24) TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Yayin Tarihi 20 Kasım, 2007 
Kategori TEŞKİLAT-I MAHSUSA, TÜRK DÜNYASI

TEŞKİLAT-I MAHSUSA


50’li yıllar… Türkiye’nin genel görüntüsü, Tek Parti Dönemi’ne nazaran daha bir güllük gülistanlık. Demokrat Parti’nin ülkeye getirdiği demokrasi ve özgürlük havası, devlet ile halk arasındaki gerilimi oldukça azaltmış. CHP döneminin Dışişleri Bakanı Hasan Saka’nın öncülüğünde başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, “Marshall Yardımı” ile biraz daha rayına oturmuş gözüküyor. Gelişen ilişkilerin aslında, Amerika’nın işine yaradığı da su götürmez bir gerçek. Yüklü bir Osmanlı mirasına sahip Türkiye’de, Amerika’nın yararlanabileceği çok şey var.

Türkiye’nin yeniden yapılandığı bu yıllarda esrarengiz bir Amerikalı, Ford Foundation’in da desteğiyle Washington-Ankara-İstanbul ve Washington-Mısır arasında mekik dokuyor. Türkiye ve Mısır’da eski bir gizli örgütün üyeleri ile sık sık görüşmeler yapıyordu. Yerli araştırmacılara kapalı tutulan bazı gizli kapılar, Türk-Amerikan ilişkilerinin yüzü suyu hürmetine, bu kişiye ardına kadar açılıyordu. Philip H. Stoddard adli bu esrarengiz Amerikalı, bunca zahmete Osmanlı’nın istihbarat örgütü niteliğindeki Teşkilat-i Mahsusa hakkında ayrıntılı bilgi edinebilmek amacıyla katlanıyordu.

Trablusgarp Savaşı sonunda kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın birçok görevlisi hayattaydı o yıllarda. Bunlardan en önemlisi hiç kuskusuz Eşref Kuşçubaşı idi. Aziz el-Misri, Zübeyde Saplı, Ahmet Salih Harb, Hilmi Musallimi, Satvet Lütfi Tozan ve Hamza Osman Erkan gibi, her biri adeta “yaşayan tarih” niteliğindeki Teşkilat-ı Mahsusa üyeleriyle Türkiye ve Mısır’da defalarca bir araya gelen “Esrarengiz Amerikalı” Stoddard, hayatının hazinesini bulmuştu. Elde ettiği çok önemli bilgileri, 11 Mayıs 1963 tarihinde Princeton Üniversitesi’nde doktora tezi olarak sundu. Çalışmada 1911-1918 yılları arasında Osmanlı hükümetleri ile Arapların münasebetleri inceleniyor, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki faaliyetleri araştırılıyordu. Stoddard’in bu kapsamlı çalışması sonunda, örgüt ve faaliyetleri hakkındaki bütün bilgiler Amerika’nın eline geçmiş oldu.

image00210.jpg

Teşkilat-i Mahsusa’nın Süleyman Askerîden sonra reisi olan Eşref  Sencer Kuşçubaşı, büyük yararlılıklar gösterdiği Hicaz’da Arap kıyafetiyle görülüyor.

image00311.jpg

Kahraman-i hürriyet Enver Pasa, kendisine bağlı olarak Osmanlı Devleti’nin ilk gizli istihbarat örgütünü kurdu.

CIA İÇİN BİR KAYNAK: TEŞKİLAT-l MAHSUSA

Teşkilat-ı Mahsusa gibi bir gizli örgüt, geniş ufuklu ve büyük devlet felsefesi ile düşünen Osmanlı devlet adamları için ne kadar önem taşıyorsa, tıpkı Osmanlı gibi “büyük oynayan” Amerika için de o denli önem taşıyordu. En azından, dünya hakimiyetinin pekiştirilmesi bakımından bir gizli örgütün dünya ölçeğinde nasıl çalışması gerektiğine dair önemli dersler veriyordu Teşkilat-ı Mahsusa.

Stoddard’in Teşkilat-ı Mahsusa hakkında elde ettiği bilgiler CIA’nin ufkunu bir hayli genişletmiş ve isine oldukça yaramış olmalı. İşin ilginç yanı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın birikiminden Türkiye’nin bir türlü yararlanamaması. Çünkü Misaki Milli sınırları içerisine sıkışıp kalmış “dar ufuklu” bir Türkiye,  

Stoddard’in Teşkilat-ı Mahsusa hakkındaki çalışmaları 1963’te tamamlandı. Ama Türk kamuoyuna Teşkilat-ı Mahsusa’yı tanımak Amerika’dan tam 30 yıl sonra, yani 1993 yılında nasip oldu. Çalışma 1993 yılında ARBA Yayınları’nın girişimleri sonucu Türkçeye çevrildi ve ayni adla yayınlandı: “Teşkilat-ı Mahsusa: İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun”. Kitabin bu tarihte piyasaya çıkmasının özel bir anlamı var Mahir Kaynak’a göre. “Bu kitabin yayınlanması” diyor Kaynak, “Amerika Avrupa güç dengesi arasında bir tercih yapmak noktasına gelmiş olan Türkiye’deki Alman lobisinin zayıflatılması amacına yönelik.”

Bu arada Stoddard’in söz konusu çalışmasını yayınlayan ARBA Yayınları, önümüzdeki birkaç ay içinde, Teşkilat-ı Mahsusa’nın en önde gelen ismi Eşref Kuşçubaşı’nın bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış hatıralarını Türkçe ve İngilizce olarak yayınlamayı düşünüyor. ARBA yetkilileri bu hatıratı, “dostumuz” Philip H. Stoddard’dan almış.

Teşkilat-i Mahsusa, kimi çevrelerce “Kızıl Sultan” diye adlandırılan Sultan II. Abdülhamid’in İslamcılık düşüncesini bütün dünyaya yayma isteğinin bir ürünü olarak tezahür etmiş kabul ediliyor. Yeri gelmişken söylemekte yarar var; bu gizli örgüt, Abdülhamid’i tahtindan eden Ittihat Terakki Partisi mensuplarınca kurulmuş.

İktidara gelinceye kadar oldukça liberal ve özgürlükçü bir siyasal tavır sergiliyor gözüken İttihat Terakki’nin ayakları, iktidarı zorla ele geçirdikten sonra suya değdi. Ülkenin içinde bulunduğu durumu ve dünya konjonktürünü daha yakından görme fırsatı bulan İttihatçılar, devletin kurtuluşunun Abdülhamid’in politikalarina dönmekle mümkün olacağını anladılar. Ama artik olan olmuş, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.

İttihat Terakki’nin İslamcı ve Türkçü bir politika belirlemesi, Talat Paşa’nın 1910 yılında Selanik’te yapılan gizli bir toplantıda Müslümanlarla gayri müslimlerin eşit olmadığını söylemesi ve Balkan Harbi sonunda gayri müslimlerin Osmanlı’dan ayrılmasıyla başlar. İttihatçılar, Abdülhamid’in ektiği İslamcılık tohumlarının biçilme vaktinin geldiğine inanıyorlardı artik. Abdülhamid, İslam dünyasını halifelik etrafında birleştirmek, ümmet şuuru ve İslam kardeşliğinin oluşmasını sağlamak amacındaydı. Ancak İttihat Terakki’nin darbesi sonucu iktidarı elinden alınan Abdülhamid’in bu düşüncesi, bir “ütopya”dan öteye geçmedi. Son yıllarda yayınladığı önemli araştırma kitapları ile dikkat çeken Orhan Koloğlu, bu faaliyetleri Panislamizm olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtiyor. Çünkü Abdülhamid döneminde İttihad-ı İslam hareketi, fikri ve şahsi gayretlerin ötesine geçebilmiş değildi. Oysa bir hareketin “Pan” niteliğini kazanabilmesi için bir örgütünün ve siyasi hedefinin olması gerekiyor. Nitekim, Abdülhamid’in dünyanın dört bir yanına gönderdiği “misyoner” ruhlu kişilerin Osmanlı Devleti içinde öyle söylenildiği gibi bir teşkilatları yoktu. Bu kişiler padişaha bağlı olarak görev yapan gönüllü kimselerdi. İttihatçılara göre ise, emperyalistlere karşı ciddi bir mücadele verebilmek, bütün İslam dünyasını harekete geçirmekle mümkündü. Bunu gerçekleştirmek için de bir örgüte ihtiyaçları vardı İttihatçıların. Ayrıca politikacıları güvenilir bulmayan İttihatçı kurmaylara göre bu örgüt, gizli bir örgüt olmalıydı.

TESKlLAT-I MAHSUSA: Ilk GlZLl ÖRGÜT

Harbiye Naziri Enver Paşa’ya bağlı olarak 1913 yılında kurulan Teşkilat-i Mahsusa’nın daire başkanı, Süleyman Askeri Bey idi. Dr. Philip H. Stoddard’a göre 1916 yılında personel sayısı 30 bin kişiye ulasan örgüt ajanlarının büyük bir kısmı, uzmanlardan oluşmaktaydı. Örgütte doktorlar, mühendisler, gazeteciler, politikacılar ve subayların yanı sıra, geçmişi oldukça karanlık ama sadakatlerinden kusku duyulmayan gerilla savasi uzmanlari da yer aliyordu. Böylesine zengin bir “ajan kadrosu” na sahip olmasina ragmen Türkçe ve yabanci dillerde yayinlanan kitaplarda Teskilat-i Mahsusa’dan pek söz edilmemesi, sözedenlerin de yeterince bilgi vermemesi, Stoddard’a göre teskilatin faaliyet alani ve personel sayisini gizli tutmakla yükümlü olan Osmanli devlet adamlarinin bir taktik basarisiydi. Bu asrin ilk çeyreginde faaliyet gösteren Teskilat-i Mahsusa, o yillarda dünyanin en güçlü ve en etkin örgütlerinden biriydi. Ortadogu ve Kuzey Afrika basta olmak üzere üç kitada örgütlenen Teskilat-i Mahsusa ajanlarının pek azı örgüt mensubu olarak taniniyordu. Resmi üyelik listeleri bulunmamakla birlikte Kusçubasi Esrefe göre böyle bir listenin yayinlanmasi, Ortadogu’daki birçok devlet adamını rahatsız edecekti.

Dr. Orhan Kologlu:

Ilk örgütlü gizli hareket

Abdülhamit dönemi sanildiginın aksine sadece romantik Islamcilik dönemidir. Panislamcilik yapacak ne örgüt ne kadro vardir. Abdülhamit Bati’ya karsi yalniz Islamcilik alternatifi kullanabilecegini vurgulamistir. Abdülhamit yillari hem Osmanli, hem Islam ve hem de dünya kamuoyunda Islamcilik fikri olustu. Bu fikri pratige döken Ittihat Terakki oldu. Bu fikir Trablusgarb Savasi’nda Enver Pasa’nin kafasinda dogdu. tstanbul’a dönünce hükümet darbesi yaptilar. Enver Pasa’nin sahsina bagli kurulan Teskilat-i Mahsusa devleti kurtarma gayesi ile ilkeleri ve hedefleri olan bir örgüttü.

Teskilat genelde Ittihat ve Terakki’nin askeri kanadina hizmet etti. Dünya Savasi sirasinda cihat ilanini duyurmak için faaliyet gösterdi. Ama devletin içinde bulundugu sosyoekonomik durumun yetersizligi örgütü iflas ettirdi. Ittihatçilari takdir etmek lazimdir ki, bütün Islam dünyasina emperyalistlere karsi mücadele dinamizmini bu teskilat ile vermislerdir. Teskilat-i Mahsusa’dan asil Mustafa Kemal, îstiklal Harbi’nde ürün alir, maceracilari tasfiye eder. Teskilat-i Mahsusa üyeleri diger gizli örgütlerin yaninda Anadolu Ajansi (AA) muhabiri olarak da kurulus yillarinda hizmet ettiler.

 

Casusluk ve karsi casusluk faaliyetleri tarih boyunca olagelmisti ama, dogrusu bunun Batili anlamda müesseselesmesi ilk olarak Teskilat-i Mahsusa ile gerçeklesti. Abdülhamid dönemi de dahil, bundan önceki dönemlerdeki casusluk faaliyetleri padisahin sahsina bagli olarak yapildigi için, saglikli bir örgüt yapisi olusturmak da pek mümkün degildi.

image0047.jpg

Bati Trakya’da Teskilat-i Mahsusa’nin kurdugu bagimsiz devlette bayrak çekme merasimi yapilirken

Eylem stratejisi

Ittihatçilarin ittifaklari dogrultusunda Teskilat-i Mahsusa, Almanya ile hem finans, hem de teoripratik eylem birligi içindeydi. Kafkasya, îran, Ortadogu, Hindistan ve Afganistan bölgelerinde önceleri Almanlar’la birliktelik saglanmis, ancak daha sonralari basgösteren bazi sorunlar nedeniyle bu dayanisma çözülmeye baslamisti. Almanlar maddi gücü, Teskilat-i Mahsusa ise milis ajanlari sayesinde bölge halkinin destegini saglamislardi. Genel planlama Enver Pasa’nin Alman Genelkurmayi ile koordinasyonu sonucu gerçeklestirilmisti. Uygulama alaninda ise Esref Sencer’in baskanliginda Zübeyde Sapli, Ahmet Salih Harb, Hilmi Musallimi, ve Hamza Osman Erkan gibi serdengeçtiler yer aliyordu.

image0056.jpg

Teskilat-i Mahsusa’nin “Ittihadi Islam” hareketinin temin ettigi Güney Afrika merkezi Yuhanisburg sehri Müslümanlari’ndan bir grup.

Teskilat’in gayesi özetle, Islam dünyasini ve Müslüman Türkler’i bir bayrak altinda toplamak, yani genis imparatorluk cografyasinda yerine göre Panislamizm, yerine göre de Pantürkizm yapmakti. Ancak Ittihatçi kurmaylarin sanildigi kadar ütopist olmadiklarini da söylemek gerek. Bu ideolojilere sahip olmalarina ragmen gerçeklesmeyecek bir rüyanin pesinde olduklarinin da farkindaydilar. Herseyden önce, genel konjonktür tümüyle aleyhteydi. Buna karsi onlarin Teskilat-i Mahsusa’dan bekledikleri sey, Islam ülkelerine saldiran Ruslar’a ve îngilizler’e karsi besinci kol faaliyetlerini sürdürebilmekti.

Ergün Hiçyilmaz

Islam dünyasinin destekledigi bir örgüttü

Teskilati Mahsusa Islam inanci ile Hiristiyanlar’a karsi kurulmus hemen bütün Müslüman dünyasinin destegini almis gizli, militer ve ayni zamanda sivil bir örgüttü. Faaliyetleri Osmanli cografyasindan baska Hindistan, Java, Ortaasya’ya kadar uzaniyordu. Teskilat-in kurucusu Süleyman Askeri. Mensuplarinin hepsi gerilla ruhuna sahip kisilerdi. Örgüt vatanseverlik temeline dayaniyordu.

Teskilat, sabotaj, mühimmat nakliyati gibi sahalarda basarili olurken karsi casuslukta o kadar muvaffak olamadi. Ama kendi istihbaratini devlet disinda kurmus olabilir, bunu bilmiyoruz. Teskilat bütünüyle devlet disinda kurulsa idi daha basarili olurdu. Özerk degildi, Enver Pasa’dan ve onun adami diger Ittihatçi subaylardan emir aliyorlardi. tttihat Terakki’nin yanlislari Teskilat-i Mahsusa’ya da yansidi.

Ittihatçilar sunu göremediler, 1914’te Avrupa karsi cephelere ayrilmis olsa da mücadele Osmanli topragi içindi. Savasi kazansaydik ne olacakti; Almanlar kazanmis olacakti. Hicaz Demiryolu’nun sabote edilmesiyle Istanbul’un Mekke ve Medine ile iliskisini kesmek ve Halifeligi Osmanli disina çikarmayi planliyorlardi.

Bu konudaki arastirmalar Teskilat-i Mahsusa’nin 15 kisisi etrafinda döndürülüyor. Halbuki hiçbir seyden habersiz, sayisi belirsiz ve sadece hizmet gayesi ile çalisan ‘nefer’ kadrosu vardi. Esref Sencer’i de bazi kimseler tek adam gibi gösteriyor. Süleyman Askeri silinmek isteniyor. Bu tavir Osmanli Türk askerine takinilan tavirdir.

Teskilat-i Mahsusa elemanlarinin ellerinden büyük paralar geçmistir. Ama, para yediklerine dair bir belge görmedim.

MÎT konusunda da biz sadece onun içe dönük yönüyle ugrasiyoruz, diça dönük faaliyetlerini bilmiyoruz. Bizim gizli örgütümüz neden CIA, Intellegent Servis gibi onurlu olmasin. Tabii bu yapilanlan duyurmakla ilgilidir. Yapilanlarin karanlikta birakilmasi, karanlik islere de zemin hazirliyor.

Teskilattaki ünlüler

Enver Pasa, Binbasi Süleyman Askeri, Esref Kusçubasi, Rauf Orbay, Çerkes Ethem, Abdulaziz El-Sinusi, Dr. Esat Isik Pasa, Hüsamettin Ertürk, Mehmet Akif Ersoy, Cezayirli Emir Ali, Afyonlu Ali Çetinkaya, Ali Fethi Okyar, Binbasi Misirli Aziz Ali Bey (sonradan Misir ordusunda general), Nuri Killigil (Enver’in kardesi sonradan önemli sanayici), Binbasi Fuat Bulca (sonradan THK Baskani), Tegmen Islam Bey (Fuat Pasa’nin oglu), Binbasi Mustafa Kemal Bey, Yüzbasi Manastirli Nuri Conker (Osm. Meclisi Mebusan azasi), Dr. Refik Saydam (sonradan bakan ve basbakan), Piyade Yüzbasi Çerkes Resit (Çerkes Ethem’in agabeyi), Tegmen Yakup Cemil (1916’da vatana ihanetten asildi), Dr. Bahattin Sakir, Mithat Sükrü Bleda, Ohrili Eyüb Sabri, Fuat Balkan, Teymen Hilmi Musallimi (1915 Süveys Kanali Harekati’nda Kürt mücahitlerin komutani, Said Halim Pasa’nin katibi), Ismail Canbulat (1926 îstiklal Mahkemesi’nde asildi), piyade subayi Rasuhi (sonradan Mustafa Kemal’in yaveri), Filibeli Hilmi Bey (Ittihat Terakki Müfettisi, 1926’da asildi), Serif Burgiba (Habib Burgiba’nin babasi), Arabistan’da îbn-ür Resid.

(P.H.Stoddard’in Esref Kusçubasi’ndan dinleyip hazirladigi listeden derlenmistir.)

 

Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri Birinci Dünya Savasi’nda yogunluk kazandi. Teskilat, savas boyunca savas ilanini duyurmanin yaninda; karsi casusluk, Ingiliz istihbarat ve kesif kollarina karsi istihbarata karsi koyma harekati da gerçeklestirdi. Bu arada teskilatin askeri operasyonlar yaptigi da bilinen bir gerçek.

Örgütün ilk çalisma alani Bati Trakya oldu. îlk baskan Süleyman Askeri’nin basinda bulundugu Teskilat-i Mahsusa, özel bir tim ile, 1913 Istanbul Anlasmasi sonucu Bulgarlar’a terk edilen Bati Trakya’da, Osmanli Devleti’nden ayri bagimsiz bir Bati Trakya Türk Devleti de kurdu.

1914 yilinin sicak bir agustos gününde, daha harp baslamadan Enver Pasa Rauf Orbay’i îran, Afganistan, Hindistan sahasinda ajitasyon ve anti îngiliz eylemler yapmakla görevlendirmisti. Istanbul Harbiye Nezareti Sark Subesi Baskani Ömer Fevzi Bey araciligi ile yürütülen hazirliklar sonucunda 20 kisilik asker kökenli özel tim, göreve baslamisti. Ekipte bir ara Çerkes Ethem de görev almis, ancak bölge halkinin kayitsizligi ve Almanlar’in ikilik çikarmasi sebebiyle eylem takriben bir yil sonra, Eylül 1915’te sona ermis ve tim dagilmisti.

Afrika’da Trablusgarb, Misir, Çad, Habesistan ve Sudan’a kadar ajanlar gönderilmisti. Meshur Seyh Ahmed El Sunusi’nin Trablusgarp’tan bir denizalti ile Istanbul’a kaçirilmasi, teskilatin bölgedeki en basarili eylemi. Ayrica Enver Pasa’nin Türkistan seferi ve Cemal Pasa’nin Afganistan’a geçirilmesi, en kötü zamaninda bile örgütün hareket kabiliyetini göstermesi bakimindan önem tasiyor. Bu arada Dünya Savasi sirasinda Nil Nehri üzerindeki su depolarini ve barajlari havaya uçurmak, hatta nehrin Sudan ve Habesistan’daki yataklarini degistirmek gibi görevler üstlenen Teskilat-i Mahsusa’nin bu faaliyetlerine dair belgeler, yillardir arastirmacilara kapali tutulan Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Baskanligi Arsivi’nde saklaniyor. Bu arsivde arastirmacilardan sürekli gizlenen belge sayisinin, gayri resmi rakamlara göre 30 bini buldugunu yeri gelmisken hatirlatmakta fayda var.

ENTELEKTÜEL ENFORMATlK FAALIYETLER

Anadolu-Iran-Hindistan çizgisinde mezhep ayriliklarina karsi politika olusturmak üzere özel bir çalisma baslatan Teskilat-i Mahsusa, bir taraftan da emekli yüzbasi Baha Said Bey’in idaresinde sosyolojik arastirmalar yapiyordu. Ayrica Hindistan’a Sürini imamlar gönderilmek suretiyle, Kara Vasifin baskanliginda Islam Ihtilal Komitesi olusturulmustu. Baha Said, Rusça dahil bes yabanci dil bilen ve birikimi hayli fazla bir entelektüel olarak önemli görevler üstlenen bir Teskilat-i Mahsusa mensubu olarak bilinir.

Hicaz seyhlerinin çocuklarinin özel olarak egitilmek üzere Galatasaray Lisesi’ne getirilmesi ve bunun yanisira Mısır’dan bir grup din adamının Muğla’da bir çiftlikte misafir edilmeleri de teskilaın faaliyetleri arasinda yer aliyordu.

Ittihat Terakki bir yandan Teskilat-i Mahsusa gibi faaliyet alani alabildigine genis bir istihbarat örgütü kurarken, öte yandan Islam dünyasinda Ittihati Islam fikrinin olusmasi için egitim ve yayin faaliyetleri de yapmaktan geri kalmiyordu. Bugüne kadar yapilan arastirmalarda belge bulmak mümkün olmadigindan, bu konudaki çalismalar tarihçiler tarafından atlanmisti. Doç.Dr. Zekeriya Kursun’un arsivde buldugu el degmemis belgeler sayesinde Ittihatçilar’in, Teskilat-i Mahsusa’ya paralel bir sivil örgüt kurdugu belirlendi. Cemiyeti Hayriyei Islamiye adiyla olusturulan bu sivil cemiyet Medine’de bir Islam Üniversitesi kurmayi bile basarmisti. Teskilatin en önemli prensiplerinden biri de, sivil ve askeri örgütlerin birbiri ile koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamaktı.

FAALIYETLERlN SONUÇLARI

1911-1918 yillari arasinda Orta Dogu-Orta Asya, Güney Asya, Kuzey ve Orta Afrika’da casusluk, karsi casusluk, propaganda ve çesitli operasyonlar yapan Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri, Osmanli Devleti’nin yenilmesiyle resmen sona erdi. Teskilat için çalisan pek çok Arap Osmanli vatandasi isgal altindaki kendi ülkelerine dagildilar.

Bütün bu gelismelerden sonra faaliyetler, örgüte bagli kalmaksizin, bir sekilde devam etti.

Teskilat-i Mahsusa’nin vazife telakkisi

Esref Kusçubasi anlatiyor, “îçimizde kimsenin kaybedecek birseyi yok. Davamizin hakli olduguna ve çalismalarimizin mühim olduguna inanmistik. Sonunda kazanamayacak olusumuzu gözardi etmeye meyyaldik. Hiç degilse, harbin sonunda etrafimizdaki dünya çökmeden, ufak tefek bir kaç zafer kazanabilirdik. Durmadan çahstim… Bu ise gönül vermistim, mantik ne derse desin.. hiçbir zaman filozofyahut siyasetçi olmadim ve bu isten iyi dostlar, yara izleri ve kalça çikigi, birkaç madalya ve memleketim için çok iyi dögüçtügümü bilmenin verdigi tatmin disinda hiçbir sey elde etmedim.”

 

Türk-Arap iliskileri üzerine önemli çalismalar yapan Doç. Dr. Zekeriya Kursun’un arastirmalari sonucunda vardigi neticeye göre, Kuzey Afrika’daki bagimsizlik mücadelelerinde Teskilat-i Mahsusa’nin bir hayli etkili oldugu görülüyor. Mesela Sekip Arslan Kuzey Afrika’da milli mücadele fikrini yayarken Sadik El-Husri, Arap Birligi’nin fikir babalığını yapiyordu ve bu kimselerin teskilat ile iliskileri vardi.

Teskilat-i Mahsusa batmakta olan bir devletin askeri istihbarat örgütü niteligini tasiyordu. Bu niteliginden dolayi da parlak basarilar elde etmesi nerdeyse imkansizdi. Orhan Kologlu devletin içinde bulundugu sosyo ekonomik durumun örgütü iflasa sürükledigini söylerken, Dr. Haluk Dursun bu çöküsü teskilatin rakiplerinin gücüne ve dünyanin en iyileri olmasina bagliyor. Dursun “Teskilat-i Mahsusa amatör bir ruhla ve çok genis bir cografyada yüksek performansi ile faaliyet göstermistir. Devlet tecrübesi ve felsefesinden dogmus bir strateji yerine pratik eylem ve militanlik ruhundan kaynaklanan bir hareketti Teskilat-i Mahsusa. En büyük handikap ve dezavantajlari ise karsilarinda rakip olarak bu konuda dünyanin en iyisi îngiliz Entelijans servisi ve E.T. Lawrence’in bulunmasiydi” diyor. Ancak Zekeriya Kursun, teskilatin karsi casusluk faaliyetlerinde küçümsenmeyecek basarilar elde ettigini, Serif Hüseyin isyaninin diger Arap bölgelerine yayilmasinin, teskilatin çalismalari sayesinde önlendigini ve Arabistan’da îbn Resid, Yemen’de ise îmam Yahya’nin savasin sonuna kadar Osmanli Devleti’ne bagli kaldigini hatirlatiyor.

MlLLl MÜCADELE VE TESKlLAT-I MAHSUSA

Bütün olumsuzluklara ragmen Mütareke Devri Istanbul’unda ve Anadolu’sunda Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri durmak bilmedi. Zamana ve zemine çok çabuk adapte olup faaliyete geçebilen bu örgüt mensuplari Istanbul’da Milli Kongre olarak bilinen cemiyeti de olusturdular. Tarihçi Dr. Haluk Dursun “Mütareke Devri Istanbul’unda Milli Kongre çatisi altinda birlesen ve milli direnisi destekleyen eski Teskilat-i Mahsusaci; bilim, fikir adamlari, sanatçilar, doktorlar, gazeteciler yani imparatorluk entelektüelleri özellikle yabanci dilde gazete, kitap çikararak milli tezleri dünya kamuoyunda savunmuslardir. Ayrica o sartlarda Cenevre, Paris, Budapeste, Londra gibi merkezlerde kitap, gazete yayinlamak imparatorluk kadrosunun vizyon ve misyon bakimindan seviyesini gösterir” diyor.

1918’de resmen sona eren Teskilat-i Mahsusa faaliyetleri devam eder. Kara Kemal, Kara Vasif, Baha Said öncülügünde Karakol Cemiyeti kurulmus ve Milli Mücadele’nin temeli atilmisti. Bunlar hem Anadolu’ya silah ve asker geçirilmesini saglamislar hem de Mustafa Kemal’in faaliyet ve kongresinde bunlar olusturdu.  Yrd. Doç. Dr. Süleyman Beyoglu, Milli Mücadele’yi Teskilat-i Mahsusa’nin teskilatlandirdigini bütün gizli örgütlerin bu teskilatta çalisarak tecrübe kazanmis kisilerce kuruldugunu belirterek “însan ve silah kaçirmaktan propaganda ve casusluk hizmetlerine kadar ciddi hizmetler yaptilar. Mustafa Kemal bu örgütlerin farkindaydi” diyor. Mustafa Kemal bir süre beraber çalismayi uygun gördügü bu etkin gizli teskilatlarla daha sonra hesaplasma yoluna gitti. Bu çatisma tarihçilere göre kaçinilmazdi.

Philip H. Stoddard’in Esref Kusçubasi’ndan aldigi teskilat listesinde de görüldügü gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in de teskalatla iliskisi olmustu. Mustafa Kemal teskilatla iliskisi Trablusgarp Savasi’nda mahalli milisleri örgütlemekle baslamisti. Mustafa Kemal daha sonra Enver Pasa ile olan ihtilafi nedeniyle teskilata biraz mesafeli durmayi tercih ediyor. Orhan Kologlu’nun belirttigine göre de Enver Pasa Trablusgarp’ta Bedevi Araplar’la bir Islam imparatorlugu kurabilecegini raporlarina yazarken Mustafa Kemal dönemin Genelkurmayına bedevilerle hiç bir is yapilamayacagina dair bir rapor gönderiyordu. O dönemde teskilat henüz kurulmamasina ragmen fiili olarak görev yapiyordu.

Gerek Istiklal Savasi’nda gerekse cumhuriyet sonrasinda önemli roller oynayan Rauf Orbay, îstiklal Mahkemeleri’ne baskanlik eden Ali Çetinkaya, Cumhuriyet döneminin önemli isimlerinden Ali Fethi Okyar, T.C’ye bakanlik ve basbakanlik yapan Dr. Refik Saydam, Atatürk’ün yaveri piyade subayi Rasuhi, THK Baskanligi yapan Fuat Bulca, îstiklal Marsi’nin yazari ve Kurtulus Savasi’nin manevi dinamiklerinden Mehmet Akif Ersoy da teskilatta çalismisti.

Doç. Dr. Zekenya KURSUN:

Teskilat-i Mahsusa K.Afrika’da istiklal fikrini yaydi

Ittihat Terakki 2. Mesrutiyeti ilan ettirdikten sonra imparatorlukta sahte kaynasma yasandi. Ama hemen ardindan 1909’da imparatorlukta yasayan muhtelif unsurlarda ‘milli hedefler’ ortaya çikti. Balkan Harbi sonrasinda artik Ittihatçilarin politikasi Osmanliciliktan Islamciliga kaydi. Tenkit ettikleri Abdülhamit politikalarini ülke ve dünya sartlari onlara adeta dikte ettirdi. Emperyalistlere karsi bülün Müslümanlari harekete geçirmek için sivil örgütler kuruluyor. Bunlardan birisi Cemiyeti Hayriye-i Islamiye kuruluyor amaci da egitimi yayginlastirarak Müslümanlar arasindaki dayanismayi artirmak olarak tesbit ediliyor. Bu gaye ile Medine’de bir Islam Üniversitesi kuruluyor. Bununla Abdülhamit’in Hicaz Demiryolu Projesi ile olusturmak istedigi Ittihat-i Islam fikrini, Islami dayanismayi tesis etmeye çalisiyorlardi. Fikri altyapi olusturulurken ittihatçilar istihbarat ihtiyaci için Emniyet-i Umumiye içinde Heyeti Istihbariye teskil ediliyor. Devlet bünyesindeki subelerle bilgi toplaniyor. Trablusgarp Savasi’ndan sonra Teskilat-i Mahsusa kuruluyor ve hem bilgiyi degerlendirme hem de gerektiginde askeri operasyon yapiyor.

Arsivde buldugum bir belge teskilatin çalismasi hakkinda fikir vermektedir; Osmanli askeri Katar’dan çekilirken Teskilat-i Mahsusa görevlisi Ömer Fevzi Bey, Enver Pasa’ya yazdigi mektupta “Anlasma üzerine askerlerimizi çekiyoruz; ama halkin durumu müsait. Libya’daki gibi milisleri organize ederek mi çikalim?” diye soruyordu.

Osmanli sonrasinda Kuzey Afrika’da verilen bagimsizlik mücadelesinde Teskilat-i Mahsusa’nin etkisi vardir. Mesela Sekip Arslan Kuzey Afrika’da milli mücadele fikrini yaymistir, Sati’ El Husri Arap Birligi fikrinin babasidir ve teskilattandi. Gerek manda yönetimi altinda gerekse bagimsizligini kazandiktan sonra Arap devletlerinin yöneticileri Osmanli okullarindan mezun idiler ve Teskilat-i Mahsusa ile alakalari olabilir. Bunlari mahalli arsivlerin tetkiki ile anlayabilecegiz.

Dogu ve Kuzey Afrika Bedeviler arasinda yapilan sözlü tarih arastirmalarinda hala, îngiliz istihbarat örgütleri ve kesif kollarina karsi, istihbarata karsi koyma harekati gerçeklestiren basta Esref Kuççubasi ve Teskilat-i Mahsusa örgütünün kahramanliklarinin anlatildigi tesbit edilmistir.”

Kaynak: Aksiyon dergisi, sayı: 49, 1995

 

 

turk-dunyasi.jpg

 

Yorumlar

“24) TEŞKİLAT-I MAHSUSA” yazisina 8 Yorum yapilmis

  1. Samet Acar yorum tarihi 21 Kasım, 2007 17:47

    Sayın Kahraman,Osmanlı istibaratıyla ilgili mütiş araştırmanız,doğrusu mükemmel.Daha önceki yorumlarımda gençlerin bilgiye çok ihtiyacı vardır.Kaldi ki ,şahsım bile tekrar tekrar bilgimi yenilemişoluyorum.Muhterem,2005 yılında ,araştırmacı yazar MEHMET NİYAZİBey’İN BİR KONFERANSINI dinledim.Osmanlı Rus savaşı yanılmıyorsam 1778 1779 Rus Çar Osmanlı7NIN BARIŞINI kabul etmemiş.İşte o sırada Osmanlı istibaratını,devreye koymuş.1917 Bolşevizm ihtilalını ve ardısıra komizm rejimini devreye koydurarak,Rus rejimini sona erdirmiş.Doayısıyla Çar kedi hayına kalanca savaşı başlatamamış.Gerçekten Osanlı’nın istibaratı günün şartlarına uygun olarak gelişmiş olmasaydı bu topraklara nasıl sahipolabildi.Günümüz deki Milli İstibaratımız bana göre ağlanacak durumdadır.Mukayese ettiğin zaman çok gerilerde olduğu apaçıktır.Burnumuzun birkarış ötesindeki Irak’ın durumunu ,ABD nasıl elini kolunu sallayarak girdiğini hep birlikte gördük.Bizimkiler bizzat emekli generlların televizyonlardaki Irak ve ABD hakkındaki yorumları fıs çıktı.Çünkü Sadamın Muafız alaylarının olduğunu ve güçlü olduklarını sanıyorlardı.Görüldüğü gibi afaki konuşmalar,yorumlar yapıldı.Bugünde aydır.Bakınız bilgi almak için ABD’ye ihtiyaç duyuyorlar.Halen Osmanlı İstibaratının seviyesine gelemediler.Bana göre bu iş irade ve memleket sevgisi işidir.Duyarak değil yaparak yaşıyarak olmalıdır.Saygılarımla Acaroğlu

  2. Alpertunga YILMAZ yorum tarihi 22 Kasım, 2007 10:16

    Teşekkürler Sayın KARAHAN

    Teşkilât-ı Mahsusa, hakkında bilgi sahibi olmamızı gerektiren çok önemli bir müessese. Hele günümüzde, bu mübarek teşkilâtı çok daha iyi tanımamız gerekiyor. En gelişmiş iletişim yöntemleri ve araçlarıyla, sürekli olarak “küresel soyguncularla başa çıkılamayacağı, bu sebeple onlara boyun eğmek ya da onlarla birlikte hareket etmek gerektiği” konusunda bilgi bombardımanına tutulan insanımızın “düvel-i muazzama ile geçmişte nasıl başa çıktığımızı” öğrenmesi, günümüzde bir mecburiyettir. İnsanlarımız, 80-90 yıl öncesinin şartlarında, bu mübarek teşkilâtın mensuplarının “fisebilillah”, her türlü imkân ve vesaitlerini kendileri temin etmek suretiyle bütün dünyayı nasıl dolaştıklarını, düvel-i muazzama nın anasından emdiği sütü nasıl burnundan getirdiklerini öğrendikçe, I. Cihan Harbinde kazanılan zaferlerin ( Çanakkale, Kanal, hatta bir talihsizlik sonucu son anda faciaya dönüşen SARIKAMIŞ vb. ) ve İstiklal Harbinin hakiki mahiyetini anlayacak, böylece, sözkonusu başarıların bir tesadüf eseri olmadığını; akıl, feragat, celâdet, cesaret, sabır, itidal, imân gibi hususiyetlerle bezenmiş insanların “birlikte” ve “teşkilâtlı” bir şekilde hareket ettikleri takdirde nelere kâdir olabileceklerini daha iyi idrak edeceklerdir.

    İnsanlarımızın bu derslere şiddetle ihtiyacı vardır. Bu ders alındığı ve gereği yapıldığı takdirde, zafer, bizim için, gösterdiğimiz gayretlerin taçlanmasından ibaret olacaktır.

    Bu itibarla, insanlarımızı -az bilinen- bir konuda bilgilendirdiğiniz için, size tekrar en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

    Allah(C.C)’a emanet olunuz.

    Alpertunga YILMAZ

    22.11.2007

  3. CÜNEYD BAĞDATLI yorum tarihi 15 Mart, 2008 21:18

    Alpertunga bey kardeş, Allah razı olsun, konuya vakıf olduğunuz belli. İnşallah, İslam alemi bi-iznillah yine layık olduğu yüksek seviyeye bu teşkilatın yeniden canlanması ve kuvvet bulmasıyla ve bizleri yönlendirmesiyle, gelecektir. Hz.Allah Veli miz, Vekil imiz ve yardımcımız olsun…

  4. Münever DÜVER yorum tarihi 28 Ocak, 2009 12:20

    Sevgili kardeşimiz gerçekten değindiğiniz konular benimde araştırdığım konular,bizler gelecek nesillere taşımamız lazım.aynı düşüncelere sahip olan bizler geçmişimize sahip çıkmalıyız.SAYGILARIMLA

    Müneevr DÜVER
    Gazeteci,araştırmacı.yazar

  5. KaraVahit ABDÜLVAHİT yorum tarihi 26 Aralık, 2010 04:11

    başarılarınızın devamını diler Saygılarımla incelemenize takdim ederim
    http://www.varbak.com/teskilati-mahsusa-t7486.html

  6. djkhfjkadsh yorum tarihi 31 Ocak, 2011 20:32

    “Ancak İttihat Terakki’nin darbesi sonucu iktidarı elinden alınan Abdülhamid’in bu düşüncesi, bir “ütopya”dan öteye geçmedi.” Günümüzden 5 10 yıl öncesine kadar Abdülhamid han adına cuma günü hutbe okunan dünyanın değişik yerlerinde camiler vardı?!!!?

  7. djkhfjkadsh yorum tarihi 31 Ocak, 2011 20:44

    yıldız istihbarat teşkilatı ne olabilir? Muhafazakar mıydı? Teşkilatı Mahsusa kurulma ihtiyaçı hissedildi? Kurucular şüphesiz Milli de eskiyi yık, yenisini yap diyen Fikir babaları??? en çok tarihte Resneli Niyaziye üzülürüm. O vatan sevgisiyle dolu adam Nasıl dağa çıkmış? Devleti zayıflattığının farkına varamamış.Ak ile kara yaşarken her zaman birbirinden o kadar kolay ayrılamıyor. Mecaz olarak derler ki: “Ve bazen Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenebiliyor.”

  8. Necdet Sevinç yorum tarihi 11 Temmuz, 2012 08:01

Yorum yap