15) AVUSTRALYA, GELİBOLU YARIMADASI’NI İSTİYOR.

Yayin Tarihi 3 Ocak, 2008 
Kategori ÇANAKKALE, KATEGORİLENMEMİŞ

 

 

 

Gündemden Düşmeyen Bir Konu:

Avustralya Gelibolu Yarımadası’nı İstiyor

 

“Anzak” sözcüğünün manası nedir; hiç düşündünüz mü?

Mutlaka biliyorsunuzdur ama biz yine de yazalım; İngilizceden dilimize geçmiş olan “Anzac” sözcüğünün okunuşudur.

ANZAC ise, “Australian and New Zealand Army Corps” yani Avustralya ve Yeni Zelanda Askeri Birlikleri’nin (Kolordu) İngilizce olarak kısaltılmış halidir. Bu kolordunun Askerlerine de “Anzak” denilmektedir.

Malum, bu askeri birlikler Birinci Dünya Savaşı’nda ecdadımıza karşı savaştılar. Çanakkale Savaşı’nda bu sebeple 250 bin Mehmetçik şehit oldu. Gelibolu’ya çıkarma yapan “haçlı ordusu”nun askerleri olan anzaklardan ölenler de Gelibolu yarımadasına gömüldü ve mezarlıkları mevcuttur.

Bu noktada aklımıza hemen şu soru gelebilir: “Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar Çanakkale’de ölen askerlerinin cesetlerini neden ülkelerine götürmediler? İnsan atasının cesedini gurbet ellerde bırakır mı? Bunların yakınları, akrabaları yok mu?”

Elbette binlerce cesedin o an için ülkelerine nakledilmesi zor olabilirdi…

Ama birkaç yıl veya 5-10 sene sonra toprak altında kemikten ibaret olan ölülerini ülkelerine taşıyabilirlerdi…

Gelibolu’da yatan atalarının mezar taşlarını tek tek numaralandırabilirlerdi…

Numaralandırılan mezar taşları tek tek sökülebilirdi…

Mezarları kazılabilirdi…

Çıkan kafatası ve kemikler, mezar taşları ile aynı numarayı taşıyan torbalara konulabilirdi…

Mezar taşları ve kemik dolu torbalar gemi ile Avustralya ve Yeni Zelanda’ya götürülebilirdi…

Kendi ülkelerinde uygun görecekleri bir alana tekrar defnedilebilirdi…

Üzerine taşları tekrar dikilebilirdi…

Taşların üzerine veya mezarlık girişine ise, From now on, You are at your home… Rest in Peace.” (Artık vatanınızdasınız… Huzur içinde yatın.) yazılabilirdi…

Bu, atalarının ruhlarına karşı daha saygılı bir davranış olurdu…

Nedense yapmadılar. Paraya ve her türlü teknik donanıma sahip, bir çok işi yapmaya muktedir ülkeler atalarının kemiklerini yad ellerde bırakarak sızlattılar!

Sizce bu bir ihmal miydi; yoksa tembellik mi?

Avustralyalı ve Yeni Zelandalının aklından ne geçtiğini veya ne yapmak istediğini nasıl bilebilirsiniz ki (?).

Zaten o yıllarda Avustralya ve Yeni Zelanda İngiliz bölge valisi tarafından yönetilmekteydi; yani İngiliz kolonisiydi…

O halde bu iki Okyanusya ülkesini bırakalım bir tarafa; biz bakalım İngiltere’ye…

Zira burada, “esas oğlan” İngiliz!

Sizce, tembellik veya ihmal gibi görünen bu durum İngiliz’in ileriye yönelik bir planı mıydı?

İnceleyip görmek lazım !..

Ve inceleyebilmemiz için bir soru daha sormamız lazım: “21 Kasım 1922 ila 24 Temmuz 1923 tarihleri arasında yapılan Lozan Konferansı’nda, Gelibolu’daki şehitliklerimiz ve Anzak mezarları ile ilgili olarak hangi kararlar alındı?”

Yapılan görüşmelerde İngiltere’nin Gelibolu yarımadası ile ilgili ısrarlı talepleri olmuştur. “İngiltere heyeti başkanı Lord Curzon” çıkartma yaptıkları Gelibolu’daki 436 hektar’lık alanı alenen talep edince, İsmet İnönü bu konuda ısrar edilmesi halinde Türk heyetinin görüşmelerden çekileceğini ifade etmiştir. Türkiye’nin bu tavrı karşısında İngiliz heyeti talebinden vazgeçmiştir.

Pekala, İngiltere talebinden gerçekten vazgeçti mi, yoksa vazgeçmiş gibi mi göründü?

Konuya açıklık getirebilmek amacıyla Gelibolu hakkında Lozan’da alınan kararlara göz atmakta fayda var!..

Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Gelibolu yarımadası ile ilgili olarak Lozan Konferansı’nda alınan kararları “Nutuk” adlı eserinde şöyle nakleder;”Gelibolu yarımadasıyla Kumbağı, Bakla Burnu çizgisinin güneydoğusu; Çanakkale bölgesinde kıyıdan yirmi kilometrelik bir yer ve Boğaziçi’nin iki yakasında kıyıdan on beş kilometrelik birer bölge ve Marmara’da da İmralı adasından başka adalar ile Bozcaada ve Gökçeada askerden arındırılacaktır. Hiçbir yerde İtilaf devletlerinin kuvvetleri kalmayacaktır.”[1]

Lozan Antlaşması’nın 128. maddesinde ise Gelibolu yarımadasındaki Şehitlerimiz ve İtilaf Kuvvetleri’nin ölüleri ile ilgili olarak şu hüküm yer almaktadır: ”Türk Hükümeti, İngiliz İmparatorluğu, Fransız ve İtalya Hükümetlerine karşı, kendi ülkesinde, bunların, savaş alanında can vermiş ya da yaralanmış, kaza ve hastalık yüzünden ölmüş askerleri ve denizcileriyle, tutsakken ölen askerlere veya göz altındayken ölen sivillere ait mezarları, mezarlıkları, kemiklikleri ve onları anmak için dikilmiş anıtları kapsayan toprak parçalarını (arsaları) bu hükümetlerin kullanımına ayrı ayrı ve sürekli olarak bırakmayı yükümlenir. Bunun gibi, Türk Hükümeti, 130. maddede öngörülen Komisyonlara, bir araya toplama mezarlıkları (cimetiéres de groupement), kemiklikler kurmak ya da anıtlar dikmek için ileride gerekli görülecek toprak parçalarını da, sözü geçen bu hükümetlerin kullanımına bırakacaktır. Türk Hükümeti, bundan başka, söz konusu mezarlara, mezarlıklara, kemikliklere ve anıtlara giriş serbestliği tanımayı ve gerekirse, buralarda cadde ve yollar yapılmasına izin vermeyi yükümlenir. Yunan Hükümeti de, kendi ülkesine ilişkin olarak, aynı yükümleri kabul eder.”[6]

Gerek Lord Curzon’un Lozan Konferansı’nda Gelibolu hakkındaki ısrarlı taleplerinden, gerek 128. maddenin hükümlerinden anlaşılıyor ki; o dönemde İngiliz Milletler Cemiyeti’ne bağlı Avustralya ve Yeni Zelanda’nın, ne hemen savaş sonrasında, ne de savaştan birkaç yıl sonra askerlerinin cesetlerini anavatanlarına taşımak gibi bir düşüncesi asla olmamıştır. Aksine, Lord Curzon’un talebi göz önüne alınarak 128. madde incelendiğinde, Gelibolu’yu konu alan madde hükümlerinin çok sıkı bir pazarlık sonucunda ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Tüm bu bilgilerden ve açıklamalardan yola çıkacak olursak; İngiltere’nin talebinin“Öncelikle Gelibolu’yu bize verin, şayet vermemek için direnecek olursanız o zaman biz de ölülerimizi Gelibolu’da bırakacağız… Bu defa da ölülerimizin mezar yerleri ve mezarlıklarının durumu konusunda pazarlık ederiz…” şeklinde olduğu açıktır.

Böylece, yazımızın başındaki Nedense yapmadılar…” diye hayretle karşıladığımız soruya az da olsa (!) açıklık getirmiş oluyoruz.

Gelelim günümüze, yani yirmi birinci yüzyıla…

2004 yılının başlarında Avustralya, 409 hektarlık “Anafartalar Sahili”ninAvustralya kültürel mirası ilan edilmesi yönündeki talebini Dışişleri Bakanlığımıza iletti. ”On binlerce yeni turist gelecek…” düşüncesiyle bazı bürokratlar da bu teklifi bayram havasında karşıladılar. Ancak bu talep, Dışişleri Bakanlığı’nda konunun görüşüldüğü bir toplantıda, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan yetkililerin uyarılarıyla son anda engellenerek geri çevrildi [6],[7].

Gelibolu, Avustralya kültürel mirası olarak ilan edilseydi on binlerce turist gelir miydi?

Biz Türkler nasıl tarihimizi okullarımızda anlatıyor veya anlatmaya çalışıyorsak, Avustralya ve Yeni Zelandalılar da mutlaka okullarında Çanakkale’yi öğretiyorlardır. Yani her lise mezunu Avustralyalı veya Yeni Zelandalı Çanakkale’yi biliyordur. O halde neden şimdi on binlerce turist gelmiyor?

“On binlerce Anzak torunu İngiliz asıllı turist” Çanakkale’yi ziyaret etmek için Gelibolu’nun Avustralya kültürel mirası olarak ilan edilmesini mi bekliyor?

Hayatta olan ana babasını huzurevine yatırıp ne kadar sıklıkla ziyaret ettiği dahi bilinmeyen Anzakların torunları, kendi vatanları için savaşmamış ve ne için savaştığını bile bilmeden ölen üç dört kuşak önceki atasının mezarını ta 20 bin kilometre öteden 24 saat süren okyanus aşırı yorucu uçak yolculukları ile niçin ziyarete gelsinler?

Sizce bu mantıklı mı?

Peki ya ”Avustralya Kültürel Mirası” kavramı ne anlam ifade ediyor?

Avustralya devleti neden Gelibolu’yu Avustralya kültürel mirası kapsamına almak istiyor?

Bu sorulara cevap verebilmek için de Avustralya Hükümeti’nin ”Ulusal Miras İlan Edilmesine İlişkin 2003 Tarih, 88 Sayılı Çevre ve Miras Mevzuatı”nın “Ulusal Miras Alanlarının İlan Edilmesi” başlıklı 34BA maddesine bakmak gerekir. İlgili maddede,“Miras ilan edilen yerlerin içinde meydana gelen olaylara Avustralya mahkemelerinin bakması” öngörülmektedir [6].

Yani bu maddenin açık olarak ifade ediliş şekli; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde “Gelibolu Yarımadası” üzerinde bir bölge, adli anlamda Avustralya Devleti’nin kontrolünde olacak, o bölgede vuku bulabilecek adli vakalara Avustralya Devleti’nin hakimleri bakacak…

Haliyle de “Anafartalar Sahili”, Avustralya’nın kontrolünde özerk bir bölge olacak !

Şaşmamak mümkün mü?

250 bin Mehmetçik Çanakkale’de ne uğrunda bedenini, ruhunu siper etti?

Dile kolay; 250 bin ana kuzusu !

İmkansızlıklar sebebiyle çoğu, üzerine giyecek askeri üniforma bile bulamayan ve gündelik kıyafetleriyle çarpışan 250 bin “Can”!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “250 bin adet istikbali”, Gelibolu yarımadası Avustralya Kültürel Mirası ilan edilsin diye mi şehit oldu?

Neden büyük ninem dul, dedem yetim kaldı?

“Eski koloni” devlet millet oldu, şimdi de kendisine “mukaddes vatan toprağı”nda koloni arıyor!

Buna şaşırmamak, hayretle karşılamamak mümkün mü?

Aslında şaşırabileceğimiz o kadar çok şey var ki…

Bir örnek!

25 Nisan 2005 tarihinde de Gelibolu’da “Yirmi Beş Nisan Anzak Günü” törenleri düzenlendi. 26 Nisan 2005 tarihinde basın organlarının bir kısmı 20 bin, bir kısmı da 30 bin [3] Avustralyalı ve Yeni Zelandalının Gelibolu’da düzenlenen törenlere katıldığı haberini duyurdu.

Şüphesiz basın yayın organları tören alanlarına gönderdikleri muhabirlerin verdiği bilgiyi yayınlıyorlardı. Yani bir yanılgı varsa bu basın kuruluşunun değil, muhabirin yanılgısıydı…

O yıl ben de üyesi olduğum Türk Büro-Sen’in web sitesinde haftalık yazılar yazıyordum.

Adını zikretmiş olduğum sitede Gelibolu ile ilgili yazı yazdım ve “törene katılan 20 ila 30 bin Avustralyalı” hakkındaki haber ile ilgili olarak şu soruları sordum.

Aynen aktarıyorum: “Kimi haber kaynaklarına göre 20 bin, kimi haber kaynaklarına göre de 30 bin Avustralyalı ve Yeni Zelandalı Gelibolu’daki “Yirmi Beş Nisan Anzak Günü törenlerine katılmış. Bu sayısal değerleri haber kaynaklarından öğrendiğimiz gibi dost ve akrabalardan da duyduk. Bu sebeple 20 bin veya 30 bin sayısının yalan veya yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Lakin biz yine de bu rakamlarla ilgili olarak biraz kafa yoralım.

Ortalama 25 bin Avustralya ve Yeni Zelanda vatandaşından bahsediliyor.

Törendeki kalabalığı oluşturan bu insanların tamamının Avustralya ve Yeni Zelanda vatandaşı olduklarını kim nereden, nasıl biliyor; herkesi tek tek pasaport kontrolüne mi tabi tuttular?

Törenlere yaklaşık olarak 25 bin Avustralya ve Yeni Zelanda vatandaşı katıldı ise; 25 bin kişinin kaç tane “okyanus aşırı uçan büyük yolcu uçağı” ile Türkiye’ye gelmiş olabileceğini hesapladınız mı? En az 60 adet jet uçağı demektir…

Türkiye’ye bir haftada Okyanusya’dan 60 adet uçak geldi mi?

25 bin kişi kaç tane “okyanus geçen büyük yolcu gemisi” ile taşınabilir? En az 12 adet…

İstanbul’a veya Çanakkale’ye bir haftada bu kadar gemi Okyanusya’dan geldi mi?

Gemi veya uçakla İstanbul’a gelseler, bu kadar insan kaç tane tur otobüsüyle Çanakkale’ye taşınabilir? En az 500 adet tur otobüsü demektir…

Bu otobüsler tören alanı veya alanları yakınında kaç kilometrelik konvoy oluşturabilir? En az 7 kilometrelik konvoy oluşturur…

Anılan tarihte, Gelibolu’da böyle bir otobüs konvoyu gören var mı?

Gerçekten 20 bin veya 30 bin Avustralya ve Yeni Zelanda vatandaşı 25 Nisan 2005 tarihinde Gelibolu’da düzenlenen Yirmi Beş Nisan Anzak Günü törenine katıldı mı; yoksa bu bir yanılgı mı?”

Elbette bu bir yanılgıydı!

Belli ki muhabirler, merakı nedeniyle törenlere katılan Türk Vatandaşlarını da Anzak torunu zannetmişlerdi.

Bir gazetecinin böyle hataya düşmemesi gerekirdi!

Gerçekte törene katılan Anzak torunu 5 bin civarındaydı ve geriye kalanlar ise Türklerdi…

Nitekim 2005 yılının Mart ayında “Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Başkanı Başaran ULUSOY” bir gazeteye verdiği demeçte, “Her yıl Çanakkale’ye 10 bin Anzak geliyor…” [11] diyordu. Yani Sayın ULUSOY’a göre, bir yıl boyunca Çanakkale’yi ziyaret eden Avustralyalı ve Yeni Zelandalının tamamı yaklaşık 10 bin kişi civarındaydı…

10 bin kişi bir yıl boyunca Türkiye’de kalmayacağına göre törenlere katılan Anzak torunu yaklaşık olarak 5 bin kişidir.

Zira bu yıl düzenlenen “Yirmi Beş Nisan Anzak Günü” ile ilgili olarak, bir gazete törenlere 5 bin Anzak’ın (Avustralyalı ve Yeni Zelandalı demek istiyor) katıldığını yazıyordu…[9]

Bazı gazeteler ise 10 bin Anzak torununun katıldığı [4],[5],[8] hususunda ısrar ediyordu.

Özetle bir yıl içinde Çanakkale’ye gelen Avustralyalı ve Yeni Zelandalı sayısı azami 10 bin kişi civarındadır.

Ve garip olan bir diğer husus da; Ankara’da Büyükelçiliği, Çanakkale’ye birkaç saat uzaklıkta yani İstanbul’da bir konsolosluğu olmasına rağmen sırf yılda 10 bin Avustralyalı gelecek diye Avustralya’nın Çanakkale’ye bir tane daha konsolosluk açmasıdır.

Olayı batılı gözüyle, batılı mantığıyla değerlendirdiğinizde bu çok enteresan ve bir o kadar da lüzumsuz bir davranış olarak görünebilir.

Zira batılı toplumlar, ekonomi biliminin her türlü kaidesi genlerine nüfuz etmiş, mühendislik disiplinine haiz toplumlardır.

Yani bir koyup, beş almak isterler; yoksa beş kuruş para harcamazlar. Bir harcama yapıyorsa mutlaka kar beklentisi vardır.

Evet, Mart 2006’da Avustralya Çanakkale’de konsolosluk açtı…

Bir yıl içinde 10 bin vatandaşınız gidecek diye size göre dünyanın öbür ucundaki bir kente konsolos ve personel atayacaksınız, bir bina kiralayacaksınız veya tarihi bir binayı satın alıp restore ettireceksiniz. Lojman kiralayacaksınız veya satın alacaksınız. Personel maaşı, konsolosluk hizmet binası ve lojman giderleri vs.

Tüm bu masraflar ne için?

Bir yılda gelecek hepi topu 10 bin Avustralya vatandaşı için mi?

Ya da bizler Anzak Günü, Şafak Ayini deyip 10 binlerce turist beklerken “kuzu postuna bürünmüş kurt misali”, Anzak torunu kılığına girmiş İngiliz tekrar Çanakkale’ye yanaşıyor olmasın?

Avustralya her ne kadar “özgür ve bağımsız bir ülke” (!) olsa da, sonuçta İngiliz asıllı “Avustralya Genel Valisi”nin denetiminde olduğunu unutmamak lazım.

Avustralya eşittir İngiltere!

Yeni Zelanda eşittir yine İngiltere!

KAYNAKLAR

[1] ATATÜRK, M.,K.: ”SÖYLEV (NUTUK)”, CİLT II, TÜRK DİL KURUMU YAYINLARI: 220/2, TÜRK TARİH KURUMU BASIMEVİ, 1981 ANKARA.

[2] ÇÖMEZ, T.: “ŞER KOALİSYONUNU SARSACAK SÖZLER”, MİLLİ GAZETE, 07 KASIM 2005 İSTANBUL.

[3] ERGÜN, E.: “ATALARINI ÇANAKKALE TÜRKÜSÜYLE ANDILAR”, GÜNCEL, MİLLİYET GAZETESİ, 26 NİSAN 2005 İSTANBUL.

[4] GEZEN, B.: “ŞAFAK AYİNİ’NDE 10 BİN ANZAK”, YAŞAM, MİLLİYET GAZETESİ, 26 NİSAN 2007 İSTANBUL.

[5] HACISALİHOĞLU, Z.: “10 BİN ANZAK ŞAFAK AYİNİ’NDE BULUŞTU”, GÜNCEL, AKŞAM GAZETESİ, 26 NİSAN 2006 İSTANBUL.

[6] UĞUR, F.:”ANZAKLAR TOPRAK PEŞİNDE; GELİBOLU’DA DİPLOMASİ SAVAŞI”, AKSİYON HAFTALIK HABER DERGİSİ, SAYI: 568, 24 EKİM 2005 İSTANBUL.

[7] UĞUR, F.:”GELİBOLU HABERİ MECLİS GÜNDEMİNDE”, AKSİYON HAFTALIK HABER DERGİSİ, SAYI: 570, 7 KASIM 2005 İSTANBUL.

[8] “ANZAKLAR ŞAFAK AYİNİNDE”, RADİKAL GAZETESİ, 26 NİSAN 2007 İSTANBUL.

[9] “ANZAKLARDAN ŞAFAK AYİNİ”, ZAMAN GAZETESİ, 26 NİSAN 2007 İSTANBUL.

[10] “AVUSTRALYA ÇANAKKALE’DE KONSOLOSLUK AÇTI”, DÜNYA GAZETESİ, 20 MART 2006 İSTANBUL.

[11] “10 BİN ANZAK, BİN TÜRK BÖYLE İÇ TURİZM OLMAZ”, EKONOMİ SERVİSİ, MİLLİYET GAZETESİ, 09 MART 2005 İSTANBUL.

ATIL TUNGA GÜVENER

image00118.jpg

 

Yorumlar

“15) AVUSTRALYA, GELİBOLU YARIMADASI’NI İSTİYOR.” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. Avustralya Gelibolu Yarımadası’nı Ä°stiyor : FikirYolu.com yorum tarihi 3 Ocak, 2008 15:12

    […] Malum, bu askeri birlikler Birinci Dünya Savaşı’nda ecdadımıza karşı savaÅŸtılar. Çanakkale Savaşı’nda bu sebeple 250 bin Mehmetçik ÅŸehit oldu. Gelibolu’ya çıkarma yapan “haçlı ordusu”nun askerleri olan anzaklardan ölenler de Gelibolu yarımadasına gömüldü ve mezarlıkları mevcuttur. https://www.yenidenergenekon.com/15-avustralya-gelibolu-yarimadasini-istiyor/ […]

  2. SEHAP AKIN yorum tarihi 3 Ocak, 2008 15:40

    Değerli Kardeşlerim,Atıl Tunga Güvener isimli değerli şahsı maalesef tanımıyorum.Ama ben ortaokul sıralarında Ülkücü davaya gönül vermiş ve 20 yıla yakındır MHP içinde aktif siyasette bulunmuş.Davamızı, dosta düşmana klasik söylemlerin dışında açılımlarla anlatmaya çalışmış.16 yaşından beri siyaset konusunda hertürlü görüşü yansıtan mevcut tüm kitapları (ulaşmadığım istisnalar olabilir)yutmuş ve 32 yıldır bir fiil turizm sektöründe faaliyet gösteren,51 yaşında ve de en önemlisi Türkiye’nin bir zamanlar en tanınmış ve ANZAC anma törenlerine binlerce turist taşımış bir tur operatörü olarak yukarıda ifade edilmiş iddaların ve de bilgilerin bir çoğuna katılmam mümkün değildir.Bu tamamen kasıtlı,yanlı ve de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan kişilerin yorumudur.Her yıl ANZAC törenlerine 10.000 ila 17.000 kişi katılır.Bu dönemleri katlamalı sayılara denk gelen yıllarda daha da fazla katılımı getirir.75.yıl dönümü,90.yıl dönümü ve de önümüzde 100.yıl dönümü var ki,sayıları şimdiden tahmin etmek mümkün değil..Sadece 25 Nisan törenleri için katılım sayısıdır bu veriler.Tüm sezon devam eden ziyaretçi sayıları ile (tamamen Avustralya’lı ve YeniZelanda’lı) bu ziyaretçi sayısı yılda 40.000 kişiyi geçer. Çanakkale’de konsolosluk kurulması çok gerekli ve önemlidir.İsabetli bir karardır. Ve çok yararlı olacaktır.(nedenleri ayrıca açıklanabilir)Toprak talebi yoktur.Özerklik talebi yoktur.Bölge Genel Kurmay başkanlığına Bağlıdır. Törenler ile ilgili protokol 3 yıl önce Başbakanlığa bağlanmıştır.Bölge 6 adet komisyon tarafından idare edilir.Mezarlıkların bakımı onarımı vs..Avustralya,Yenizelanda,İngiltere ve Fransa’nın oluşturduğu tek bir komisyon tarafından temsil edilir..Diğer birimler Türk kurumlarının birimleridir.Bölgede çivi çakmak bile yasaktır.Ben bu bölgenin iyileştirilme projeleri ile bizzat gerek Türsab’ı temsilen gerekse konuyla yakından ilgili bir tur operatörü olarak uzun süre çalıştım. Bu konu çok uzun ve derin bir konudur. 2 kelime ahkam kesmekle konu açıklanamaz,önyargı, eksik ve yanlış bilgi ile komuoyuna böylesine haksızca yönlendirme yapılamaz. Bu konu hakkında sorulacak sorular(gerçekçi olarak),tartışılması gereken detaylar için herzaman sadece milliyetçi Türk’lerden oluşturulan bir heyet ile bu yanlış iddalarda bulunan kişilerin karşısına çıkmaya hazırım.

  3. Silvan GÜNEŞ yorum tarihi 4 Ocak, 2008 00:58

    Bu aydnlatıcı araştıma ve yazınızdan dolayı çok teşekkür ederim……. Bu toprakları kolay kazanmadık, o kadra da kolay veremeyiz. Kolay verenler de ya vicdan yok, ya da gerçekten u toprakların evlatları değiller. Bu kadar muhakemesi zayıf yeteneksiz, basiretsiz, iki yüzlü, etrika bulutu yüklü kara bulutlar naısl oluyorda her devir bu memeleketin başında oluyor ve her gelen başımıza başka renkte başka biçimde başka konuda çoraplar örüyor anlamıyorum. Bu kadar yeteneksizi kaabiliyetsizi nasıl oluyır da br araya getirip başımıza tac ediyoruz/ ettirilyoruz…. Peki neden bunu görebilenler de hep bunları yazan ve birbirine e-posta ata olyor da onlarda biri bir gün tesadüfen de olsa şimdiye kadar (Atatürk’ten) sonra iktidarın başına geçemedi. yeter artı Dilimiz konuşmaktan kemikleşecek. Bunun sayısı gittikçe artıyor. Konuşmaktan, savunmaktan, bu olmsuzluklara isyandan susan babane diyen bir kesim oluşmaya başladı. Millet yıldı/yıldırıldı. Bu kara kalpli hainlere fırsat vermesin tanrım…

Yorum yap