5) TÜRKLER BOZKURT’U NİÇİN SEMBOL OLARAK SEÇTİLER?

Yayin Tarihi 4 Ekim, 2011 
Kategori BOZKURT

TÜRKLER BOZKURT’U

NİÇİN SEMBOL OLARAK SEÇTİLER?

image0013.jpg


Bu konumuzu işlemeden önce kısaca sembolün anlamı ile millet ve devletlerde kullanılan semboller hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.
Semboller; topluluklar arasında bir olayı, bir görüşü açık veya gizli şekilde anlatmak/ifade etmek için kullanılan özel işaretlerdir. Bu işaretler değişik araçlarla, çeşitli malzeme ve zeminler üzerine. önceleri basit çizgilerden meydana gelen resimlerle (Rus arkeologlara göre ön-Türklerin kayalara 30.000 yıl gibi bir zaman önce kayalara çizdikleri Bozkurt/kurt resimleri gibi.) ve daha sonra da harflerle ifade edilmiştir. Günümüzde ise; harf, rakam, resim veya özel araçlarla (Bozkurtlu; kemer, anahtarlık, rozet gibi)varlığını ve önemini devam ettirmektedir. Hatta bâzı ilimler tamamen bu uygulamaya dayanmaktadır; fen grubu ve ağırlıklı olarak da kimya gibi ilimler…


Millet ve Devletlerde Semboller:
İnsanoğlunun küçük topluluklarında başlayan sembollerle iletişim, zamanla milletlerin ve devletlerin varlığında da kendisini göstermiştir. Önceleri kendilerini tanıtacak/ifade edecek birer sembol arayan milletler, daha sonraları da kendi sosyal durumlarına uygun olanını sembol olarak seçmişler ve kullanmışlardır. Meselâ Ruslar ayıyı, İngilizler arslanı, Fransızlar horozu(Meselâ şimdiki Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy seçimlerde kullanmıştır),Çinliler Ejderhayı sembol olarak seçerken Türkler de genel anlamda Bozkurt’u kendilerine sembol olarak almışlardır. Bu işaretlerin ilk kullanılış yılları kesin olarak bilinmemekle beraber tahminen insanoğlunun kendini diğer topluluklardan ayırt etmek ve korumak istediği dönemlerde başlamış olabilir. Kullanılan bu işaret ve semboller, zamanla toplulukların sosyal hayatlarında kendisini tanıtmağa, kültürlerinin bir parçası olmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak da kabile tanıtımında bayrak veya destanlarında birer kahraman olarak nesilden nesile anlatılarak günümüze kadar gelmiştir.
Peki Türkler neden Bozkurt’u sembol olarak almışlardır? Şimdi bu sorunun cevabını arayacak olursak; çünkü onda, kendisinde gördüğü veya görmek istediği özellikleri bulmuşlardır.(1) Bundan dolayıdır ki “Yaratılış ve Türeyiş”(2) destanında Türklerin atası ”Oğuz Kağan Destanı”nda ve hatta Oğuzların Anadolu’ya gelişleri sırasında ise, ordunun önünde yol gösteren bir kılavuz olarak işlenmiştir.(3) Yine Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, Türklerin zor gününde ortaya çıkıp, onları sıkışıp kaldıkları bir bölgeden yol göstererek kurtaran bir motif olarak işlenir.(4) Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra ise, Türklerin büyük atası Dede Korkut’un (Salur Kazan) hikâyesinde geçen “Kurdun yüzü mübarektir”(5) sözü ise, kurdun kutsallığını ifade etmektedir.

———————————-
(1)Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş-9 cilt, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, Ankara-1978-1984 yılları arası.
(2)Mustafa Necati Sepetçioğlu, Yaratılış ve Türeyiş/Türk Destanı, Ankara-1965.
(3)Prof.ÖGEL,a.g.e.C.6,Ankara-1984, s.13;
Dr. Tahsin Ünal, Türklüğün Sembolü Bozkurt,6.baskı
Konya-1976, s.51.
(4)Çok değişik şekillerde birçok yazarın işlediği bu destanda ortak motif Bozkurttur.
(5)Türk Ansiklopedisi(Bozkurt md.),C.5,MEB yayını,
Ankara-1952, s.8-9; Murat Uraz, Türk Mitolojisi, İst.1967, s.105-107; M.Necati Sepetçioğlu, Dede Korkut,İst.-1972,s.46; N.Yıldırım Gencosmanoğlu,
Salur Kazan Destanı, İstanbul-1976,s.91.
————————————————-
Konumuz bu noktaya geldiğinde büyük destan şairimiz rahmetli Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu’ nun Malazgirt Destanı isimli eserinde yayımladığı ve ilk defa Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lügati’t-Türk’te, sonra da birçok makalede yazılan; Türkler
hakkında rivayet edilen meşhur kutsal hadisin mealine dayalı bir bölümü sunarak onun da ruhunu şad edelim:
And olsun geceye, gündüze…
And olsun karaya, denize…
And olsun kaleme, kâğıda…
Bir millet yarattım doğuda!
***
TÜRK diye bir yüce ad verdim;
Önüne kılavuz KURT verdim.
En üstün değerli erdemi,
En güzel ülkeyi yurt verdim!..
***
Donattım ruhunu imânla,
Kolunun gücünü sert verdim.
Ve onu mazluma sığınak,
Zâlimin başına dert verdim!!!

 

FAHRETTİN SAVAŞ KONAR

Paylaş:

Yorumlar

“5) TÜRKLER BOZKURT’U NİÇİN SEMBOL OLARAK SEÇTİLER?” yazisina 10 Yorum yapilmis

  1. devran baran yorum tarihi 30 Kasım, 2011 00:28

    turklerin orta asyaya gelisinde,kilavuzluk ,rehberlik yapan boz kurt dedikleri esasen bir kürt’tü boz tenliydi yani bozkürt her nedense bozkürt kelimesi bozkurt kurtce kûrd’e boz bozkürt anlamdadir cunku kürtlerin orta asya gecmisi turklerden daha oncedir ve turklere yardimci olmuslardir ve turklere bu topraklarda ev sahipligi yapmistir korumustur kendine kardes edinmistir, isin gercegi budur kurt adama yol gostermez adami yer bir cok hayvan evcillesir ama kurt evcillesmez her nedense kürt kardesligi yerine kurt kardesliligini secenler yaniliyorlar,masallara artik son verin gercegi kabul edin kimse kürt kardesligi bozamaz (kürt buyuklerinden) alintilar …

  2. Yasin Baskan yorum tarihi 21 Aralık, 2011 09:16

    Burda konu Kürtlük meselesi degil Kürt büyükleride degil. Polimik yaratmanin hic hic bir anlami yok olamazda. Bizlerin Kürt’lerle sunlarla bunlarla bir meselemiz hatta ve hatta sorunumuzda yok! Artik bunlari sizin ve böyle bir zihniyete sahip olanlar tedarik etse nasil olur? Farkindaysaniz ikide bir böyle konustukca asil irkciligi sizlerin körüklediginizin farkinda degilmisiniz bukadar mi körsünüz veya anlamak istemiyorsunuz? Biz farkindaysaniz hep ve herzaman bir Millet Milliyet bir toplulugun birlik beraberligini savunduk savunuyoruz. Bu koskoca TC’de bunca “IRK” Türküz Türkiye diye haykirirken ayrim yapmazcasina ne hikmetse hep birileri yirtik dondan cikar gibi dönüp dolasip Kürtlük meselelerini ceyran ettiriyor bakti bu yemedi ilavetten din meseleleri yani Alevilik gibi ilave ettiriliyor. Sinirden icim icimi yigiyor bunca cehaletligin karsisinda. Anlasilan Dr. Tahsin Ünal’in kitabini okumamissiniz veya okuyupda anlamak istememissiniz. Unutmayiniz ki okumak var okumak var amac ve niyet söz konusu! Kitabda hersey bilimsel yönden dip notlarla arastiriniz agiz propagandasi yok. Her devletin yani toplumun zamaninda bir sembolü vardi ve halada var. Nasil Ruslarin ayisi var ise, Almanlarin ve en genc Devlet Amerikanin ayri ayri Kartal sembolleri var ise, Cin’lilerin Ejderhasi var ise v.s. Türkmilleti’nin de Bozkurt’u var! Biliyorsunuz ki Türk boyutlari vardi bunlarin hepsi bugünün degimiyle kendi baslarina cadirkentler gibiydi bunlardan biride sizce sizin anliyacaginiz sekilde Kürt cadirkenti veya boyutu olamazmiydi? Ayni hala bugün mevcut olan Türk Devletleri gibi veya boyutlari gibi? Ama arada bir fark var bunu unutmayalim Dünya tarihi boyunca bunu tüm tarihciler bilimadamlari arastirdi hicbirzaman bir Kürt devleti yokdu bu bir gercek. Dikkatinizi cekerim Kürtler yokdu demiyorum bakin böyle bir devlet mevzubahis degildi tarihde tarihlerde gelmis gecmis asirlardir söz konusu degil anliyormusunuz? Birtek bu TC’nin icinde sizinmi ayri diliniz var? Laz’larin, Gürcü’lerin, Abaza’larin v.s. daha nicelerin kendi yöresel dilleri ve siveleri yokmu? Hic bir ümmeti Muhammed(S.A.V.) birsey demiyorda tek sizmi kaldiniz? Lütfen Kitabi adam gibi yapici okuyalim ve ondan sonra mantikli bir sekilde arastirip vijdani muhasebimizi yapalim. Yok benim isime gelmiyor ben fitne fesatlik yapmak amacim diyorsaniz yalnis kapi! Saygilarimla
    Not: Öfkeden bazi kücük hatlarim olduysa arkadaslar simdiden hosgörünüze ve affiniza siginiyorum. Cümletten Allah’a(c.c.) emanet olunuz.

  3. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 22 Aralık, 2011 13:44

    Devran Baran kardeşim; yazdığın yorumdaki düşüncelerinin doğruluğunu benim gibi okumayı seven kişilerin de okuması, bilgilenmesi için lütfen kaynak göster. Öyle “Kürt büyüklerinden” alıntılar yetmez. Ama ben sana şimdi konuyla ilgili, kaynaklara dayalı bâzı bilgiler vereyim. Ancak yorumunu iki bölümde ele alacağım; birinci bölümde Kürtlerin etnik yapısı ve tarih içindeki yerini, ikinci bölümde ise Bozkurtla ilgili kısımlara açıklık getireceğim.
    1. BÖLÜM: Öncelikle şunu ifade edeyim ki, mademki yorumunda Kürtlerin Orta Asya’da Türklerden daha eski olduğunu yazıyorsun; öyleyse bugün hâlâ orada bulunan ve en eski devletlerden biri olan Çin kaynaklarında niçin görülmüyor? Çinliler, günlük olayları “piyeni tiyen” dedikleri kayıtlara almışlar ve her yılı bir cilt halinde saklamışlar; bunların 6000’in üzerinde bulunduğu ilim adamlarınca ifade edilmektedir. İşte bu Çin kronikleri birçok ilim adamınca incelenmiş ve eski tarih hakkında zaman zaman da yayınlar çıkarmışlar. Bu kroniklerin incelenmesine neredeyse bir ömür verenler vardır. Bunlardan biri Doguignes, diğeri ise Stanislas Julien’dir. 1756’da Doguignes ve 1864 yılında da Stanislas Julien, 30 yıl gibi uzun bir süre üzerinde çalıştıkları bu kroniklerin tercümelerini yayımlamışlardır. Ama eserlerinde Türklerden bahsederken hiç Kürt milleti ve devletinden bahsetmiyorlar; acaba neden? Şimdi bunu da o büyüklerine sor ki öğren…
    Şimdi ben sana bâzı bilgiler vereyim. Turanî bir kavim olan ve Orta Asya’nın Güney Sibirya bölgesinde, Göktürk Devleti içinde bulunan “Kürt Türkleri”nden bahseden ve iki yerde hâlâ varolan belgelerden birisi “ELEGEŞ ANITI”dır. MS. 650’de (yani günümüzden 1361 yıl önce)dikilen bu anıtta 39 yaşında vefat eden Kürt Boyu’nun hânı, ALP URUNGU HAN’ın halkına seslenişi yazılıdır. Anıt mezar 1897’de W. Radlof tarafından bulundu ve üzerindeki Türk yazısı=Göktürk yazısı=runik yazı okunup ilim adamlarının görüşlerine sunuldu. Yazı aynen şöyledir:
    “-Kara budunum gayret edin! Ülke töresini bırakmayın! Heyhat, siz ülkem, hânım!
    -Kürt elini Hânı Alp Urungu. Altınlı okluğumu belime bağladım, halkım! Otuz dokuz yaşımda.Hânım! Ülkeme, sizlere, heyhat doymadım, hânım heyhat! Ülkemden ayrıldım.”
    Turanî bir kavim olan gerçek Kürtlerin Türk tarih ve coğrafyasındaki yeri ile ilgili anıtın yeri, resmive üzerindeki yazıyı görmek için AVRASYA BİR VAKFI(Avrupa Asya Birliği Türk Ekonomik Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Vakfı)nın bir araştırma merkezi olan ASAM(Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi)ın yayımladığı belgeye bakınız.
    Bu belgede ayrıca yeşil-sarı-kırmızı renklerin Türk kültüründeki yeri vekullanıldığı alanları da görürsünüz.
    Aynı belgede Bitlis Sancakbeyi merhum Şerefhan’ın yazıp, 1597 yılında Osmanlı padişahı 3. Mehmet’e sunduğu”ŞEREFNÂME” adlı Kürt Boyu tarihi eserinde Kürtlerin, Türklerin bilinen ilk atalarından Oğuz Kağan’dan beri büyük Türklük camiasına mensup oldukları yazılıdır. Hatta Dede Korkut kitabında da Dicle Kürtleri olarak da bilinen Kurmançların Oğuzlara bağlı bir boy olduğu görülür.
    Hâlâ varlığını koruyan ikinci belge ise, Göktürk Anıtları’dır. Hâlen Moğolistan’dadır. Bunun üzerinde de iki yerde Kürt boyu geçmektedir.
    Orta Asya’daki bu Kürt boyu daha sonra iki kol halinde göç etmiş,bir bölümü Karadeniz kıyılarını takiben Avrupa’ya göç ederken, bir bölümü de yine Türklern içinde, bugünkü İran-Irak havzasına ve Anadolu’ya geçmişlerdir.
    Kürtlerin tarihteki yeri ve etnik yapısı hakkında birçok kaynak vardır. Ancak bunlardan en ilgi çekicisi olan M. Şerif Fırat’ın “DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ” adlı eseridir. Birden fazla baskısı yapılmıştır. Bir tanesi de 1983’de Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından basılmıştır.
    M. Şerif Fırat’ın eserindeki kaynaklara dayalı bilgi ve belgeler ile özellikle de oğlu Atillâ Fırat’ın ifadesine göre babasının H. Cahit Yalçın’a gönderdiği ve Tanin gazetesinde 6 Kasım 1947’de yayımlanan “VARTO MEKTUBU” adlı yazısı, çıkarcı ve feodalist Kürtler ile onları maaş olarak kullanan yabancı devletleri rahatsız ettiği için M. Şerif Fırat; babalığı olarak da bilinen ve öz amcası Halil Kanmaz (Ağa)a baskı yapılarak hınharca öldürtülmüştür (R. Arslan, Şeyh Said Ayaklanmasında Varto Aşiretleri ve Mehmet Şerif Olayı, s.39).
    Kürtleri kendi çıkarları için kullanıp, Türkleri bölmeye çalışan yabancı güçler, onları ihanet derecesinde de yönlendirmişlerdir. Bu konuda da daha fazla yer işgal etmemek için sadece bir kaynak veriyorum. İlgi duyarsan okursun: Prof.Dr. Öner Gedikoğlu, Yunan Ordusunda Kürtler.
    Ancak, duyarlı birçok Kürt kardeşim vatan savunmasında da, aldığı görevlerde de daima Türk kardeşleri ile beraber hareket etmişlerdir. Bunlardan da çarpıcı iki örnek vereyim: Birincisi yakın dönemde TBMM başkanlığı da yapan eski milletvekillerimizden Kinyas Kartal. Onun “Erivan’dan Van’a Hâtıralarım” adlı küçük hacimli risalesidir.
    Bir diğeri ise,uzun ömrüyle de dikkat çeken DİYAP AĞA’dır. Bu DİYAP AĞA, Kurtuluş Savaşında düşmana karşı Atatürk’ün yanında yer alıp vatanı savunmuş ve TBMM’nin birinci döneminde Dersim Milletvekili olarak bulunmuştur. 100 yaşında iken Ankara’ya geldiğinde ise,kendisi ile yapılan bir söyleşide bakın neler söylüyor.
    SÖZ KAHRAMANIMIZ 100 YAŞINDAKİ DİYAP AĞA’NIN…
    Tarihçi Enver Behnan (Şapolyo)ın Diyap Ağa* ile yaptığı ve 27.7.1931 tarihinde Yeni Gün gazetesinde yayımlanan söyleşiden:
    Bu tarihî şahsiyet iri ak kaşlarını kaldırdı, mavi gözlerini gözlerime dikti.
    -Oğul! Sen beni nereden tanırsın, dedi.
    -Birinci Millet Meclisi’nde Dersim Mebusu idiniz; sizi o zaman tanımıştım.
    -Aha!.. Unutmamışsın.
    -Memleketin kurtuluşuna koşanlar hiç unutulur mu?
    -Benden ne soracaksın?
    -Nasıl mebus olduğunuzu, Millet Meclisi’nde neler gördüğünüzü soracağım.
    -Sor ki söyleyem.
    -Ağam okumak, yazmak bilir misin?
    -Mebus olanda bilmezdim. Allah Büyük Gâzi’ye ömür versin. Yeni harfleri öğrendim.
    -Nasıl mebus çıktınız?
    -Gâvur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki, Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı.Sonra Sivas’a, oradan da Ankara’ya gelmiş. Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu. İhtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım.Bana ‘gitme ölürsün’ dediler. ‘Zaten herkes mahvoluyor, varam gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek’ dedim.
    Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu. gelmedi. Ben, yanımda bir uşağım, atlara atladık. Elâziz’e geldim. Elâziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım.
    -Nerede kaldınız?
    -Taşhan’da bir müddet kaldım; sonra Hacı Bayram’da bir ev tuttum.
    -Kaç senesinde geldin?
    -1336(1920) senesinde.
    -Meclise nasıl girdin?
    -Dersim’den tanıdığım Hasan Hayri Bey vardı. Beni Meclise o götürdü. Kapıdan içeri girince yüreğime bir şevk geldi. Gözüm yaşardı. Burasını mektebe benzettim; kara kara sıralar vardı. Bir sıranın bir köşesine ben de çöktüm. Biraz sonra Hasan Hayri Bey, beni dışarı çıkardı. Bir odaya götürdü. Orada Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Kâzım Paşa vardı. Gâzi Paşa ile birbirimizin elini tuttuk. ‘Safa geldin Ağa’ dedi. Beni Paşalarla tanıştırdı. Yanında oturdum. O dakikada Paşa’ya gönlüm ısınıverdi. Gözümü gözlerinden ayırmadım. Bu büyük adamla cenge değil, bastonuma dayana dayana ölüme bile giderdim.
    -Hiç Millet Meclisi kürsüsüne çıktın mı?
    -İki kere çıktım. Bir sene geçmişti. Daha Mustafa Ağa gelmemişti. Mecliste onun adını ediyorlardı. Anladım ki Mebusluktan çıkaracaklar. Kürsüye geldim. Konuşanlar bile sustu. Herkes bana şaştı. Diyeceğimi bekliyorlardı. Dedim ki: ‘Mustafa Ağa’ya telgraf vurdum; yan gelir, yan gelmez; ola ki gele.’ Hep bir ağızdan bağrıştılar, el çırptılar.
    -Başka yok mu?
    -Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış; bunu duyunca kızdım, kürsüye çıkıverdim. Gene sustular:
    ‘Lâilâheillallah Muhammedünresulullah’ dedim. ‘Gerek Şâfî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türküz. Hepiniz Lâilâheillallah demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız?’ dedim. Gene el çırptılar. İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu.
    -Bir zaman seyahata çıkmıştınız?
    -Evet. Bir gün Meclisin kapısı önünde idik. Gâzi Paşa Hazretlerine dedim ki: ‘Allah düzenimizi bozmasın, şanımızı arttırsın, kılıcımızı keskin, tâlihimizi açık etsin’ dedim. Bunu dediğim zaman gözümden yaş aktı. Paşa Hazretleri, beni kolumdan tutarak otomobiline aldı. Beraberce Eskişehir’e seyahat ettik. Allah büyük Gâzi’ye çok ömür versin, çok büyük bir adamdır. Kıymetini bilelim, ne diyem. Bana çok şefkat ve muhabbet gösterdi. Allah da onun seveniniçok etsin. Bizim Meclisimizde bir duamız, bir de arkadaşlara imân vermemizden başka bir gayretimiz olmadı.
    -Ankara’yı nasıl buldunuz?
    -Cennet olmuş, şaştım kaldım.Çalışanların gayreti var olsun.
    -12 sene sonra bu seyahatiniz ne içindir?
    -Gâzi Hazretlerini ziyarete geldim.
    -Arzunuz nedir?
    -Hey oğul, ihtiyarlıktan çalışamıyorum. Memlekeet çok hizmet ettim.Son ömrümde devletimden bir tekaütlük maaşı almağa geldim. Bu işim de olursa mesut olarak memleketime döneceğim.
    ————————
    *Ferhat Uşağı Reisi Diyap Ağa, 1831’de Çemişgezek’in Eğerek köyünde doğdu.BabasıSeyit Han, dedesi Kahraman Ağa’dır.
    (Sadi Somuncuoğlu, “Söz Kahramanımız 100 Yaşındaki Diyap Ağa’nın”, Yeniçağ gazetesi, 4 Kasım 2009)
    ———————————————
    İlk defa 27.7.1931 tarihinde Yeni Gün gazetesinde yayımlanan bu söyleşi, birçok yayın organında ve internet sayfalarında da yayımlanmıştır.
    —————————-
    Konu ile ilgili yakın dönemden bâzı kaynaklar:
    -Prof. Dr. A. Bican Ercilasun, “Ne zamandan beri Türküz?”, Yeniçağ gazetesi, 29.6.2011.
    -Prof.Dr. A. Bican Ercilasun, “Türk Adı”, Yeniçağ gazetesi, 6.7.2011.
    -Prof.Dr. Orhan Türkdoğan, “Doğu-Güneydoğu ve Kimlik Yapısı-1”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S.236, AĞUSTOS-2006, S.49-58.
    -Prof.Dr. Orhan Türkdoğan, “Doğa-Güneydoğu ve Kimlik Yapısı-2”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, S.237, Eylül-2006, s.49-60.
    -Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, “Oğuz Boyları ve Farslaşan, Araplaşan, Kürtleşen Türkler-1”, Yeniçağ gazetesi, 4.1.2006.
    -Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, “Oğuz Boyları ve Farslaşan, Araplaşan, Kürtleşen Türkler-2”, Yeniçağ gazetesi, 5.1.2006.
    ————————————————–

  4. Yasin Baskan yorum tarihi 22 Aralık, 2011 22:24

    Öncelikle herkeze Allah’in(c.c.) selamini sunarim. Kisa ve öz yazacagim, evet iste olay bu bilincli, gercekci, tarafsiz agizdan agiza yok efendim sundan bundan duydum biryerlerde tesadüfen okudumlarla gibi v.s. degil. Belgelerle arastirma imkanimizin bulunan Fahrettin Savas Konar Üstadimiz’in, abimizin isterseniz hocamizin diyelim yaptigi gibi bir yorum. Aradaki fark insan okudukca daha fazla okuyasi geliyor ve bilincli olarak arastirma hazmi doguyor. Cogumuz da gercekci olmak gerekirse elimizi vijdanimiza koyalim; Elhamdülillah Müslümanim yok iste Ülkücü’yüm sanki Baba’miz dan Atalar’imizdan kalmis bir yadigarmis gibiyle olmuyor bu gibi Önemi bicilemez mevzuglar konular. En basiti yüce Rabbimiz’in(c.c.) bizleri vermis oldugu ilk emrini “Oku Allah’in(c.c.) adiyla oku”yu uygulamakda aciz kalmisken kalkib bazilarimiz ahkam kesiyorya buda benim eksiklikligimden kaynaklayor olsa gerek “sinir krizlerine giriyorum”. Ne yaparsak yapalim herseyi bilincli yapalim lütfen. Ben bu yasima geldim cok seyler gördüm ve yasadim ömrümü gurbette gayri müminlerin devletinde gecirdim bazi sözde Ülküocaklarinda gecirdim ama hala ve hala tam anlamiyla Ülkücü olamadim. Bukadar kolaymiydi gercek manada Ülkücü olmak? Benim hedefim ve umarim dilerim hepimizin hedefi insallah Elhamdülillah Müslüman birer Türk olabilmekdir. Iste ozaman Ülkücülügün gercek manasina yaklasmis birnebze dahi olsun tedarik edemis olabiliriz. Bu benim Müslüman’lik Türk’lük Ülkü’cülük anlayisim, düsüncem ve fikrim. Biz irkci degiliz böyle bir düsünce mevzubahis bile olamaz gercek bir Elhamdülillah Müslüman Türk’de Ülkücü’de. Yalnisim varsa herzaman icin baskalarinin fikrine ve düsüncesine acigim dinlerim okurum. Yüce Rabbim(c.c.) Fahrettin Savas Konar gibi abilerimizi basimizdan eksik etmesin. Emeginiz icin Allah(c.c.) sizden razi olsun Fahrettin abi. Sayet hatalarim anlatisimda ve yazisimda mevzu bahis ise hosgörünüze ve affiniza siginiyorum. Cümletten Allah’a(c.c.) emanet olunuz, saglicakla, huzurlu ve mutlu kalmanizi dilerim. Saygilarimla

  5. Yasin Baskan yorum tarihi 22 Aralık, 2011 22:32

    Kisa ve öz demisdim ama insan bir baslayinca belki bilirsiniz kendini frenliyemiyor. Fahrettin abi herhalde unuttunuz veya beklenmedik bir isiniz cikti olsa gerek. Mesajinizda 2. Bölüme deginmediniz Bozkurtla ilgili kisimlara aciklik getirecekdiniz. Bu konuyada deginirseniz rica etsem cok sevinirim. Ve bana okumam icin tavsiye edebileceginiz Kitablar varsa cok ama cok memnun olurum. Saygilarimla

  6. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 23 Aralık, 2011 02:00

    Yasin Baskan kardeşim; öncelikle ilginizden dolayı teşekkür ederim. Sorularınıza gelince:
    1)Bozkurtla ilgili kısmı unutmadım. Ancak o kısmını daha sonra yazacağımı ifade etmek istedim.
    Buradaki açıklamalar Devran kardeşime cevap şeklinde olacaktır. Yoksa “Türklerde Bozkurt Sevgisi” konusunn ağırlıklı olarak “Atatürk Döneminde Bozkurt Sevgisi” bölümünün bir kısmını bu sitenin “Atatürk” katogorisinde “8)Atatürk ve Bozkurt” başlığı altında yorumlar şeklinde yazdım. İlgi duyarsan okuyabilirsin.
    Ayrıca bu yazıların içinde veya dipnotlarında Bozkurtla ilgili okunacak kitaplar vardır. Bunlardan özellikle doğrudan Bozkurtla ilgili olanları öncelikli olarak seçebilirsin.
    İlgin için tekrar teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.

  7. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 9 Ocak, 2012 03:50

    Devran Baran kardeşimin yorumuna 2. Bölüm olarak “Bozkurt” hakkında bilgi vermeden önce onun yukarıda kalan yorumunun ilgili kısmını kendi yazdığı biçimde yeniden ifade edelim: “turklerin orta asysys gelesinde, kilavuzluk, rehberlik yapan bozkurt dedikleri esasen bir kürt’tü boz tenliydi yani bozkürt her nedense bokürd kelimesi bozkurt kürtce kûrd’e boz bozkürt anlamdadir…” Emekli bir eğitimci olarak öncelikle, ifadelerinin anlaşılabilmesi için yazım kurallarını düzeltmen, gremer ve noktalamalara dikkat etmen gerektiğini vurgulamak isterim. Esas konumuza gelince;Bozkurt/Kurt’un özellikleri şimdiye kadar değişik yayınlarda ifade edilmiştir. En kısa biçimiyle de bu serinin bundan sonraki yazısı olan “6)KURTLARIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?” yazısını okuyabilirsin. Türklerin Bozkurtu sembol seçmeleri de çok eskiye dayanan bir olaydır. Bu konuda günümüze kadar gelen belgelerden bâzılarını ana başlıklarla sıralamak gerekirse: 1)TÜRK DESTALARI. Bu destanaların ana özelliği hepsinin içinde, Türklerin kurtlarla olan yakınlığının vurgulanmış olmasıdır. 2)ÇİN KAYNAKLARI. Yorumumun birinci bölümünde ifade ettiğim gibi Çinliler, imparator adına, bugünkü şekliyle tarihlerini düzenleyen günlükler tutarlardı. Çin kronikleri denilen ve eski yıllara dayanan bu belgelerde Türklerle Bozkurtun yakınlığı işlenmiş ve bu belgeler, Türk ilim adamları tarafından açıklandığı gibi, yabancı araştırmacı ilim adamları tarafından da araştırılıp eserler yazılarak kaynak haline getirilmişlerdir. 3)KAYA RESİMLERİ. Hâlâ varlıklarını devam ettiren belgelerden birirsi de,Türklerin kayalara, oyarak yaptıkları Bozkurt resimleridir. Bunlar Rus arkeologlara göre, günümüzden 30 bin yıl öncesine kadar gitmektedir. Bu konudaki araştırmalar yakın dönemde Türkler tarafından da yapılmaya başlanmıştır. Konuyla ilgili en önemli adımlardan birini araştırmacı ve bir TRT mensubu olan Servet Somuncuoğlu atmıştır. Bu çalışmaların sunulduğu bâzı örnekleri sıralarsak: 3.1) Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi ATLAS, Aralaık-2005. 3.2) Bertan Onaran, “Neler Yapılmaz Bu Ulusla”, Cumhuriyet gazetesi, 29.5.2007. 3.3) Servet Somuncuoğlu, “Sibirya’dan Hakkâri’ye Taştaki Türkler”, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi ATLAS, S.177, Aralık-2007, s.128-146. 3.4) 7 Aralık 2007’de TRT-1’de başlayıp, dizi halinde devam eden “KARLI DAĞLARIN ARDINDAKİ SIR” programında Servet Somuncuoğlu’nun çalışmaları, örnekler ve tarihî bilgiler sunulmuştur. (Aynı program daha sonraları tekrar olarak da verildi). Ayrıca İstanbul TRT’den bu programların CD’leri de satınalınıp izlenebilir. 3.5)18 Ocak 2008’de Kanaltürk TV’nda, Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu Ceviz Kabuğu programında Haluk Tarcan, ön-TÜRK araştırmacısı Kâzım Mirşan’ın bilgi ve belgelerine dayalı olarak yaptığı konuşmasında, bu kaya resimlerinin Sovyet Bilim Akademisi araştırmacılarının en son teknolojik testlere dayalı olarak yaptıkları araştırmalarda günümüzden 20-30 bin yıl evvel kazındığını söylemiştir. (Aynı program 20 Ocak 2008’de tekrar verilmiştir). 3.6) Servet Somuncuoğlu bu çalışmalarını, oldukça hacimli ve adetâ bir albüm/kitap şeklinde yayımlamıştır. Hatta ilk baskısından sonra, gördüğü büyük ilgiden dolayı, yeniden basılmıştır. (Servet Somuncuoğlu, “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler”, İstanbul-2008). 3.7) Servet Somuncuoğlu “Sibiryadan Anadolu’ya Taştaki Türkler” konulu sunumunu 21.02.2009’da Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın Süleymaniye Kürsüsü’nde (Darüzziyafe)kalabalık bir dinleyici kitlesine slayt gösterimli olarak yapmıştır. Basında birçok gazete ve dergide yer verilen bu konuyu daha fazla yer işgal etmemek için burada kesiyorum. 4) GÖKTÜRK ANITLARI. Dünya tarihine damgasını vuran bu anıtlar da hâlâ duruyor. Üzerinde Bozkurt bulunan bu anıtlardan bir tanesi “KÜL TİGİN ANITI”, diğeri ise, “BUGUT ANITI”dır. 5)HALK İNANIŞLARI. Bozkurt/Kurt üzerindeki halk inanışları o derece yaygındır ki, bütün Türk topluluklarında bunlarla ilgili birçok yayın yapılmıştır. Türkiye’deki yayınlardan birkaç örnek verecek olursak: 5.1) Türk’ün büyük atası DEDE KORKUT, “Salur Kazan” destanında/hikâyesinde “KURDUN YÜZÜ MÜBAREKTİR”, “KARA BAŞIM KURBAN OLSUN SANA” ifadelerini kullanmıştır. 5.2)Murat Uraz, Türk Mitolojisi, İstanbul-1967. 5.3) Prof.Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi(Kaynak ve Açıklamaları İle Destanlar), 2 Cilt, Selçuklu Tarih ve Medeniyeti yayını, Ankara-1971. (Aynı eser MEB’nca yine 2 cilt halinde 1000 Temel Eser serisinden yayımlanmıştır). 5.4) Dr. Yaşar Kalafat, hemen hemen bütün Türk devlet ve topluluklarını gezerek, onların inançlarını toplayıp yazılı hâle getiren, son derece aktif bir araştırmacı ve akademisyendir. Bu konuda birçok eseri olmasına rağmen, sana sadece dört tanesini vereyim: -Yaşar Kalafat, “Türk Kültüründe Bozkurt” (yazı) http://www.cokbilgi.com/yazi/turk- kulturunda-bozkurt-yasar-kalafat/ -Yaşar Kalafat, Halk İnançlarından Mitolojiye-1, Berikan yayını, Ankara. -Yaşar Kalafat, Türk Halk Tefekküründe Kurt-2, Berikan yayını, Ankara-2009. -Yaşar Kalafat, Türk Kültür Coğrafyasında Halk Kültüründen Millî Stratejiye-1, Berikan yayınevi, Ankara-2011.(Kapağında Bozkurt resmi var). 6) GENEL.Yukarıda bahsettiğim bütün ana başlıkları içinde toplayan ve Bozkurtla Türklerin ne kadar eskiden beri içiçe kültürel bütünleşme içinde olduğunu anlatan eserlerden de birkaç örnek vereyim: -Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş(9 cilt), Kültür Bakanlığı yayını, Ankara-1971. (Günümüze kadar değişik yıllarda birçok baskısı yapıldı). -Dr. Tahsin Ünal, Türklüğün Sembolü Bozkurt, Millî Ülkü yayınevi, Konya-1976. (Yakın dönemde değişik kapak kompozisyonu ile yeni baskısı da yapıldı). -Altan Deliorman, Türk Kültüründe Bozkurt, Bayrak yayını, İstanbul-2009. Ayrıca; bugün hâlâ Rus müzesinde saklanan, Hun döneminde dokunmuş, üzerinde Bozkurt olan bir duvar halısı vardır. Yine bugünkü araştırmalara göre dünyanın ilk metal parası olan ve Türk soyu Lidyalılara ait paranın üzerinde, hanın elinde Bozkurtlu bayrak bulunmaktadır. Paranın üzerinde yazan “DACIA” sözü de “Kurtlar Ülkesi” demektir. Sonuç olarak sayın Devran kardeşim; bütün bu belgelerden sonra Bozkurdun Türklerle olan ilgisini ve ne kadar eskiye dayandığını inşallah anlamışsındır. Yoksa; “kellim kellim lâyenfa” (söylüyorum söylüyorum ama, faydası olmuyor) mı? Bu kadar sözden sonra konumuzu ilgili bir şiirle noktalayalım:
    TARİH VE BİZ Türküz, ne yıldırımdan, ne tufandan korkarız, Biz Altaylar’dan gelen dik başlı BOZKURTLAR’ız. *** Başımız göklerdedir, daima hür yaşarız, Engelleri parçalar, ileriye taşarız. *** Esaretin adını öğrenmedi TÜRK oğlu, TÜRK değil mi gösteren, nûra giden her yolu? *** Tarihte her gürleyiş, bir engin hızımızdır, Zafer denilen peri, bizim öz kızımızdır. *** Düşmana baş eğdiren, yüce başımız vardır, Her kıt’ada dikilmiş, zafer taşımız vardır. *** Yüce SİNAN’ın ruhu gökte dolaşmıyor mu? KÜRŞAD’ların ünleri serhadler aşmıyor mu? *** TÜRK atlarını bir an durdurabilmek için, Bir gün yükselmedi mi karşımızda Seddiçin? *** Çanakkale Harbi’nde Rab’be yaklaşmadık mı? Çaltepe’de ufuktan denize taşmadık mı? *** Kefenler yıtmadık mı, tabutlar kırmadık mı? -“VARIZ” diye Lozan’da coşup haykırmadık mı? *** Bilmeyenler öğrensin, duymayanlar işitsin, BİZİZ; biziz sahibi, TÜRK denen gür sesin!.. M. Uluğ Turanlıoğlu (Tanrıdağ dergisi, C.1, S.14,7 Ağustos 1942, s.9)

  8. Mojekler Mekany: Turkmenistan yorum tarihi 13 Haziran, 2015 10:50

    Sayin Fahrettin Savaş Konar! Siz ne ispatlari grtirseniz’de bu kürtler elden çikdi artik, onlar kendilerini turk milletlerinden sanmiyoelar, tiiki azerbaycan kardeşlerimizin aslinin turkmen olup bugun biz turkmenlere ala gözle bakişlari gibi.. bir şeyi anlatayim: Rahmetli Saparmurat Türkmenbaşı sovyetler zamaninda Moskovoda merkezi hükümetde Azerbaycanin eski cumhurbaşkani Heydar Aliyev ile arasinda şu polemikler yaşanmiş: yani Heydar Aliyev bir sohbetinde turkmenlere yavrucuk turkmenler diye hitap etmiş, bu o sohbetde bulunan Saparmurat Turkmenbaşi unutmamiş, zamani gelip tarih bize gülüp bakarak Turkmenistan bagimsizligina kavuşarak ve onemli mesafeler katlederek gencecik turkmen devleti Rahmetli başkanimizin sayesinde dunyaya tanindikdan sonra Heydar Aliyewle yine karşilaşipdirlar, Saparmurat Turkmenbaşi yillar once dediklerini Heydar Aliyeve hatirlatdiginda o rahmetli Heydar hem hata etdigini ve kendilerinin aslinda turkmendigini, şu andaki turkmenlerin yavru degildr buyuk turkmenler oldugunu itiraf etmiş… Buna gore arkadaşlar birakin kürtler kürt olarak kalsin, aslini tespit edin turklugini, bunun neye zarari olabilir? aksine hepimizin aslinda kardeşligini gostermiyormu? Ama sakin bir kürte sen türksün demeyin.. Şu anda bir turkmene sen turksun de.. ne oluyor.. boyle dediginde sen kimsin turk senin kendin turkmenden degilmi diye cevap verir, bir ozbege ya kazaga sen turksun de ne olur… hata bizde soyleyiş hatalı.. zaten hepimiz Ademden degilmi? buna hangi milletin itirazi olabilir? ilmi tespitleri yapildiginda onu kamuoyuya dogru sozlerle bildirmek gerek. aman sen onceden turkmuşsin şimdide turksun demeyin..

  9. Millet ve Devletlerde Semboller | Cihangir Aras yorum tarihi 7 Mart, 2016 12:47

    […] İnsanoğlunun küçük topluluklarında başlayan sembollerle iletişim, zamanla milletlerin ve devletlerin varlığında da kendisini göstermiştir. Önceleri kendilerini tanıtacak/ifade edecek birer sembol arayan milletler, daha sonraları da kendi sosyal durumlarına uygun olanını sembol olarak seçmişler ve kullanmışlardır. Meselâ Ruslar ayıyı, İngilizler arslanı, Fransızlar horozu(Meselâ şimdiki Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy seçimlerde kullanmıştır),Çinliler Ejderhayı sembol olarak seçerken Türkler de genel anlamda Bozkurt’u kendilerine sembol olarak almışlardır. Bu işaretlerin ilk kullanılış yılları kesin olarak bilinmemekle beraber tahminen insanoğlunun kendini diğer topluluklardan ayırt etmek ve korumak istediği dönemlerde başlamış olabilir. Kullanılan bu işaret ve semboller, zamanla toplulukların sosyal hayatlarında kendisini tanıtmağa, kültürlerinin bir parçası olmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak da kabile tanıtımında bayrak veya destanlarında birer kahraman olarak nesilden nesile anlatılarak günümüze kadar gelmiştir. Peki Türkler neden Bozkurt’u sembol olarak almışlardır? Şimdi bu sorunun cevabını arayacak olursak; çünkü onda, kendisinde gördüğü veya görmek istediği özellikleri bulmuşlardır. (1) Bundan dolayıdır ki “Yaratılış ve Türeyiş” (2) destanında Türklerin atası ”Oğuz Kağan Destanı”nda ve hatta Oğuzların Anadolu’ya gelişleri sırasında ise, ordunun önünde yol gösteren bir kılavuz olarak işlenmiştir. (3) Yine Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, Türklerin zor gününde ortaya çıkıp, onları sıkışıp kaldıkları bir bölgeden yol göstererek kurtaran bir motif olarak işlenir.(4) Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra ise, Türklerin büyük atası Dede Korkut’un (Salur Kazan) hikâyesinde geçen “Kurdun yüzü mübarektir”(5) sözü ise, kurdun kutsallığını ifade etmektedir. ———————————- (1)Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş-9 cilt, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, Ankara-1978-1984 yılları arası. (2)Mustafa Necati Sepetçioğlu, Yaratılış ve Türeyiş/Türk Destanı, Ankara-1965. (3)Prof.ÖGEL,a.g.e.C.6,Ankara-1984, s.13; Dr. Tahsin Ünal, Türklüğün Sembolü Bozkurt,6.baskı Konya-1976, s.51. (4)Çok değişik şekillerde birçok yazarın işlediği bu destanda ortak motif Bozkurttur. (5)Türk Ansiklopedisi(Bozkurt md.),C.5,MEB yayını, Ankara-1952, s.8-9; Murat Uraz, Türk Mitolojisi, İst.1967, s.105-107; M.Necati Sepetçioğlu, Dede Korkut,İst.-1972,s.46; N.Yıldırım Gencosmanoğlu, Salur Kazan Destanı, İstanbul-1976,s.91. – See more at: https://www.yenidenergenekon.com/5-turkler-bozkurtu-nicin-sembol-olarak-sectiler/#sthash.WzuIcdBX.dpu… […]

  10. Taluy yorum tarihi 7 Kasım, 2017 03:45

    Türklerde bozkurttan türüme inanışı yoktur. Bu efsane, çinlilerin kendi uydurdukları bir kaç farklı öykünün günümüzde birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Eski Türkler kendilerinin gökyüzünden türediğine inanırlardı. Göktürk yazıtlarında kurttan türemeyle ilgili en ufak bir söz dahi geçmezken; ”Gökyüzünde türemiş atalara” dair açık cümle geçer. Bozkurt efsanesi 1900 lü yıllarda avrupalı bir araştırmacının üç farklı çin öyküsünü kafasına göre birleştirmesi sonucu ortaya çıktı. Eski Türklerden kalan herhangi bir bozkurt heykeli-resmi olmaması da bozkurdun Türkler arasında sanıldığı kadar önemli bir yeri olmadığının başka kanıtıdır. Yazınızda 30.00 yıllık resimlerden söz etmişsiniz ama her nedense koyacak bir resim bulamamışsınız. Orta asyada kurt resimleri neredeyse yok denecek kadarken on binlerce geyik-deve-keçi resmimleri vardır. Çünkü Türklerde bu hayvanlar çok daha kutsal sayılıyorlardı. Kurttan türeme efsanesi bir hayvanla cinsel ilişkiye girme temasını da içerir. Oysa ki Türk destanlarında hayvanla cinsel ilişkiye girme temaları yer almaz. Her şeyi geçtik 30.000 yıl önce bırakın Türkleri, yeryüzünde daha tam insanlaşamamış Neanderthal cinsi insanımsı primatlar yaşıyordu. Tarihi gerçekten iyi bildiğinize emin misiniz?..

Yorum yap