62) KKTC ZOR DURUMDA: “ORAMS DAVASI”

Yayin Tarihi 10 Ocak, 2009 
Kategori SİYASİ

KKTC’YE “GELİYORUM” DİYEN FELAKET:

ORAMS DAVASI

kibris_ab22a.jpg

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliği’nin (AB) mahkemeleri yoluyla yalnız Kıbrıs’taki mülkiyet sorununu değil, Ada’da devam eden müzakere sürecini ve varılması muhtemel bir anlaşmayı, hatta KKTC’nin siyasi ve ekonomik geleceğini köklü olarak etkileyecek girişimlerinde nihai aşamaya ulaşmak üzeredir. Rumların bu girişimlerinde başarı kazanması, toplu göç yaşanmış ve nüfus mübadelesi anlaşması yapılmış bir uluslararası uyuşmazlıkta mülkiyet sorununa sadece bir tarafın çıkarlarını gözetecek şekilde uluslararası mahkemelerde bireysel davalarla çözüm getirilmeye çalışılmasının dünyadaki tek örneğidir. AK’nin bir organı olan Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi’nde (AİHM) Rumların Türkiye aleyhine açtıkları 1500 civarındaki mülkiyet davasından Louzidiu ve Arestis davalarında alınan tazminat kararlarından sonra; bu kez Rum mahkemelerinde KKTC’de 1974 öncesi Rum malı olan bir taşınmazı satın alan İngiliz çift Orams’lar aleyhine açılan dava önce İngiltere’ye sonra AB’nin bir mahkemesi olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na (ATAD) taşınmıştır. Orams davası çerçevesinde yaşanan gelişmeler, Rum otoritesi ve egemenliğini tescil ettirecek ve etkisi KKTC sınırlarını da aşacak olan siyasi, hukuki ve ekonomik sonuçlar doğuracak olması nedeniyle, ayrı bir önem ve tehdit arz etmektedir. Ada’daki kapsamlı müzakerelerde mülkiyet sorunu görüşülmekte iken, Arestis davasında tazminat ödemeyen Türkiye’nin durumunun AK’de ele alınması ve ATAD’ın Orams davasıyla ilgili kararını açıklaması beklenen Mart 2009 sonrasında Türk tarafının Kıbrıs konusunda hareket alanını hiç yaşanmadık şekilde daraltacak gelişmelerle karşılaşılması ihtimali son derece güçlüdür. Bu dönemde, Türkiye’nin gündeminin 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere, KKTC’nin ise 19 Nisan’daki erken genel seçimlere odaklanacak olmasının, Rum tarafının istismarına daha açık bir ortam oluşturacağı yönünde endişeler mevcuttur.

Orams Davası Nedir?

2005 yılında Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi’nde Meletis Apostolides adlı Rum tarafından, KKTC / Lapta’da evi olan İngiliz çift Linda ve David Orams aleyhine dava açılmıştır. Alt mahkeme Orams’ların gıyabında duruşma yaparak, söz konusu evin yıkılması ve İngiliz çiftin tazminatıyla birlikte araziyi 1974 öncesi sahibi olan Apostolides’e iade etmeleri kararı almıştır. Orams’lar Rum Temyiz Mahkemesi’ne başvurmuş, ancak dava temyizde de aleyhlerine sonuçlanmıştır.

Apostolides’in avukatları, 18 Ekim 2005’te davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi’ne götürmüş ve karara uymayan Orams çiftinin İngiltere’de tutuklanmasını, İngiltere’deki mallarına ve paralarına el konmasını, tazminat ve hapis cezasının uygulanmasını talep etmiştir. Orams’ların savunmasını ise, dönemin İngiltere Başbakanı’nın eşi olan Cherie Blair üstlenmiştir. Rum tarafı, “44/ 2001 Sayılı AB Konseyi Tüzüğü’ne göre; bir AB ülkesi mahkemesinde verilen kararın bazı şartlara uyma koşuluyla diğer bir AB ülkesinde icrasının mümkün olması” noktasından hareket ederek, davayı İngiltere’ye taşımıştır. Ancak, GKRY’nin AB’ye tam üye olurken kabul edilen Katılım Anlaşması’na ek 10 No’lu Protokol’e göre; Kıbrıs’ta bir anlaşma oluncaya kadar “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkin ve fiilî denetiminin bulunmadığı” Kuzey Kıbrıs’ta AB müktesebatı askıya alınmıştır ve AB yasaları KKTC’de geçerli olamayacaktır. Dolayısıyla AB yasalarının uygulanmadığı bir yerle ilgili verilen kararın da, söz konusu AB Konseyi Tüzüğü kapsamında icra edilememesi gerekir. Nitekim, İngiliz Mahkemesi, 6 Eylül 2006’da “Kıbrıs’da bir anlaşma oluncaya değin AB yasalarının Kuzey Kıbrıs’ta uygulanamayacağını, dolayısıyla Kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz mallarla ilgili Rum mahkeme kararının İngiltere’de icra edilemeyeceğini” karara bağlamıştır.

Rum avukatlar, İngiliz Yüksek Mahkeme kararına karşı temyiz yoluna başvurmuş ancak davanın Haziran 2007’de İngiliz Temyiz Mahkemesi’nde görülmeye başlanmasından itibaren kendileri açısından olumlu bir sonucun çıkmayacağı bilinciyle 10 No’lu Protokol’ün yorumlanması için davayı ATAD’a taşımaya gayret etmiş ve İngiliz Mahkemesi’ne bu yönde başvuruda bulunmuştur. ATAD’a havale edip etmeme konusunda takdir hakkı bulunan İngiliz Mahkemesi söz konusu başvuru üzerine Orams’ların avukatı C. Blair’e görüşünü sormuştur. C. Blair ise, müvekkilleri ve KKTC Yönetimi ile görüştükten sonra ATAD’a havale müracaatına  itirazları olmadığını bildirmiştir.

Orams davasının 16 Eylül 2008′de Lüksemburg′da ATAD’da yapılan duruşmasında AB Komisyonu Raportörü Yargıç R. Silva de Lapuerta’nın mahkemeye sunduğu 14 sayfalık raporun 36. maddesinde şu hususlar yer almıştır: “Kuzey Kıbrıs’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kontrolü dışında olması, Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin Kuzey’deki mülklerle ilgili kararlar alma yetkisi olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle tüm AB ülkelerindeki mahkemeler de Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki yasal mahkemelerin kararlarını tanımakla ve uygulamakla yükümlüdürler. Bu durum ancak istisnai olarak uluslararası kamu düzenine ters olması halinde uygulanmayabilir.”

ATAD Raportörü Juliane Kokott’un 18 Aralık 2008’de açıkladığı raporunda ise, AB Komisyonu Raportörü Lapuerta’nın 16 Eylül’deki Raporu’ndan çok daha vahim bir tablo ile karşılaşılmıştır. Kokott’un hukuki mütalaasında; “Rum Mahkemelerinin KKTC’de meydana gelen tüm sivil ve ticari olaylarda karar vermeye yetkili olduğu, dolayısıyla taşınmaz mal davalarında da karar verebileceği ve verilecek kararların tüm AB ülkelerinde uygulanması gerektiği” belirtilmiştir. 

ATAD’ın nihai kararını Mart 2009’da açıklaması beklenmektedir. ATAD’ın, her iki raportörün İngiltere Yüksek Mahkemesi kararıyla tamamen çelişen raporlarının dışında bir tutum benimsemesi olasılığı hemen hemen hiç bulunmamaktadır. Ayrıca önemle belirtilmesi gereken bir nokta, ATAD’da doğrudan Orams çiftinin davasının tartışılmadığıdır. ATAD’da 10 No’lu Protokol’ün yorumu yapılmakta olup, Rum mahkemelerinin taşınmazlar meselesini de kapsayacak şekilde tüm sivil ve ticari konularda KKTC’de yargılama yetkisinin bulunup bulunmadığı ve bu çerçevede aldığı kararların AB ülkelerinde uygulanıp uygulanamayacağı konusunda hükme varılacaktır. Orams’larla ilgili son  karar daha sonra İngiliz Mahkemelerinde verilecektir. Ancak, ATAD’dan söz konusu iki rapor doğrultusunda nihai bir yorum çıkması halinde; bir AB üyesi olan İngiltere’nin bununla çelişen bir uygulama içinde olmasının mümkün olmadığı düşünülmektedir. 

Türk Tarafının Orams Davasıyla İlgili Tutumuna İlişkin Eleştiriler

Bugün varılan aşamada, Türk tarafınca başlangıçtan itibaren izlenen tutumdaki yetersiz ve hatalı bazı yaklaşımların da etkili olduğu yönünde eleştiriler mevcuttur. Bu eleştirilerde haklılık payının yüksek olduğunu söylemek mümkündür.

İlk eleştiri, Rum mahkemelerinde KKTC’de bulunan bir taşınmaz için açılan davaya müdahil olunmasının engellenmesi gerektiği hususundadır. Zira, KKTC/Lapta’da bulunan bir taşınmaz için açılacak davanın, ancak o ülkenin ve bölgenin mahkemesinde, yani ne KKTC’nin diğer bir ilçesinde, ne GKRY’de, ne de İngiltere’de açılması gerekir. KKTC’nin dünya tarafından tanınmadığı, GKRY’nin ise “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak kabul edildiği görüşüne sığınılmasının da, Rum mahkemelerinde açılan bir davada taraf olunmasını ve temyize gidilmesini haklı çıkarmayacağı düşünülmektedir. Türk tarafının kendi politikaları ile çelişen bu durumun, Rum mahkemelerinin KKTC’de yargı yetkisi ve dolayısıyla GKRY’nin KKTC üzerinde egemenliği bulunduğunu tanıma anlamına gelebileceği açıktır. Bu açıdan davanın söz konusu ayırt edici özelliğinin, KKTC Yönetimi’nce dikkate alınarak, daha başlangıçta İngiliz çiftin müdahil olmaması konusunda yönlendirmede bulunması gerektiği düşünülmektedir. Anılan dönemde, KKTC’de eski Rum mallarından mülk edinen ya da yatırım yapan yabancılar için bazı garantiler sağlanması, KKTC Mahkemelerinde güneyde kalan Türk taşınmazlarını kullanan Rumlar için de dava açılma yoluna gidilmesi ve benzer kararlar üretilmesi gibi önlemlerin bir caydırıcılık unsuru olarak kullanılabileceği yönünde görüşler de ileri sürülmüştür.

İkinci bir eleştiri olarak; “Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı ve iki kesimliliğe dayanan bir çözümün parçası olarak” siyasi düzeyde ele alınması gereken mülkiyet sorununu çözmek için Rumların konuyu bireysel haklar düzeyine çekerek planlı bir şekilde hukuku bir araç olarak kullanma girişimleri karşısında başarısız kalındığı dile getirilmektedir. Zira, 1974 Barış Harekâtı sonrasında, 1975 Nüfus Mübadelesi Anlaşması yapılarak, Kuzey’den Güney’e 120 bin civarında Rum, Güney’den Kuzey’e ise 65 bin Türk geçmiştir. Böylece, nüfus bakımından homojen iki kesim meydana gelmiştir. Her iki halkın geride bıraktıkları mal-mülklerle ilgili mülkiyet sorununun “global takas ve tazminat” yoluyla çözüme kavuşturulması dışında bir yöntemin işleyebilirlik şansı bulunmamaktadır. Ancak, Rumlar bir yandan AİHM’de, bir yandan da Rum mahkemelerinde açılan davalarla, KKTC ve Türkiye’yi zor durumda bırakmaya çalışmaktadır. GKRY’nin 1 Mayıs 2004’te AB üyesi olmasından sonra açılan Orams davasıyla AB hukukundan da yararlanma isteğiyle konuya ATAD boyutu da eklenmiştir. GKRY, mülkiyet konusundaki davalarda yıllara yayılan, Türkiye-AB müzakerelerini, KKTC ve Türkiye’deki siyasi atmosferi de çok iyi takip ve istismar eden bir tutum izlemekte, AB ve AK’den destek bulmaktadır. Bu noktada;

– Louzidu adlı Rum kadının, Girne’deki evini 1974’ten itibaren kullanamadığı gerekçesiyle AİHM’de açtığı dava sonucu, Türkiye’nin Aralık 2003’te tazminat ödemesi (AİHM’den tazminat kararı 1998’de çıkmasına rağmen ödenmemekte idi)

– Arestis isimli Rum kadının kapalı Maraş bölgesindeki mülkünü kullanamadığı gerekçesiyle AİHM’de açtığı davada, mülkün vakıf malı olduğunu ve Arestis’in ebeveynlerince tapu kayıtlarında sahtecilik yapıldığını kanıtlayan belgelerin savunmamızda kullanılmaması ve 22 Aralık 2005’te Türkiye’nin suçlu bulunduğu kararın alınması, buna rağmen esastan temyiz edilmemesi ve sonuçta tazminat ödeme kararının çıkması,

– KKTC Meclisi’nde 20 Aralık 2005’te KKTC’deki 1974 öncesi Rum taşınmazları için tazminat, takas ve iade, taşınır malları için de tazminat öngören bir yasa çıkarılması, böylece “iki kesimliliğe dayalı kapsamlı ve siyasi bir çözümün parçası olarak global takas ve tazminat yöntemi” şeklinde özetlenebilecek politikadan geri adım atılması,

– Söz konusu yasa uyarınca Mart 2006’da KKTC’de kurulan ve aralarında yabancı üyelerin de bulunduğu Taşınmaz Mal Komisyonu’nun, 400 civarında Rum başvurusundan 40’dan fazlasına tazminat, iade ve takas kararı alması,

gibi gelişmelerle GKRY’nin söz konusu politikalarını ileri götürmesine zemin hazırlandığı ileri sürülmektedir. Üstelik AİHM’de açılan mülkiyet davaları; AİHM, AB’nin bir organı olmamasına rağmen, Türkiye-AB üyelik müzakereleriyle de yakından bağlantılı hale getirilmiştir. Zira AB ile müzakere sürecinde, 9 Kasım 2005 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi’nden itibaren Türkiye’den “AİHM kararlarının bütünüyle uygulanması dahil Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’ne (AİHS) uyması” istenmektedir. Son olarak 2008 İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin Louzidiu ve Arestis davalarına ilişkin AİHM kararlarını tam olarak uygulamadığı belirtilmiştir.

Üçüncü önemli eleştiri  noktası ise, Türk tarafının davanın İngiliz Temyiz Mahkemesi’nden ATAD’a havale edilmesine onay vermesine ilişkindir. KKTC her ne kadar bu davada resmen taraf olmasa da, Orams çiftinin savunmasına Kıbrıs Türk hukukçuların da katkı yapmasıyla destek vermiş ve Orams’ların avukatı C. Blair KKTC Yönetimi’ne danışarak ATAD konusunda itirazları olmadığını İngiliz Temyiz Mahkemesi’ne bildirmiştir. İki tarafın ATAD’a havale konusunda anlaşmaları KKTC’de büyük şaşkınlık yaratmış, KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada “İngiltere Temyiz Mahkemesi’nin havale müracaatını kabul etme niyetinde olduğu, Türk tarafı itiraz etse de havalenin yapılacağı” belirtilmiştir.  “Mahkeme’nin nasıl olsa aleyhimize karar vereceği, itirazın bir şey değiştirmeyeceği” şeklindeki anlaşılması güç bu gerekçe, Arestis davasında yaşananları hatırlatmıştır. Bilindiği üzere, Arestis’in AİHM’de Türkiye’yi mahkûm ettirdiği davada, dava konusu mülkün Abdullah Paşa Vakfı’na ait olduğunu kanıtlayan belgeler, Türk tarafınca yasal süresi içinde AİHM’e verilmemiş, Cumhurbaşkanı Talat ise bu konuyla ilgili soruları “verseydik de bir şey değişmezdi zaten” şeklinde cevaplandırmıştı. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu bir atmosferde ATAD’a havale için Temyiz Mahkemesi’nin her iki tarafın önerilerinin harmanlanmasıyla hazırladığı metinde de, “Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgali altında olduğu” ifadesi yer almıştır.

İngiltere’de Türk tarafının tam olarak lehine olmasa da, en azından konuyu Kıbrıs’ta bir anlaşma sonrasına erteleyen ve Rum taleplerinin karşılanmayacağı bir süreç söz konusu iken; davanın İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin kararı dahi beklenmeksizin ATAD’a taşınmasına onay verilmesinin mantığını anlamak mümkün değildir. Türk tarafının söz konusu onayı, İngiltere ile GKRY arasında 5 Haziran 2008’de imzalanan Ortak Mutabakat Memorandumu’ndaki “İngiltere’nin mülkiyet meselesi ve bununla bağlantılı AİHM kararlarına uyarak, vatandaşlarını Kıbrıs’taki yasal durum hakkında bilgilendirmeye devam edeceği” ifadesine eleştiri yöneltilmesini de anlamsız hale getirmektedir.

Konunun tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesi için, ATAD’ın Orams davasında ne ölçüde tarafsız bir tutum izleyebileceği konusunda birkaç emareyi de belirtmekte yarar görülmektedir.  Lüksemburg’da bulunan ATAD, Yunanistan ve GKRY’nin üye olduğu, Türkiye ve KKTC’nin ise yer almadığı 27 üyeli AB’den her ülkeden bir yargıcın görev yaptığı, Birlik hukukuna ilişkin nihai söz söyleme yetkisi olan bir mahkemesidir. Üstelik Orams davasıyla ilgilenen mahkeme heyetine Yunan yargıç Vassilios Skouris başkanlık etmektedir. Bu noktada haklı bir eleştiri de, ATAD’daki mahkeme heyetine bir Yunan yargıcın başkanlık etmesine Türk tarafınca itiraz edilmemesinden kaynaklanmaktadır. AİHM’de kapalı Maraş bölgesindeki mülk için Türkiye’yi 885 bin euro tazminat ödemeye mahkûm ettiren Rum kadın Myra Arestis’in kocası Yorgos Arestis ise Orams davası heyetinde yer almamakla birlikte GKRY’nin ATAD’da görev yapan, dolayısıyla en azından bu konuda diğer mahkeme üyelerini etkileme imkânına sahip olan yargıç üyesidir. Ayrıca unutulmamalıdır ki; GKRY’yi uluslararası hukuka aykırı olarak tüm Ada’yı temsilen tam üyeliğe kabul eden, buna karşın Türkiye’nin üyeliği önüne Kıbrıs yükümlülüklerini çıkaran AB’nin bir mahkemesi olan ATAD, 11 Kasım 1994’te aldığı kararla KKTC’nin Birliğe mal ihracatını ekonomik olarak imkânsız hale getirerek, uluslararası ambargoların da öncülüğünü yapmıştır. Bu koşullarda, AB Komisyonu Raportörü’nün 16 Eylül 2008′de, ATAD Raportörü’nün ise 18 Aralık 2008’de açıkladıkları raporlarında “Rum Mahkemelerinin KKTC’de meydana gelen tüm sivil ve ticari olaylarda karar vermeye yetkili olduğu ve bu kararların tüm AB ülkelerinde uygulanması gerektiği” ifadelerinin yer alması sürpriz olmamıştır. Sürpriz olan, daha sonraki aşamalar için, bağlayıcı olmasa da belirleyici önemde bir gösterge olan bu rapora rağmen, davadaki savunmaya katkı koyan KKTC’li hukukçulardan Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk’in “davanın çok iyi gittiğini” açıklamasıdır.

Görüldüğü üzere, Orams davasının başlangıcından itibaren bir dizi yanlışlık zinciri yaşanmasıyla bugüne gelinmiştir. Rum mahkemesinde KKTC egemenliğindeki bir  bölgedeki taşınmaz için açılan davaya müdahil olunmasına sessiz kalınması, davanın İngiliz Temyiz Mahkemesi’nden ATAD’a havale edilmesine onay verilmesi, ATAD’daki mahkeme heyetine bir Yunan yargıcın başkanlık etmesine itiraz edilmemesi, kamuoyuna “her şeyin iyi gittiği” ya da “ne yapsak da durum değişmeyecekti” mesajlarının verilmesi bunlardan ilk akla gelenlerdir. KKTC’de hukuk çevreleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından zamanında yapılan uyarılara ve önerilere kapalı olunması, ATAD’ın kararı nihai aşamaya ulaşmak üzere iken bir çıkış yolu bulunmaya çalışılmasının temel nedenini oluşturmaktadır.

ATAD’dan Çıkacak 10 Nolu Protokol Yorumunun Yol Açabileceği Sonuçlar

AB Komisyonu ve ATAD Raportörleri’nin 16 Eylül ve 18 Aralık tarihlerinde açıkladıkları raporlar doğrultusunda bir kararın ATAD’da kesinleşmesi halinde;

Rum Mahkemelerinin Kıbrıs Türkleri ve KKTC’de Rum malı edinmiş, üzerinde yatırım yapmış ya da iş yapmakta olan yabancılar hakkında, yalnız mülkiyet konusu değil “tüm sivil ve ticari olaylar” ifadesini istismar ettikleri –üniversitelerden, petrol arama faaliyetlerine varıncaya dek- her alanda vereceği kararlar, tüm AB ülkelerinde uygulanabilecek ve davalıların mal varlıklarına el konulabilecek, hatta tutuklanmaları gündeme gelebilecektir. 

– Bu suretle, yabancıların KKTC’de mülk edinmesi ve yatırım yapmaları önlenebilecek, hâlihazırda eski Rum arazileri üzerinde mülkü ve yatırımı olanların da tedirgin ve endişeli bir bekleyiş içine girmesine neden olacaktır.(Ki, davanın ATAD’a havale edilmesiyle birlikte zaten böyle bir psikoloji içine girildiği gözlenmektedir). Aynı durum, KKTC ve AB ülkelerinde yaşayan Kıbrıs Türkleri için de geçerli olacaktır.

– Davanın açılmasının ardından KKTC’de inşaat ve emlak sektöründe yaşanan sıkıntının, kararın kesinleşmesiyle birlikte domino etkisiyle diğer sektörlere sıçraması ve AB ülkelerindeki Kıbrıs Türkleri ve yabancıların mal varlıklarına el konma girişimleri başlatılmasının yaratacağı panik ortamında siyasi ve ekonomik çöküntü içine girilmesi ihtimaliyle karşılaşılabilecektir.

– Talat-Hristofyas görüşmelerinde 1 Temmuz 2008’de kabul edilen “tek egemenlik” ilkesinin, daha müzakereler sonuçlanmadan “Rum egemenliği” olarak tescil edildiği bir dönem başlayacaktır. Böylesi bir ortamda, Türkiye’nin 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları’ndan kaynaklanan hak ve sorumlulukları gereği devamını garanti edeceği bir “düzen” de kalmayacaktır.

– Ada’da devam eden kapsamlı müzakerelerde, -Rumların da uygun zamanlamasıyla mülkiyet başlığı görüşülürken-, Türk tarafının gündeme getireceği hiçbir görüş ve önerinin dikkate alınmayacağı bir ortam oluşacaktır. Bu durumda, ya “müzakere masasından kalkmak”, ya “tek çıkış yolunun nasıl olursa olsun Rumlarla bir anlaşmaya varmak olacağı psikolojisine girmek” şeklinde iki uç seçenek gündeme gelecektir.

– ATAD kararının ve kapsamlı müzakerelere yapacağı etkinin, -2009 sonuna dek Kıbrıs yükümlüklerini yerine getirmesi beklenen- Türkiye’nin AB ile müzakerelerine yansımaları da olacaktır.

Zamanında alınması gereken önlemlerin alınmaması, gerekli itirazların yapılmaması, bu aşamadan sonra Cumhurbaşkanı Talat’ın “müzakerelerin devamının ATAD’ın kararına bağlı olacağı” açıklaması yapmasından başka seçenek kalmadığına işaret etmektedir. Böyle bir açıklama, AB açısından kendi mahkemesinden çıkacak bir karara bağlanan müzakerelerin devamı ve Kıbrıs’ta anlaşma sağlanması konusunda bir “samimiyet testi” anlamına da gelecektir.

Orams Davasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekmek isteyen bir sivil toplum kuruluşunun bildirisi ekte sunulmaktadır:

EK: Beşparmak Grubu’nun Orams Davası İle İlgili Basın Bildirisi :

(Orams davasıyla ilgili gelişmeler Türkiye medyasına pek yansımasa da, KKTC’de büyük yankı bulmuş, sivil toplumun karar alma mekanizmalarını uyarma, çözümler üretme ve kamuoyunu bilgilendirme yönünde daha sıkı örgütlenme ihtiyacını gündeme getirmiştir. Kıbrıs Türk halkının bu konudaki duyarlılığını yansıtmak açısından, KKTC’de geçmişte ve günümüzde siyaset, bürokrasi, medya ve iş dünyası alanında önemli görevler üstlenen isimlerden oluşan bir platform olan “Beşparmak Grubu”nun 5 Ocak 2009’da yayınladığı bildiriye yer vermekte fayda görülmektedir.)

Halkımız arasında Orams Davası olarak bilinen, bir İngiliz çiftin KKTC’deki taşınmaz malı ile ilgili olarak Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) Raportörü’nün (Savcı) 18 Aralık 2008 tarihinde vermiş olduğu hukuki mütalaa, gerek içerik gerekse sonuçları itibarıyla tüm halkımız, hatta bölgemiz açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir.

Bilindiği gibi ATAD, 27 AB üyesi ülkenin yargıçlarından oluşan ve duruşmalarını Lüksemburg’da yapan bir mahkemedir. Halen Mahkemenin başında Yunanlı bir yargıç bulunmaktadır. Raportörün hazırladığı mütalaa yargıçların görüşlerini yansıttığı için daha sonra Mahkemenin bu mütalaada değişiklik yapma olasılığı çok zayıftır.

Bahse konu dava, İngiliz İstinaf Mahkemesi tarafından ATAD’a havale edilmek suretiyle, İngiltere sınırlarını aşarak tüm AB üyesi ülkeler boyutuna taşınmıştır. Bunun anlamı, söz konusu mütalaa ATAD’ın nihai kararı haline dönüştüğü takdirde, ki bu çok yüksek bir olasılıktır, AB açısından Kıbrıs Rum mahkemelerinin herhangi bir konuda alabileceği bir kararın tüm AB üyesi ülkeler ve KKTC’de uygulanma zorunluluğu olmasıdır.  Yani, herhangi bir Rum mahkemesinin KKTC’deki özel veya tüzel kişiler aleyhine alabileceği bir karar, bütün AB ülkelerinde geçerli olacak ve bahse konu kişiler tutuklanabilecekleri gibi mal ve paralarına el konulabilecek, cezalandırılabileceklerdir.

Hukuki bir karmaşa yaratacağı kesin olan bu olasılık, AB üyesi Kıbrıs Rum yönetiminin, kendinin uygulayamadığı mahkeme kararlarını diğer AB ülkelerine uygulatma ve bu yolla AB hukuk sistemini siyasi amaçlarla istismar etme uğraşlarına fırsat verecek, Kıbrıs sorununun yerleşik ilkeler doğrultusunda çözümünü daha da güçleştirecektir. 

Bu gelişme, halkımız ve Devletimiz açısından son dönemin en vahim ve yıkıcı sonuçlarını doğurma potansiyeline sahiptir. Kesinleştiği takdirde, Kıbrıs’ta 40 yıllık görüşme süreci içerisinde oluşmuş BM parametreleri arasında bulunan iki kesimlilik, siyasi eşitlik, taraflardan birinin diğeri üzerinde hakimiyet kuramaması ilkeleri ile Kıbrıs sorununa müzakereler yoluyla bir çözüm bulunması ve global bir sorun olan mülkiyet sorununa kapsamlı bir çözüm çerçevesinde çare arama hedeflerine ters düşmektedir. Hatta adil, gerçekçi ve yaşayabilir bir uzlaşı için sürdürülmekte olan görüşmeler sürecini anlamsız kılmaktadır.

Halkımız ve Devletimizin karşılaşmakta olduğu bu hukuksal ve siyasi saldırı karşısında, hak ve çıkarlarımızı koruma konusunda son derece duyarlı olan Grubumuz, 30 Aralık Salı günü Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret ederek görüş ve endişelerimizi kendilerine iletmiştir. Bu çerçevede, halkımızın yarım yüzyıldır vermekte olduğu var oluş mücadelesi sonucu elde ettiği kazanımların tehlikeye atılacağı ve gerek bizi gerekse Türkiye’yi Avrupa ile karşı karşıya getirecek sonuçlar doğurabileceği Sayın Cumhurbaşkanı’nın dikkatine getirilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı’na özellikle taraflarca kabul edilen iki kesimlilik ilkesi nedeniyle hukuki olmaktan öte siyasi olan mal-mülk meselesinin basit bir kişisel hukuki konu haline indirgenmesi girişimleri karşısındaki başarısızlıktan duyulan ciddi rahatsızlık duyurulmuştur. Ek olarak davanın İngiliz İstinaf Mahkemesi tarafından ATAD’a havalesi öncesinde yapılabilecekler konusundaki yetersizliklere dikkati çekilmiştir.

Grubumuz, durumun gerçekten endişe verici olduğu, konunun süratle Kıbrıs Türk ve Türkiye kamuoylarına taşınarak temelde siyasi olan bu konuda uluslararası alanda topyekûn bir mücadele verilmesi gerektiği inancındadır. Bu cümleden olmak üzere, gerek görüşmelerin devamıyla ilgili tutumumuzun, gerekse AB ile olan ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilmesi dahi gündeme gelebilmelidir. Halkımız ve uluslararası kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilerek olası sonuçlara karşı şimdiden hazırlanması hayati önem taşımaktadır. Tehlikede olan varlığımız, egemenliğimiz, hak ve çıkarlarımızın korunması ve bunlara bağlı olarak adada ve bölgede barış ve istikrardır. Zaman, harekete geçme zamanıdır!

Beşparmak Grubuyla İlgili Bilgiler: 2008 yılının son aylarında oluşan  Beşparmak Grubu süregelen görüşmeleri desteklemekle birlikte Kıbrıs Türk halkının kimliği ve hayati  siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve fiziki güvenliğinin ve çıkarlarının iki tarafın siyasal ve mutlak egemen eşitliği,  eşit meşruiyeti, eşit statüsü,  iki kesimlilik ilkesi ve Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisinin devamında  yattığına inanmaktadır. Bu inançla bir düşünce grubu ve sivil  inisiyatif olarak  Kıbrıs Türk Halkının yaşamsal çıkarlarını ilgilendiren bütün konularda seri ve etkin hareket edecek ortak bir platform olarak ortaya koyacağı fikir, görüş ve öneriler ile Kıbrıs konusuna ilişkin  yerli-yabancı bütün ilgili ve yetkilileri bilgilendirmeye çalışmaktadır. Beşparmak Grubu  partisel siyaset yapmayacak, bununla birlikte bir sivil toplum inisiyatifi olarak halkın temel konuları üzerinde fikir ve görüş üreterek bir taraftan siyasi iradeyi etkilemeye, diğer taraftan da bu konularda  kamuoyu oluşturmaya çalışacaktır. Kritik konularda objektif doğruları bulup bu yönde uygulamaların  tetiklenmesine yönelik katkıda bulunma olanaklarını arayacaktır.

Beşparmak Grubunun Kurucu Üyeleri aşağıdadır:

Dervişe G. Çerkez Güryel –  Avukat

Ecevit Alper –  Bankacı

Emine Sütçü –  Gazeteci, Yazar

Hakkı Atun –  Meclis Eski Başkanı ve Başbakan

İsmail Bozkurt –  Meclis Eski Başkanı, Yazar

Kamil B. Raif – DEKAP Başkanı, Emekli Müsteşar, Emekli B. M. Müşaviri

Kenan Atakol – Dışişleri Eski Bakanı

Mehmet Boyacı – İşadamı

M. Ergün Olgun – Cumhurbaşkanlığı Eski Müsteşarı

Osman Ertuğ – Müşavir, Büyükelçi

Peker Turgud – Emekli Büyükelçi

Soner Vehbi – Emekli Sayıştay Başkanı

Şahap Tokatlı – Avukat

Şeniz Büyükkaraca – Ev Hanımı

Taner Erginel – Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı

Tüge Toros – Öğretmen

 Sema SEZER – ASAM

Yorumlar

“62) KKTC ZOR DURUMDA: “ORAMS DAVASI”” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. ZEYNEP İNCİ yorum tarihi 10 Ocak, 2009 15:30

    *SANIRIM BU DAVANIN AVUKATI/TONY BLAİRİN KARISI.
    ACELE ONU GÖNDERMİS İNG.LER,BU DAVAYA BAKMASI İCİN.
    O VAKİT ÖYLE OKUMSTUM.
    -görülüyor degilmi?TÜM ÜLKELER NASILDA MİLLİYETCİ!HATTA IRKCI!
    HAKINI NASIL KORUYACAGINI BİLEMİYOR!
    *cok eneteresan ki;BASBAKAN KARISI,AVK.onca cocuk yapma telasında!!atlıyor!kıbrısa gidiyor!davayı alıyor!===
    –BİZDE OLSA..AVK.HANM.DA OLSA..KOCA B.BAKAN OLUNCA,
    ARKAYA YASLANIR..DAVETLERLE UGRASIR!=YADA ÜLKEDEKİ KADIN sorunlarıyla?!
    ÜLKE SORUNUYLA DEGİL…
    –OYSA YURT DISINDAKİ VATANDASLARIMIZIN SORUNLARIYLA BUNCA YILDIR İLGİLENİP!!ONLARI SAVUNABİLSEYDİK!!!!!!!!!
    **bugün yurt dısındaki vatandaslarımızı KAZANMIS OLURDUK.dolayısıyla onlarda bizlere düsman tavır almazlardı!
    -Bastaki hükümetde iste bu eksigi tamamladı!önce oradaki vatandaslarımızdan BASLADI!
    -sonrada!sokakdaki,HERSEYSİZ;8 yasayan kadın ve erkeklerden!!onlara deger verdiler!
    *OKUGUGUMUZA GÖRE;sonrada diskolar,genelvler,cingnler,ne varsa!PARTİYE TOPLAMISLAR!
    —-İSTE CALISMA BUDUR–
    ***YUKARIDAKİ GİBİ ÖNEMLİ BİR SORUN İCİN!
    ”hangi yetkili!Türk vatandası birsey yapabildi?
    –BUGÜNE KADAR HİC YÖNETİLEMEMİSİZ!öyle barizki;(
    üzüntümüz artık..BİZİ ASTI;(

  2. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 11 Ocak, 2009 11:04

    Avrupalıların akılları olsa, bizi derhal AB’ye alırlar ve on senede mahvederler.
    Ama bir tarafları yine de korkuyor.
    İsabet…
    Taviz tavizi doğurmaya devam ediyor.
    İsteyecekler, önce küçük davalar, sonra büyük davalar…
    Haçlı zihniyeti sadece malınızı almakla yetinecek sanırsanız yanılırsınız.
    Bu millete tarih öğretecek bir bilim adamı yok muu!
    Bu millete, Balta Limanı anlaşmasını, Gülhane Hattı Hümayununu, Mısırın, Kıbrıs’ın nasıl elden gittiğini, İstanbul ve anadlunun işgalini, Mondrosu, Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivası anlatacak yok mu.
    Oralarda bu yaşadıklarımızın hepsi yaşadı ve neticelendi.
    Bunlardan ders alan yok mu.

    Ders alınsa da alınmasa da tarih tekerrürdür.
    Netice değişmez.

  3. BİLGİN DENİZ KARAMANOĞLU yorum tarihi 20 Temmuz, 2009 20:04

    AVRUPA TOPLULUKLARI ADALET DİVANI,ORAMS DAVASINDA
    RUMLARA HAK VERDİLER.
    MAHKEME ,KKTC’DE BİR İNGİLİZ AİLESİNE SATILAN

Yorum yap