20) ALPAMIŞ DESTANI

Yayin Tarihi 28 Nisan, 2011 
Kategori TÜRK VE DÜNYA DESTANLARI

 

ALPAMIŞ DESTANI

image00137.jpg

Eski Oğuz destanlarındandır. İlk defa l939 yılında Bahşılardan  derlenmiştir. Destan iki kısımdan ibarettir. Nazımla nesrin içiçe olduğu  ananevî Türk destanlarındandır. XVI. yüzyılda şekillenen bu destan on altı kavmin birleşmesinden ortaya çıkan  Kongrat kabilesinin hayatını aksettirir. Kongrad kabilesi önceleri Aral gölü kenarında yaşıyordu.

Onlar  Şeybanî Han zamanında (l500)  Özbekistan’ın Termez eyaletinde Baysur gölü kıyılarına,  Babadağ eteklerine yerleştiler. Kongratlar bu dönemde kendilerini Özbek olarak adlandırdılar ve daha sonraları Türkmen, Karakalpak ve Kazaklara karıştılar. Onlar Aral gölü civarında yaşadıkları zaman Oğuzlarla sıkı ilişkilerde oldular.  Oğuz  destanları, onlar üzerinde büyük oranda etkili oldu ve onların da epik eserler çıkarmasında önemli rol oynadı. Diğer taraftan Cengiz Han İmparatorluğunun yıkılması (XV-XVI. yüzyıl) ve yerini, Altınordu ile Timur İmparatorluklarının alması sırasında Nogay, Kazak, Karakalpak, Özbek ve Kırgızların Volga ve Urallardan, Tien-shan arasındaki sahada devlet kurma çabaları, Kalmuk istilacılara karşı yapılan mücedeleler, her bir Türk boyunda millî şuur meydana getirmiş, bunun tabii sonucu olarak da destanlar vücuda getirmişlerdir. Kongratlar destan  geleneklerini Özbekistan’ın güneyine Sürhanderya eyaletine aktarmışlardır. Alpamış destanı da buradan yayılmıştır.

Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Türk  adlı eserinde, Alpamış destanındaki bazı kahramanlara da yer vermiştir. Sözgelişi;  Barçın “Karmış Bey’in kızı, Mamış Bey’in eşi” olarak tanıtılmıştır. Kabir, Sırderya kenarında Sıgnak şehrinin harabelerine yakın bir yerdedir. Özbekler, buraya, Barçın’ın Gök Kâşânesi (Kek Kasane) ismini vermiştir.

                                              

Destanın özeti

On altı boydan oluşan Kongratların beyi  Alpun (Alpin), Davan (Daban) Bey’in oğludur. Alpun’un Baybörü  ve  Baysarı  adlarında iki oğlu olur. Ne var ki bu ikisinin de çocukları olmaz. Bu yüzden her fırsatta toplum tarafından aşağılanırlar. Sözgelişi gittikleri bir düğünde bunları kimse karşılamaz, önlerine yemeğin en kötüsü getirilir. Bu ve buna benzer hareketlerden rahatsız olan iki kardeş kırk gün tanrıya yalvarırlar. Rüyalarına giren dervişten çocuklarının olacağını öğrenirler. Dervişin dediği çıkar ve zamanı geldiğinde,  Baybörü’nün bir oğlu bir kızı olur. Büyük bir ziyafet verilir. Derviş kimseye görünmez, sadece iki kardeşe görünür. Oğlana Hakim Bek, kıza Kaldırgaç adını kor. Baysarı’nın da kızı olur. Derviş bu kıza da Ay Barçın  adını kor.  Baybörü  ve Baysarı’ya  Hakim Bek’le  Barçın’ın evleneceklerini, Hakim Bek’in ileride bileği bükülmez bir yiğit (batır) olacağını söyler, gözden kaybolur. Ailelerin anlaşmasıyla  Hakim’le  Barçın  birbirine beşik kertme edilir. 

Çocuklar üç yaşında mektebe gönderilir. Hakem yedisine gelince babası onu beyliğin vecibelerini öğretmek üzere onu mektepten alır. Hükümdarlığa hazırlanan Hakim, dedesi  Alpun’dan kalan on dört batman pirinç yayı çeker. Fırlayan ok yıldırım gibi gider, önüne çıkan Askar dağının tepesini koparır. Kongratlılar  toplanıp müşavere ederler ve  “Dünyadan biri eksik doksan alp geçti ve alpların başı destan kahramanı  Rüstem’di, sonuncusu da Alpamış olsun.” (Kurgan, 1943; 73-76)  deyip  Hakem’in adını Alpamış koyarlar. Şah-ı Merdan (Hz. Ali) Alpamış’ın sırtını sıvazlar.

Bu yüzden ateşe atılsa yanmaz,  Alpamış’a ok atılsa işlemez ve yanından “Kırklar” ayrılmaz  olur. Diğer taraftan Baybörü’nün kardeşi Baysarı  da; ” Gök Kamış  gölünde koyun sağdırıp hayvan bakımını öğreteyim.”  diyerek kızını mektep ten çıkarır.

Kongrat kabilesinin başkanı olan  Baybörü, zalim, merhametsiz ve tamahkârdır. Dini işlerde kullanmak için herkesten zekât almak ister. İşe, kardeşi  Baysarı’dan başlar.  Baysarı, karşı çıkar ve ağabeyi  Baybörü’ye baş kaldırır. Böylece Kongrat kabilesi ikiye ayrılır. Baysarı, ailesini ve adamlarını toplar kâfir eline gitmek üzere yola çıkar. Doksan  dağ geçip, altı ay yolculuk ettikten sonra, Kalmuk Şahı Tayça Han’ın yanına gider. Kalmuk ülkesinde, Baysarı’nın adamları ot zannederek ekili alanlarda hayvanlarını otlatırlar. Halk  Tayça Han’a Baysarı’yı şikâyet eder. Tayça Han, hoş görür ve topraklarında yaşamalarına izin verir. 

Aradan yedi sene geçer.  Baysarı’ya bağlı olan boy, huzur içinde hayatını sürdürür. Bu arada  Barçın büyür ve alımlı bir güzel olur.  Daha çocukken  Alpamış’a beşekkertme yapılan  Barçın  devamlı Alpamış’ın yolunu gözler. Güzelliği herkesçe bilinen ve henüz on dört yaşında olan Barçın’ı, Surkayıl denilen ve yedi oğlu olan düzenbaz kadın, küçük oğlu Karacan’a almak ister. Bu yedi kardeş Tayça Han’a hizmet eden 90 batırın en iyisidir. Surkayıl, Barçın’a dünür olur. Kızın annesi beşekkertmeli olduğu için ret cevabı verir. Diğer pehlivanlar (batırlar) da  Barçın’ı kendilerine almak isterler. Yoğun baskı altında kalan Barçın altı ay izin ister. Bu arada on hızlı süvariyle Alpamış’a haber gönderir. Süvariler, mektubu Baybörü’ye verirler.

Baybörü, Alpamış’ın gitmesine rıza göstermez, mektubu da börkünün içinde saklar. Kaldırgaç, babasının odasını temizlerken mektubu bulur ve Alpamış’a bildirir. Alpamış, kardeşi Kaldırgaç’ın ve at bakıcısı Kultay’ın yardımıyla iyi cins at olan Bayçıbar (Bayçalbır)’a binip hızla  Kalmuk  ülkesine doğru yola çıkar. Yolda rastladığı Barçın’ın habercilerini geçer, sonunda Barçın’ın yaşadığı yere yaklaşır. Yolda, amcası Baysarı’nın yanında çalışan Kaykubat adlı çobana rastlar.  Kaykubat  onu, o gece misafir eder. Ertesi gün amcasının yurduna ulaşır. Orada Karacan Batır’la karşılaşır ve onunla arkadaş olur.  Karacan, annesi Surkayıl’ın muhalefetine rağmen,  Alpamış’ı misafir eder.  Barçın’a tanınan altı aylık süre de bu sırada dolmuştur. Çaresiz kalan Barçın, dört yarış şartı getirir ve bu yarışlardan kim galip çıkarsa, onunla evlenebileceğini söyler.

Yarışlar şöyledir: Uzun mesafeli at yarışı, ok atışı, bin adımdan bir gümüş paranın tüfekle vurulması ve güreş.  45 gün sürecek olan at yarışına 490 kişi katılır. Yarışçıların içinde Alpamış’ı temsilen  Kalmuklardan ayrılan ve Müslüman olan  Karacan’da vardır.  Karacan, Bayçıbar’la yarışır.  Kalmuklar, haset edip  Karacan’ı bağlarlar,  Bayçıbar’ın toynaklarına çivi çakarlar ve geriye dönerler.

Bağlarından kurtulan Karacan, atını tedavi eder, onların arkalarından yetişir ve yarışı birinci olarak bitirir. İkinci yarışta, dedesinin yayı ile yarışan Alpamış en uzağa oku atarak birinci olur. Üçüncü yarışta da yarışmacılara yarı yarıya fark yaparak 1000 metre mesafeden tüfekle gümüş parayı vurur. Son yarışta Kalmuk batırlarını birer birer güreşip öldürür. Batırların en yiğidi ve Surkayıl’ın en büyük oğlu olan Kokaldas’ı da bu arada öldürür. Böylece Barçın’la evlenmeye hak kazanır. Alpamış, Barçın’ı ve  Kongrat halkını alıp ülkesine doğru yola çıkar. Baybörü’nün tavrına üzülen amcası ve kayınpederi olan  Baysarı, orada kalır. Tek kalan  Baysarı, Kalmuk Şahı’na köle olur, kendisine yapılan kötülükleri göğüslemeye çalışır. 

Alpamış’ın yaptıklarını hazmedemeyen  Surkayıl,Tayça Han’ı tahrik ederek, Alpamış’tan intikam almaya zorlar. Kalmuk Şahı onları öldürmek için arkalarından kuvvet gönderir.  Alpamış  ve  Karacan  gelen kuvvetleri mağlup eder. Esenlikle ülkelerine verirlar.   Alpamış’ın Baysarı’nın yanına ikinci gidişi de onu tutsaklıktan kurtarmak düşüncesiyle olur. Babası  Baybörü  buna mani olmak ister.  “Sana Baysarı’nın kızı lâzım idi. Kalmuk ülkesine gittin, onu getirdin, kendine eş ettin. Kardeşim Baysarı’yı getirip başıma dert açacaksın. Kardeşim ölürse bırak orada ölsün, yoksa kendine tabi olanların içine dönsün.

Onun için ölmene değer mi?”  der. Alpamış,  kararından döndüremez. 40 yiğidini yanına alıp Kalmuk ülkesine gitmek üzere yola çıkar. Onun geleceğini haber alan Surhayıl adındaki fitne kadın, oğullarını mağlup edip mahvolmalarına sebep olduğu için, intikam duygusuna kapılır. Güzergâh üzerine bir ev yaptırıp 40 hizmetçisiyle burada yaşamaya başlar. Orada geçen Alpamış,  niçin yalnız başına orada yaşadığını sorar. O da  Kalmuk Şahı Tayçan’a kırgın olduğunu ondan uzakta yaşamak için buraya geldiğini söyler.

Alpamış ve arkadaşlarını misafir eder. Onlara ilaçlı şarap verir, bayıltır. Dışarı çıkar, evi ateşe verir.  Alpamış’a ateş dokunmaz ve yangından sadece o kurtulur. Tayçan gelir, Alpamış’ı baygın bulur. Başını kesmek ister. Lâkin hiç bir silah  Alpamış’a tesir etmez.  Surkayıl’ın teklifi üzerine derin bir kuyu kazdırılıp içine atılır.

Etrafa  Alpamış’ın öldüğü haberi yayılır. Haber  Barçın’ın kulağına kadar gelir.  Barçın, acıyla kıvranır. Bir oğlu olur; adını Yadigâr koyarlar. Baybörü’nün evlatlığı Ultandaz (Ultan) bu dedikoduyu fırsat bilerek yönetimi ele alır.  Barçın’a göz koyup kendisine eş edinmek ister. Hana ve yakınlarına 5 kötülük eder. Öyleki,  Alpamış’ın kız kardeşi  Kaldırgaç,  evini terk edip dağlarda deve çobanlığı yapar.

Alpamış, kuyuda yedi sene kalır. Birgün, kuyuya yaralı bir kuş (veya uçan bir kaz) düşer. Alpamış kuşu tedavi eder. Kanadına, yazdığı bir mektubu bağlayıp salıverir. Günün birinde mektup tarlada bulunan bir kadınla, bir küçük oğlanın eline geçer. Bu kadın Kaldırgaç’tır. Kadın mektubu okur, hemen Karacan’a haber verir. Karacan, Alpamış’ı kurtarmaya gider. Bin bir zorlukla kuyuyu bulur. Yaptığı ipekten halatla Alpamış’ı yukarıya çekmeye çalışır. Ne var ki,  Alpamış  kuyudan çekilerek kurtarılmayı istemez, ayaklarını kuyuya dayayarak Karacan’ın işini zorlaştırır.  Karacan,  ister istemez eli boş geri dönmek zorunda kalır. Kalmuk Şahı’nın kızı Tabka-ayım’ın uzun tüylü kar beyazı bir keçisi vardır. Bu keçiye bakan Keykubat aynı zamanda Şah’ın kızına da âşıktır. Keçi birgün sürüden ayrılıp yalnız dolaşırken,  Alpamış’ın bulunduğu kuyuya düşer. Keçiyi kuyuda bulan Keykubat, orada Alpamış’ı da görür ve onu tanır.

Keykubat, hergün  Alpamış’a bir koyun atar. Bu arada  Alpamış, Keykubat’tan  Tabka-ayım’a âşık olduğunu öğrenir. Elindeki koyun kemiklerinden bir kaval yapar,  Tabka-ayım’a gönderir.  Tabka-ayım  bunu yapanı merak eder ve görmek ister, kuyunun başına gelir. Alpamış’ı görünce âşık olur. Evi ile kuyu arasında tünel kazdırmayı düşünür. Bu uzun bur zaman alır. Tünel bittiğinde  Alpamış’ı ziyarete başlar. Tünelin çapı kız için normaldir, ancak Alpamış’a göre dardır. 

Birgün  Surkayıl, Tabka’yı ziyarete gelir. Kaza ile tünelin çıkışını örten halıya basar ve tünele düşer. Merakla tünelin içinde yürür. İleride Alpamış’la  Tabka’yı konuşurken görür. Kadını fark eden  Alpamış kendisi tünele sığamadığı için, Tabka’dan onu yakalamasını ister. Ancak Tabka bunu başaramaz, kadın kaçıp kurtulur. Alpamış, Tabka’dan atı Bayçırbar’ın yerini öğrenir. Kıza, bir avuç kokulu saman verir. Kız samanı ata verdiğinde zincirleri kırıp ahırdan kaçar, derhal kuyunun başına gelir. Alpamış’ın sesini duyunca, kuyruğunu kuyuya salıverir. Kuyruk,  Alpamış tutuncaya kadar uzar. Alpamış kuyruktan tutunarak kuyudan dışarı çıkar. Diğer taraftan Surkayıl, doğruca Şah’ın yanına gider ve gördüklerini Şah’a anlatır.  Şah, Alpamış’ı diri diri gömmek için adamlarını gönderip  kuyuya taş toprak doldurtur. O sırada dışarıda olan  Alpamış, Şah’ın adamlarını öldürmekte zorluk çekmez.. Tek başına orduyu yenip  Şah’ı ve Surkayıl’ı da öldürür. Keykubat’ı Kalmuk tahtına oturtur ve tabka’yı ona eş eder. Sonra, ülkesine dönmek üzere onların yanından ayrılır.

Yolda bir kervana rastlar. Yokluğunda ülkesinde pek çok hadise cereyan etmiştir. Karısı  Barçın’dan Yadigâr adında bir oğlu olmuştur. Baybörü’nün evlatlığı  Ultandaz (Ultan) kuvvet toplayıp  Baybörü’yü devirerek Kongratların idaresini ele almıştır.  Barçın’la evlenmek için  Böybörü’ye, Kaldırgaç’a Yadigâr’a ve ailenin diğer fertlerine baskı yapmaktadır. Kervancı, kabilesinin dağıldığını ve  Ultan’ın, eşi  Barçın’la evlenmek için düğün hazırlıklarına başladığını haber verir. Ülkesine döndüğünde,    Kaldırgaç’ı görür ve kendini ona tanıtmaz. Yoluna devam eder ve yılkı çobanı  Kultay’a rastlar.  Kultay,  omuzunda   Hz.Ali  nişanesi bulunan Alpamış’ı tanır.

Alpamış çobanla elbisesini değişir, düğün evine gider.  Alpamış, düğün evinde ok atışına iştirak eder, birinci olur. Bu arada on batmanlık yayına kavuşur. Barçın’a manzum olarak duygularını ifade eder, o da aynı şekilde cevap verir.  Barçın  onu tanır, oğlu  Yadigâr’a babasının döndüğünü söyler. Bu arada Kultay, Alpamış’ın elbisesi ve atı  Bayçıbar’a binip düğün evine gelir.  Alpamış, Ultandaz’la vuruşur ve onu öldürür. Böylelikle yeniden Barçın’a kavuşur. Amcası (kayınpederi)  Baysarı Kalmuk ülkesinden geri döner (Sen Gupta, 1983; 177-189; Halilov, 1994, 143-147).

Destanın sonunda adaleti, hakkı korumak, insanları zulümden kurtarmak, kabile birliğini sağlamak için yiğitlik, alplik ve erdemin fazileti üzerinde durulur. Destanda Baybörü-Baysarı anlaşmazlığı nifak ve felâkete, Alpamış-Barçın muhabbeti ise kabilenin birlik ve dayanışmasına işarettir. İyi ve kötü kardeş motifi bizlere Prens Kalyanamkara ve Papamkara hikâyesiyle (Orkun, 1940), Ebu Ali Sina Hikâyesi’ndeki kardeşleri hatırlatmaktadır (Ateş, 1954, 33; 1955; 265-275).

Alpamış destanının konusu ve destan kahramanlarının isimleri bizlere  Dede Korkut hikâyelerinden  “Bamsı Beyrek Boyu”  ile benzerlik göstermektedir. Destan kahramanı Alpamış’ın asıl adı  Hakim’dir. Alpamış (Alp Bamış-Alp Mamış-Alp Bamsı) ise sonradan kazanılan bir isimdir ve alplık-kahramanlık gösterdiği için bu ünvan  uygun görülmüştür. Barçın  “ipek parça” ile  Bunu Çiçek adları da birbirlerine yakın telaffuzda olan sözlerdir. Bamsı Beyrek’in babası  Baybüre , Alpamış’ın babası  Baybörü, Banı Çiçek’in babası  Baybican, Barçın’ın babası  Baysarı’dır. Baybora-Baysarı’nın evlat arzusu ile nezir ve niyaza başvurması ile doğan çocukların beşikkertme edilmesi, Dede Korkut’ta Baybüre ile Baybican’ın  Bayındır Han köşkünde söz kesmelerini hatırlatmaktadır. Alpamış’ı zindandan kurtaran Kalmuk Şahı’nın kızıdır. Bamsı Beyrek’i de Bayburt hisarından, beyin kızı kurtarır.

Alpamış’ın atı Bay Çobar ile Beyrek’in atı Bengi Boz’ın özellikleri de aynılık taşımaktadır. Beyrek’in babası Baybüre, oğlunu kaybetmenin verdiği üzüntüden dolayı gözlerini; Alpamış destanında  da Baybörü malını mülkünü, olanca varlığını kaybeder (Gökyay, 1976; 133-158).  Ayrıca, nişanlısı için gurbete giden Alpamış’ın orada  yaptığı kahramanlıklar, pehlivanlarla karşılaşıp onları yenmesi ve kızla evlenme hakkını elde etmesi, Kalmuk şahının onun arkasından kuvvet göndermesi hadisesi  Kanlı Kocaoğlu Kanturalı Boyu’ndaki hadise ile benzerlik göstermektedir. Kanturalı, Trabzon’da boğa, arslan ve deveyi mağlup eder ve Selcen Hatun’u alır. Kızını Kanturalı’ya verdiğine pişman olan Tekür, içleri kara donlu, dıştan gök demirli altı yüz kâfiri onların arkasından gönderir. Diğer taraftan destanın başında gördüğümüz çocuksuz iki beyin düğünde aşağılanması motifi bizlere “Boğaç Han” hikâyesindeki Dirse Han’a yapılanları hatırlatmaktadır.  

Bunun yanında Kalmuk ülkesinde Kongratların ve Alpamış’ın başına gelen hadiselere benzer hadiseleri Dede Korkut’ta  pek bulamıyoruz. Alpamış destanında iki kardeşin geçimsizliği ve birbirine düşman oluşuna karşılık Dede Korkut’ta kardeşler arasında  sevgi ve hürmetin esas olduğu görülür.

Bir rivayete göre Alpamış (Bay Böyrek), Oğuz’un Ay Han’dan torunudur. Rivayet şöyledir:

“Ay Han’ın oğlu olmazdı, Bunun için de çok üzüntülü idi. Birgün yanına veziri Balçık Han geliyor. Ay Han’a, seyahat tavsiye ediyor. İkisi yola çıkıyor. Bir yerde  Hızır  ile karşılaşıyorlar. Hızır onlara iki elma vererek kayboluyor. Elmanın birisini Ay Han, diğerini de karısı yiyor. Nihayet bir çocukları oluyor Adına da Bay Böyrek diyorlar (Uraz, 1967; 239-240).

Alpamış’taki konular,  Homeros’un Odysseus’sindeki konularla kısmen benzerlik göstermektedir. Bunları sırasıyla şöyle gösterebiliriz: Odysseus, ülkesinden ayrı kaldıktan sonra gemisi batar,  bütün arkadaşları ölür, kendisi zor-güç  Atlas (gökkubbeyi omuzlarında taşıyan dev)’ın kızı  Kalypso ‘nun yaşadığı  Ogygia adasına çıkar. Kalypso, Odysseus’e âşık olur ve onu yedi yıl yanında alıkor. Odysseus, ülkesinde bulunmadığı yıllarda yakın adaların beyleri ve kralların çocukları sarayına yerleşir, hanımı Penelopei ‘ye göz korlar. Penelopeia, yirmi yıl kocasının yolunu gözler ve kendisiyle evlenmek isteyenleri oyalar. Taliplerin baskıları artınca Penelopeia, kim, Odysseus’un yayını gerip de on iki halkanın içinden  bir ok geçirirse onunla evlenebileceğini söyler. Bu sırada dilenci kılığında Odysseus düğün evine gelir, ok atanların arasına karışır. Sadace kendisinin gerebildiği yayla boşuna uğraşan rakiplerinin elinden yayı alıp, oku halkalardan geçirir. Daha sonra rakiplerini tek tek öldürür ve oradakilere kendisini tanıtır.

Destandaki kahramanlar arasında da benzerlik vardır. Alpamış-Odisseus, Barçın-Penelopeia, Yadigar-Telemakhos, Kultay- Yevme, Baybörü-Laertes (Homeros, 1971).

Bu kadar coğrafyaya yayılmış olması, taşıdığı motif zenginliği ve diğer destanlara olan etkisi, Alpamış destanının ne kadar önemli bir destan olduğunun en bariz örneğidir. 

Dr. Doğan KAYA

1995 Dünya Hoşgörü-Manas-Abay Yılı VII. Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri ve Türk Dünyası Kültür Kurultayı Bildirileri, Kırıkkale 9-11. 6. 1995, 87-93. 2

 

 NOT: Destanın aslı tam metin (pdf) olarak verilmiştir:

h_b_paksoy_alpamis_destani.pdf

 

Kaynakça: 

ATEŞ, Ahmet, (1954, 1955) “Türk Halk Hikâyelerinde İbn Sina”, Türkiyat Mecmuası, C. XI, XII, İstanbul. 9

ERGUN, Metin, (1997), Alıp Manaş, Konya.

GÖKYAY, Orhan Şaik, (1976), Dede Korkut Hikâyeleri, İstanbul.

HALİLOV, Penah (1994), Türk Halglarının ve Şergi Slavyanların Edebiyatı, Bakı, s. 143-147.

HOMEROS, (1971), Odisseia (Çev. Ahmet Cevat Emre), İstanbul. 

KURGAN, Şükrü (1943), İzahlı Eski Metinler Antolojisi, Ankara s. 73-76.

ORKUN, Hüseyin Namık (1940),  Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası, İstanbul 

SEN GUPTA, Suresh Chandra (1983), (Çev. Çiğdem YILDIRIM), “Bir Orta-Asya Özbek Türk Destanı: Alpamış Menşei ve Versiyonları”, Türk Folkloru Araştırmaları 1982, Ankara, s. 177-189.

URAZ, Murat (1967), Türk Mitolojisi, İstanbul, s. 239-240.

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap