10/9) MANAS’IN DÜĞÜNÜ VE ZEHİRLENMESİ

Yayin Tarihi 5 Mart, 2009 
Kategori TÜRK VE DÜNYA DESTANLARI

MANAS’IN DÜĞÜNÜ VE ZEHİRLENMESİ

“Almambet ile Manas, Tanrı huzurunda hayatta ve ölümde beraber olmak için halkın önünde dost oldunuz. Ananın beyaz sütünü emen kardeş ikiz kardeş oldunuz. Andı bozup birbirinize fenalık düşünürseniz, başınız işte bu çubuk gibi alınsın. Tanrı lanetlesin, Umay Ana belanızı versin!”

Epeydir suskun duran halk bunu tasdik etti:

Kötü niyetliyi yer vursun!

Üstü açık mezar vursun!

Anlaşma sona erip halk dağıldıktan sonra herkes kendi evine giderken Almambet tahsis edilen Ak Otağa yalnız gitti. Bunu gören Manas Almambet’e kız bulmayı düşündü.

İki gün uyumayan Manas sonunda Almambet’e kız bulmadan önce evvel kendisinin evlenmesi gerektiğini düşündü. Manas babası Cakıp’ın sırrını söyledi:

“Baba, yaşım otuzdan aştı. Kayıp hanın kızı Karabörk ele geçtiğinde, Şooruk’un kızı şımarık Akılay hediye olarak geldiğinde çaresiz evlenmiştim. İkisi de doğurmadılar, bana yoldaş olamadılar. Dünürlerinin keyfi iyi değil, tekrar düşmanlık besleyecektir. Örf âdetlere göre beğendiğim bir kızla nişanlanmadım, severek murada ermedim” dedi Manas.

“Söylediğinde haklısın oğlum” dedi Cakıp “oğlu evlendirmek babana farzdır. Nasıl bir kadın istiyorsun? Kimin kızını beğeniyorsun. Gönlündekini söyle.”

“Lakırdı laf söyleyen
Geceli gündüzlü göz oynatan,
Yanında yiğitleri olan
Beyin kızı olmasın.

Hep bilgelik taslayan,
Ne iş yapsa gizleyen,
Pirin kızı olmasın.

Muhafızları yanında,
Şımararak yetişen,
Han kızından olmasın.

Kaymak yiyip evde yatan,
Babamın gözü açıkken,
Gözü mirasta olan,
Gideceğim erkek bey olsun diyen,
Zengin kızı olmasın.

Tabana çatlak, yüzü kalın,
Konuşmasını bilmeyen,
Köle kızından olmasın,

Baba kendin bilirsin,
Şöyle böyle kadınlar,
Beni memnun edemez.

Gösterişli olmayan hoş sözlü,
Nurlu yüzlü, cadı gözlü,
Dik boyunlu, düğme baş,
Kavrayışlı, ciğeri taş,
Kahkülü güzel, uzun saç,
Kocasına iyi davranan,
Halkı için çare bulan,
Tanrıya yalvarıp yaşayan,
Dünya güzeli olsun,
Düşünceli kız olsun”

Manas gönlündeki sırrı şaka yoluyla Cakıp’a anlattı.

“Baba, dostum Almambet’e de kız ara. Beraber evlenip, beraber düğün yapalım” Almambet’in nasıl bir kız istediğini bilmiyorum? Dedi Cakıp bahadıra gülerek.

Almambet yere baktı.

“Baba” dedi Manas. “Bana layık bulduğun kızdan üstün olursa olsun, eksik olmasın!”

Bunu işiten Cakıp Bay yanına yoldaş alıp, iki ata para yükleyip, Manas ile Almambet’e kız aramak için atlanıp yola koyuldu.

Cakıp Bay iki oğlumu evlendirip babalık farzımı yerine getireyim, uzaklara gidip kız aramalı demesinler diye Çarcuy ve Fergana’dan başlayıp Semerkand, Taşkent, Buhara’ya kadar dolaşıp kız aradı. Kız arayacağım diye ihtiyarın görmediği kalmadı. Ama gönlünce bir kız bulamadı. Sonunda Tacik yurduna geçerek otuz şehrin hanı Atemir’in Sanirabiyga denen kızını beğenip döndü.

Cakıp büyük Kara-Dağ’daki her yere dağılmış halkına geldi, onlara haber verdi. Manas Büyük Tepe’ye avlanmaya gitmişti, ona haber verdiler. Halk toplandıktan sonra Cakıp acele etmeden başından geçenleri anlatmaya başladı. .

“Han bahçesindeki cıvıl cıvıl gölde gezinip eğlenen kızları, çiçekler arasından gizlice seyredip oğlum Manas’ın söylediği gibi zarif, masum gözlü, uzun kirpikli, ince belli güzel bir kızı beğenmiştin. O Atemir padişahın kızıymış. Sanırabiyga kız sana layıktır, sana akıl verecek, gönlünü avutacak, tutumlu biridir. Onu alırsan yolun açılacak, kaçanlar eline gelecektir. İsrar ve inat ederek babasıyla konuşup onu razı ettim ve kızını istedim, razılığını aldım, küpe taktım. Başlık parası ve nişan duası için otuz gümüş sebikeli mal, altı gümüş sebikeli altın verdim. Yine bir kızı Almambet’e layık gördüm. Beni kaygılandıran bir şey var. Atemir han elden gelmeyecek, bulunmayacak kadar fazla hayvan isteyip şartını koydu” dedi Cakıp.

“Nasıl bir şart?” dedi Manas.

“Ben hayvan sayısından korkmam, ama o hayvanlarda bulunmayan renkli hayvan istiyor. Altmış devenin yarısı dişi, başları siyah, diğer kısımları beyaz olsun, yarısı erkek, baldırı beyaz, diğer kısımları siyah olsun diyor. Beş yüz altın yarısının yüzü siyah, burnunda beneği, alnında beyaz lekesi olsun, ön tarafı beyaz, kuyruğu siyah olsun, elli tanesi alaca, elli tanesi açık kızıl, elli tane kula, yirmi beşi al, doru, kızıl olsun diyor. Elli tane beyaz inek, boğası siyah, elli tane sarala, boğası beyaz, elli tane kızıl öküz, saral öküz olsun diyor. Koyunların bini siyah, bini beyaz olsun diyor. Kırk bin altın sikke para, iki erkek köle olsun diyor, Atemir. Dünürümün söylediği budur. Çin’de bu iş bu kadar değil mi, kız vermemenin çaresi bu diye düşünüyorum?” dedi Cakıp iç çekerek.

“Babacığım, bugün gördüğün yarın yoktur, kızma. Onları başım sağ olursa bulurum,” dedi Manas gülümseyerek. Ben de Büyük Tepe’de uyurken bir rüya gördüm.

Kenarları kırık olan bir ayı tutup yatmışım. Almambet de böyle bir rüya görmüş. Bakay amcaya yordurduk: “Eline gelen ay aldığın yardır, kenarlarının kırık olması çocuk doğurmayacağına işarettir. Sonra dolgunlaşması da eşinin gecikip doğurmasını bildirir” diye yordu.

“O zaman Tanrım verecektir demek” dedi Cakıp Bay. Ak otağın tüneğine bakarak Tanrıya dua edip “Şimdi oğlum Manas, evleneceksen başlık parası hazırla…”

“Cümle Kırgız içinde hısım ve akraba, dost ve arkadaşlar yapacağı yardımı yapar” dedi Manas oturanlara bakarak.

“Hey millet, Manas evlenecekse nasıl elimizdekini esirgeyelim!” dedi Akbalta sakalını sıvazlayarak “Başı siyah olan beyaz deveden yüz tanesini ben vereceğim”.

“Ne kadar dersen hazırım, beyaz başlı siyah deveden yüz tanesini ben bulacağım” dedi Berdike.

Kökötöy at vereceğini, Alımbek inek vereceğini, Oşpur koyun vereceğini bildirdiler.

Ak otağda oturanlar taş koymak suretiyle saydılar, on iki taifa Kırgızdan altı yüz on dörtkişi vardı, hiç biri boş kalmadan Manas ile Almambet’e yapacağı yardımı bildirdi, sonunda Atemir’in söylediğinden üç kat fazla hayvan bulundu.

Dünürbaşı olarak seçilen danışman Bakay mavi vaşaklı kalpağını giyip, gök ala kalkanını eline aldı, dünürlük işleriyle telaşlanıp altı gün uyumadı. Yedinci gen, Altay’dan göç ederken hayvanbaşı olup, Ala-Dağ’a yol başlayan kula kısrağını iyi dilek için önüne alıp, başına at başı kadar beyaz bula bağlayıp, arkasından hayvanları sürdü.

Kırgızlar sıbızgı (çalgı) çalıp, şarkı söyleyerek debdebeyle Atemir hanın şehrine Kanıkey’i almak için yola koyuldular.

Damat olacak Manas on iki bin seçkin bahadırı yanına aldı. Dünürevine doğru yola koyulan kalabalık kafilenin başından ayağına göz ulaşmıyordu. Aksakallılardan şoy, Kırgıl, Acıbay’ın başladığı büyük dünürler, Çıyırda hanımın başladığı yaşlı kadın akrabalar, seçkin bahadırlar, baba oğulun arkadaşları, kopuzcu, zurnacılar olmak üzere kırk kişi gidiyordu. Deveci Dörbön önünde üç yüz deve sürdü, atçı Salamar üç bin atı sürdü, inekçi Deldeş dokuz yüz ineği idare etti, koyuncu Kongurat otuz bin koyunu sürdü. Hüda göstermesin ki, göğe yükselen tozdan ve dumandan yol gözükmüyordu, gökte yıldızlar görünmüyordu. Yolda sıra sıra olan hayvanlar birbirine karıştı, dağ, ormanlardaki yırtıcılar, kurt, ayı, pars kaplanlar da sürüye karıştı. Dünürevine doğru yola koyulanlar on üç gün yürüyüp, on iki kapılı keyip-Badan şehrine ulaştılar.

Atemir hanın yiğitleri hana “Şehire düşman geldi.” diye haber verdiler. Şehir halkı korkup askerleri telaşlanırken Manas’ın çoraları geldiler.

Atemir han şehiri kaplayarak gelen halkı, hayvanları gördüğünde şaşkınlık göstermedi. Düğün umuduyla gelen halkı âdet gereği de saygı selamla karşılamadı ya da gelen hayvanları tutup almadı, altmış bir Keyipli şaşakaldı.

Atemir han aklını başına topladı, şarkıcılardan şarkısını dinleyip, dünürü olan Kırgızların aklı selim ihtiyarlarını karargahına davet edip ağırlayarak örf ve âdetlere göre hürmet göstermeye başladı.

Damat olarak geldiği ilk gün çadırdaki Er Manas’ın yanına Atemir’in adamları çekinip giremedi. İkinci gün de Manas’la kimse ilgilenmedi.

Gece olunca bahadır sinirlenmeye başladı. Ak-kulasını çekti yanına Acıbay’ı alıp arzuladığı kızı görmeye gitmek istiyordu. Atemir’in övülen kızının aklındakini öğrenmeye, güzelliğini görmeye niyetlendi.

Bahadır Manas, yetmiş kabilenin dilini bilen Acıbay’la beraber geniş kaleye bir çaresini bulup girdi. Hanın güzel gölünü dolaşıp Altın saraydaki Melike kızın karargahına ulaştı.

Acıbay kapıya bakan yedi kadın cariyeyi parayla kandırıp, Manas’ı Sanirabiyga’nın bulunduğu odaya soktu.

Manas, han olduğundan beri kadınların böyle zarifini görmemişti. Şu dünyanın haline bakın, güzel Sanirabiyga tam buluğ çağında idi. Sofada otuz altın lamba yakılıp, ev gündüz gibi aydınlatılmıştı.

Altın perdelerin arkasında altın taht üzerinde sakin yatan Sanirabiyga’ya Er Manas dikilip baktı. Manas’ın kalbi teke derisinden yapılan büyük tuluma doldurulan kımızın çalkalanması gibi küt küt çarpıp vücudunu titretiyordu.

Sanırabiyga Manas’tan ürküp perdesini çekti. Lambayı alarak yabancı adamın yüzüne baktı ki, iki gözü ateş gibi yanıyor, karşısında değişik yüzlü, dağ gibi kocaman, heybetli bir kişi duruyordu.

“Erkek yiğidin bakışından ürkme güzel” dedi Er Manas.

“Kapımın sögesinde siyah at gibi duran, perdeme elini uzatan kim o?” dedi kız sinirlenerek.

“Kız arayan bahadır benim. Kızın ziyaretine geldik güzelim.”

“Dışarıda kız mı kalmamış? Alacağı kızı bilmeyen nasıl şeysin sen? Yakalanmadan defol!”

“Babanıza hayvan, altın, gümüş verip sizi almaya gelen Manas benim. Han karargahının muhkem kapısını açıp, bekçi kızları korkutup aşagelen Manas benim.

Sanırabiyga kızın adını işitip, karargahına girip mis gibi kokan perdesini açan Manas benim.” “Kızı alacağım diye tahkir edip korkutma! Kız korkutan yiğit değildir, kız alacaksan usulüyle, liyakatıyla al. Kalın ile al. Hükümdarlık, mevki ve servetinle fazla övünme bahadır” dedi kız.

“Adım Manas olduktan sonra, kendim bahadır olduktan sonra neden korkayım. Devlet ve zenginlik elimdedir, istediğimi alırım, dediğmi yaparım, karşı koyarsan göreceğini gösteririm. Benim olacaksın,” dedi Manas cesaretlenip kahrolarak.

“Manas denen sen isen, ben de Sanırabiyga’yım. Adın Manas olduğu için mi halkın sana eğilmesi lazım? Yeryüzündeki kızların ayağına uzanıp yatması mı lazım? Manaslar çoktur. Uşağımın adı da Manas, çobanımın adı da Manas, hizmetçimin adı da Manas. Babamın evini pisletmeden canlıyken buradan çık git! Şimdi gitmezsen ecelin gelir!” dedi han kızı, hançerini eline alıp öfkeyle Manas’ın üzerine yürüyerek.

Bahadır Manas kızın eline engellerken fırlayan hançer bileğini çizip geçti. Sinirlenen Manas Sanırabiyga’yı itti. Sanırabiyga’nın dikkati dağılıp, gözlerinden yaş dökülüp “Başıma geleni görürüm” diye direnip ses çıkarmadı.

Manas başka bir şey söylemeden han karargahından çıkıp askerlerinin yanına vardı.

Kan içmiş gibi hırsı tutan Manas, ordusundaki davulları aniden çaldırdı. Kalenin iki başına savaşa çağıran davul sesi hemen ulaştı. Davulun ardı ardına çalındığını duyduğunda dünürlüğe gelen Kırgızlar yiyeceklerini ve içeceklerini bırakıp, evlerden, sokaklardan, köşelerden çıkıp şehir civarındaki Manas’ın ordusuna dalga dalga yığıldılar.

Kalabalık ordu atlandı. Yaylara ok yerleştirildi. Mızraklar uzatılıp savaşa hazırlanılarak şehire gözdağı verildi.

Cakıp Bay ile Kökötöy yaygara edip sıra sıra olan bahadırların önünü engellediler.

“Dünüre iyi niyetle gelip, kız yerine karargahını basmak hangi atanın adetinde vardır? Durun! Atlarınızı geri çevirin!” Cakıp Bay Manas’a söz dinletemeyip çoralarına bağırdı.

“Oğlum Manas, kocadığımda senin dostluğunu, alacağın kızı, görelim diye gelip mızrağın ucunu, kılıcın tığını nasıl kana boyayıp gidelim? Sinirlerine hakim ol! Aklını başına topla!” dedi İhtiyar Kökötöy Manas’a öğüt vererek.

Bu sırada kazan kadar sarık saran Atemir Han altmış atı hediye alıp kapıdan çıkageldi.

“Hürmetli üstat Kökötöy han, Aziz Bakay Han dünürlerimin sözüne gelelim!” Atemir Han başını eğerek ellerini göğsüne alıp Kökötöy Han ile Cakıp Bay’ın önüne çıktı “kusur bizden geçmişze affediniz dünürlerim! Damadım Manas affetsin! Size atmış at hediye. Başım hediye. Kızı size vereceğim.”

“Atemir hanın sözü yerinde söylenen söz oldu. Kız veren tarafın sözü olumludur. Bahadır Manas’ın düğününe gidelim millet” dedi Kökötöy beyaz sakalını sıvazlayarak. Kalabalık yeniden uğultu yaparak şakalarla eğlencelerle han karargahına doğru yöneldi. Kaledeki sönen mumlar tekrar gökteki yıldızlar gibi yanmaya başladı.

Şimdi Atemir Han damat Manas’a büyük iltifat gösteriyordu. Damat için beyaz ev dikeceğiz diye bahçesinden bir yer seçip almış ustaya bir gecede boz ev kurdurdu, duvarlarını dört halıyla örttürdü.

Karargah odasına kuş tüyünden atlas döşek konulup Manas yalnız bırakıldı. Atemir koşuşturmaktan belalı Manas’ı unutmuştu. İki gün, iki gece yemek yemeyen, kimseyi göremeyen bahadır Manas aklını oynatacak gibi oldu, kahrolarak evde yalnız kaldı. Yanında ne eğlence düzenleyip neşelendirecek kırk yiğidi var, ne de oyun düzenleyip gönlünü açacak kızlar var, şehir içinde gürültü, keman, kopuz, şarkı sesleriyle debdebe sürerken, tek başına kalan Manas sinirlenmesin de ne yapsın?

Manas savaşmaya düşman, dayanmaya dağ arayıp dururken dışarıda kırk çorasının başı Kırgıl gözüktü. Manas ona eziyet etti, Kırgılı söze getiremeyen Er Manas, onu kaldırıp yere vurdu. Bu esnada Serek Çora girmişti, ona da bağırdı.

“Hey, aptallar nerede kaldınız! Nerelerdesiniz? Niye gözükmüyorsunuz?” dedi Manas bağırarak.

Bakay girdikten sonra Manas ancak sustu.

Kimseye konuşma fırsatı vermeyen Serek, Bakay’ı gördükten sonra gücenmiş olmalıdır ki şöyle dedi:

“He, Manas niye kükrüyorsun, biz senin almaya geldiğin kadının mıyız? Kız gelmezse acısını bizden mi çıkaracaksın? Gözünü açsana?” Serek’in sözü Er Manas’ı etkiledi. O Bakay’ın idare ettiği dünür sahipleriyle konuşmadı.

“Ak-kula’yı çek, buraya!” Manas uşağına emretti ve zırhını giymeye başladı “Yiğitler atlanınız!”

“Manas, damat olarak geldin, katliam yapayım deme!” dedi Bakay Manas’a engel olarak.

Kara duman kesilen Manas Bakay’ın sözünü dinlemedi. Kırk çorosı ve askerleriyle atlanarak şehire meydan okudu.

Kırk çoro gafil yatan Kıybas’a baskın yaptı karşısına çıkıp havlayan köpeklerini yayla susturdu, ekmekçilerin tandırlarını harap edip, göze gözüken erkeklerini safdışı etti.

“Atemir han saraydaki kadınlar ve kızların başlarından sürüştürüp gün boyunca Manas’ın yanına kimsenin girmediğini, damadının yalnız kaldığını öğrendi.”

“Lanet olsun, yine damadın kahrına kaldık, O kızmakta haklı” dedi Altemir Han boynunu kısarak, “Şimdi ben hangi yüzümle Manas’a gideyim”.

Atemir’in üzüldüğünü duyan, kırmızı giyinen ay yüzlü on yedi yaşındaki pak Sanırabiyga kız babasının yüzüne baktı. Zarif, hoş tabiatlı güzel Sanırabiyga hem cinslerinden daha çekici idi: kurumuş dallara bakarsa hemen yeşerirdi, kanadı.

Kurumuş kelebeklere dokunursa kelebekler dirilirdi. Kuru yere su serperse çiçek bitip açardı, ipek gibi saçlarını tararsa yıldızlar beyaz kar gibi yağardı, kederlenirse gök tutulup dağı taşı kara bulut örterdi.

Gülyüzlü Sanırabiyga kuşunki gibi sesleriyle kız olduğu halde babasına akıl verirdi.

“Zorda kalsan da başını kaldır babacığım, bana izin ver. Bütün Tacik ve hemşerilerim için kendimi bağışlayayım. Manas’ın yolunu keseyim, ona sözümün doğrusunu söyleyeyim. Ben bir şeyler yapayım, onu savaşı durdurmaya ikna edeyim, alacaksa ebedi yarı olayım.”

Atemir han dertli gönlünü avutan kızına özenle bakıp, zor anda akıl bulduğu için gönlünden razı olup “erkek olsaydı tahtımı verecektim, şimdi hanın y’rı olmaya layık oldu” diye düşündü.

Kız Sanirabiyga kırk kızı yanına alarak ay yüzüyle göz kamaştırarak yola koyuldu. Kızların önünde Sanirabiyga’nın küçük erkek kardaşı Akılbayıs altı beyi peşine alarak bayrak direğine beyaz mendil bağlayıp, altın kocaya özel tatlılar koyup kalabalık halde gelmekte olan Kırgız oldusunun önünü kesti. Beyaz bayrağı ve dizili kızları gören, ordunun önünde yürüyen kulağı delik, gözü keskin Bakay “Durun”, işareti verdikten sonra sallana sallana gelmekte olan askerler atlarını geri çektiler.

Bu sırada ordunun önüne Manas geldi.

Sanırabiyga kız altın elbiseleriyle naz yaparak Manas’ın önüne geldi. Tatlı tatlı gülüp kuş gibi öterek şöyle dedi:

“Bahadır, kızların nazına o kadar darılma! Yarınızın denemesine dayanamadan Tacik halkını suçlamanız nedir. Kavgayı başlatan benim ama dayanamayan siz oldunuz. Kavganın başı benim, ama gaddar siz oldunuz. Sadece kılıcın hanı olmasını değil, akılın da hanı olun. Yarinizi cezalandırın, ama, halka dokunmayın. Yağma edip neye erişecekseniz? Huyunuzu öğreneyim, derken hançerim elinizi çizdi, kabahat benden geçti. Genç başım uğrunuza hediyedir, bahadır. Düğümü efendice çözün, öfkenizi basın, bahadır.”

Sanırabiyga kızın akıllıca söylediği söz ilaç gibi geldi, Bahadır Manas’ın buz gibi olan yüreği eriyip, sakinleşti kıza bir şey söylemeden durakaldı.

“Kabahat bizde, dediğiniz olsun, Bahadır Manas, han kızı Sanırabiyga kardeşimi kara Kırgız hanının nikahına verdik” dedi. Atemir’in kardeşi Abılkasım.

Yağmaya gelen askerlerin önünde Abılkasım beğ şöyle duyurdu:

“Millet! Yol verin, dünürler geliyorlar. Kara Kırgızın hanı Bahadır Manas, Atemir hanın kızı Sanırabiyga’nın ziyaretine geliyor. Adet gereğince Sanırabiyga’yı üç gün sonra göndereceğiz! Düğüne davet ediyoruz! Debdebeye davet ediyoruz!”.

Atemir Han şimdi Tacik halkının âdetleriyle kızın kocaya vermek istedi. Hazinesini açtırdı. Cümbür cemaat sıraya durup ortadan kız ve damada yol açtı. Kızın ve damadın önüne Kırgızların getirdiği üç yüz deveye yüklenen kızıl altın sadaka olarak saçıldı. Bu yetmiyormuş gibi, Atemir hazinedeki yüz bin altını da Allah rızası için saçtı.

Atemir han Manas için su kenarına mahsus bir boz ev diktirdi, evin tüneğini altından yaptırdı, evi halıyla döşetti, kuş tüylerinden yapılan yastık getirtip, atlas, şayı kumaş, ipek yorganda altı yüz adedini tahtına koydu. Nikah hutbesi okutup kız ile damadı eve bıraktı. Beyaz çadırın yanına sırasıyla kırk ev dikildi. Karargahtaki kırk kız her biri birden ata binerek gelip atlarını direğe bağladıktan sonra herkes yerine göre evlerine yerleşti.

“Bahadır Manas alacağı kızı, yatacağı evi buldu. Biz kırk çorası dışarıda mı uyuyalım ha!” Sözde usta olan Serek eğlenceyi başlattı.

Atemir Sanırabiyga kızının kırk hizmetçisini Manas’ın kırk çorasına vermek istedi.

“Sözde usta, kız tavlama yeteneği olan kapıda kalmaz. Kızları kendi iradesine bırakacağım. Kıza yarayan yiğit ev sahibi olacak, bize damat olacaktır” dedi Atemir han.

Böyle bir manzarayı kim görmüştü ki, kırk çoranın davranışına bir bakın. Dünürbaşı olarak gelen Bakay otuz beş yaşında diğer yiğitler onlardan küçüktü. Çoralar bıyıklarını kıvırıp, yakışan elbiselerden giyinip, kemerlerin kuşanıp, hangi kız hangimizi seçer acaba diye kabarıp durdular.

Manas söz söyledi, söylerken de şöyle söyledi :

“Ey bahadırlar, söze geliniz! Kendinizi kızlara seçtireceğinize alana çıkalım, yarışalım, atımız hangi eve giderse, şansımıza hangi kız çıkarsa onu alalım. Güzel bir eğlence düzenleyelim!”.

Manası’ın söylediğini kızlar da kabul ettiler, halk da doğru buldu.

Manas’ın idaresindeki kırk üç bahadır at seçmede zorluk çekti, sonunda yine kendi atlarını tercih ettiler. Epey bir mesafeye vardıktan sonra delikanlılar gibi çığlık atarak atlarını geri çektiler.

Şu eğlenceye bakın. Çığlık atan kırk yiğit münavebe ile tepinip, üstüste kamçı vurup, kendi atını kendi sürüp, birbirine bakmadan atlarına hiç acımadan tozu dumana katarak geliyordu.

Almambet’in Sarala atı önüne çıkıp ilk dikilen Aruuke’nin evine geldi. Bahadır Almambet nasıl bir kıza rastladım acaba diye boz eve girdi, gördü ki, çirkin, zenci gibi perişan bir kara kız oturuyordu. “Eyvah, şanssızlığıma bak, söz birdir, adeti bozmayayım” Almambet gönlünde böyle düşündükten sonra endişeyle evde otura kaldı. Baktı ki, Aruuke dua bilen, büyücü bir kız imiş, Almambet’i denemek için efsun okuyup görünüşünü değiştirmişti.

İkinci olarak, Bahadır Bakay miskin ama güzel kız Naarkül’ün evine Kökçoloğunu bağladı.

Kılavuz Sırgık kökkazığını koşturup, arkasında toz duman bırakıp güzel Siyagül’ün evine ulaştı. Ondan sonra Acıbay Karala atını kabilede benzeri bulunmayan Ulugat kızın evine çevirdi.

Dokuzuncu olarak gelen Çubak Seyilkan kızın evine yerleşti, koşturmaktan konuşacak hali kalmamıştı, kan ter içinde kalmıştı. Yirmi üçüncü olarak gelen Serek Narkızıl atını Talapbübü evine çevirdi. Kırk dördüncü olarak Ak-kula atıyla sallana sallana arslan Manas geldi.

Manas beyaz saraya ulaşınca önüne endamlı şık giyinen dünya güzeli Sanırabiyga çıktı.

“Bahadır atınız süper yürük imiş” Sanırabiyga gülerek vakit geçirmeden Manas’ın atının dizginini tuttu “Baktım ki, beyim sana rastlamışım, atından in bahadır.”

Manas nazlanarak yürüyen Sanırabiyga kızın peşinden hazırlanın Ak Otağa girdi.

Ertesi gün düğün ziyafeti başladı. Sofralar bin türlü yemiş, tatlı, yemek ve şaraplarla doldu.

Düğünden memnun olmayan sadece Almambet idi, “Belalı kara kız nereden çıktı karşıma. Başkalarına güzel kızlar düştü” diye gönlü soğuyup kıza sırt çevirdi.

Aruuke’nin sırrını yalnız Sanırabıyga biliyordu. İğrenç kara kızı yanına çağırıp kulağına fısıldadı:

“Aruuke, Almambet hanı mahçup etme, Hakanın gözde adamıdır. Küçümsenecek biri değil. Çok önemli biri. Gönlüm Manas’ta ise, ona var. O bahadır Manas’tan eksik değil, yoksa Almambet beni alsın!”

Aruuke şöyle dedi:

“Ablacığım, diğer kızlar gibi kısmetime, bahtıma niye Kırgız çıkmıyor? Alnıma yazılmış gibi, o sersem huysuz Çinli nereden çıktı?”

Sanırabiyga kızdı.

“Öyle söyleme Almambet senin suratını görüp cahil zannediyordur. Gözünü aç, avucunda bakır değil, altın var. Farkını bil. Serseri Çinli diye gönlünü üzme! Almambet fazlasıyla güçlü biri!” dedi Sanirabiyga.

“Ablacığım, Aruuke nice yiğitler arasından seçe seçe sonunda Çin’den gelen cahile gitmiş diye halkım benimle alay etmez mi? Namusun için ona varmayacağım!”

Sanirabiyga suratı asık, ruhu sönen Almambet’in yanına vardı.

“Almambet ağabey, yanına gelen kara kızın durumunu anlatayım. O şöyle böyle bir kız değil, felaket bir kızdır. Altı yıldan beri yanımdadır. Kız doğuştan öyle zarif ve güzel ki, benden akılı, hepimizden bakımlıdır. Siyah gözlü, benzi kızıl, kaşı kara, ay yüzlüdür. Gerçeği söylersem, o sizden pek hoşlanmıyor. Bizi zorda bıraktı. Onu kendi haline bırakıp, tatlı sözlerle kendine alıştır, yavaş yavaş düzelir. Yaman kara kızan hoşlandım diye al. Öyle yapmazsan kaybedersin” dedi Sanırabıyga kız. .

Er Almambet söze uyarak Aruuke’ye gitti. Gidip gördü ki Almambet gözlerine inanamadı. Kara kıv evvelkinden de kararıp kazan kurumu gibi olmuştu, görünüşü insanı korkutuyordu.

Almambet toza bulanmış yüzü buz kesilen kızın yanında durmaya dayanamadı. Tekrar Manas’ın yanına vardı.

“Bahadır Manas, o kara kız ışıktan yaratılmışsa da, gökten inmişse de kadınlığa almayacağım. Bir belaya kalmak istemiyorum. Atım kazandı diye o kızı alırsam mutsuz olacağım. Beni küçümseyen kızı peri olsa bile almayacağım.” Almambet ellerini silkerek atına binmeye kalktı.

Sanırabiyga kız bir boyunca uyumadan Aruuken ile konuşmasına rağmen ona söz geçiremedi.

Bunu öğrenen Er Manas çok kızdı.

“Hey, Atemir hanın kabahati bu. Kızları kızım diye, büyücü cadıları kadın diye toplayıp kandırıp kocaya vermesi nedir? Kızları yiğitlerimi sevmiyorsa, buradan gideceğim. Başka yerden bahadırları seven kızlar bulunur. Kadınlara muhtaç değiliz. Onlara kızlarından eksik olmayan kızlarımız var. Damadın yoldaşlarını sevmemesi damadı sevmemesidir. Kızları havalı olan yerin halkını kırıp geçeriz”. Manas Sanırabiyga’yı tersleyerek giyinmeye başladı ve davul çalmaya hazırlandı.

Manas ile Almambet’in öfkelendiğini öğrenen Akbalta ve idaresindeki ihtiyarlar su kenarındaki beyaz çadıra geldiler. Manas’ı araya alarak teskin etmeye çalıştılar.

Atemir Han Sanırabiyga kızın hizmetçileriyle bir süre konuştu.

Aruuke çok akıllı bir kız idi, söz dinlerdi.

“Han başını atlayıp geçen başın nereye varacak. Halka kötülük göstereceğime kendim göreyim. Allahın emrettiği nikahtan kaçıp huzur bulmak mümkün mü” dedi Aruuke Almambet’e varmaya ikna olarak.

Aruuke dikelen evine girip efsun okuyup eski güzel kız haline dönüşmüştü. Şimdi Aruuke’nin güzelliğine yalnız Almambet değil, onu görenler bayıldılar.

Almambet ile mutsuz Aruuke yanyana durdukları zaman düğünün tadı çıkmaya başladı. Usta şarkıcılar Aruuke’nin güzelliğine imrenerek şarkı söylediler.

Taciklerin dansı oynandı, şarkısı söylendi. Manas’ın idaresindeki kırk üç çoraya nikah kıyıldı.

Büyük dünür Çıyırdı Hanım Atemir han ile hatununa döndü.

“Tanrımın nasibettiği padişah han dünürüm, akrabalarım! Kızınıza yakıştırıp ad veren baba anne sizsiniz. Şimdi Sanirabiyga bize gelin oldu. İzin verirseniz, oğlumun düğününde güzelce gelinimize kendi dilimize göre ad verelim ki, iki adı beraber kullanalım. Manas’ın karargahındaki hatun olma şerefine erdiği için “han anne” derecesini gösteren Kanıkey adını verelim.

” Bütün millet Çıyırdı’nın sözünü kabul gördü.

Narin belli, akıllı, nazlı, geniş alınlı, güzel gözlü, ince dişli, tatlı sözlü Kanikey şimdi Kırgız ihtiyarlarına eğilerek hürmet gösterdi.

İhtiyarlar yeni gelin için hayır dua ettiler.

Kanikey’in akıllılığı ve çalışkanlığı Tacikler ile Kırgızlar arasında duyuldu. Her şeyi önceden hazırlamıştı, topladığı çeyiz sadece kendi başına değil, hizmetçisi olan kırk kıza da yetti. Her hizmetçi kızın evini süsleyip onlara yine otuzdan şayı ipeki ve yorgan pay etti.

Manas ile Kanikey’in düğünü kırk gün sürdü. Halk eğlendi, gönlü açıldı, evli olanlar evine döndüler. Ayrıca Çıyırdı hanımın idaresindeki dokuzyüz kadın dönerler yanlarında kırk üç kadını da beraberinde götürdüler. Böylece renge renk katıldı, her şey mükemmel gitti.

Almambet’in darılarak Manas’a geldiğinden midir nedir, düşmanla beraber savaşan, düğünü beraber yapan, avı beraber avlayan Kırgıza akraba olan Aydarkan’ın oğlu Kökçö uzun süredir ne haberleşti, ne de mektuplaştı. Manas üzüldüğünü belli etmeden içinde sakladı. “Günah Kökçödedir, ordusuna dokunmadım, ya otlağını zaptetmedim, yahut yiğitlerini öldürmedin, niye darılsın ki. Başına iş geldiği gün gelir” diye içinden üzülüyordu.

Derken bir gün karargaha Kökçö’den haber geldi.

“Bahadır Manas, sözüme şahit, Er Kökçö’nün mühürü işte bu, yazdığı mektup da budur” dedi haberci.

Bahadır Kökçö mektubunda: “Altay’daki Kalmuklar yer kapmak için Kazakları kovuyorlar. Manas yardıma gel” diye yazmıştı.

Bahadır Manas Kökçö’nün yardım istediği için memnun oldu, akrabalık dostluktan da öte bir şey dedi. Manas zaten göbek kanının aktığı, çocukluk günlerini geçirdiği güzel Altay’ı özlüyordu. Tekrar gitmek istiyordu.

“Yiğitler, Altay’daki Kökçö’ye yardım edelim. Atlanınız. Bir hafta hazırlık yapıp hareket edeceğiz” dedi, Manas.

Atı soluk aldıktan sonra haberciyi erkenden atlandırdı.

“Sen gidedur, yolu biliyoruz, gidip Er Kökçö’ye söyle. Manas geliyor de, düşmana cesaretle dirensin.”

İki ay sonra Bahadır Manas ordusuyla Er Kökçö’nün Altay’daki avuluna davul çalarak gelip indi. Görmüş geçirmiş tecrübeli Er Kökçö Bahadır Manas’ın önünde bozkurt yarışı ve eğlence düzenleyip ona buğday unundan yapılmış ekmek sunarak onu türküyle karşıladı. Kalmuklar Manas’a haber gittiğini öğrenince ürkerek, kavgayı bırakıp Kazaklarla çoktan barışmışlardı.

Almambet ile Kökçö, iki yiğit birbirlerini özlemişlerdi, gözlerinden yaş akıtıp sarılarak görüştüler. Savaşmaya düşman bulamayınca bahadırlar çiçeklerle örtünen Altay’da eğlenelim, keyfimize bakalım, avcılık yapalım, diye Torbagoy dağına geldiler. Yedi gün kartal avladılar, av köpekleriyle geyik kovaladılar, at yarışı yaptılar.

Bir kere Hakan Çin tarafından çıkan kervanı gördüler, en önde beyaz bayrak tutan yaşlı bir kervanbaşı vardı.

Bahadır Manas kervana yönelip hal hatır sordu. Yanaşarak gelip selam verince, Kalmukça cevap aldı.

“Kervan kimin?” diye sordu Manas.

“Üsön’ün” dedi beyaz sakallı yaşlı.

“Üsön kim, amca?” dedi Manas. Kalmukça konuşsanız da, Kalmuk gibi giyinmiş iseniz de Kırgızlara çok benziyorsunuz, sizin kökünüz nedir?

İhtiyar beyaz kalpak giyenleri görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kalmuk ve Hıtay, Kırgız yenik düşürdüğünde bizi köle olarak götürmüşlerdi. Şimdi ise Altay’da Cakıp kardeşimin oğlu Manas’ın han olup Kırgız halkını kurtardığını duyup yurdumuza dönüyorduk.

Manas, ses çıkarmadan dinledi. Bakay, dayanamadı, bağırıp Üsön’e sarılarak düştü. Bakay ağlamasını kesinceye, aklını toparlayıncaya kadar, Üsön dede halka yalvardı.

“Kurbanınız olayım, siz kimsiniz, neredensiniz?”

Kırk yiğidin başı Kırgıl söze karıştı.

Yaratan bize lütfetmiş Üsön ağabey, kardeşleri birbirlerine kavuşturdu.

Şimdi de Üsön dede ağlamaya başladı, ne konuştuğu belli oluyor, ne de yalvarışı, ne de ağlayışını durdurabiliyordu. Kahraman Manas, Kalmuklardan yorgun gelen akrabalarını Kaynar-Su kenarına davet etti, kısrak kesip, misafir etti. Yetmiş dört yaşındaki Üsönün başından geçenleri dinledi.

Nogoy hanın oğlu Üsön yirmi dört yaşında Kalmuklara esir düşmüştü. Hanımı doğumda vefat etmiş, küçük yavrusuna Kökçögöz diye isim vermişti. Sonunda Kalmuktan kadın alıp, altı çocuk sahibi olmuştu. Közkaman’ın çocuklarının büyüğü ve akıllı olan Kökçögöz idi. Üsön adını Kalmukça Közkaman olarak değiştirmişti. Közkaman Manas’ın haberini duyup oğullarıyla anlaşıp göç etmişti.

Manas akrabalarımı buldum diye, müjde verdi babası Cakıp Han’a. Bahadır Manas Ala-Dağ’a döndükten sonra Kalmuktan gelen akrabalarının her birine boz ev diktirdi, binmesi için at hediye etti ve herkese çok değerli kürkler giydirdi, otuz kırk baş inek, koyun ve at verdi her birine.

Manas’ın zeki hanımı Kanıkey, onlardan şüphelendiğini söyledi yalnız kaldıklarında “Bahadırım, kadın olarak erkeğin işine karıştığım için kızma. Hissettiklerimi senden saklayamam, yeni gelen Közkaman akrabaların bizden uzakta büyüdü, şimdi gelip bize akraba çıkıyor. Böyleler saman altından su yürütürler, sözün kısası sana iyilik yapacak gibi değiller, dikkat et! Benim sözümü dinle. Bunları dağıt, birbirini bulamasınlar” dedi Kanıkey üzülerek.

“Daha yeni gelmiş akrabamı, bana düşürmeye mi çalışıyorsun? Zaten akrabam çok azdı, kadınlığın tutup kıskanıyorsun değil mi? Beni akrabam değil nefret besleyen düşmanım da yenemez. Kardeşi kardeşe düşürme ve böyle konuşma!” diye Kanıkey’e kızdı Manas. “Bundan sonra erkeklerin işine karışma”.

Kanıkey sustu.

“Kadınlık etmişsem kusur bende Bahadır. Sonunda kendim pişman olmıyasın” dedi Kanıkey bahadırı teskin ederek.

Manas, akrabası Üsön’ün oğullarının gelişi münasebetiyle, halkı çağırdı, toy verdi. Gururuna dokunan akrabalarının kıyafetlerini, eski eşyalarını yakmalarını emretti. Kalmuk dinindeki âdetleri kaldırıp yerine Kara Kırgız âdetini geçirdi.

Manas’ın kahramanlığı avuldan avula, Altaydan Ala-Dağ’a, hanlardan padişahlara, dünyanın öbür ucuna kadar yayıldı. İnsanlar da, kuşlar da, canlılar da onun kahramanlığını takdir ediyorlardı.

Fakat Manas’ın şanını şöhretini Kalmuk’tan gelen akrabaları, Közkaman’ın oğulları kıskandı. Kanıkey’in dediği doğru çıktı, Kalmuktan gelen akrabalar toplandığında Manas’a razı olmayanlar:” Akraba diye geldik fakat bizim eşyamızı yaktı, oradan getirmiş olduğumuz eşyalarımızı yaktı. Sıcak yerlere hapis etti.” Sonunda kimsenin haberi olmadan Manas’ı öldürmeye karar verdiler. Öldürürsek istediğimizi yaparız, diye birbirlerine kimseye söylemeyeceklerine dair söz verdiler.

Aralarında anlaşamayan, birbirinin sözünü dinlemeyen, kötü düşünen oğullarının bu hareketini hisseden, Üsön oğullarına nasihatta bulundu.

“Oğullarım, bakıyorum bir felakete hazırlık görüyorsunuz. Sizi ataların, babaların yerine binbir zorlukla sağ salim getirdim, farzımı yerine getirdim. Bundan sonra yolunuzdan şaşmayın, ona, kıskanıp, bir zarar vermeyin. Sözümü dinleyin. Sizi adam eden Manas, onun yerine beni öldürün. Manas size iyilikten başka şey yapmadı. Siz de isyan çıkarmadan onun bayrağı altında, hizmet edin”. Üsön’ün uğursuz oğulları onu dinlemediler, tersine onunla alay ettiler.

“Senin Manas’ını öldüren mi var, geri zekalı, cahiller ne bilir ki, kardeşin oğullarından daha mı değerli? Git söyle.” Gelir gelmez Manas’a yaranmaya mı başladın? Git tabanını yala. Manas’tan bizim hiçbir şeyimiz eksik değil. O dardak, yaramaz, akılsız, kara gücüne gücenen haylazdır. Kaba kuvvet, akıl ile ortadan kaldırabilir.”

İhtiyar Üsön oğullarının kötü niyetini, saçmalıklarını işittikten sonra:

“Ben ölmek üzereyim, babanın sözünü dinlemeyen günah işler. Tanrının yazdığını nasıl olsa da bir gördüm” diye oğullarına beddua ederek evine döndü Üsön.

Oğulların en akıllsı Kökçögöz kardeşleri arasında bir anlaşma düzdü:

‘İhtiyar ağlarsa ağlasın, bunu Manas’a söylemezse iyi olur. Kurumuş ihtiyarı keşke buradar gebertseydik. Bir de Kırgız oğluyuz. Kırgız hepimiz için aynıdır. Ölürsek bir mezarda yatacağız, yurda hakim olursak mal ve dünya bizim olacaktır. Kalmuklar ve Çinliler ile anlaşırız. Hadi o kabadayıyı bir an evvel gebertelim. Ben gidip durumu öğreneyim’ dedi. Kökçögöz Manas’a doğru atlanarak.

Kökçögöz kötü niyetle Manas’ın karargahına vardı. “Kardeşim biz sıcağa alışamadık, mümkünse serin bir yer ver” dedi denemek maksadıyla.

Bahadır Manas toplantı yapıp, danışmanlarıyla danışarak Kalmuk’tan gelen akrabalarına dağı yüksek, yeri serin olan Kaşgar ile Andican’a yakın Sayan Caylak, Üç-su denen yeri ayırıp verdi. Közkamanlar At-başı tarafa çabucak taşındılar.

Bahadır Manas, danışmanlarıyla akıllıları toplayıp, uzun zamandır düşündüklerini söyledi.

“Ey millet! Geniş Kırgız topraklarının tam ortası Talas’tır. Geniş Talas’ı Almambet’i karşılarken görüp beğenmiştim. Tanrının verdiği güzel yer imiş. Han karargahını Talas’a taşıyalım. Göçmeyeceğim diyen burada kalsın, ıssız yere ekin eksin”

Toplananlar Manas’ın söylediklerini doğru buldular.

Bir hafta sonra Manas Talas’a taşındı. Ilgın ağacı yetişen Keng-Kol, etrafı dağlarla çevrili, tepelerinde otlayan dağ koyunları, geyik sürüsü olan, rişi kılgan, kır pelini stıpa otları sallanan, baldıranları bilek kadar olan sağlam, bereketli yer idi. Derede bulunan orman koyu söğütlerden oluşuyordu, dalları çınarın dallarına, kuşları da Altay’ın kuşlarına benziyordu.

Talas’a göç eden Kırgızlar şimdi ebedi ocağımız burası olacak diye Tanrı’ya yalvardılar, dağa çıkıp dua ettiler, kula kısrak kurban kestiler, beyaz çadır dikip, tünekten beyaz oğlak başını sarkıtıp salladılar, böylece âdetlerinin gereğini yerine getirdiler.

Hızırın himayesindeki Büyük Manas bahadır bir yıl boyunca karargahını, barikatlı kalesini yaptırdı, rahat huzur içinde yaşadı, kibirli bahadır canı sıkıldığı zaman kuş salıp, av avladı, karargahına bakıp oyun eğlenceyle yatıp bekledi.

Issız yerin kurdu olan Kökçögöz kötü niyetini açığa çıkarıp kardeşlerine hilesini anlattı.

“Manas’ı savaşarak yenemeyiz. Ona zehir vererek onu hileyle öldürelim” dedi Kökçögöz. O Kaşgar’a ve Kalm’a gizlice adam gönderip hayvan ve servet karşılığında zehir alıp getirtti.

‘Manas’ı konağa çağırıp, içeceğine zehir koyup gebertelim. Ondan sonra han karargahında kim ne yapacak, hangi kadını alacak, ne kadar servet alacak, hepsini şimdiden söyleyin, sonra birbirimizi itip kakışmayalım’ dedi Kökçögöz.

Közkaman’ın küstah oğulları Manas’ın Ak-kulasını, han hazinesini, kadınlarını, servetini kapışmak için birbirlerinin yakalarına asılıp yumruklaşmaya başladılar. Kökçögöz kavgayı zor yatıştırdı.

“Hey aptallar, önce Manas’ı öldürelim de sonra servetini tartışalım” dedi Kökçögöz.

Kökçögöz ertesi gün Manas’ı kırk çorasıyla birlikte davet edip adam gönderdi.

Sıcak yaz günlerinin birinde Manas’ın karargahına akrabası Kökçögöz’den adam geldi.

“Bahadır, Kökçögöz, ağanız, Manas kardeşime haber verin, akrabasının kapısını, yaylasını görsün diye bizi gönderdi.”

Temiz, saf dürüst olan Manas akrabasına misafir olup, iltifatını görüp gönlünü açmak için hazırlandı.

Bahadır Manas kırk çorasıyla birlikte dinlenmeden yol yürüyüp Çeç-Döbö ovasındaki özel olarak dikilen beyaz çadıra geldi, akrabalarıyla haşır neşir olup görüştü.

Üsön oğullarını kötü niyetini sezip Manas’ı zehirlemesinden kuşkulanıp zehire karşı otlardan yaptığı ilacı gizlice kımıza katıp bahadırın önüne getirdi. Uzun yol yürümüş ve susamış misafirelere ot kattığı kımızı içirdi.

Ertesi gün Közkaman Manas’ı çoralarıyla birlikte evine çağırıp misafir etti.

Çoraların içinden Sırgak, Serek tan atmadan geyik avlamaya gitmişti. Kalan çoralar, bahadır Manas’la birlikte Közkaman’a misafir oldular.

Közkaman misafirleri ağırlamak için hiçbir şeyini esirgemeden hazırlık yapmıştı. On iki kulaç sofra türlü türlü yemeklerle dolduruldu. Kalmuk ve Çin yemekleri çoktu, kımız, boza, şarap yetip aşıyordu. Kırk çora silahlarını çıkarmış keyifle hiçbir şeyden habersiz oturuyordu.

Çoralardan Baymak ile Bozuul atlarını otlatmaya götürürlerken karşısından Mengdibay çıkıp fısıldayarak “yemekleri yemeyin, zehir koydu” deyip yanlarından geçti. Sabahtan beri çoralar bunun doğru olup olmadığın bilemediler, ya da Manas’a söylemeye cesaret edemediler, kendileri kımız, boza içiyor gibi gözüküp saklandılar.

Bahadır Manas ve kırk çora içtikçe susayıp, bozayı, şarabı ve kımız karıştırıp içtiler, içleri yanıp gözleri karardı. Başları dönüp, şuurları gitti, dilleri tutulup bayıldılar.

Baymat ile Bozuul bir ara evden sendeleyerek çıktılar. Şuurlarını kaybederek ağlın bir tarafındaki atlarının yanına ulaşır ulaşmaz düştüler. Gerçekte ise iki çoro iyi idi, Közkaman’ın yiğitlerinin kuşkulanmaması için mahsus böyle yapmışlardı.

Kurnaz Közkaman kardeşlerini Baymat ile Bozuul’un bulunduğu yere çağırıp danıştı.

“Yetişiniz kardeşlerim, tamamını ortadan kaldırdık. Hepsi zehirlendi. Bu gece hepsi ölecek. Manas da ölecek. Kalanlarını koyun gibi boğazlayıp gebertelim” diyerek üzerlerini silkeleyerek kalktılar.

Bozuul, akşama doğru beyaz eve gizlice bakıp kırk yiğidin bitkin halde uzanıp yattığını gördü. Sadece Bahadır Manas bitkin bir halde sağa solo sallanıyordu, hareketlerini kontrol edemiyordu, gözü karardığı, başı döndüğü için çok zor oturabildi.

Kökçögöz eline kılıç alıp, Manas’ın üzerine atıldıysa da arkasına dolanıp, bir türlü yaklaşamıyordu. Üsön’ün yarı sarhoş oğullarının bazıları bu sırada Manas’ın lehine elinde olmayan altınları kapışmak için söz dinlemeden, ikiye ayrıldılar, ikişer ikişer tutuşup yumruklaştılar, her şeyi altüst edip birbirlerini sürükleyerek evden çıktılar.

Epeydir bir kenarda gizlice bakaduran Bozuul, çabucak eve girip:

“Yapma Bahadır Manas. Aç gözünü, burada bakıp durulur mu, burada ölünür mü” diye kulağına bağırıp, çaydanlıktaki suyu yüzüne serpti, elinden tutup yardım etti.

 

Yorumlar

Yorum yap