Rum nüfus,iki ülke arasındaki dostluğu engelleyici bir unsur olarak kullanılmıştır.Bu politika, her zaman İngiltere’nin işine yaramıştır.Şayet mübadele yapılmasaydı;belki de Türkiye ile Yunanistan, daimi bir dostluk içinde olacaktı.Bugün Ege sorunu,Karasuları sınırı,Fır hattı vçs gibi sorunlar yaşanmayacak ve kaynaklar,silahlanma için harcanmayacaktı.Ne var ki;İngiliz emperyalizmi,bunu engellemiş ve iki ülke arasındaki düşmanlığı,daima körüklemiştir.İngiltere’yi ve diğer Batı ülkelerini hiç ilgilendirmeyen Patrikhane konusu,siyaset malzemesi olarak kullanılmıştır.

Yorum yap