205) GÖRÜŞLERİM

Yayin Tarihi 16 Ocak, 2010 
Kategori SİYASİ

GÖRÜŞLERİM

image00120.jpg

16 Ocak 2010

Her insanın, kendisini etkileyen veya duyarlı olduğu sorunlara ilişkin çözüm görüşleri ve teklifleri vardır… “Eğer ben yetkili olsaydım veya gücüm olsaydı…” diye düşünce âlemine dalar ve çözümlerini sıralar…

İşte bu yazı da böyle bir şey!

İnsanları rahatsız eden de mutlu eden de insandır. O hâlde yeryüzündeki tüm sorunların kaynağı insan ise çözümü de insandır. Her insanın, varoluşundan itibaren doğal hakları vardır:

Yaşama

Korunma

Çoğalma

Bu haklar engellenemez, kısıtlanamaz!

1. YAŞAMA

“Can azizdir.” demiş atalar… Yaşamaktan ve yaşatmaktan daha önemli bir şey yoktur. İnsanların beslenme ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlık bakımlarının sağlanması gerekir.

2. KORUNMA

İnsanların, kendilerine zarar verebilecek her türlü etkene karşı korunması zorunludur. “Korunacak değerler nelerdir?” diye sorduğumuzda cevap kısaca şudur:

•  Can güvenliğini sağlamak

•  Dilini, inancını ve kültürünü korumak

•  Cehalete karşı eğitim olanakları sağlamak

•  İş yapabilme ortamı sağlamak

3. ÇOĞALMA

Her insanın, soyunu devam ettirebilmek için aile hayatı kurması ve toplumuna aidiyet duyması da en doğal haklarındandır.

Ülkemizde halkımız; huzursuz, yarınından kuşkulu, güven duygusu zedelenmiş, sosyal ilişkilerinde şüpheci, siyasi bir tarafı olmasına rağmen söyleminde etkisiz, medyanın yönlendirmesine mahkûm, olası sevinçlerini bile doyasıya yaşamaktan ürken, bilgiden ve sorgulamadan uzaklaşan, hayatını sürdürebilmek için bencilliği fazlaca önemsemeye çalışan insanlardan oluşmaktadır… Sözün özü, kendini ifade etmekten korkan bir toplum oluşmaya başlamıştır…

Sosyal dayanışmanın, öz güvenin ve bilginin gelişmediği toplumlarda insanlar, sıkıntı ve sorunlardan kurtulmak için her zaman bir kurtarıcı veya müdahaleci güç beklerler! Aslında çözüm insandadır… Kurtarıcı da kendisidir… Önemli olan, kişinin kendi bilinç düzeyini yükseltmesi, öz güvenini geliştirmesi ve ötekilerin haklarını zedelemeden haklarını meşru zeminde savunup talep etmesidir. Aksi takdirde kişi, birilerinin himmetine sığınarak kendisine sunulan yaşam seviyesine mahkûm olur.

Eğer Ben Yetkili Olsaydım veya Gücüm Olsaydı Neler Yapardım

1. SOSYAL

•  Muhtarlıklar bünyesinde ailelere ve gençlere yönelik rehberlik birimleri oluşturulacak. Bilgilendirmeye ve verimi artırmaya yönelik aylık dergi veya gazete, ücretsiz olarak tüm ailelere ulaştırılacaktır.

•  Tüm vatandaşların sosyal güvenlik çatısı altında olması sağlanacak. Çocuk, doğduğu andan itibaren “sağlık, beslenme ve büyüme sigortası” adı altında kayda alınacak; gelişimi izlenecek ve desteklenecektir.

•  Her doğan çocuk için ailesine, coğrafi özelliklere uygun ve millî ekonomiye katkı sağlayacak bir ağaç fidesi diktirilecek; bu ağaca çocuğun adı verilecektir.

•  Bakıma muhtaç ve engelli vatandaşlarımız için her gün kontrol ve yardım hizmeti verecek ekipler kurulacaktır.

•  Her mahallede; boş zamanları değerlendirmeye, dinlenmeye, sosyal ve kültürel etkinliklere yönelik tesisler olacaktır. Çocuklarımızın öz güvenini geliştiren zekâ ve beceri oyunları teşvik edilecektir. Özellikle binlerce yıllık geçmişi olan Türk strateji oyunu “Dokuz Kumalak”ın öğrenilmesini önemserdim.

•  Aşevi ve yardım paketi dağıtım faaliyetleri yasaklanacak. Yoksulların mahcup ve ezilmişlik duygusuna sürüklenmemesi için belirli bir limit dâhilinde, büyük marketlerden kendi ihtiyaçlarını seçerek almaları sağlanacaktır.

•  Yoksulların kira, elektrik, su ve yakacak giderlerinin karşılanması desteklenecek; ödemelerde kolaylık sağlanacaktır.

•  Öğrenciler ve çocuklar, tüm ulaşım araçlarından (deniz, hava ve kara) tarife bedelinin yarısıyla yararlanacaktır.

•  Ülkemizde yüzde 12 civarında engelli bulunmaktadır. Yolların ve merdivenlerin, engelli vatandaşlarımızın kullanımına uygun olması sağlanacaktır.

•  Tüm sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik girişimlerde kadınlara öncelik tanınacak; kadınların en az yüzde 50 oranında yer alması mecburi kılınacaktır. Kadını önemsemeyen toplumlar, köle zihniyetli sefillerdir.

•  Gecekondu ve gündüzkonduların tamamı kaldırılacak; bu kültürü yok etmek için kültür seferberliği başlatılacaktır. Türk insanı kondularda yaşamaya mahkûm edilmemelidir. İnsan onurunu zedelemeyecek yerleşim birimleri uygun mekânlarda oluşturulacaktır.

•  Millî ve dinî bayramlarda, tüm halkın katkı ve katılımıyla ortak sevinç yaşanması için cazibe merkezleri oluşturulacak ve gerekli tedbirler alınacaktır.

2. EĞİTİM VE KÜLTÜR

•  En kutsal meslek öğretmenliktir. Öğretmenlerin mesleklerini severek, özverili ve donanımlı bir şekilde yapabilmeleri için ilköğretimden sonra sınavla öğrenci alınacak sekiz yıllık öğretmen okulları kurulacaktır. Bu okulların ilk dört yılından sonra branşlaşma başlayacak; öğretmenler, bu okullardan mezun olduktan sonra KPSS gibi sınavlara tabi olmaksızın atanacaktır. Öğretmenlerin görev süreleri içinde özel ders vermeleri ve ek iş yapmaları kesinlikle yasaklanacaktır. Öğretmenlere ekonomik sıkıntıya düşmeyecekleri bir maaş verilecek ve sosyal yaşam düzeyleri desteklenecektir.

•  TRT’de “Halk Okulu” programı uygulanacaktır. Bu yayında halkımıza dil, kültür, tarih, coğrafya ve ekonomi dersleri verilecek; halkın bilinç düzeyinin geliştirilmesine yardımcı olunacaktır.

•  Kimliğine ve kültürüne sahip, bilinç düzeyi yüksek insanlara misyonerlik faaliyeti yürütülemez. Misyonerlik çalışmaları genellikle bilgiden yoksun, bilinç düzeyi düşük ve yoksul insanlara yönelik yürütülür. İnsanımızın bu propagandaya maruz kalmasını engellemek için yoksulluk ortadan kaldırılacak; insanlarımıza, özellikle çocuklarımıza, millî ve dinî kimlikleri istismar edilmeden doğru bilgiler verilecektir. Ülkemizde tüm dinî inançlara yönelik ibadethanelerin ihtiyaç ölçüsünde açılmasına ve cemaatlerin inançlarını herhangi bir baskı altında kalmadan yaşamalarına destek verilecektir.

•  Okullarımızdaki yabancı dil dersleri kaldırılacaktır. Çocuklarımız, Türk dili ve edebiyatını sınıfı geçmek için değil; yaşamak ve yaşatmak için öğreneceklerdir. Gençler Türkçe düşünecek, Türkçe konuşacak ve Türkçe yazacaktır.

•  Haftada bir iki saatlik yabancı dil dersiyle dil öğrenilemez… Okullar kapandıktan sonra iki aylık uygulamalı yabancı dil kursları açılacaktır. Bu kurslara katılım isteğe bağlı olacaktır.

•  “İş ve Sanat” okulları açılacak; ilköğretimden sonra çocukların bir meslek sahibi olmaları sağlanacaktır.

•  Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen deniz ulaşımından, deniz ticaretinden ve deniz ürünlerinden yeterince yararlanamadığımız bir gerçektir. Zengin su kaynaklarımızı (akarsular, göller ve yer altı suları) bilinçsizce kullanarak gelecek nesillere bir vatan değil, kurak bir toprak bırakacağız. Deniz ve su kaynaklarımızı en verimli şekilde kullanmak mecburiyetindeyiz. Bu da bilinçlenmeyle mümkündür. Ülke kalkınmasında önemli bir unsur olan denizciliğe önem verilecektir. Bundan dolayı, ilköğretimden sonra beş yıllık eğitim ve öğretim verecek “Denizcilik ve Su” okulları uygun yerlerde açılacaktır. Bu okullardan mezun olan gençlere iş olanakları hazırlanacaktır.

•  Üniversite sınavları ve YÖK kaldırılacaktır. Fakülteler öğrenci kabulünü, ortaöğrenim başarı durumunu değerlendirerek ilgili okullardan davet usulüyle yapacaktır.

•  Bölgeler arasında eğitim ve öğretim farklılığı olmayacak; tüm çocuklarımıza eğitimde fırsat eşitliği tanınacaktır.

•  Bütün okullarda doktor, sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve çocuk polisi bulunacaktır. Bu ekip, çocuklarımızın sağlık ve kişisel sorunlarıyla ilgilenecek; madde bağımlılığına karşı da tedbirler hazırlayacaktır.

•  Çocukların boş zamanlarını değerlendirebilecekleri kültür, spor, müzik ve eğlence salonları yapılacaktır.

•  Atatürk’ün “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” sözü, çocuklarımızın millî bilinç düzeyinin yükseltilmesinde ve bu bilinçle yaşamalarında parolamız olacaktır.

•  Tarihimizi ve kültürümüzü gerçek anlamda anlatan çizgi filmler, sinema filmleri ve televizyon dizileri yaptırılacak; tiyatro eserleri hazırlatılacaktır. Bu hususta her türlü destek sağlanacaktır.

•  Okullarında üstün başarı gösteren öğrenciler, yurt dışı gezileriyle ödüllendirilecektir.

3. EKONOMİ

Hz. Muhammed (s.a.v.), “Allah’ım, küfürden ve fakirlikten sana sığınırım.” diye dua etmiştir. Peygamberimiz, bu hadis-i şerifiyle fakirliğin tehlikelerine karşı insanları uyarmıştır. Fakirlik ve yoksulluk bir kader değil, kederdir… Bu kederi de insanların yanlış ve eksik işleri yaratmaktadır…

Toplumların refah seviyesinin yükseltilmesi, ancak bilinçli üretim ve ticaretle mümkündür.

AB ile yapılan Gümrük Birliği Antlaşması yüzünden ülkemiz milyarlarca dolar kaybetmiştir. Bu kaybımızın asıl nedeni, Avrupa’dan gümrüksüz mal almamız değil; o mallara muhtaç oluşumuzdur. İthal ettiğimiz malları üretemeyişimiz veya kalite bakımından o seviyeye gelemeyişimiz, yabancı malların tercih edilmesine neden olmuştur. Biz her alanda üreteceğiz ve kaliteli üreteceğiz. Vatandaşlarımız, bilinçli bir şekilde 869 ile başlayan barkod numarasına sahip yerli malları tercih edecektir. Avrupa istediği kadar gümrüksüz mal göndersin; bunlar raf süsü olmaktan öteye geçemeyecektir…

•  Sanayi tesislerinin geliştirilmesi hedefimizdir. Üretimde kalitenin yükseltilmesi ve yeni yatırımların yapılması için özel sektör desteklenecek; ihracatta ve vergide kolaylıklar sağlanacaktır.

•  Bir ülkenin kalkınmışlık seviyesi, ürettiği ve tükettiği demir-çelik ürünleriyle ölçülür. “Güçlü Devlet, Zengin Millet” olmak için demir-çelik sanayisi geliştirilecek ve teşvik edilecek; özel sektöre yatırım ve vergi kolaylıkları sağlanacaktır.

•  Ülkemiz, güneş ve rüzgâr yönünden zengin bir coğrafyadadır. Bu doğal zenginlikler ısı ve elektrik enerjisine dönüştürülecektir. Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak için üniversiteler bilimsel araştırmalar yapacak ve projeler hazırlayacaktır.

•  “ATA” adlı kaliteli yerli otomobiller üretilecektir.

•  Tüm deniz limanları kapasite yönünden geliştirilecek, yeni tersaneler yaptırılacak ve uluslararası deniz ticaretinde söz sahibi olabilecek girişimlerde bulunulacaktır.

•  Demir yolları modernleştirilecek ve ülkemizin her yönü demir yollarıyla birbirine bağlanacaktır.

•  Tarım ve hayvancılık teşvik edilip desteklenecektir. Belirlenen standart ve şartlarda üretim yapılmasına önem verilecektir. Üreticinin korunması için araç, yakıt, gübre ve yem alımında kolaylıklar sağlanacak; kredilerde sıfır faiz uygulanacaktır. Kotalar kaldırılacaktır. Üreticinin elinde mal kalmayacak, üretimin tamamı değerlendirilecektir. Halk sağlığını önemsemeyen ve standartlara uymayan üreticiler “yasaklı” konuma getirilecektir.

•  10 kilometrekarelik güzelim İmralı Adası cezaevi hâline getirilmiş ve burası, on binlerce vatan evladının şehit olmasına sebep olan terör örgütü lideri için tahsis edilmiştir… Bir kişinin mahkûmiyetini sağlamak için her gün büyük masraflara girilmekte ve yüzlerce güvenlik görevlisi, terör örgütü liderini korumak için istihdam edilmektedir. İmralı Adası uluslararası eğlence ve oyun merkezi hâline dönüştürülecek; buradan elde edilecek gelir, çocuklarımızın eğitimine yönelik yatırımlarda kullanılacaktır.

•  Yurt içindeki her türlü ulaşım aracında, yolcu bilet bedelinin yüzde 1’i oranında “Aş İçin İş” adı altında katkı payı alınacaktır. Bu gelir, işsizlere iş olanağı sağlayacak yatırımlarda kullanılacaktır.

•  Yabancı sermaye, risk taşımadan kâğıt üzerinden milyarlarca dolar kazanmaktadır. Yabancı yatırımcılar, ülkemizin stratejik önem taşıyan bölgeleri dışında, üretime yönelik yatırımlara teşvik edilecektir.

•  Her ilde yeni yerleşim birimleri kurulacaktır. Böylelikle iç göç olgusu kontrol altına alınacak, inşaat sektörünün canlanması ve güçlenmesi sağlanacaktır.

Ülke ekonomisini sömüren vampirler var. Bunlar, kanımızı emer gibi milletin parasını bir şekilde yutmaktadırlar… Doymadılar… Sanki ekonomik sistem de doymalarını istiyor… Ülkemizin içine düştüğü en büyük tehlike iç ve dış borçtur. Artık borçların ana parasını ödemek yerine faiz ödemelerini yapmak için uğraş veriliyor. Son beş yılda 200 milyar dolar civarında iç borç faizi ödenmiştir. Bunun anlamı şudur: Köyden kente, esnaftan memura kadar bütün halkımız, alın terimizi paraya dönüştürüp birkaç bin kişilik vampire vermektedir… Özelleştirme politikalarının önemli sebeplerinden biri de budur: Elde edilen kaynakla iç ve dış borçları ödemek, personel ve işletme giderlerinden kurtulmak!

Doğmamış çocuğun hakkını bile götüren bu zihniyetin ortadan kaldırılması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Ülkemizde 600 bin civarında kahvehane bulunmaktadır. Her kahvehanenin ortalama 25 müdavimi olduğunu varsayarsak 15 milyon insanımız atıl durumda oturmaktadır. Bu, ülkemiz nüfusunun beşte birini iş gücü yönünden kaybetmesi demektir. Bu sayının yarısının emekli ve iş gücünden uzak kişilerden oluştuğunu dikkate alırsak 7-8 milyon insanımız, işsizlik yüzünden kahvehanelerde zaman öldürerek umutla yaşamaya çalışıyor demektir.

Timur, “Aylak asker fesada düşer.” demiştir. Askerini kışlada eyleştirmemiş; yaz mevsiminde kuzeye, kış mevsiminde güneye seferlere çıkmıştır…

İşi ve meşguliyeti olmayan insanın yoldaşı huzursuzluktur.

Atıl durumda bulunan bu vatandaşlarımıza, uygun alanlarda, ekonomik değeri olan ağaç fideleri yevmiye karşılığında diktirilecektir. Her gün bir iki milyon insanın yirmişer fide diktiği bir ülkede erozyon ve kıtlık olur mu?

Bu işlerin masrafları, lüks tüketim, eğlence ve spor gelirlerinden karşılanacaktır.

•  Bütün ulusal ve mahallî basın-yayın kuruluşları her gün; yerli malı almanın ve tasarrufun önemini, israfın zararlarını, verimli olmanın yollarını, yardımlaşma ve dayanışmanın toplumsal yararlarını anlatan yazılı ve sözlü programlar hazırlayıp yayımlayacaktır. Bu etkinlikte bulunmayan kuruluşların çalışma izinleri iptal edilecektir.

4. SİYASET

Aslında bu konuda söylenecek ve yazılacak o kadar çok şey var ki! Ama ne söylesek, ne yazsak Fuzûlî’nin dediği gibi olacaktır:

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”

Ancak çok önemsediğim birkaç husus var. Bunları belirtmek zorundayım.

A. Dokunulmazlık

Milletvekillerinin kime ve neye karşı dokunulmazlığı var?

Yasalara karşı ise milletvekilliği süresince yasalara aykırı bir iş yapma olasılıkları var demektir…

Eğer halka karşı ise bunlar kimi temsilen Mecliste bulunuyor? Milletvekili, kendisine temsil görevi veren halkından korkar mı? Dürüst bir şekilde millet ve devlet menfaatleri için hizmet etmek üzere belirli bir süre için görevlendirilen kişiler, dokunulmaz değil; adil bir örnek olmaları yönünden “dokunulur” olmalıdır. Dokunulmazlık kaldırılmalıdır.

B. Avrupa Birliği

Türkiye için AB’ye üye olmak bir hedef olmamalıdır. Eğer AB üyeliği vazgeçilmezimizse uzun yıllar kapıkulluğu yapacağız demektir. Zira dayatılan uyum süreci şartları hiçbir zaman bitmeyecektir. Sürekli, Avrupalılar emir verir gibi tavsiyelerde bulunacak; bizler de onların isteklerine uymaya çalışacağız… Hükûmetlerimiz bu uyum yasalarını çıkardıkça, sanki büyük işler başarmış gibi gururlanıyorlar… Esasında siyasi ayıbımız ve yönetim zafiyetimiz burada kendini gösteriyor…

Soru şudur: “Demokrasinin ve hakların geliştirilmesi, üretimde kalitenin yükseltilmesi, standartlara uyulması, israfın önlenmesi, sosyal ve kültürel etkinliklerin yaygınlaştırılması, çevrenin iyileştirilmesi gibi yasal düzenlemeler ve uygulamalar AB istediği için mi yapılıyor?” Bu sorunun cevabı genelde “Evet.” gibi görünüyor. O zaman şu soruyu da sorma hakkımız doğuyor: “AB üyeliğimiz söz konusu olmasaydı Türk halkı bu iyileştirmelere layık değil miydi?”

Buna göre Türkiye’nin hedeflerini AB belirlemektedir. O hâlde Türkiye’nin her zaman kontrol edilebilir bir büyüklükte olması sağlanacaktır…

Atatürk, 6 Mart 1922 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

“Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

Bu sözleriyle bizleri uyarmıştır. Ancak her ne hikmetse biz, kendimizde olan asli cevheri unutup el gibi olmaya çalışıyoruz…

“AB’ye üye olmayalım.” diye bir iddiam yoktur. Avrupa ile siyasi, ticari, kültürel ve bilimsel ilişkilerimiz olmalı ve sürdürülmelidir. Fakat AB’ye üye olacağız diye millî menfaatlerimizi gözetmeden, kimliğimizi yozlaştırarak ve bölücülüğe taviz vererek boyun eğmemeliyiz.

Atatürk, 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM’de yaptığı açış konuşmasında Türk milletinin ülküsünü şöyle açıklamıştır:

“Büyük davamız, en uygar ve en kalkınmış millet olarak varlığımızı yükseltmektir.”

Bizi bu ülkümüzden dâhilî ve haricî hiçbir güç alıkoyamaz!

C. Türk Birliği

Hep bu birliğin düşüncesiyle yaşıyoruz ve onu yaşatacağız…

Türk devletlerinin güçlenerek birlik oluşturması, İslam ülkelerinin de mazlum ülkelerin de kurtuluşudur…

Türk Birliği’nin oluşması demek, insanlık için adaletin ve hakça bölüşümün gerçekleşmesi demektir…

Ancak Türk Birliği’ni tek devlet hâline gelmek şeklinde anlamamalıyız. Kendimizi bu yanlışlıktan kurtarmamız gerekir. Eğer bu düşünce üzerinde yoğunlaşılırsa birlik fikri yalnızca sözlerde kalır…

Bağımsız Türk devletleriyle siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve askerî alanlardaki ilişkilerimizi geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz. Türkiye’nin sosyal, siyasi ve ekonomik konumu diğer Türk ülkelerinden çok farklıdır… Türkiye’de kişi başına düşen millî gelir 10 bin dolar civarında olup Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da ise çok daha düşük seviyededir…

Birliği oluşturacak en temel girişim, dil ve kültür uyumudur. Her birliğin mutlaka bir merkezî gücü bulunur. Bu merkez, yani lider Türkiye ise önderliğimizi sabırla ve bir plan dâhilinde yürütmemiz gerekir. Bilgi ve teknoloji paylaşımı, kaynakların değerlendirilip yatırıma dönüştürülmesi ve üretimde kalitenin yükseltilmesi hâlinde Türk Birliği, diğer birlikler karşısında iddialı olabilir…

Türk Birliği hayal değildir! Önemli olan, ehliyet ve liyakat sahibi, Türklük şuuruyla yaşayan yöneticilerin iş başına gelmesidir…

•  300 milyonluk Türk dünyasıyla ilişkilerin düzenlenmesi ve yönetilmesi için mutlaka ilgili bir bakanlık kurulacaktır.

•  Ülkemizin uygun bir coğrafyasında “Türk Dünyası Kardeşlik Kenti” kurulacak; her ülke, kendine özgü kültürel ve ekonomik tanıtımını yapacağı alanlara sahip olacaktır. Bağımsız ve özerk Türk cumhuriyetlerinden gençler Türkiye’ye getirilerek üçer aylık dönemler hâlinde kültürel ve bilimsel çalışmalara katılmaları sağlanacaktır. Bu gençlerimiz, Türk Birliği’nin hızlı ve sağlam temeller üzerinde oluşması için kendi ülkelerinde hizmet vereceklerdir…

Yukarıda, önemsediğim konulardaki görüşlerimi ara başlıklarla arz etmeye çalıştım. Bu ara başlıkları ayrıntılı biçimde açıkladığım takdirde sunumum çok uzun olacaktı… Gerektiğinde bu açıklamalar yapılacaktır…

Tek amacım, Türk Devleti’nin güçlü ve Türk Milleti’nin mutlu olması için hizmet üretmektir.

TÜRKLÜK BİR YAŞAMDIR.

HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAR, YAŞANIR, YAŞATILIR…

TÜRKLÜK BİR ATEŞTİR.

SEVENLERİ AYDINLATIR, DÜŞMANLARI ERİTİR…

YILMAZ KARAHAN

Editör Notu

16 Ocak 2010 tarihli bu yazı; sosyal hayatı, eğitimi, kültürü, ekonomiyi ve siyaseti bir bütün hâlinde ele alan kapsamlı bir düşünce metnidir. Sorunları yalnızca eleştirmekle yetinmeyip somut çözüm önerileri sunması, yazının en belirgin gücüdür. Metinde yer alan bazı tekliflerin sonraki yıllarda siyasi söylemlerde ve seçim vaatlerinde karşılık bulması, yazarın dönemin ihtiyaçlarını dikkatle gözlemlediğini ve geleceğe yönelik öngörüler geliştirdiğini göstermektedir. Yazının doğrudan, iddialı ve sorumluluk üstlenen üslubu korunmuştur.

Paylaş:

Yorumlar

“205) GÖRÜŞLERİM” yazisina 11 Yorum yapilmis

  1. Barış AYKUL yorum tarihi 16 Ocak, 2010 22:45

    Gönül,döner sermaye yoluyla ihya olan/edilen çok değerli profesörlerimizin birazcık kendi uzmanlık alanları dışına çıkıp entellektüel birikimlerini vatan/millet sorunları üzerine kullanmalarını ne kadar isterdi…

    Ama olmayınca olmuyor…

    Milli şuuru taşımak akademik ünvan taşımaya benzemiyor…

    Ama neticede milli şuurda bir ütopya olarak kalmıyor…

    Yılmaz Karahan gibi birileri çıkıp bu şuuru yaşıyor,yaşatıyor…

    Yılmaz Karahan gibilerin çoğalması umudumla…

  2. BİLGİN DENİZ KARAMANOĞLU yorum tarihi 17 Ocak, 2010 01:47

    Sayın hocam,
    Derin bir uykudan uyandım.Rüya kafamda hâlâ taptazeydi;yeni görülmüş renkli bir filim gibi.Nasıl derin bir uyku idi ki, o öyle.Sanki 60 yıldır uyumaktaymışız. Buna rüya demek istiyorum…uyuduk ve 60 yıldır kandırıldık.Şimdi sizin düşüncelerinize katılmamak mümkün mü?Sokaklarda insanlar mutsuz umutsuz. Herkesin gözü yaşlı.Gençlikten umut kesilmiş…yarı Türkçe,yarı nece konuşuyorlar bende anlamıyorum.

    Nede güzel düşünmüşsünüz çözümler!
    Bunlar yapılırsa eminim ki,insanların yüzünde bir tebessüm olacaktır,huzur olacaktır..çocuklar eğitim nedir öğrenecektir.Nede hoş olur hocam! Yüreğinize gönlünüze sağlık

  3. BİLGİN DENİZ KARAMANOĞLU yorum tarihi 17 Ocak, 2010 02:00

    VE O AŞŞALIK DUYGUSUNDAN BİRGÜN MUTLAKA KURTULACAĞIZ.BUNA İNANCIM SONSUZ.SAHTE AVRUPA BİRLİĞİ,IMF GİBİ ARAÇLARI KULLANARAK ULUS-DEVLETLERİ PARÇALANIYOR,O DA SÖKMEZSE BOMBA ISKOTLARINI TÜKETMEK İÇİN SALDIRIYORLARDI.
    SONUNDA OYUNLAR ABD İÇİNDE YOĞUNLAŞLTI.ABD’Yİ 12 EYALET DEVLETÇİLİĞE BÖLDÜLER.SEKİZİNİN DİLİ İSPANYOLCA ,BİR TANESİ FIRANSIZCA ,BİRİ İNGİLİZCE,İKİ EYALETİ İSE,ÖNEMLİ BİR AFRİKA DİLİ OLAN SVAHILI.ZATEN BERBAT BİR DİL OLAN ,BİLİME ,TEKNİĞE YETERSİZ OLAN İNGİLİZCEYE YÜZ VEREN YOK. YALNIZ TÜRKİYE’DE RABET GÖRÜYOR İNGİLİZCE.
    SAYGILARIMLA

  4. Ayşe Gül Efe yorum tarihi 18 Ocak, 2010 02:36

    HOCAM ELİNİZE VE YÜREĞİNİZE SAĞLIK.AÇIKÇASI TAM BİR PARTİ PROGRAMI GİBİ OLMUŞ.BİZLERE TERCÜMAN OLDUĞUNUZ İÇİN SİZE ÇOK TŞK EDİYORUM.TEMENNİM SİZİN GİBİ DEĞERLİ İNSANLARIN ARTIK SESLERİNİN DUYULMASI.SAYGI VE SELAMLAR….

  5. sedat ergenc yorum tarihi 19 Ocak, 2010 06:45

    Sayın Karahan,
    Tebrik ederim. Umarım ki görüş ve önerileriniz ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamınının yeniden dizaynında ve yükseltilmesinde başvuru kaynaklarından biri olur.

    Selam ve sevgiler

  6. mügebingül yorum tarihi 10 Şubat, 2010 10:51

    Görüşlerinizi yazıya dökmeniz çok önemli bir adımdır. Hedeflerinizde başarılı olamayabilirsiniz hiç önemli değil fakat kağıda dökerek somutlaştırdığınız bu hedefler, yazınızı okuyan birileri tarafından mutlaka gerçekleştirilecektir.

  7. ZÜHAL ASMA yorum tarihi 13 Nisan, 2010 19:39

    TESEKKÜRLER PAYLASIMINIZ İCİN.
    *DEGERLİ ÜLKE DOSTUMUZ(*
    DISARIDAN BAKILDIGINDA SADECE konusan:( AMA FİİLİYATA DÖKMEYEN MİLLET OLARAK GÖRÜLMEKTEYMİSİZ!
    *DEMEKKİ,BOLCA YAZMALIYIZ.
    PAYLASMALIYIZ.
    Kİ;COGALALIM
    yanlısmı?

  8. şükrü adatepe yorum tarihi 28 Haziran, 2010 02:00

    HOCAM GERÇEKTEN 1 NUMARA YAZMIŞSINIZ BENİM DÜŞÜNCEM SİZİN SİYASETE ATILMANIZDIR MEMLEKETİMİZİN SİZİN GİBİ DEĞERLERE İHTİYACI VAR BİR PARTİ KURARSANIZ GERÇEKTEN DÜŞÜNCELERİNİZLE HALKLA BÜTÜNLEŞİRSİNİZ HALKIN SESİ OLURSUNUZ AYRICA İNŞALLAH OLUR BENDE VEKİL ADAYI OLURUM.ALLAHA EMANET OLUN SAYILARIMLA,KALEMİNİZ DAİM OLSUN.

  9. musa kurt yorum tarihi 12 Eylül, 2010 01:01

    ellerinize sağlık

  10. söhret kücükay yorum tarihi 12 Mart, 2011 21:58

    Hayellerimiz oldukca ümitlerimizde bitmez,birgün planlar yapilir ve bunlar gerceklesir..degil mi?
    Sizin bu hayellerinizin milletim ve ülkem icin gerceklesmesini cani gönülden, Allah’tan diliyorum.
    Ellerinize ve yüreginize saglik

  11. Cenk Akar yorum tarihi 11 Nisan, 2011 01:11

    Siyaset arenasina tasiyin rica ederim sayin Karahan,cesaret ile…
    Aksi halde kagit kalem bulusmasi neticesi hos bir sedaya dönüsmesin yorumladiginiz fikirleriniz.
    Saygilar…

Yorum yap