659) TARTARİA TABLETLERİ

Yayin Tarihi 27 Şubat, 2013 
Kategori TÜRK DÜNYASI

TĂRTĂRİA TABLETLERİ (VİNÇA – TURDAŞ KÜLTÜRÜ 1)

 

image00125.jpg

Tărtăria tabletleri

Tărtăria tabletleri, Romanya’nın Alba ilindeki Săliştea ilçesine bağlı Tărtăria köyündeki (Alba Iulia kentinden (Osmanlıca adıyla Erdel Belgradı’ndan) yaklaşık 30 km uzaklıkta) bir Neolitik yerleşkede 1961 yılında arkeolog Nicolae Vlassa tarafından keşfedilen üç adet tablettir. M.Ö. 5300 yıllarına tarihlendirilen tabletlerde Vinça simgeleri (Romence yazılışı Vinča) denilen simgeler kazılı olup arkeologlar arasında bir tartışma konusudur; bazı arkeologlar bunların dünyanın en eski yazı biçimini temsil eden simgeler olduğunu etmektedir.

1961 yılında yerleşkedeki kazıların sorumlusu ve Cluj-Napoca kentindeki Transilvanya Tarihi Millî Müzesinde arkeolog olan Nicolae Vlassa’nın önderliğindeki bir ekibin üyeleri, yetişkin bir erkeğe ait yakılmış, kırılmış ve eklem yerlerinden ayrılmış kemiklerin eşlik ettiği 26 adet kil ve taş heykelcik ile bir deniz kabuğu bileziğinin yanında üç adet üzeri yazılı ve pişmemiş kil tablet ortaya çıkardı.

Tabletlerden iki tanesi dörtgen şeklinde, üçüncüsü ise yuvarlaktır. Hepsi de ufak boyutlardadır, yuvarlak olanı uçtan uca yalnızca 6 cm’dir (2.5 inç); iki tane tablette (biri yuvarlak, diğeri dörtgen) açılmış birer delik vardır.

Tabletlerin hepsinde sadece tek yüzde yazı kazınmıştır. Delinmemiş dörtgen tablet, belirsiz bir figür biçimindeki boynuzlu bir hayvanı ve bir dal ya da ağaç biçimindeki bitkisel bir örgeyi betimler. Diğerlerinde çoğunlukla soyut simgeler vardır. Gömünün amacı belirsizdir; ancak cesedin, eğer bir şamana veya bir ruh çağırıcı medyuma ait değilse, çok saygı duyulan yöresel bir bilgeye ait olduğu öne sürülmüştür.

Daha Önceki Keşifler

Benzer örgeler, Sırbistan’daki Vinça yerleşkesinde ve Balkanlardaki diğer birçok yörede toprak kapların üzerinde bulunmuştur.

Eski Avrupa yazı simgeleri, 19’ucu yüzyıl sonunda Romanya’nın Transilvanya bölgesindeki Turdaş neolitik yerleşkesinde Zsófia Torma tarafından yapılan kazıdan beri bilinmektedir.

Tarihlendirme

Cluj Müzesinin saklama bölümündeki işçiler, orijinali pişmemiş halde olan kil tabletleri korumak amacıyla pişirmişlerdir. Bu da tabletlerin doğrudan doğruya Karbon-14 yöntemiyle tarihlendirmelerini olanaksız hale getirmiştir.

Tabletlerin Vinça-Turdaş kültürüne ait olduğu düşünülmektedir; Sırp ve Romen arkeologlar kültürün M.Ö. 2700’lerde doğduğuna inanmaktadır. Vlassa, Tărtăria tabletlerinden birini bir avcılık sahnesi olarak ve üzerinde işaretler bulunan diğer ikisini ise Sumerlilerin ilk piktogramlarına (resim yazılar) benzeyen bir tür ilkel yazı olarak yorumlamıştır. Avrupa’da bilinen en eski yazısı olan Minos yazısının ilk örneklerinden daha eski zamanlara tarihlendiği için keşif, Avrupa’da büyük bir ilgiye yol açmıştır.

Ancak Tărtăria buluntuları üzerinde daha sonra yapılan radyokarbon tarihlendirmeleri, tabletlerin (ve dolayısıyla tüm Vinça kültürünün) zamanını daha da ötelere, Mezopotamya’da Sumer uygarlığının erken Eridu evresi zamanına, yani M.Ö. 5500’a kadar çekmiştir. Yine de belirgin biçimde zıtlık gösteren stratigrafik (jeolojik katmanların dizilimiyle ilgili) kanıtların ışığında buna itirazlar gelmektedir.

Eğer simgeler aslında bir yazı biçimi idiyse, Danubyan (Tuna) kültürü yazısı, en eski Sumer çivi yazısından veya Mısır hiyerogliflerinden çok daha önce gelmiş demektir. Bu nedenle bu simgeler, dünyanın bilinen en eski yazı biçimi olmalıdır. Bu iddia üzerindeki tartışmalar devam etmektedir.

Yorum

Simgelerin – eğer varsa – anlamı bilinmemektedir; bunların doğası epeyce tartışma konusudur. Kazılı simgelerin bir yazı olduğu sonucuna varan bilginler, değerlendirmelerini genel olarak desteklenmeyen birkaç kanıya dayandırmaktadır. İlk olarak, Danube (Tuna) uygarlığının diğer buluntuları üzerindeki benzer simgelerin varlığı, yazıcıların kullandığı standart şekillerden oluşan bir envanter olduğunu akla getirmektedir. İkincisi, açıkça ortada olan arkaik yazı sistemlerine kıyasla, simgeler yüksek bir standartlaşma derecesi ve düz çizgili biçim göstermektedir. Üçüncüsü, her karakter ile iletilen bilgi, açık ve tek anlamlı olup kendine özgüdür. Son olarak ise, dikey, yatay veya dairesel, her ne olursa olsun, yazıtlar sıralar halinde dizilmiştir. Eğer bunlar bir yazı biçimi oluşturuyorlarsa, ne tür bir yazı sistemini temsil ettikleri bilinmemektedir. İçlerinde kayda değer Marija Gimbutas’ın da bulunduğu bazı arkeologlar, bunların Eski Avrupa Yazı Biçimi adı verilen bir sistemin kırık parçaları olduğu önerisinde bulunmuşlardır.

Diğerleri, piktogramlara rastgele karalamalarla eşlik edildiğini düşünmektedir. Bazıları, simgelerin sahiplik işaretleri ya da dinsel ayinlerin odağı olarak kullanılmış olabileceklerini öne sürmüştür. Değişik bir öneri, bunların daha ileri kültürlerin ezbere zar zor yapılmış taklitleri olabileceğidir; bu açıklama, tabletlerin çok eski olması nedeniyle daha ziyade olasılık dışı hale gelmektedir (simgelerin uyarlanmış olabileceği zamanda okur-yazar kültürler yoktu). Colin Renfrew, Sumer simgeleriyle olan belirgin benzerliklerin aldatıcı olabileceğini savunmaktadır : “Bana göre Tărtăria tabletlerindeki işaretlerle proto-yazınsal Sumerya işaretleri arasında yapılan tartışma, çok az bir ağırlık taşımaktadır. Bunların hepsi piktograflardır (resimli yazı-çizit) ve bir kültürdeki keçi simgesi, bir başkasındaki keçi simgesi ile oldukça benzer görünmekle sınırlıdır. Bu Balkanlı simgeleri ‘yazı’ diye adlandırmak, belki de bunların bir başka kişiye sözlü temas olmaksızın iletilebilir biçimde kendi başına bağımsız bir anlama sahip olduklarını ima etmek demektir. Kuşku duyduğum budur”.

Bir başka problem de, bu dönemde Balkanlarda var olan bağımsız okur-yazarlık belirtilerinin bulunmamasıdır. Sarunas Milisauskas, “bir simgeler külliyatının bir yazı sistemi oluşturup oluşturmadığını arkeolojik olarak göstermek oldukça zordur” yorumunu yapmakta ve bilinen yazı sistemlerinin hepsinin Orta doğu ve Akdeniz’deki karmaşık örgütlenmiş toplumlarda kayıt korumaları kolaylaştırmak için ilk devletlerce geliştirildiğine dikkat çekmektedir. Avrupa’da Neolitik çağda örgütlü devletlere ait kanıtlar yoktur; dolayısıyla yazının olanaklı kıldığı yönetimsel sistemlere gereksinim duymamışlardır. David Anthony, Çin yazı karakterlerinin ilkin kralların ‘kutsal gücü’ ile ilgili ayinsel ve hatıra amaçlı olarak kullanıldıklarını kaydetmektedir; benzer bir kullanımın Tărtăria simgelerin için yapılmış olması mümkündür.

Olası Bölge İlişkileri

Tabletleri de kapsayan buluntular gurubunun Ege bölgesinde gelişen kültürle, özellikle heykellerden ikisinin su mermerinden (kaymaktaşı) yapılmış olması nedeniyle daha doğru şekliyle Ege Adalarıyla birtakım ilişkileri olabilir. Tărtăria buluntularında kullanılan malzeme ve tarz, Ege Adaları bölgesinde kullanılanlarla birtakım benzerlikler göstermektedir.

http://turkbilimi.com/?p=10621

Yorumlar

Yorum yap