257) KIRK SOPA

Yayin Tarihi 22 Mart, 2011 
Kategori SOSYAL

KIRK SOPA

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” (FUZULİ)

Mesleki çalışmalarımızda çocukları ve gençleri daha iyi tanıyabilmek için onlara sevdikleri rengi de sorardık. Bu, konuşmaya başlamanın yollarından biriydi. Sokakta yaşayan ve madde bağımlılığıyla mücadele eden bazı çocuklarla yaptığımız görüşmelerde renkler üzerine söyledikleri, duygularını anlatmalarına yardımcı olurdu. Elbette bir insanın kişiliği ya da yaşayacağı güçlükler, sevdiği renkten çıkarılamaz. Her çocuğu kendi hayatı içinde tanımak gerekir.

Bugün toplumsal hayatımıza bakınca aklıma yine renkler geliyor. Haberleri izliyor, yorumları dinliyoruz. Aynı olay, anlatana göre başka bir anlam kazanıyor. Bazen duyduklarımız karşısında bildiklerimizden bile kuşkuya düşüyoruz.

Doğruyla yanlışı tartmak yerine, kararı başkalarına bırakmaya alışmış gibiyiz. Bir oy veriyoruz; ardından seçtiğimiz kişinin her sözünü alkışlamamız bekleniyor. Üstelik söylediği söz ertesi gün değişse bile…

Adam çıkıp, “Bu bir domatestir,” diyor.

Seyirciler alkışlıyor: “Yaşa, var ol! Ne güzel açıkladı.”

Ertesi gün aynı adam, aynı şeyi gösterip, “Aslında bu bir hıyardır,” diyor.

Aynı seyirciler yine alkışlıyor: “Helal olsun, ne güzel söyledi!”

Bu davranışın rengini sorarsanız, ben ona gri derim. Burada gri, bir insanın kişiliğini anlatmıyor; gördüğü çelişkiye rağmen susan, söyleneni düşünmeden onaylayan tutuma verdiğim addır. Siyahla beyazın arasında durmak her zaman yanlış değildir. Yanlış olan, doğru bildiğini çıkarına ya da alkışladığı kişiye göre değiştirmektir.

Bir cambaz hakkında anlatılan hikâye de bana bunu düşündürür:

Bir sultan, çocuklarının sünnet düğünü için ülkenin dört bir yanından hüner sahiplerini saraya davet etmiş. Gelen cambazlardan biri, uzağa yerleştirdiği iğnenin deliğinden attığı ipliği geçirmiş. Sultan ve konuklar şaşkınlıkla gösteriyi tekrar ettirmişler. Cambaz, her defasında aynı işi başarmış.

Sultan onu yanına çağırıp sormuş:

“Bunu yapmayı ne kadar zamanda öğrendin?”

Cambaz gururla cevap vermiş:

“Kırk yılda, sultanım.”

Bunun üzerine sultan şöyle demiş:

“Hüneri için kırk altın verin. Kırk yılını neye harcadığını düşünmesi için de kırk sopa vurun!”

Hikâyedeki sopa, hünerin kendisinden çok, ömrün neye harcandığı sorusunu aklımıza getiriyor. Biz de yıllarımızı düşünmeden alkışlamakla, söylenen her söze göre yön değiştirmekle geçirirsek sonunda elimizde ne kalacak?

Toplum olarak özgüvenimizi kazanmalı, duyduklarımızı sorgulamalı ve kendi kararlarımızın sorumluluğunu taşımalıyız. Millî kimliğimizle yaşamak da düşünmeyi bırakmakla değil; dilimize, kültürümüze ve geleceğimize bilinçle sahip çıkmakla mümkündür.

Yoksa yıllar sonra dönüp baktığımızda, kırk sopadan daha ağır bir sorunla karşılaşırız:

Bunca zamanı neye harcadık?

YILMAZ KARAHAN

Editör Yorumu: Yazı, bir siyasetçinin birbiriyle çelişen sözlerini aynı coşkuyla alkışlayan seyirciler üzerinden, düşünmeden taraf tutmayı eleştiriyor. “Gri” bu tutum için kullanılan bir benzetmedir; cambaz hikâyesi ise insanı zamanını neye harcadığını sorgulamaya çağırır.

Paylaş:

Yorumlar

“257) KIRK SOPA” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. M.Cengiz KAYHAN yorum tarihi 22 Mart, 2011 02:59

    Hocam TEŞEKKÜRLER…Sevgi ve saygılarımla…

  2. Nuray Günay yorum tarihi 22 Mart, 2011 11:37

    Toplumsal yaşamımızın getirildiği noktayı çok güzel ifade etmişsiniz.En önemlisi de okumuş ve okumamış kitlenin(Eğitim,bireye kalıcı olumlu davranış kazandırmaktır ki bu zaten hiç yapılmadığından değinmiyorum) aynileştirilmesidir.

  3. ZEYNEP İNCİ yorum tarihi 23 Mart, 2011 01:26

    ;(……hala emin degilim!-KESKE;ümidim olsaydı..GÖRÜNEN KÖY…
    hani önlemler?MAHSER YERİ ORTALIK.TEVEKKELİ DEGİL diktatörülükler dogmus!-ZATEN HEPSİ ABA ALTINDAN SOPAYLA DİKTATÖR.-BR FARKI VARSA YAZSIN BİRİSİ LTFN.

Yorum yap