406) AVRUPA’DAN ÇİN’E KADAR TÜRKLER / 2009’DA KAYBEDİLEN DESTEKLER VE TÜRKİYE

Yayin Tarihi 7 Eylül, 2009 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Avrupa’dan Çin’e Kadar Türkler –

2009’da Kaybedilen Destekler ve Türkiye

2009 yılı Şubatında Davos’ta Gazze paneli sonucunda başta Araplar olmak üzere, İslam dünyasının övgülerine mazhar olan Türkiye için, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel o tarihlerde biraz da sıkıntılı bir halle, “Bunun acısını çıkarırlar, bunu anlamak bile mümkün olamayabilir’” şeklinde, oldukça anlamlı ancak hoşumuza gitmeyen bir kehanette bulunmuştu. Aradan daha 5-6 ay geçmeden Türk dünyasının başına gelenleri görünce, “Acaba Demirel’in kehaneti gerçekleşiyor mu?” demeden kendimizi alamdık. İşte Türk dünyasının son ayları…

Kehanetin ilk ve acı etkisini Azerbaycan’la yaşanılan Nisan ayındaki “Kardeş krizi” sırasında yaşadık. Ermenistan’la sınır kaplılarının açılacağına ilişkin beklentiler Ermenistan tarafından pompalanırken, Azerbaycan basını feryad-ı figan ederken, Azerbaycan yönetimi dirsek gösterirken Türkiye’yi yönetenler neredeyse “bir milletin iki devletini” karşılıklı “kadim” dostluğu ve kardeşliğinden çözülme noktasına getirmişlerdi. Bu ilk uyarı gibiydi…

Avrasya coğrafyasında Türklerle ilgili önemli gelişmelerden bir diğeri Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleriydi. Bu seçimlerde Türkler, Almanya’dan 2 Hollanda’dan bir ve Bulgaristan’dan 2 temsil hakkı elde edebildiler. Açıkçası bu sonuç, Avrupa’daki Türklerin siyasi haklarını kollamaları açısından geriye bir gidiştir. Çünkü bir önceki seçimlere göre iki kat Milletvekili çıkarmaları beklenirken, mevcut sayının dahi gerisine düşülmüştür.

İran’daki 12.06.09 seçimlerde de bir tarafta Türk Musevi, diğer tarafta dini lider Türk Ali Hamaney ile yarı Türk Ahmedinejad arasında geçen seçim yarışları sonunda, kazanan Türkler olamadı. Katı molla rejimi ve Farslar, her ne kadar İran’ın yumuşak karnı (uzun süreli ve ısrarlı itirazlar) ortaya çıkmışsa da kazanan taraf oldular. Çünkü İran’daki Türklerin ağırlıklı gurubunu oluşturan Güney Azerbaycan Türkleri, 2006’daki “Karikatür Krizi” sırasında yaşanan Fars zülüm ve baskısına, bu seçimleri protesto eden rejim aleyhtarlarının dahi hoşgörüyle yaklaşması sebebiyle, bu son seçim sonuçlarına itiraz etmediler. Güney Azerbaycan Türkleri, Cumhurbaşkanı seçimine itiraz etmemekle birlikte buradan Ammedinejad – Hamaney ikilisini destekledikleri de anlaşılmamalıdır. Ama Türk aday Musevi’ye de seçim sonucundaki itirazlarında protesto gösterileriyle destek vermemişlerdir.

Avrasya’daki Türkler bir başka “geri” adımı da Bulgaristan’da atmak zorunda kaldılar. Temmuz 09 başında Bulgaristan genel seçimlerinde çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Halk ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) milletvekili sayısını 38’e çıkartmakla birlikte hükümetteki büyük ortağı seçimden hezimetle çıktığı için, iktidarda kalma şansını kaybetti. Bu sonuç hem Bulgaristan’daki Türklerin siyasi haklarını gözetmeleri açısından, hem de iki ülke ilişkilerini hükümetler arasında en üst düzeyde yürütme açısından önemli kayıplardır.

Türk Dünyasının En Acıklı Coğrafyası Doğu Türkistan ve “Küçülen” Çin

Tüm yukarıdaki olumsuz gelişmeler yaşanırken, aslında 22-29 Haziran 2009 tarihindeki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmi Çin ziyareti ile bu ülkedeki Türklere (Uygurlar) rahat bir nefes alma imkanı verilebileceği akla gelmişti. Çünkü Çin’e uzun bir aradan sonra ve Çin Türkiye’nin dış ticaretinde hızla yükselen bir ülke haline geldikten sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan bu ziyarette, iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yanı sıra, ilk kez “Uygur Özerk Bölgesi”ne resmi gezi de düzenlenmiş oluyordu. Cumhurbaşkanı Gül’e, çok hoşuna giden fahri profesörlük cüppesi giydirildiği sırada ve belki de heyetteki tüm Türkiye Türklerinin aklından “Uygur Türkleri kardeşlerimize daha fazla serbestlik veriliyor” düşüncesi geçtiği sırada, aslında bu Türk kardeşlerimize karşı husumetin büyüme olgusu gerçekleşmekte imiş. Henüz bu “Çin Seferi”nin hoş hatıraları dahi anlatılamadan, Uygur Türklerinin sayılarını ve kültürlerini silmek maksadıyla sonradan yerleştirilen “Han Çinlileri”nin Doğu Türkistan’ın Başkenti Urumçi’yi Uygur Türklerinin kanına bulayan yeni Çin baskı ve mezalimini, bizler de tüm dünya gibi hayret ve nefretle öğrendik.

Olaylar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül henüz Çin’de iken, Çin iç eyaletlerinden Guandong’un Şao Güan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında zorunlu işçi olarak çalıştırılan Doğu Türkistanlı Uygurlar ile Çinliler arasında çatışma çıkarak bir anda etnik bir karakter kazandı. İki Uygur Türkü dövülerek öldürüldü. 5 Temmuz 2009 günü Uygur üniversite öğrencilerinin önderliğinde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de toplanan ve öldürülen Uygur Türkleri’nin faillerinin bulunmasını talep eden gösterilerin Çin güvenlik güçleri ve yerel Çin nüfusu tarafından bastırılma girişimi neticesinde çatışmalar çıktı.[1] Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun, sayısı 50’yi bulan tank, zırhlı araç ve yüzlerce askerle müdahalesi katliamla sonuçlandı. Resmi rakamlara göre 156 kişi öldü. Yine resmi rakamlara göre 1.400’den fazla kişi yaralandı. Ölü ve yaralı sayısının resmi beyanların çok çok üstünde ve 1.000’in üzerinde olduğu ileri sürülmektedir. Polis yüzlerce Uygur’u gözaltına alırken olayların Kaşgar ve Aksu’ya da sıçraması sebebiyle, etnik savaş ortaya çıkmıştır.



[1] Bu konuda Batı kaynaklarından alınan resmi Çin bildirisine göre olayların çıkışı şöyle idi: 26 Haziran’da Guangdong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında Uygur ve Çinli işçiler arasında Han milliyetinden (Çin’li) bir kadın işçinin bir Uygur işçinin tacizine uğradığı iddiasıyla Uygurların kaldığı yatakhaneyi basmasıyla başladı.

1949 yılından itibaren Uygur Özerk bölgesi, ya da Doğu Türkistan’da Çin’in kalıcı bir kontrol sağladığı görülmektedir. Bu kalıcı ve zaman zaman şiddet sınırlarını zorlayan yönetimin baskılarına rağmen, Uygur Türkleri de fırsat buldukça özgürlükleri için hareket yapmaktan kaçınmamışlardır. Her hareketin ardından Çin’in bu özerk bölgeyi daha sıkı bir kontrol sistemi ile sarmaladığı, demografik yapıyı Türkler aleyhine değiştirmeye çalıştığı görülmektedir. Çin, 1990’ların başlarında Kazakistan ile bir anlaşma yapmış ve binlerce Kazak Türkü’nün özerk bölgeden Kazakistan’a göçüne izin vermiştir.

Zaman zaman sertleşen Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerini ezme ve sindirme hareketleri genelde Türklerin aleyhine oldu. Buna rağmen “zincirleri” kırmak isteyen Türkler zaman zaman seslerini duyurmayı başardılar. Son yıllarda ses getiren gelişmelerden biri 21 yıl önce gerçekleşmişti. Haziran 1988’de Urumçi’de Türk üniversite öğrencilerinin başlattığı hareket, rejime ve büyük Çin’e karşı tertip edilmiş Pan-Türkist hareketler kapsamında değerlendirilmiştir. 1989 yılı içinde de Doğu Türkistan’ın birçok bölgesinde Çin zulmüne karşı ayaklanmalar baş göstermiştir. 13 bin kişinin tutuklandığı bu olaylar sırasında, Kaşgar’ın Barın köyü halkı Çinlilerce kurşuna dizilmişlerdir. Binlerce Türk’ün ölümüyle sonuçlanan bu ayaklanmalar sonucunda, pek çok Türk yazar, aydın ve düşünürü ya katledilmiş, ya da tutuklanmıştır. Bunlar içinde ünlü Tarihçi Turgun Almas ile Türk milliyetçilerinden Nimed Abdumadi ilk akla gelenlerdir. 8 Mart 1992 tarihinde de Kaşgar’da meydana gelen olaylarda çok sayıda tutuklanma sonunda, içlerinde Türklerin de bulunduğu pek çok insan idam edilmişlerdir. Açıkça görüldüğü üzere Çin, Doğu Türkistan’da tam bir eritme (asimilasyon) hareketi uygulamakta, buradaki Türklerin dil, din ve kültürlerini, soylarını, geçmişlerini ortadan kaldırarak, XXI. yüzyılda dahi bir soykırım suçunu işlemeyi sürdürmektedir.

Bunun arkasında yatan en büyük gerçek, büyümeyi hedefleyen Çin milli yönetiminin Doğu Türkistan’da mevcut doğal kaynaklara karşı duyduğu büyük iştahtır. Doğu Türkistan’ın 50 yerinde altın yatakları (toplam rezervin 18.500.000 ton oldu tahmin edilmektedir), yedi bölgede bakır cevheri, 32 kurşun madeni, 46 yerde demir yatakları, beş yerde uranyum, beş yerde volfram, 13 yerde kalay, iki yerde civa, altı yerde amonyak yatakları, 70 yerde kömür madenlerinin mevcut olduğu ileri sürülmektedir. Çin’in tamamında mevcut 148 madenin 118 çeşidinin Doğu Türkistan’da olduğu bilinmektedir. Çin’deki toplam maden ocaklarının %85’i gene Doğu Türkistan’dadır. Bu konuda ise Çin yönetimi son derece ketum bir tutum içerisindedir.

Tüm dünyada olduğu gibi ekonomik gelişmesindeki büyük oran sebebiyle küresel güç ABD ye karşı dünyanın geri kalanını koruyabilir düşüncesiyle sempati duyduğumuz Çin’in gerçek yüzünü bir kez daha hem de Cumhurbaşkanını n resmi ziyaretinin hemen ertesinde irkilerek gördük. Çin, ekonomik yönden ne kadar büyük olursa olsun, nüfusu ne kadar kalabalık olursa olsun, ülkede yaşayan azınlıklara tahammülsüzlüğü ve özellikle de Uygur Türklerine uyguladığı zulüm ve asimilasyon(eritme) ile tüm Türklerin gözünde küçülen bir ülke haline gelmiştir. İşte Çin budur. Bu küçük Çin’i büyütmemek, büyüttükçe Uygur Türklerine baskılarına destek vermemek için, çürük Çin malları alırken bir kez değil, birkaç kez düşünmemiz gerekmektedir. 

Sonuç

Buraya kadar Avrasya’daki Türk dünyasından bir demet “fena” gelişmeleri duyurduk. Bunun adı ister “Davos’un intikamı”, isterse Türk dünyasının geri adımı gibi algılansın, neticede hiç de hoş gelişmeler değildir. Biz bu gelişmelerden üzüntü duyuyoruz. Çünkü bize göre; “Bir milletin tabii hudutları dağlar ve ırmaklar değildir. İstinad ettiği milliyetin lisanı ve dini sınırlarıdır.” Almanya’dan Doğu Türkistan’a kadar, Türk dünyasının yasını tutmak değil, sevinç ve mutluluğunu görmek istiyoruz… Dileriz Temmuz 2009’da Irak Kuzey Yönetimi’ndeki Mahalli Seçimler ile Eylül 2009’da Almanya’daki Genel Seçimlerin sonuçları Türkler ve Türk dünyası için “gönül rahatlığı” yaratır.

Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı

http://www.turksam.org/tr/a1714.html

image0019.jpg

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap