232) MEVLANA VE TÜRKLÜK

Yayin Tarihi 17 Mayıs, 2008 
Kategori TÜRK DÜNYASI

MEVLANA VE TÜRKLÜK

image0011.jpg


Mevlana” kelimesinin anlamı nedir?
Mevlana, “Efendimiz” anlamına gelmektedir. Gerek sağlığında, gerekse ölümünden sonra, saygı için bu adla anılmıştır. Mevlana “Molla Hünkar” “Mevlay-ı Rum” (Anadolu’nun Efendisi) ve Mevlevi adlarıyla da anılmıştır.

Mevlana’nın Asıl Adı Nedir?
Asıl adı, Muhammed olan Celaleddin’in daha yaygın unvanı Mevlana Celaleddin-i Rumi’dir. Ona Rumi denilişi, sanat ve düşünce hayatının o asırlarda Diyarı Rum diye anılan Anadolu’da geçmiş ve bu yurtta ebedileşmiş olmasındandır. Horasan’ın (Afganistan Türkistan’ı) Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlana’nın Ana ve Babası Kimdir?
Babası Bilginlerin sultanı diye tanınan Bahattin Velet’tir. Annesi ise Mümine Hatun’dur.
Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. Annesi Mümine Hatun ise Harzemşahlar İmp. hanedanından gelme bir prensestir.

Mevlananın Eş ve Çocukları Kimlerdir?
Mevlana, daha 18 yaşında iken Karaman’da babası tarafından Semerkandlı Hace Şerafettin’in kızı Gevher Hatun’la evlendirilmiş ve bu evlilikten iki erkek evladı olmuştu. Bunlardan ilk oğlu Sultan Veled, ikinci oğlu ise
Alaeddin’dir. Ancak Alaeddin, daha Mevlana hayatta iken 1262 yılında vefat etti. Mevlana birinci karısının vefatından sonra Konya’da Kerra Hatun’la evlendi. Bu evlilikten ise Muzafferüddin Alim Çelebi ile Melike Hatun dünyaya geldi.

— Mevlana Kimlerden Ders Aldı?
Mevlana, ilk eğitimini babasından aldı. Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. 12 Ocak 1231’de babasının ölümü üzerine, eğitimini Seyyit Burhanettin Tirmizi’nin yanında sürdürdü. Mevlana babasından Fen ve Din ilimleri, Tirmizi’den de Tasavvuf ilmini öğrendi. Onun hayatında dönüm noktası olan diğer bir alimse Şemsi Tebrizi’dir.

— Mevlana’nın Babası, Horasan’dan Anadolu’ya Niçin Göç Etmiştir?

Harzemşahlar, Bahattin Velet’in manevi nüfuzundan çekinirlerdi. Bir süre sonra bu yüzden araları açıldı. Bunun üzerine Bahattin Velet, Belh’ten ayrılmak zorunda kaldı. O sıralarda Mevlana, daha küçük bir çocuktu. Babası ile birlikte, İran’dan, Bağdat’tan geçerek Hicaz’a geldi. Hac ibadetinden sonra da, Şam yoluyla, Anadolu’ya geçtiler. Anadolu’daki Selçuklu İmparatorluğunun ihtişamlı bir çağıydı. Bahattin Velet, Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi Konya’da çok büyük bir saygıyla karşılandı. Mevlana yirmi dört yaşlarındaydı.

Mevlana’nın Ana ve Babası Nerede Öldü?

Mevlana’nın annesi Mümine Hatun Karaman(Larende) şehrinde, babası Bahattin Velet ise 1231 tarihinde Konya’da vefat etti.

— Mevlana Nerede ve Ne Zaman Öldü?
Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde 66 yaşındayken Konya’da öldü. Hastalığı, yüksek ateş yapan bir karaciğer rahatsızlığıydı. Cenazesinde, bütün Konyalılarla birlikte Hıristiyanlar ve Yahudiler de vardı. Türbesini Selçuklu veziri Alemettin Kaysar yaptırdı. Mevlana’nın ölüm anına, Şeb-i arus (Düğün gecesi) denir. Bu gece, aşığın maşuğa (Allah’a) kavuştuğu gecedir.

Mevlana Nasıl Bir Kişiliğe Sahipti?
Mevlana, islam ve gayri islam bütün insanlıkça beğenilmiş bir İlim ve sanat adamıdır. Fikir ve kişi özgürlüğüne olağanüstü değer vermiş, insanı adeta kutsal bir varlık derecesine yükseltmiştir. Sonsuz derecede hoşgörülüdür. Büyük bir Türk şairi ve mutasavvıfı, bilgin ve fikir adamıdır. En kötü insanı bile, bağışlanmaya, sevilmeye laik görür. Alman şairi Goethe’yi ve ünlü ressam Rembrant’ı derinden etkilemiştir.

Mevlana ve Türklük
Birçok Türkçü, sırf şiirlerini farsça yazdığı için Mevlana’yı tenkit etmiştir. Fakat gerek Mevlevi Dergahı gerek Mevlana aşığı insanlar içinden az sayılmayacak kadar çok Türkçü çıkmış, bu kişiler özellikle Cumhuriyetin kurulma döneminde çeşitli görevler almışlardır.

Kurmuş olduğu Mevlevi tarikatı tamamen Türk tarikatı olarak Türk Kültürüne ölçülemeyecek derecede büyük hizmette bulunmuş ve Osmanlı Padişahlarının dahi girdiği bu tarikattan binlerce şair, bestekar ve alim yetişmiştir. Mevlana ‘nın Türklük sevgisi ve Türk ırkını övmekten hoşlandığı eserlerinden bilinir.

— Mevlana Şiirlerini Niçin Farsça Yazmıştır?
O yüzyılda Türkçe, Anadolu’da ileri bir “şiir dili” olarak daha gelişmemiş bulunuyordu. Mevlana da bu yüzden şiirlerini Farsça yazıyordu. Hatta buna üzülerek söylediği şu mısra pek ünlüdür:

 “Aslem Türk-est egerci hinduguyem” (Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür.)

Bir şiirinde “Türk gibi çevik ol, Acem gibi mıymıntılık etme” demiş ve eserlerin bir kısmı ne kadar Acemce olsa da Türklüğe ve Türk “ırk”ına bir çok övgüler bulunur.

Türk’ün Ulu Başbuğu Atatürk’ün Mevlana Hakkındaki Düşünceleri…

Yüce Atatürk’ün Hz.Mevlana’nın fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana’ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”

Evet…Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.

Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:

“- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör… Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir.

İşte Yüce Atatürk’ün İslamiyet’e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz.Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana’yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:

“-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz.Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz.Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.

Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir:

Atatürk, Konya’daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya’ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya’dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi’nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana’nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü’ye “Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması“emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.

Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya’ya 9′uncu defa geldiği zaman, Konya’da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi’nde geçirmiştir.

Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt’un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsça’yı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel’e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: “Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır.” ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:

Hz.Mevlana’nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi… Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa’ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş...”

Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

“-Eğer, Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”

Mevlevi bir Türkçü “Çelebi İzbudak” ;

http://semazen.net/sp.php?id=208&page_id=1&menu_id=id19

Yorumlar

“232) MEVLANA VE TÜRKLÜK” yazisina 5 Yorum yapilmis

  1. Enes Şengönül yorum tarihi 26 Temmuz, 2008 22:01

    Aslına bakarsak Mevlana milliyetçilikten çok uzak bir isimdi.Daha çok bugünkü ismiyle hümanist bir yapısı vardı.Moğollar geliyor dendiği zaman kimin geldiğinin önemi yok, ha türkler yönetir ha moğollar ha acemler düşüncesindedir.Fakat sanatsal kişiliğine kimsenin söyleyecek sözü yoktur.

  2. perle yorum tarihi 3 Ekim, 2010 18:25

    *dini vede DİNİMİZİN İCABI OLAN BAGISLAYICILIK tarafını MÜHİMSEMİS OLMALI TÜRK(*cüler.
    -uzbekhistan/bulungur*dan gelen büyük büyük dedelerimiz,KEYKUBATın KENDİLERİNE ilk ders verenlerden oldugu yazmaktadır.
    *TESEKKÜRLER ELLERİNİZ,BEYNİNİZ DERT GÖRMESİN KIYMETLİ DOSTUMUZ YIMAZ BEG(*

  3. Tuğba TEKEREK yorum tarihi 16 Mart, 2011 16:59

    Yazan ve bize ulaşatıran ellere saygı ilee
    Ağrı’dan hürmetler..

  4. ZEYNEP İNCİ yorum tarihi 20 Mart, 2011 01:22

    BİZLERE ULASTIRDIGINIZ BİLGİLER GÖRÜLDÜGÜ ÜZRE HER DAİM******GECERLİ OLUYOR!-DİLERİM VAZİFELERİNİZ HEP DEVAM EDER.

  5. Ahmet Karasu yorum tarihi 19 Ocak, 2015 21:05

    Annesinden Mevlana’ya Altın Öğütler
    Bugün Anneler Günü. Böyle bir günde değerli varlığımız annelerimiz hakkında içimden bir şeyler yazmak geldi. Anne için bir şeyler yazmanın, anneye hediye almaktan daha zor olduğunu anladım.Çünkü anneler hakkında anlatılacak o kadar çok şey var ki, hangi birinden başlayayım.

    Ömrünün her anını bizimle paylaştığını mı? mutluluğumuzda mutluluğumuza ortak oluşunu mu? acılarımıza ortak oluşunu mu? zor da olduğumuzda ilk onun koştuğunu mu? arkadaşlığını mı? sırdaşlığını mı? hatalarımız karşısında affediciliğini mi? bunlar gibi daha bir çok karakterlerini mi? hangisini?

    Bir taraftan kendi annem, diğer taraftan Şehit Anneleri ve tüm annelerimiz…Yüreğimizle sevdiğimiz,saydığımız anneleri nasıl anlatmaya başlamalıydım?

    Anneyi anlatmaya bir yerden başlamalıydım. Değerli Türk büyüklerinin annelerinin karakteristik birkaç özelliğini anlatırsam sanırım anneleri daha iyi anlatmış olacağım kanısına vardım en sonunda…

    Peygamber efendimiz, (S.a.v) Cennet anaların ayağı altındadır sözüyle, annelerin ne derece değerli bir varlık olduğunu belirtmiştir. Aslında bu hadis anneyi anlatmak ve anlamamız için yetiyordu..

    Harzemşahlılar’dan Sultan-ül Ülema Bahaddinle evlenen Mü’mine hatun,şöhreti dünyayı sarmış olan Mevlana’yı doğurarak ve yetiştirerek Türk kültürüne büyük katkıda bulunmasına sebep olmuştur.

    Celaleddin 4-5 yaşına geldiğinde, sokakta komşu çocuklarıyla oynamaya başlamıştı.Bir gün annesi Mü’mine hatun Celaleddin-i sokaktan çağırarak içeri almış ve doğruca babasının kütüphanesine götürerek;

    – Dinle oğlum, Celaleddin’im,ben kız iken vezirler istedi varmadım.Paşalar istedi varmadım.Bilgin olan baban istedi onunla evlendim.Çünkü oğul; mevkiler,makamlar,vezirlikler ve paşalıklar gelip geçicidir.Bir gün padişah kızar veziri azleder.Paşanın rütbelerini geri alır.Fakat insanın kafasındaki bilgiyi kimse alamaz.Sen paşa ya da vezir değil ilim adamı olacaksın,geçici olana değil kalıcı olana sarılacaksın.Bak bunlar,babanın kitaplarıdır.Sokak insanı adam etmez.Okumaya alış oğul göreyim Celaleddinim sen babanı geçmelisin diye nasihat etmiştir.

    Fatihin annesinin fetih haberini, Atatürk’ün annesi büyük zaferin haberini duyduğu zamanki düşüncelerini Erciyes kadar kabaran göğsünde duyduğu iftihar hislerini acaba dünyada kaç anne duymuştur.

    Atatürk, kazandığı zaferden döndükten sonra direkt annesinin yanına gider;

    -Ver anneciğim elini öpeyim der; Zübeyde hanım;

    -Benim sana anneliğim senin millete babalığın yanında devede kulak kalır.Ver ben milletin babasının elini öpmeliyim diyerek oğlunun elini öpmeye kalkmıştır.

    Tarih boyunca,Türk büyüklerinin anneleri, edep ve terbiye ile evlatlar yetiştirerek dünya tarihine damga vurmasını sağlamış olan annelerimizin ruhu şaad olsun.Gelecek nesiller yetiştiren annelerimizin ise yüzünden sevgi hiç eksilmesin.Varlığımızı annelerimize borçlu olan bizler ise sevgi ve saygımızı eksik etmeyelim.

    Bu vesile ile, başta üzerimde çok emeği bulunan hakkını asla ödeyemeyeceğim ve hiç üzmediğimi düşündüğüm canım annemin ve tüm annelerin Anneler Gününü kutlarım…
    http://www.kayseri.net.tr/yazar.asp?yaziID=9705

Yorum yap