202) TÜRK KİLİMİNİN ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ

Yayin Tarihi 7 Temmuz, 2012 
Kategori KÜLTÜREL

 

Türk Kiliminin Şifresi Çözüldü

image0017.jpg

Sosyolog Mustafa Aksoy kilim motiflerinin Anadolu uygarlıklarındaki ana tanrıça heykelciğinden ilhamla çizildiği tezine karşı çıkıyor.

 

Kilim, saf duyguların, Anadolu romantizminin sembolü. Bugün biraz hayatın kıyısında, şark köşelerinin otantik unsuru, hatta biraz da turistik… Bir dili olduğuna inanıyor çoğunluk, handiyse ‘kilim dili’ diye bir dil var gizli kapaklı konuşulan. Fakat bu dil, şarkının söylediğinden daha kompleks, mazisi hayli derinlerde ve misyonu sadece sevgiyi anlatmakla sınırlı değil. (Bakınız: Fatih Kısaparmak; ‘Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur.’)

Kilim motiflerinin asırlar boyu bir genetik şifre yoluyla nesilden nesile aktarıldığına ilişkin bir tez var mesela. Kırgız steplerindeki bir kadınla aynı anda dokuma tezgâhına oturan Sivaslı kadının nasıl olup da aynı motifleri dokuduğunu anlamamızı kolaylaştıran bir tez. Birbirleriyle hiç karşılaşmamış Kırımlı bir kadının, Bergamalı bir kadınla ve onun da Özbek kadınla sözleşmişçesine dokuduğu motifler bize ne söylüyor? Tezin sahibi, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Üyesi Mustafa Aksoy, işte bu sorunun cevabını bulabilmek için, Anadolu’dan Altaylara uzanan keyifli ve bir o kadar da zahmetli bir yolculuğa çıkar.

1996 yılında Kazakistan’ın güney bölgelerinden başlayarak, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ı dolaşan Aksoy, Altaylar, Ukrayna ve İran’da araştırma yaptıktan sonra elindeki bulguları Anadolu’dakilerle karşılaştırma imkânı bulur. Sonuç: Türk motifi adeta bir damga gibi,Türklerin yaşadığı geniş bir coğrafyada asırlardır kullanımda. Üstelik sadece halı ve kilimlerde değil, madenî ve kâğıt paralarda, kitap ve kaset kapaklarında, otobüs duraklarında, binaların dış yüzeyinde, sigara ambalajlarında, çay ve şeker kutularında…

Motiflerin Aynı Oluşu Tesadüf Mü? 

Mustafa Aksoy’un elindeki on bini aşkın fotoğraf peş peşe izlendiğinde anlamlı bir hikâye çıkıyor ortaya. Aynı olan tek şey, bizim ‘kilim motifi’ diye bildiğimiz ve çoğu zaman ‘koç boynuzu’ motifinin değişik versiyonları şeklinde karşımıza çıkan ‘Türk damgası’. Fotoğrafları gösterirken, “Bilin bakalım, bu kilim nereye ait?” diye soruyor: “Bizim evdeki, evlerimizdeki kilim bu yahu.” diyesimiz var; ama doğru cevap ya Tuva oluyor ya Kırım, ya Özbekistan ya Tebriz…

Bir motifin böyle ülkeler dolaşması tesadüf olabilir mi? “Hayır!” diyor Aksoy: “Sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler yumağı değil, sosyal gerçekliğin kendisidir. Ayrıca, kültürlerin en muhafazakâr cephesini geleneksel tarafı teşkil eder. Böyle olmasıydı, yüzlerce yıllık zamana ve kilometrelerce mesafeye rağmen, dünyada bilinen ilk halı üzerindeki damgaların Altaylardan Anadolu’ya kadar dolaşması mümkün olur muydu?” Aksoy, ‘sosyal bütünleşme’ ve ‘sosyal genetik’ kavramlarından söz ediyor. Ona göre halı ve kilimleri Kars kilimi, Hakkâri kilimi, Bergama kilimi ya da Kazakistan, Kırgızistan kilimi diye adlandırmak doğru değil. Sınıflandırmada ısrar etmek, sosyo-kültürel hayatı ya da sosyal hafızayı parçalar. Çünkü onlar aynı tarihî bilinç içinde, fakat farklı zamanlarda oluşmuş bir zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle geleneksel Türk halı-kilimlerinde farklı gibi görünen damgalar, aslında bir bütünün çeşitli parçalarını ifade eder.

Diğer yandan, sembollerle ifade edilen ve aktarılan gelenek, bugün ile dün arasında ilişki kuran tarihî belgelerdir. Yeni yorumlarla tekrar tekrar dile getirilen gelenekler bir sosyo-kültürel yapının DNA’larıdır. Nasıl ki biyolojide DNA’lar yani veraset varsa, sosyo-kültürel hayatın da DNA’ları var. Bunu da en yalın şekilde bir sosyal grubun inşa ettiği etnografik eserlerde görmek mümkün. Halkın kullandığı damgalar onların tarihî şifreleridir. Kilim motiflerinin aynılığı bu şekilde izah edilebilir. Mustafa Aksoy, motiflerin gündelik hayatta tıpkı bilinçaltının dışa vurumu gibi farkında olmadan kullanıldığına inanıyor. Kartvizitine kilim motifi çizdiren bir arkadaşı (Kültür Ocağı Vakfı Başkanı Ali Ürey) nedeni sorulduğunda, önce duraklayıp ‘Seviyorum işte.’ diyebilmiş. Demir parmaklıklardaki koç başı figürü, toplumsal hafızamızın en makbul motiflerinden biri mesela. Başka bir deyişle herhangi bir mekanı süslemeye niyetlenen yurdum insanının kalemi, fırçası kendiliğinden Türk motifi çiziveriyor.

Türk Motifi Mi Hitit Motifi Mi? 

Türk el sanatları uzmanı Güran Erbek, ‘Türk motifi’ yerine ‘Anadolu kilim motifi’ demeyi tercih etmiş vaktiyle. Anadolu, lâkin uygarlıklar dönemindeki Anadolu… Erbek’e göre bizim kilimlerimizde kullandığımız ‘elibelinde’ motifi M.Ö. 3000’de Ankara yakınlarındaki Ahlatlıbel kazılarında bulunan anatanrıça heykelciğinden hareketle çizilmiş. Yine Çatalhöyük’te bulunan bir başka ana tanrıça kabartması bir diğer kilim motifine ilham vermiş. Meşhur koç boynuzu motifi ise Frig üslubundaki bronz koç başından izler taşıyor.

Mustafa Aksoy, bugün geniş bir çevrede kabul gören ‘Anodolu motifi’ tezine şiddetle karşı çıkıyor: “Eğer bu anlayışı kabul edersek, o zaman Anadolu’ya has olduğu söylenen damgaların aynılarının Büyük Türkistan’da da görülmesini nasıl izah ederiz? Anadolu’dan Altaylara bir göç olmadığına göre… Yakutistan’daki kadın Hitit ya da Frik uygarlığını nereden tanıdı da aynı motifleri dokudu? Ayrıca bu damgaların bazıları Türklerin ilk alfabesi olan Runik alfabesinin bazı harflerini meydana getirmiştir. Türk adının yazılı olduğu en eski belge olan Orhon Abideleri de Runik alfabesiyle yazılmıştır.” Koç boynuzuna gelince, Aksoy’a göre bu damga, Türk halı-kilimlerinin karakteristik özelliği. Bu damga en canlı ve farklı üsluplarla bütün Türk dünyasında görülebilir.

Destek Görmedim

Kazakistan’da Hoca Ahmet Yesevi, Kırgızistan’da Manas Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yapan Mustafa Aksoy, Türk motifinin Orta Asya’da gündelik hayata daha çok yansıdığını söylüyor. Ancak motiflerin bu topraklarda birleştirici bir rol oynadığını söylemek zor. Parmağındaki koç başı figürlü yüzüğü öğrencilerine gösteren Aksoy, Özbek, Kırgız ve Türkmen öğrencilerin hep bir ağızdan ‘Bu bizim motif’ diye seslenmesini manidar buluyor: “Herkes kendine ait olduğunu düşünüyor ve yazık ki ortak bir motif olduğunu söylemek akıllarına gelmiyor.”

Bir başka örnek de birbirleriyle Rusça anlaşan Kırgız ve Özbekler… Mustafa Hoca, hiç üşenmemiş, karşı karşıya getirdiği Kırgız ve Özbek gençlerden, kendi dillerinde yavaş bir şekilde konuşmalarını ve birbirlerini dikkatle dinlemelerini istemiş. Sonuçta gençler, bu şekilde anlaşabildiklerini görmüşler. “Ben, hiç Rusça bilmiyorum. Edirne’den Tuva’nın başkenti Kızıl’a kadar Türkçe konuşarak gittim. Karnımı da doyurdum, adres de sordum.” diyen Aksoy, yıllarca komünist parti yönetiminde kalan Orta Asya Türklerinin bugün birbirlerini anlama zahmetinde bulunmadığını düşünüyor.

Mustafa Aksoy çalışmasını tamamlanmış saymıyor. Onun niyeti, kendi imkânlarıyla kimi zaman aç ve açıkta kalarak çıktığı yolculuklara devam etmek. Yeni güzergâhında, Suriye, Kuzey Irak, Kafkasya, Moğolistan, Yakutistan ve Doğu Türkistan bulunuyor. Nihayetinde bütün belgeleri iki kapak arasında toplamak istiyor. Tezine inanan bir yayınevi ya da sponsor bulabilirse tabii… Kültür Bakanlığı’ndan ‘Paramız yok’ gerekçesiyle geri çevrilmişliği var çünkü…

Türkler Ve Kürtler Asırlardır Aynı Kilimi Dokuyor

Mustafa Aksoy’un vardığı enteresan bir nokta daha var. Anadolu’da dolaşırken Türk ve Kürt kadınlarının aynı kilimi dokuduğunu görmek onu şaşırtmamış; ancak İran’da yaşayan Türklerin ve Kürtlerin dünyaca ünlü İran halı motifinden hiç etkilenmeden ortak motifler kullanmalarını anlamlı bulmuş. “Yazılı kaynakların önemli çoğunluğu Kürtleri Farsların bir kolu olarak değerlendirir. Ancak onlar kilimlerinde Fars düğümü ve damgalarını yani bitki ve hayvan şekillerini değil de ‘Türk düğümü’ ve ‘Türk damgaları’nı kullanmışlar. Bu hususun tesadüfle açıklanması mümkün değil. Edirne’den Tuva’ya kadar yaptığımız alan çalışmasında hem yazılı hem de etnografik eserlerde bu iki halkın aynı damgaları kullandığını tespit ettik.” diyor.

Dr. Mustafa AKSOY
www.mustafaaksoy.com 

http://www.genelturktarihi.net/

Yorumlar

“202) TÜRK KİLİMİNİN ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. Leyla Alpay yorum tarihi 7 Temmuz, 2012 17:49

    Tüm yazdaki bilgilerin tümüne katılıyorum.Hatta Urfa bölgesindeki Palas olarak adlandırlan dokuma biçiminin adeta Türkmenistandan Urfaya atlayarak geldiği,Farslar tarafndan uygulanmadığı hakkında bilimsel bir araştırma okudum.Son paragraftaki görüşlerin çok önemli doğrular olduğu düşüncesindeyim.Ayrıca Roma Denilen Anadolu Medeniyetlerindeki köşeleri Koç Başlı sütun başlıklarını nasıl yorumlamak gerekir ? Bence Roma ya bağlanan pek çok eserimizde de Türk izleri var.Bilgilerimiz arttıkça aynılıkları yakalıyoruz.

  2. Salih Tekbıçak yorum tarihi 8 Temmuz, 2012 09:40

    Sayın mustafa Aksoy’a Teşekkür ederim.
    Değerli Yılmaz hocam; Türk tarihindeki çarpıtma yozlaşma acaba hangi milletin tarihinde varki? Enaz 15.000 bin yıllık Türk tarihini,1400 yıllık arap tarihinin içinde kaybolmasına neden olan ve olmaması gereken meseplere bölerek hem islamiyeti yozlaştıran hem Türk tarihini unutturmayaçalışan adeta Türk tarihini osmanlı’dan başlatan Din tüccarlarının,bugün bize yaşattıklarını gördükçe Türk milleti’nin Osmanlı ve selçuklu dönemlerini düşündükçe bu konuya bağlı olarak içim sızlıyor.

Yorum yap