354) KORKU TOPLUMU VE McCartizm-3

Yayin Tarihi 22 Ocak, 2009 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Korku Toplumu ve McCartizm-3

image00145.jpg

Ve cadı avı başladı
McCarthy Amerikası’nda belgelendirilemeyen iddialarla yazarlar, öğretim üyeleri, sendikacılar, sanatçılar gözaltına alındı, sorgulandı, Nazi dönemini hatırlatan kamplara hapsedildi

Wisconsin senatörü Joseph McCarthy, 9 Şubat 1950’de elinde Komünist Parti’ye üye olduklarını iddia ettiği 205 kişinin listesi olduğunu söyleyerek kamuoyunun karşısına çıktığında Amerika için utanç yılları başlamıştı. Av, “İşte devlet dairelerine sızan komünistlerin listesi” cümlesiyle başladı. Sayısız Amerikalı, komünist oldukları yönündeki ihbarlara dayanarak mağdur edildi. McCarthy senatoda yaptığı 6 saatlik konuşmada devletin etkin birimlerinde 80 tane komünist olduğunu ileri sürdü. Daha sonra 50 kişiye düşürülen bu listedeki hiç kimsenin ’suçu’ ispat edilemedi.

Korku toplumu
En tehlikeli kontrol mekanizması olarak tanımlanan korkunun sömürülmesini, Senatör McCarthy başarıyla uyguladı. İnsanların ona inanmasını, inanmasalar da başlarına gelebilecekleri düşünerek desteklemesini sağladı.
 1950’de McCarren Kanunu çıkarıldı. “Ulusal güvenliği güvenceye almak” gibi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir gerekçeye dayandırılarak çıkarılan bu kanunla ‘bazı Amerikalılar’ın temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesi yasal hale geldi. Buna göre komünizmle ilgili dernek ve kuruluşlar savcılığa bildirilecek, üyelerine pasaport verilmeyecek, kamu işlerinden uzak tutulacaktı. Gözaltına alınanlar için Nazi dönemini andıran toplama kamplarının benzerleri kurulacaktı.
Eisenhower, MacCarthy’nın cadı avı taleplerini Temel Haklar Yasası’na aykırı bularak veto etti. Ancak ABD kongresinde oluşturulan ittifak, vetodan etkilenmedi. Yapılan son yasal düzenleme, 1954’te çıkarılan Komünist Kontrol Kanunu’ydu.

Muhbir ürettiler
Kısa sürede sorgulamalar bütün ülkeyi sardı. İnsanlara Komünist Parti’ye üye olup olmadıkları soruluyordu. Üye iseler, diğerlerinin isimlerini vermeleri isteniyor ve ’Amerikan çıkarları için çalışacak birer tövbekar olduklarını kanıtlamaları’ gerekiyordu.
Yazarlar, sanatçılar, aktörler, profesörler, devlet memurları… hedefin kim olacağı hiç belli olmuyordu. Üniversiteler bile politik inançları, geçmişteki politik bağlantıları, ’rahatsız edici’ görüş ve yayınları nedeniyle öğretim üyelerini kovuyordu. Amerikan kütüphanelerindeki 30 bin kitap ’sakıncalı’ bulunarak kaldırıldı. İzleme Komitesine göre “Kütüphaneler komünizm pislikleriyle doluydu ve bazı kitaplar yakılmalı…”ydı. Robert de Niro, Şüphe ve Ceza (Guilt by Suspicion) adlı filminde Huckleberry Finn ve Alice Harikalar Diyarı’nda gibi kitapların bile yakıldığını anlattı.
Yazarlardan sonra saldırıların yoğunlaştığı merkez kuşkusuz Hollywood’tu. Muhalif  sinemacılar Amerikalıların beynini yıkamakla suçlandı. Onlar “Televizyon programları ve sinema filmleriyle genç dimağları zehirliyor”du.
Yüzden fazla oyuncu ve yönetmen komite önüne çıkarıldı. Yıllar önce katıldıkları bir dernek toplantısı, herhangi bir arkadaşlarının görüşü suçlu ilan edilmeleri için yetiyordu. Ünlü isimlerin sorgulanmaları televizyondan bütün ülkeye izlettirildi.

Ünlü isimler sorguda
Orson Wells, McCarthy grubunun hışmına uğrayanlar arasında başı çekiyordu. Diğer ünlü isimler arasında Bertolt Brecht, Charlie Chaplin, Arthur Miller da vardı.
Brecht, Alman vatandaşı olduğu için sorgulamayı reddetme şansına sahipti ancak komitenin önüne çıkarak, sorgusunu şova dönüştürdü. Amacı komiteyle dalga geçmekti. Ve başardı. Verdiği ifade ile izleyenleri kahkahaya boğan Brecht kısa süre sonra Doğu Almanya’ya yerleşmek zorunda kaldı.
Özür dileyip, sektördeki komünist arkadaşlarının isimlerini verenler işlerine devam ediyorlar, komitenin sorularına yanıt vermeyenler ya hapse atılıyor, ya da sürgüne gönderiliyordu. Hollywood altın çağını yaşarken, bu cadı avı bütün ülke gibi, sinemacıları da şoka sokmuştu. Sayısız Hollywood çalışanı işinden oldu. McCarthy döneminde kariyerinde yükselmeyi sürdürenler, komiteye arkadaşlarının isimlerini verenler; yani muhbirlerdi.
Amerikalılar cadı avı kavramını bilinçli olarak kullandı. 1692’de Massachussets’de, Salem köyünde bir grup genç kız ’cadıların’ tacizine uğradığını iddia etmişti. Mahkeme de 20 kişiyi ’cadılık yapmak’ ve ’cadılara yardım ve yataklık etmek’ suçlarından idama mahkum etmişti. Artık cadı avı gücü eline geçirenlerin olmayanı kovaladığı anları tanımlıyordu.

Hollywood Onlusu
Suçlamalar ve sorgulamalar Temel Haklar Yasası’na aykırıydı. Hollywood Onlusu diye tanımlanan bir grup sanatçı, bu konuyu gündeme getirerek, komitenin sorularını yanıtlamayı reddetti.
Kimsenin düşünceleri yüzünden yargılanamayacağını, Amerikan Anayasası’nın çiğnendiğini vurguluyorlardı. Herbert Biberman, Lester Cole, Albert Maltz, Adrian Scott, Samuel Ornitz, Dalton Trumbo, Edward Dmytryk, Ring Lardner Jr., John Howard Lawson ve Alvah Bessie gibi yazar, yönetmen ve set görevlilerinden oluşan grup üyeleri muhbirliği reddedince hapse atıldı.
Dmytryk, dört yıl süren direnişin yıkılmasını sağlayan isim oldu. Ekonomik sıkıntıları vardı. İşine kavuşmak için arkadaşlarını ele verdi. 1951’de kendi isteğiyle mahkemeye çıktı, bütün soruları yanıtladı ve isimlerini verdiği komünistlerin kendisine baskı yaptığını iddia etti. Dmytryk arkadaşlarını suçlamak pahasına kendini kurtarmış, kara listeden çıkararak işine dönmüştü.
Komiteye ismi verilenler arasındaki tek oyuncu Larry Parks’tı.  Dönemin ünlü oyuncusu hapis tehdidi karşısında 1941’de Komünist Parti’ye katıldığını, ancak dört yıl sonra ayrıldığını söyledi. Önce arkadaşlarının isimlerini vermek istemese de, o da korkularına yenik düştü. Komitenin önüne koyduğu seçenekler sınırlıydı. Ya muhbirlik yapacak ya da komiteye saygısızlıktan hapse girecekti. Ve Parks da muhbirliği seçti.
McCarthy’nin, temeli insanları korkutmak olan sistemi tıkır tıkır işliyordu. Parks’ın verdiği isimler de muhbirliği seçerek komiteye yeni isimler vermişti. Artık Amerika’da en hızlı büyüyen sektör ispiyonculuktu.
Leo Townsend, Isabel Lennart, Roy Huggins, Richard Collins, Lee J. Cobb, Budd Schulberg… Her biri konuştuktan sonra televizyona çıkarak, arkadaşlarını ihbar ettiğini Amerika ile paylaşmalıydı. Komite de kamuoyu önünde muhbircilerini motive ediyor ve “Bu adam sayesinde yataklarımızda biraz daha rahat uyuyacağız” diyerek sırtlarını sıvazlıyordu. Komitenin muhbirleri arasında en çok dikkati çeken isim Kayserili bir Ermeni olan Elia Kazan’dı.

* Senatör ‘Cadı Avı’nı bir savaş stratejisi çerçevesinde titizlikle yürüttü

* Muhbirleri McCarthy’ye ihbar yağdırdı. Konu sayısız kitaba konu oldu.

* Suç işlediklerine dair hiçbir belge olmayan yüzlerce insan kamplara götürüldü.

Kuyruk savaşçısı Joe; Senatör McCarthy!..
ABD’nin 1947-57 arasındaki Wisconsin eyaleti Cumhuriyetçi parti senatörü olan MacCarthy’nin babası Hitler sempatizanıydı.
McCarthy aslında bir hukukçuydu ve kariyerinin ilk adımını yargıç olarak attı.1942’de teğmen olarak donanmaya katıldı ve II. Dünya Savaşı’nda 30 ay boyunca askerlik yaptı.
Lakabı kuyruk savaşçısı Joe’ydu. Çünkü boş kaldığı zamanlarda hindistan cevizi ağaçlarına ateş ediyordu.
1946’daki senato seçimlerinde, Demokrat Parti adayı McMurry’ye karşı yürüttüğü kampanyada rakibinin Komünist Partisi’nin gazetesi Daily Worker’dan yardım aldığını öne sürdü.

Olağanüstü yetki
Öncelikli görevinin “komünzmin yayılmasını durdurmak” olduğunu açıklayan McCarthy, 1949’da Dışişlerine komünistlerin sızdığını iddia eden 100 sayfalık FBI raporuna inanan tek senatördü.
Hükümet Operasyonlar Komitesi’nin ve buna bağlı Sürekli Araştırma Alt Komisyonu’nun başkanlığına yükseldi. Yetkisi inanılamayacak düzeye erişen senatör, sanatçılar, işçiler, gazeteciler ve nispeten güçsüz insanlardan sonra ülkenin idaresini elinde tutanları da suçlamaya başladı. General George Marshall, Roosevelt, Truman ve Eisenhower yönetimlerini suçlaması şüphe uyandırıyordu.

Sonunu hazırladı
Amerikan ordusu, özel bir  isteği reddedildiği için askerleri de karalamaya başlayan McCarthy’nin topluma yönelttiği suçlamaların asıl odağı olduğunu kanıtlayan telefon kayıtlarını kamuoyuna açıklayarak, yargılanmasını sağladı. 36 gün süren mahkemede kendini sahte belge ve fotoğraflarla savunmaya çalışan McCarthy’nin tek amacının yeniden seçilebilmek olduğu anlaşıldı.
2 Aralık 1954’te faaliyetlerinden dolayı kınama kararı aldı. 3 yıl sonra 1957’de 48 yaşındayken öldü.

SELCAN TAŞÇI

Yorumlar

“354) KORKU TOPLUMU VE McCartizm-3” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 22 Ocak, 2009 11:22

    Hay Allah, kafam karıştı.
    Tarihin tekerrür olduğunu biliyordum da, bu tekerrüratın hep kendimiz için olacağını düşünmüştüm.
    Diyecek misiniz ki öyleeee…
    🙂
    Bakın öyle değilmiş işte.
    Bahse konu yazısında Sayın Selcan Taşçı, Amerikada dün geçen olayları yazmış.
    Eeeee?
    Eeesi falan yok.
    Amerikayla Patagonya aynı ülke midir?
    Basın yayın organlarından takip ettiğim kadarıyla, dün Amerikada yaşananların tıpkısının aynısı, bugünlerde patagonyada yaşanıyormuş.
    Nahoş olaylar…
    Tarih tekerrür ise ki öyledir, McCarthy’lerin de The End’ının öyle olabileceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur zannederim.

Yorum yap