Türkçe konuşma ve yazı dilinde tanık olduğum bazı yanlışlar sanki ısrarla tekrarlanıyor!
Bilhassa gençlerin paylaşımlarında bu yazım hatalarını gördükçe çok üzülüyorum. Belki küçük bir ayrıntıdır. Ancak bu küçüklük, Türkçenin önemsenmesi yönünden büyüktür.
“Hastahane”, “pastahane” ve “postahane” biçimleri yerine günümüz Türkiye Türkçesinde yerleşmiş olan “hastane”, “pastane” ve “postane” biçimlerini kullanmalıyız. “Eczane” de benzer biçimde kısalmış bir kelimedir.
“Hane”, “ev” anlamını taşıyan Farsça kökenli bir kelimedir. Başka kelimelerle birleşerek çeşitli yer ve kurum adları oluşturur. Bu birleşik kelimeler bitişik yazılır.
Bazı kelimelerde zaman içinde ses düşmesi gerçekleşmiş ve kısalmış biçimler yerleşmiştir:
- Hasta + hane → hastane
- Pasta + hane → pastane
- Posta + hane → postane
- Ecza + hane → eczane
Ancak bu örneklerden hareketle, ilk kelimenin sonu ünlüyle bittiğinde “hane”nin mutlaka kısalacağı sonucuna varamayız. Çünkü “kahvehane”, “yazıhane” ve “çilehane” gibi kelimelerde ilk kelime ünlüyle bitmesine rağmen “hane” korunmuştur.
İlk kelimenin ünsüzle bittiği pek çok örnekte de “hane” olduğu gibi yer alır:
Çayhane, yatakhane, dershane, tımarhane, darphane, doğumhane, aşhane…
Dolayısıyla kelimelerin doğru yazımını yalnızca ilk kelimenin son harfine bakarak belirleyemeyiz. Yerleşmiş biçimlerini öğrenmek ve gerektiğinde sözlüğe başvurmak gerekir.
Toplum hayatımızın bilinen mekânlarından biri olan “kahvehane” için günlük konuşmalarımızda çoğu zaman “kahve” deriz. “Kahveye gidiyorum”, “kahvedeyim”, “kahvede bekliyorum” gibi ifadeler kullanırız. Burada “kahve” sözü, içeceğin yanı sıra mekânı da karşılamaktadır. Ancak bu kullanım, “kahvehaneye gidiyorum” veya “kahvehanede bekliyorum” ifadelerini yanlış yapmaz.
Dilimizde “ev” kelimesiyle oluşturulan birleşik kelimeler de vardır:
Çayevi, polisevi, öğretmenevi, aşevi, doğumevi, yayınevi, kitabevi…
Bu kelimeler de bitişik yazılır.
Türkçe kimliğimizdir. Dilimizi kaybedersek, varlığımızı da kaybetmiş oluruz. Türk dilini güzel konuşmak ve doğru yazmak için Türkçe sözlükleri kitap okur gibi okumak gerekir.
YILMAZ KARAHAN
14 Nisan 2014
Editör Yorumu
Bir dile sahip çıkmak, o dilde konuşmak kadar kelimelerini tanımayı ve doğru yazmaya özen göstermeyi de gerektirir. Bu yazı, gündelik hayatın sıradan görünen kelimeleri üzerinden önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor: Dil bilinci, küçük ayrıntılarda gösterdiğimiz dikkatle güçlenir. Sözlüğü yalnız ihtiyaç duyulduğunda açılan bir başvuru kaynağı olmaktan çıkarıp okunacak bir kitap olarak görmek ise bu sorumluluğu sürekli öğrenme alışkanlığına dönüştüren değerli bir öneridir.
