1) ÇÖKÜŞ

Yayin Tarihi 14 Ocak, 2007 
Kategori SOSYAL

ÇÖKÜŞ

“Bu hissizlikle cemiyet yaşar derlerse pek yanlış;
Bir ümmet göster, ölmüş maneviyatıyla sağ kalmış?”

Mehmet Âkif Ersoy

Bir ülkenin toplumsal çöküşünde, halkın düşünme ve direnme gücünün zayıflatılmasında, kaynaklarının sömürülmesinde üç unsur etkili olabilir:

  1. Sefalet
  2. Cehalet
  3. İhanet

Bu makalede söz konusu unsurlardan sefalet üzerinde durulacaktır.

SEFALET NEDİR, NEYE YOL AÇAR?

İnsanlık tarihinin her döneminde ve hemen her toplumda ekonomik bakımdan farklı kesimler bulunmuştur:

Yoksulluğun ekonomik, toplumsal ve kişisel birçok nedeni vardır. Ancak insanların kendi iradeleri dışında, emeklerinin karşılığını alamamaları veya haklarının çiğnenmesi sonucunda ortaya çıkan yoksulluk, yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Aynı zamanda bir adalet ve kul hakkı meselesidir.

Bir ülkede gelir hakça bölüşülmüyorsa, insana gerçek değeri verilmiyorsa ve emek takdir edilmiyorsa orada adalet duygusu zedelenir. Yolsuzluk, kayırmacılık ve haksız kazanç yaygınlaştıkça toplumun ortak kaynakları belirli kişilerin elinde toplanır.

Yolsuzluk yoksulluğu, yoksulluk ise sömürüyü besler.

Yoksul insan, hayatını sürdürebilmek ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kendisine sunulan ağır şartları kabul etmek zorunda kalabilir. Pazarlık gücü zayıflar; emeğinin gerçek karşılığını istemesi güçleşir.

Geçim sıkıntısı içindeki bir insanın toplumsal, siyasal ve kültürel faaliyetlere zaman ve imkân ayırabilmesi de zorlaşır. Çünkü bütün gücünü yaşamını sürdürebilmek için harcamaktadır. İnsanların düşünmemesinden ve sorgulamamasından yararlanan çıkar çevreleri ise onların yerine düşünmeye ve karar vermeye başlar.

Böylece sömürü derinleşir, yoksulluk ağırlaşır ve sefalet ortaya çıkar.

YOKSULLUKTAN SEFALETE

Sefalet, yoksulluğun insan onurunu ve temel ihtiyaçlarını tehdit eden en ağır derecesidir.

Sefaletin hüküm sürdüğü yerde insanlar;

ulaşmakta güçlük çekerler.

İnsan yalnızca karnını doyurmakla yaşayamaz. Ancak açlık ve ağır geçim sıkıntısı insanın düşünme, üretme ve geleceğini planlama gücünü zayıflatabilir. Atalarımızın söylediği “Un bitti, din gitti” sözü de maddi yoksunluğun manevi hayat üzerinde oluşturabileceği baskıyı anlatmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Yoksulluk, insanı kendiliğinden ahlâksız veya vatansız yapmaz. Tarihimiz, yoksulluk içinde yaşadığı hâlde vatanı ve namusu uğruna büyük fedakârlıklar gösteren insanların örnekleriyle doludur.

Ancak sürekli açlık, çaresizlik ve dışlanmışlık; bazı insanları suça, bağımlılığa, sömürüye ve kötü niyetli yapıların etkisine açık hâle getirebilir. Bu nedenle yoksullukla mücadele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda millî ve toplumsal bir görevdir.

SEFALET VE TESLİMİYET

Her insan doğuştan yaşama, güvenlik ve insan onuruna uygun şartlarda varlığını sürdürme hakkına sahiptir.

Atalarımız “Can azizdir” demiştir. İnsan hayatının korunması dinimizin de temel esaslarından biridir. Nitekim zaruret durumlarında, normal şartlarda yasaklanan bazı yiyeceklerin insanın hayatını koruyabilmesi için tüketilmesine izin verilmiştir.

Hz. Muhammed’in şu duası da fakirliğin insan hayatı ve inancı üzerinde oluşturabileceği ağır baskıya dikkat çekmektedir:

“Allah’ım! Küfürden ve fakirlikten Sana sığınırım.”

Bir toplumda insanlar açlıkla ve çaresizlikle karşı karşıya bırakılıyorsa, onların özgür iradelerinden söz etmek giderek zorlaşır. Geçimini kaybetme korkusu yaşayan kişi; hakkını aramaktan, itiraz etmekten ve yanlışlara karşı çıkmaktan çekinebilir.

Sefalet böylece ekonomik bir sorunun ötesine geçerek toplumsal teslimiyetin aracına dönüşebilir.

Necip Fazıl Kısakürek, “Destan” adlı şiirinde adaletsiz bölüşümü şöyle anlatır:

“Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa.”

Bu dizeler, zenginliğin belirli ellerde toplanmasının ve geniş toplum kesimlerinin yoksulluğa mahkûm edilmesinin ne kadar ağır bir adaletsizlik olduğunu göstermektedir.

YOKSULLUĞUN TOPLUMSAL SONUÇLARI

Yanlış ekonomik politikalar, yolsuzluk, üretim yetersizliği, dış finansmana bağımlılık ve adaletsiz gelir dağılımı toplumun geleceğini tehdit eder.

Borç altında yaşayan, işini kaybetme korkusu taşıyan ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar geleceğe güvenle bakamazlar. Ekonomik bağımsızlığını kaybeden bireyin karar verme özgürlüğü de zayıflar.

Toplumun büyük bölümünün yaşadığı yoksulluğu tanımayan, açlığı yalnızca perhiz yaptığında hisseden ve ayrılığı yalnızca geçici yolculuklarda yaşayan varlıklı kesimlerin, geçim sıkıntısı içindeki insanların durumunu anlayabilmesi kolay değildir.

Adil olmayan gelir dağılımı yalnızca ekonomik bir başarısızlık değildir. Aynı zamanda toplumsal huzuru, millî birliği ve devlet ile vatandaş arasındaki güveni sarsan ciddi bir tehlikedir.

Sefaletin yaygınlaşması şu sonuçlara yol açabilir:

  1. Açlık ve çaresizlik, toplumsal huzursuzluğu ve suç eğilimini artırabilir.
  2. Maddi yardım karşılığında insanların inançlarını, düşüncelerini veya siyasi tercihlerini etkilemeye çalışan yapılar, yoksulluğu bir sömürü aracına dönüştürebilir.
  3. Devleti tarafından görülmediğini düşünen insanlarda topluma, kurumlara ve ortak değerlere karşı yabancılaşma başlayabilir.
  4. İşsizlik ve sürekli geçim sıkıntısı aile yapısını zayıflatabilir; çocukları sokak, suç ve uyuşturucu tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir.
  5. İhtiyaç sahibi insanların iradesi erzak, para veya geçici yardımlar karşılığında yönlendirilmeye çalışılabilir. Böylece özgür vatandaşların yerini, geçim endişesiyle tercih yapmak zorunda bırakılan kitleler alabilir.
  6. Yoksulluğun yalnızca belirli bir bölgenin veya etnik kimliğin sorunuymuş gibi ele alınması, toplumsal ayrışmayı derinleştirebilir. Yoksulluk; kökeni, bölgesi ve düşüncesi ne olursa olsun bütün vatandaşlarımızın ortak meselesidir.

Bir devletin en büyük zenginliği insanıdır. Buna karşılık ülkemizdeki en büyük kayıplardan biri de insan gücünün yeterince değerlendirilememesidir.

İnsanlarımız eğitimden, üretimden ve toplumsal hayattan uzaklaşmadan; manen ve maddeten teslimiyete sürüklenmeden birlik olmalı, yardımlaşmalı ve geleceğe olan inancını korumalıdır.

İsmail Gaspıralı’nın ifadesiyle:

“Dilde, fikirde, işte birlik!”

Devletin görevi yalnızca yoksullara geçici yardım yapmak değildir. Asıl görev; insanları yardıma muhtaç bırakan şartları ortadan kaldırmak, üretimi artırmak, emeğin karşılığını vermek ve adil paylaşımı sağlamaktır.

Varlıklı insanlar da çevrelerindeki yoksulluğa duyarsız kalmamalı; israftan uzaklaşmalı ve toplumsal dayanışmaya katkı sağlamalıdır.

Allah; memleketimizi yönetenlere millî projeler üretmeyi, varlıklı insanlara çevrelerindeki ihtiyaç sahiplerini görmeyi, milletimize birlik ve dayanışma içinde yaşamayı nasip etsin.

Vatanımızı ve milletimizi her türlü kötülükten korusun.

YILMAZ KARAHAN

14 Ocak 2007

EDİTÖR YORUMU

Bu makalede yoksulluk ve sefaletin yalnızca ekonomik değil; toplumsal, ahlaki ve millî sonuçları bulunan sürekli bir insanlık sorunu olduğu vurgulanmaktadır. Sefaletin insan iradesini, aile yapısını ve toplumsal dayanışmayı zayıflatabileceği; yolsuzluk, adaletsiz paylaşım ve sömürüyle daha da derinleştiği anlatılmaktadır. Yoksulluğun belirli bir döneme, bölgeye veya toplumsal kesime ait olmadığı; her çağda mücadele edilmesi gereken ortak bir insanlık meselesi olduğu ortaya konulmaktadır.

Paylaş:

Yorumlar

“1) ÇÖKÜŞ” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. ZÜHAL ASMA yorum tarihi 31 Ekim, 2008 00:53

    ‘kıyafet devrimi devrildimi!’İSİMLİ EKİM/2008 DEKİ YAZINIZA YAZDIGIM YORUMUMA MEGERSE!SİZ 2007/OCAKDA ÖNCEDEN CEVAP VERMİSSİNİZ:)
    **ZATEN SİZİN GİBİ BİR DEGERDEN DE BU BEKLENİRDİ*
    **CEHALETLE GELEN İHANET!!SEFALETLE BASLIYOR..diyerek.DURUMU ACIKLAMISSINIZ.
    *SN.KHAN.BENCE BU MİLLET AC KALMAYADA RAZI OLURDU!YETERKİ İCİNDEKİ MİLLİ EGEMENLİK DUYGUSU SÖKÜLÜP ALINMASAYDI..YADA BU KADAR ÖZENDİRİLMESEYDİ!BU KADAR BÜYÜK UCURUMLAR ACILMASAYDI..NEYLEMİ?İSTANBUL İLE ANADOLU ARASINDA…
    *B İ R C Ö Z Ü M O L M A L I?
    -C O K S E Y Y A P I L M A L I*
    ABD.EKİP CALISMASI DER!TÜRLÜ AD’LAR VERİR.YETERKİ BİRLİKTEN GÜC DOGSUN DİYE!
    —BİZDEKİ ERKEKLERE ÖZEL DERSLERMİ VERİLSE?KADINLARLA/DOSTCA EKİP CALISMASI YAPABILMELERİ İCİN.cünkü bugüne kadar onlar egemen oldu.buna bir cevabınız olursa cok huzur duyacagım.CÜNKÜ kadın ancak kendini HATIRLATABİLİYOR!
    *erkeklerimiz birseyi daha KABULLENMEYE YANASMALI!
    HEP MÜKEMMELLİK ONLARA AİT DEGİLDİR.
    VAROLUNUZ, FİKİRLERİNİZLE.KESKE ÜLKEMİZDE ÖNEMLİ YÖNETİM NOKTALARINDAN BİRİRNDE BULUNSANIZ!bunun icin ödün gerekir!BUNU MUTLAK YAPINIZ..derim..nacizane.

  2. HAYATI PIYI yorum tarihi 31 Mayıs, 2009 20:42

    sayin muhrterem hocam ALLAHA SIZI BU VATANA HIZMET ASKIYLA VE TÜRK ISLAM ÜLKÜSÜILE BIZLERI AYDINLATIGINIZ ICIN ALLAHA SIZDEN RAZI OLSUN

Yorum yap