452) Türklerde Dağ Kültü

Yayin Tarihi 17 Ekim, 2026 
Kategori KÜLTÜREL, TÜRK DÜNYASI

TÜRKLERDE DAĞ KÜLTÜ

Dağlar, Türk kültüründe yalnızca yeryüzünün yüksek ve heybetli oluşumları değildir. Yurdu koruyan, hayatı besleyen, ataların hatırasını taşıyan ve insana güven veren mekânlardır. Türklerin tabiatla kurduğu bağın güçlü yansımalarından biri olan dağ kültü, bu maddi ve manevi anlamların birleşmesiyle oluşmuştur.

Gök Tanrı inancıyla ilişkili olarak dağların göğe yükselen dorukları kutsallık kazanmıştır. Yüksek yerler, Tanrı’ya yakarışın ve kurban törenlerinin gerçekleştirildiği mekânlar arasında yer almıştır. Bununla birlikte dağın kutsallığını yalnızca yüksekliğine bağlamak eksik kalır. Dağın yurdu barındırması, suyu ve canlıları beslemesi, insanı tehlikelerden koruması da ona yüklenen anlamı güçlendirmiştir.

Türklerin tarih boyunca geliştirdiği dağ inanışları, yaşadıkları coğrafyalara ve benimsedikleri dinlere göre farklı biçimler almıştır. Bu nedenle dağa duyulan saygıyı, dağın bir ruhunun bulunduğuna inanılmasını ve dağ üzerinde Tanrı’ya yakarılmasını aynı uygulama gibi değerlendirmemek gerekir. Dağın kutlu sayılması, her durumda dağın Tanrı yerine konulduğu anlamına gelmez. Dağ kültünde saygı, güven, korunma ve kutsallık düşünceleri iç içedir.

Altay Türklerinin geleneksel inanışlarında dağın bir “iye”si, yani manevi sahibi bulunduğu kabul edilir. Bu anlayışta dağ, çevresindeki orman, su ve hayvanlarla birlikte yaşayan bir bütün olarak düşünülür. Kuzey Altay’daki avcı geleneklerinde dağla ilişkili koruyucu varlıklara saygı gösterilmesi ve avın başarılı geçmesi için sunular sunulması, bu bağın örneklerindendir.

Dağ kültü, yurt ve devlet anlayışıyla da bağlantılıdır. Göktürklerde Ötüken’in taşıdığı önem, bunun belirgin örneklerinden biridir. Ormanlık ve dağlık bir yurt bölgesi olan Ötüken, kutsallığın yanında siyasi merkezin ve devlet düzeninin devamıyla da ilişkilendirilmiştir. Böylece üzerinde yaşanan coğrafya, korunması gereken bir yurt olarak manevi değer kazanmıştır. Çiğil Türklerinde kutsal sayılan bir dağ üzerine yemin edilmesi; Uygurlar hakkında tarihî kaynaklarda yüksek bir dağda her yıl dua ve kurban törenleri yapıldığının aktarılması da dağın toplumsal hayattaki yerini gösterir.

Atalara duyulan bağlılık da bu anlam dünyasının bir parçasıdır. Türklerde ataların hatırasının korunması, mezarlara verilen önem ve kutsal kabul edilen mekânlarla kurulan bağ, birbirini tamamlayan unsurlardır. Bozkır coğrafyasında taş veya toprak yığılarak yükseltilen kurganlar, ölen kişinin hatırasını görünür kılan anıtsal mezarlardır. Bununla birlikte bütün kurganların özellikle dağ biçiminde tasarlandığını veya bütün Türklerin ölülerini yüksek yerlere gömdüğünü söylemek yerine, mezar geleneklerini dönem ve bölge özellikleriyle değerlendirmek daha doğrudur.

Dağlar destanlarımızda da önemli mekânlardır. Ergenekon anlatısında dağlarla çevrili yurt, yok olma tehlikesinden kurtulanların sığınağı ve yeniden çoğaldıkları mekândır. Bu yurttan çıkış ise yeni bir hayata açılmayı anlatır. Dağ burada hem koruyan bir çevre hem de aşılması gereken bir engel olarak anlam kazanır. Altay, Tıva ve Şor destanlarında da dağlar, kahramanın yurduyla ve olağanüstü varlıklarla kurduğu ilişkilerde önemli yer tutar.

Türklerin Müslümanlaşmasıyla birlikte dağlara ilişkin inanışlar yeni dinî anlamlarla da birleşmiştir. Kazan Türklerindeki Hocalar Tavı çevresinde oluşan ziyaret geleneği ve Anadolu’da dağlarla, tepelerle ilişkilendirilen “Eren” anlatıları bu bakımdan dikkat çekicidir. Her ziyaret yerinin kendine özgü geçmişi bulunmakla birlikte, yüksek mekânlara verilen manevi değerin farklı biçimlerde sürdüğü görülür.

Türkülerimizde ise dağlar bazen ayrılığın önüne dikilen engel, bazen derdin anlatıldığı sırdaş, bazen de özlenen memlekettir. Halkın sevinci, acısı, hasreti ve direnci dağlara seslenilerek dile getirilmiştir. Böylece dağ, inanç dünyasının yanında dilimizde ve edebiyatımızda da güçlü bir yer edinmiştir.

Türk kültüründe dağlar, edebiyatta, sanatta ve halk inançlarında varlığını sürdürmektedir. Dağların gücü ve kutsallığı, Türk halkının ortak hafızasında derin bir yer edinmiştir. Dağ kültü, Türklerin köklerine olan bağlılıklarının bir yansıması olarak yaşamaya devam etmektedir.

YILMAZ KARAHAN

Kaynakça

Ahmet Yaşar Ocak, “Dağ: Eski Türklerde Dağ Kültü”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, 1993.

Mustafa Baş, “Dinlerde ve Geleneksel Türk İnanışlarında Dağ Kültü”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 13/1, 2013, s. 165–179.

İrfan Polat, “Türk Kültüründe Dağ Kültü ve Dağ Kültüne Bağlı Varlıklar”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 68, 2020, s. 153–174.

Hande Mutlu Uzun, “Altay Türklerinde Tabiat Kültleri”, YAZIT Kültür Bilimleri Dergisi, 2/2, 2022, s. 299–314.

Cengiz Gökşen ve Rukiye Gökşen, “‘Dağ’ın Türkülere Mitik Bir Öge Olarak Yansıması”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 57, 2016, s. 1599–1618.

EDİTÖR YORUMU

Bu makalenin öne çıkan yönü, dağın kutsallığını Türklerin hayatından koparmadan ele almasıdır. Suyu, ormanı ve yaylayı barındıran; insanı koruyan dağ, zamanla yurdun güveniyle ve ataların hatırasıyla bütünleşmiştir. Ötüken’in devlet hayatındaki yeri, Altay Türklerinin dağ iyesi inanışı ve türkülerimizde dağa yüklenen anlamlar, bu bağın farklı yüzlerini göstermektedir.

Dağ kültünü yalnızca “dağa tapınma” ifadesiyle açıklamak, bu zengin anlam dünyasını daraltır. Bununla birlikte farklı dönem ve toplulukların inanışlarını tek bir kalıba sokmamak da gerekir. Yazı, bu ayrımı gözeterek okuyucuyu Türklerin tabiatla kurduğu maddi ve manevi ilişkiyi birlikte düşünmeye yöneltmektedir.

Paylaş:

Yorumlar

“452) Türklerde Dağ Kültü” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Esat Özsüner yorum tarihi 17 Ekim, 2026 17:10

    Yılmaz hocam Teşekkür ederim.Kendimizi tanıma adına güzel bir makale istifade edeceğim .Ssna kolay geldin güzel bir hafta sonu dilerim.

Yorum yap