213) İŞSİZLİK ALARM VERİYOR!

Yayin Tarihi 26 Temmuz, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

İŞSİZLİK ALARM VERİYOR-1

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenci iken, iktisadın temel bilgilerini aldığım değerli hocalarımdan biri de Prof. Sadun Aren’di. Okuttuğu kendi kitabının ilk sayfalarında -hatırladığım kadarıyla- şöyle bir cümle yer alıyordu:

Bir ekonominin başarısı her şeyden önce, ülke insanlarına iş alanı açma derecesiyle ölçülür. Bu sözü hiç unutmadım, ne kadar doğru olduğunu da zamanla daha iyi anladım. Çünkü geçimini sağlayacak bir iş her T.C. yurttaşının en zorunlu ihtiyaçları için, insanca yaşaması için mutlaka gerekliydi. Sonra, istihdam göstergeleri millî gelirle ilgili göstergeler gibi fiyat artışlarından etkilenmiyor, istatistik hileler yoluyla kolay kolay manipüle edilemiyordu. Ne var ki bizim politikacılarımız istihdam konusuna hiç ilgi göstermez. Hükümetlerinin “başarılar”nı sayarken, o konudan özenle uzak dururlar. Neden derseniz, çünkü bir başarıları yoktur bu alanda; varsa yoksa soyut insan hakları, kabak tadı veren “demokrasi” tartışmaları… Oysa gelişmiş ülkelerde yöneticiler öncelikle istihdam verilerine bakarak durum değerlendirmesi yaparlar.

Ateş düştüğü yeri yakar: Halkımız da -politikacıların aksine- birinci sorunu olarak istihdam sorununu görüyor! Gerçekten Avrasya Kamuoyu Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir anket sonuçlarına göre işsizlik insanımızın en önemli sorunu konumunda. 14-17 Şubat 2008 tarihleri arasında 27 ilde 3300 kişiyle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen araştırmada, “Size göre Türkiye’nin en önemli problemi hangisidir” sorusu yüzde 25 oranında “işsizlik” olarak yanıtlanmıştır (Diğerleri yüzde 19.2 ile “terör” , yüzde 16.4 ile “eğitim (türban, katsayı) ” , yüzde 16 ile “ekonomik sıkıntı”).

Türkiye’yi 2002 yılı sonundan beri yöneten AKP hükümeti, temel sorunumuz olan yeni iş alanları açılması, işsizliğin azaltılması konusunda başarılı olmuş mudur? Görünen gerçek, AKP’nin muazzam başarısızlığıdır. Yazımın konusu işte bu başarısızlıktır. Ancak iddiamı kanıtlamaya geçmeden önce “işsizliğin” ne olduğu ve başlıca türleri hakkındaki bilgilerimizi tazelemekte fayda var.

Önce, işsizlik nedir? Çok öz bir tanımla “çalışabilecek insanların, iş bulamaması olgusu”na işsizlik diyoruz. Ortaya çıkış şekillerine göre başlıca -bu yazı çerçevesinde önemli gördüğüm- işsizlik türleri şunlardır:

Teknolojik işsizlik: Yeni, sermaye-yoğun teknolojilerin yol açtığı işsizliktir.

Yapısal işsizlik: Ekonomide yeterli ölçüde iş alanı yaratılamamasından kaynaklanır. Başlıca sebebi sermaye kıtlığıdır.

Konjonktürel işsizlik: Talepteki daralmadan kaynaklanır.

Gizli İşsizlik: Bir kimsenin, çalıştığı, bir iş sahibi olduğu halde üretime katkısı olmaması durumudur. Genellikle tarımda rastlanır.

İşsizlik bir ekonomide çok ciddî toplumsal sorunlara yol açar. Bu sebeple dünyada hemen her ülkenin ilk hedeflerinden biri, işsizliği azaltmaktır. Bu, Türkiye’de de böyledir, böyle olmalıdır. AKP iktidarından beklediğimiz de budur. Peki, başarmış mıdır? Kesinlikle hayır. Şimdi bu savımı işsizliği ölçen temel göstergelerle kanıtlamaya geçiyorum.

I) İŞGÜCÜNE KATILMA VE İŞSİZLİK ORANI

A) 15-65 yaş arasındaki iktisaden faal olan nüfusa “çalışma çağındaki nüfus” adı verilir. TÜİK’in yaptığı araştırma sonucuna göre, Şubat 2008’de çalışma çağındaki nüfus geçen yılın aynı ayına göre 737.000 kişi artmıştır. İşgücüne katılma oranı ise yüzde 45,9’dur. Bu oran 1998 yılında yüzde 51,4’tü. Oysa Avrupa Birliği ülkelerinde aynı oran ortalama yüzde 65, ABD’de yüzde 70 civarındadır. “İşgücüne katılma oranı” bir ülkede işgücü sayısı, çalışma çağındaki nüfusa bölünerek elde edilir. İşgücü ise fiilen çalışanlarla işsizler toplamına eşittir.

Türkiye’yi AKP’nin yönettiği 2002-2006 yılları arasında, yani dört yılda Türkiye ekonomisi sadece 976 bin kişiye istihdam sağlayabilmiştir. Oysa her yıl artan nüfusun iş talebini karşılayabilmek, işsizlik oranını aşağı çekebilmek için, bu rakama yakın bir net istihdamın her yıl yaratılması gerekiyordu. Başka bir deyişle, son dört yılda Türkiye’nin nüfusu yılda ortalama 1 milyon 50 bin kişi, çalışma çağındaki nüfus ise 906 bin kişi artmıştır. Buna karşılık yıllık ortalama istihdam artışı sadece 244 bin kişidir. Yani ekonomi mevcut aktif nüfusa eklenen çalışabilir yaştaki nüfusun ancak yüzde 26’sına iş bulabilmiş, geri kalanlar ise işsizler ordusuna katılmıştır. Ne zaman olmuştur bu?  AKP iktidarı döneminde  elbette.

İşsizliğin ölçülmesinde en çok kullanılan gösterge “işsizlik oranı”dır. İşsizlik oranı, işsiz olanların sayısı, toplam işgücüne bölünerek bulunur. Türkiye’de işsizlik, AKP döneminde Şubat 2001 krizi öncesinin çok üzerinde gerçekleşmiştir. Gerçekten, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre işsizlik oranı 1996 yılında yüzde 6.3’tü. 2001’de yüzde 8.4’e, 2002’de AKP iktidarı ile birlikte yüzde 10.3’e çıktı. Sonraki üç yıl boyunca hep yüzde 10’un üzerinde kaldı, 2006 yılında çok az bir farkla tek haneye, yüzde 9.9’a düştü. Mart 2008 itibariyle ise yüzde 10,7’ye yükseldi (İşsiz sayısı 2.5 milyonu buldu). Bu oranın anlamı şudur: Türkiye’de her 100 çalışabilir durumda olan yurttaşımızdan yaklaşık 11’i iş bulamamıştır, âtıl durumda beklemekte, geçimi için gerekli gelirden yoksun bulunmaktadır.

B) Bu rakamlarla yetinelim mi? Hayır, şu soruyu da sormamız gerekiyor: Acaba TÜİK’in hesapladığı bu oranlar realiteyi yansıtıyor mu? Ne yazık ki yine hayır. Hele hele istatistik göstergeleri çarpıtmanın ayyuka çıktığı Devr-i AKP’de! Uzmanlara göre Türkiye’nin işsizlik oranı yukarda verdiğim oranların yansıttığından çok daha yüksek bir düzeyde bulunmaktadır. İki sebepten dolayı: Birincisi, tarımda aile işletmelerinde çalışan gizli işsizler… Bunlar ortalamayı aşağıya çekiyor. İkincisi, TÜİK “iş bulmaktan umudunu kesenleri” işsiz saymaması…

Biz gerçek nasılsa, onu öyle görmek istiyoruz. Öyleyse bu hususları da hesaba katan değerli bir araştırmacının (Mustafa Sönmez, Evrensel, 26.2.2008) 2007 yılı için yaptığı hesaplamaya bakalım: 

– Resmî işsiz olarak açıklanan işsiz sayısı 2 milyon 350 bin ve resmi işsizlik oranı yüzde 10’dur.

– TÜİK’in işgücünden saymadığı işgücü (dolayısıyla işsiz) sayısı dikkate alınırsa, resmi işgücü (23 milyon 217 bin +2 milyon 50) 25 bin 267 kişi olacaktır. Bu takdirde işgücüne katılma oranı yüzde 51; resmi işsiz sayısı da 4 milyon 400 bin olacaktı. İşsizlik oranı ise (4 milyon 400/25 milyon 257) yüzde 17.4 olacaktır.

– Ancak eksik istihdamdakileri de -yani gizli işsizleri de- işsiz tanımına katmak gerekir. O zaman işsiz sayısı (4 milyon 400 bin+650 bin) 5 milyon 50 bine çıkar. Bu da gerçek işsizlik oranının yüzde 20 olduğunu gösterir. Bu oranın anlamı şudur: Türkiye’de her 100 çalışabilir durumda olan yurttaştan, 20’si işsizdir, bunlar en başta gelen haklarından, çalışma hakkından yararlanamamaktadır.

C) Ölçeğimizi değiştirip soruna bölgeler itibariyle baktığımızda bazı bölgelerimizde işsizliğin hayli yüksek olduğunu görüyoruz.

– Türkiye genelinde tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12.6’dır. Aynı oran Orta-Doğu Anadolu’da yüzde 18.9’dur. Bunu yüzde 15.6 ile Orta Anadolu, yüzde 15.1 ile Güneydoğu Anadolu izliyor. Orta-Doğu Anadolu’nun kırsal kesiminde ise işsizlik oranı yüzde 24.7’ye kadar tırmanabiliyor. Yani bu bölgede iş arayan her dört kişiden biri, en doğal hakkı için, insanca yaşamak için gerekli olan bir işten yoksundur.

Güneydoğu Anadolu’dan ve Doğu Anadolu’dan göç alan Adana ve Mersin illerindeki işsizlik oranı yüzde 16.2’dir. Aynı illerde tarım dışı işsizlik yüzde 20’ye yaklaşmış durumda. Bu, 15 yaş ve üzerinde çalışmak isteyen her beş kişiden birinin iş bulamaması anlamına geliyor. Oran, İstanbul, Ankara ve İzmir’de yüzde 11 ile yüzde 12 arasındadır. Toplam istihdamda İstanbul’un payı yüzde 16.5… İstanbul sokaklarında 446 bin -neredeyse yarım milyon- insan işsiz olarak dolaşmaktadır.

Şehir ölçeğine inince şu oranları görüyoruz: Kentsel işsizlik oranı yüzde 12.1 (çalışmak isteyen her 100 kentlinin 12’si işsiz). İşsizler toplamı 1 milyon 802 bin kişi. Bunların dörtte biri İstanbul’da. Batı Anadolu şehirlerinde (kırsal kesim hariç) 228 bin, Akdeniz şehirlerinde 272 bin işsiz var. Bu rakamlar -Güngör Uras’ın (Milliyet, 7.3.2007) da vurguladığı gibi- köylerin boşaldığını, başlıca göç alan İstanbul, Adana, Mersin gibi büyük kentlerde işsizlik sorununun ağırlaştığını gösteriyor.

Diyarbakır‘la ilgili bir yoksulluk araştırması, bu kentteki tablonun çok vahim olduğunu gösteriyor. 36 bin 221 kişinin yaşadığı 5706 hane ile gerçekleştirilen bir anket çalışmasını değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Şemsa Özar’ın vurguladığı gibi, Diyarbakır 1927 yılında Türkiye’nin en gelişmiş kentleri arasında yer alıyordu; 80 yıl sonra bugün ise gelişmişlik açısından Türkiye genelinde 63. sıraya düşmüş bulunuyor.

TÜİK’in 2000 verilerine göre Diyarbakır’da işsizlik oranı yüzde 30,2. İl genelindeki işsizlik oranı ise inanılacak gibi değil: yüzde 70!… İlde 30 bin çocuk sokakta çalışıyor. Hanelerin yüzde 80’i temel gereksinimlerini karşılamak için yardıma ihtiyaç duyuyor [ Tuğba Tekerek , Milliyet, 29.9.2007].

II) UZUN SÜRELİ İŞSİZLİK ORANI

Bir ülkede işsizlik derecesini ölçen temel göstergelerden biri de  “Uzun süreli işsizlik oranı“dır. 1 yıl ve daha uzun süredir işsiz olan kişi sayısı, toplam işsiz sayısına bölünerek hesaplanır. Oran ne kadar düşükse, o kadar ülkenin lehinedir.

A) Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2007 Yılı İstihdam Raporu’na dayanarak yaptığı bir değerlendirmeye göre:

– Uzun süreli işsizlik oranı Türkiye’de AKP’nin ilk iktidar yılı olan 2003 yılında yüzde 24.4 iken, 2006’da yüzde 35.8’e yükselmiştir. Başka bir deyişle  söz konusu oran üç yılda 11.4 puan artmıştır. Bu artışın anlamı, Türkiye’de iş bulmanın gittikçe zorlaşmakta olduğudur. Aynı dönemde OECD genelindeki işsizlik artış hızı sadece 1.3 puandır. Ülkemiz 28 OECD üyesi ülke içinde uzun süreli işsizlik oranı artışı bakımından 5. sırada yer almaktadır.

– Türkiye’de uzun süreli kadın işsizliği oranı da aynı dönemde yüzde 30.9’dan yüzde 44.2’ye yükselmiştir. Türkiye 13.3 puanlık bu artış hızıyla 28 ülke arasında 3. sıraya yerleşmiş bulunuyor.

B) Ankara Ticaret Odası’nın (ATO’nun) “Sessiz İşsizler Raporu” da OECD’nin gözlemlerini destekler niteliktedir. Şöyle ki AKP’nin ilk iktidar yılı olan 2003 yılında her 100 işsizin 23’ü bir yıldan uzun süredir iş ararken, 2006 yılında bir yıldan uzun süredir iş arayanların sayısı 35’e yükselmiş bulunuyordu. 2003-2006 döneminde bir yıldan uzun süredir iş arayanların sayısı yüzde 49, üç yıldan uzun süredir iş arayanların sayısı yüzde 98 artmış bulunmaktadır. Bu artışlar gerçekten ürkütücü ve alarm vericidir. AKP’nin istihdam bakımından uğradığı muazzam başarısızlığının en sağlam kanıtlarından biridir.

III) GENÇ NÜFUSTA İŞSİZLİK

AKP’nin en temel ekonomik sorunumuzda sergilediği başarısızlık “genç nüfus arasındaki işsizlik” açısından da kendini göstermektedir.

A) Mart 2008 itibariyle genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 19.5’dir.

Atatürk, Türk gençliğini “geleceğin umudu, ışıklı çiçekleri” olarak görür, “her şey onlar içindir” der. Oysa 80 yıl sonra bugün tam tersi bir durum söz konusu. AKP hükümeti gençliğimizin geleceğini her bakımdan karartmıştır; tabiî onlara yeni iş alanları açılması bakımından da… Şöyle ki ATO’nun “Sessiz İşsizler Raporu”na göre 15-24 yaş grubundaki gençlerde iş arama süresi AKP iktidarı döneminde muazzam bir artış göstermiştir. Rakamlar ortada ve gayet açık: İş bulmaktan ümidini kesmiş genç sayısı 2003 yılında sadece 39 bin iken, tam 7 kat artarak 2006 yılında 280 bine tırmanmış bulunuyordu. Başka bir deyişle 2003 yılında her 100 işsiz gence sadece 4 ümitsiz genç karşılık gelirken, 2006 yılında 33 ümitsiz genç karşılık gelmektedir.

B) Gözlemlerimiz Türkiye’nin, en fazla üniversite mezunu işsizi olan bir ülke olarak OECD ülkeleri içinde öne geçtiğini gösteriyor: OECD’nin “Bilim, Teknoloji ve Endüstri 2007″ raporuna göre üye ülkeler arasında Türkiye her yüz üniversite mezunundan 12.5’inin işsiz olduğu bir ülke olarak birinci sırada (İspanya’da yüzde 8.1, Fransa’da yüzde 7.4, Polonya’da yüzde 7.3) . İşsiz kadın üniversite mezunu sıralamasında da AKP Türkiyesi birinciliği hiçbir ülkeye bırakmıyor.

C) Yeni mezunlara meslek grupları açısından baktığımızda, bazı meslek sahipleri arasında çok daha yüksek işsizlik oranlarına rastlayabiliyoruz. Bunlardan biri mühendislerdir: Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) verilerine göre, yeni mezun mühendislerin yüzde 32.5’i mezuniyetlerinden sonra bir yıl boyunca iş bulamıyor. İki yıl boyunca iş bulamayanların oranı yüzde 22.4, kronik işsiz oranı ise yüzde 18.5 düzeyinde bulunuyor. Mühendislik eğitimi alanların neredeyse dörtte biri, meslek dışı işlerde çalışıyor ya da işsiz. Çalışanların yüzde 75’i yoksulluk sınırının altında ücret almaktadır (Tercüman, 2.10.2007).

IV) İSTİHDAMIN BÜYÜME ESNEKLİĞİ

AKP’nin istihdam yaratmada ne kadar başarısız olduğunu “istihdamın büyüme esnekliği”ne bakarak da anlayabiliriz. “İstihdamın büyüme esnekliği” katsayısı, millî gelirdeki her 1 puanlık artışın istihdamda ne kadar artışa yol açtığını gösteren bir katsayıdır. Katsayı değeri ne kadar yüksekse, ekonomik büyüme o kadar fazla iş alanı yaratıyor demektir.

İstihdamın büyüme esnekliği” ile ilgili veriyi Ankara Ticaret Odası’nın aylık bülteninde buluyoruz. Buna göre Türkiye’de A.K.P.’nin iktidarda olduğu 2002-2006 döneminde GSMH’daki her 1 puanlık büyüme, istihdamda sadece yüzde 0.09 oranında bir artış yaratabilmiştir. Aynı dönemde büyüme; birikimli (kümülatif) olarak yüzde 43,2’dir, istihdamdaki artış ise sadece yüzde 3.7’dir. Bu, son derecede düşük bir performans anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle AKP’nin sık sık öğündüğü büyüme olgusu, yurttaşlarımıza iş kapısı hemen hemen hiç açamamaktadır.          

Türkiye’de sağlanan büyümenin istihdam yaratmada ne kadar yetersiz olduğunu, asıl, katsayı değerini başka ülkelerinki ile karşılaştırılınca anlıyoruz. Nitekim 1994-2004 yılları için yapılan bir hesaplamaya göre her 1 puanlık GSMH büyümesi, istihdamı İngiltere, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 0.7, Polonya, Portekiz ve Japonya’da yüzde 0.6, Almanya’da yüzde 0.8, Fransa’da yüzde 0.4 artırmıştır. Oysa aynı dönemde Türkiye’deki her 1 puanlık GSMH artışının yol açtığı istihdam artışı sadece yüzde 0.08’dir. Aradaki fark çok büyüktür; büyüme süreci, adı geçen ülkelerde Türkiye’ye oranla 5-10 kat daha fazla yeni iş alanları açmıştır.

Kısacası, AKP Türkiye’sinde işsizlik açısından nereye baksak, alarm sesleri duyuyoruz.

Prof. Dr. Cihan DURA

Paylaş:

Yorumlar

“213) İŞSİZLİK ALARM VERİYOR!” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Salih erman yorum tarihi 27 Temmuz, 2008 16:12

    Ekonomi çetelerin hakim olduğu mutlu azınlığın elinde.Çeteler milliyetçilik,ulusalcılık,bağımsızlık gibi kavramları kullanarak ülkedeki mutlu azınlığa hizmet ediyor.Milletin menfaatleri çetelerin,çapulcuların,mafyanın ,tetikçilerin tasfiye edilmesindedir.Ulusalcılığa gizlenmiş amerikancı satılmışlar foyanız ortaya çıkmıştır.Natonun gizli askerleri olduğunuz,siyonistlerin emrinde olduğunuz,islam dinine düşman kefereler olduğunuz gün gibi açığa çıktı.Millet uyanıyor.

Yorum yap