41) MANKURT EFSANESİ

Yayin Tarihi 13 Mayıs, 2008 
Kategori KÜLTÜREL

MANKURT EFSANESİ

image00130.jpg

Ana-Beyit mezarlığının bir efsanesi;

Juan-Juanlar’ın bozkırı işgal ettikleri çağlara dayanan bir hikayesi vardı: Sarı-Özek’i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar’ın yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esire yaparlarmış.

İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esrin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna “Deri geçirme işkencesi” derlermiş.

Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir MANKURT yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece bir kaç gün bırakırlarmış.

Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış. Juan-Juanların bir tutsağı mankurt yaptıkları duyulur, öğrenilirse, artık onu en yakınları bile gerek zorla, gerek fidye vererek kurtarmak istemezlermiş. Çünkü bir mankurt, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan farksız olurmuş onlar için. Bununla birlikte bir defasında, adı tarihe Nayman Ana olarak geçen bir göçebe kadın, oğlunun başına gelenlere dayanamamış, onu kurtarmak istemiş. Efsane böyle anlatır. Ana-Beyit mezarlığının adı da buradan gelir. “Ana-Beyit” ‘ana barınağı, ana huzuru’ demektir.

Bu Efsaneye göre; Nayman Ana‘nın oğlu Juan-Juan’lar tarafından kaçırılmıştır. Nayman Ana, yetişkin oğlunu mankurt olmaktan kurtarabilmek için -diğer birçok annenin aksine- çocuğunun peşine düşmüştür. Araya taraya oğlunu Juan-Juan’ların develerini gütmekle görevlendirdikleri bir yerde bulmuş ve gizlice oğlunun yanına kadar sokularak onun karşısına çıkmıştır. Fakat oğlunu bulduğunda, o çoktan “mankurt” olmuştur. Annesi oğluna her ne kadar kendi adını, babasının adını falan söylemişse de, artık her şey için geçtir. Çünkü oğlu, artık eskiye dair her şeyi unutmuş bir mankurttur. Annesi bunu bildiği hâlde bıkmadan, usanmadan oğluna her fırsattaSenin atan (baban) Dönenbay‘dır. Sen Dönenbay‘ın oğlusun.” demiştir.

Bir gün oğlunun efendisi sayılan Juan-Juanlar, bu durumdan kuşkulanmış ve köleye karşısına çıkacak her kim olursa olsun, onu oklayıp öldürmesini emretmişlerdir. Annesi yine oğlunun yanına gelip “Senin atan Dönenbay…” demek isteyince, köle hiç duraksamadan okunu çekip annesinin göğsüne saplamıştır. Söylenenlere göre zavallı Nayman Ana‘nın ruhu, bir kuş olup havalanmış ve oğlunun başının üstünde dönmeye başlamıştır. Havada dönerken bile oğlunaSenin atan Dönenbay, senin atan Dönenbay, senin atan… diye seslenip durmuştur. Hatta bu olaydan ötürü, o kuşun adına “Dönenbay kuşu“ demişlerdir.

Sarı-Özek’in kızgın güneşine ‘mankurt’ olmaları için bırakılan tutsakların çoğu ölür, beş-altı kişiden ancak bir ya da ikisi sağ kalırmış. Onları öldüren açlık ya da susuzluk değil, başlarına geçirilen soğumamış deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Bir yandan deve derisi büzülüyor, bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp başına batıyormuş. Asyalılar’ın saçları fırça gibi sert olur zaten. Kıllar üste doğru çıkamayınca içeri doğru uzar ve diken gibi batarmış. Bu dayanılmaz acılar sonunda tutsak ya ölür ya da aklını, hafızasını yitirirmiş. Juan-Juanlar’ın işkencenin beşinci günü ’sağ kalan var mı?’ diye gelip bakarlarmış. Bir teki bile sağ kalmışsa, amaçlarına ulaşmış sayarlarmış kendilerini. Hafızasını yitirmiş tutsağı alır, boynundaki kalıbı çıkarır, ona yiyecek verirlermiş. Köle zamanla kendine gelir, yeyip içerek gücünü toplarmış. Ama o bir mankurt imiş artık ve böyle bir köle, pazarlarda , güçlü-kuvvetli on tutsak değerinde sayılırmış. Hatta Juan-Juanlar’ın arasında bir gelenek varmış ki buna göre , aralarında çıkan bir kavgada bir mankurt öldürülürse, bunun için ödenecek bedel, hür bir insanın ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş. Bir mankurt kim olduğunun, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köle imiş.

Köle sahibi için en büyük tehlike, kölenin başkaldırması, kaçmasıdır. Ama mankurt isyanı, itaatsizliği düşünemeyen tek varlıkmış. Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemeyen bir yaratık.. En pis, en güç işleri, büyük sabır isteyen çekilmez işleri gık demeden yaparlarmış. Sarı-Özek’in ıssız, engin, kavurucu çöllerine ancak bir mankurt dayanabileceği için, buralarda deve sürülerini gütme işi onlara verilirmiş. Böyle yitik yerlerde, bir mankurt bir kaç kişiye bedelmiş. Yanına yiyeceğini, içeceğini verince, kış demeden, yaz demeden, o ilkel hayata dönüşten dolayı sızlanmayı düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş. Açlıktan ölmemesi için yiyecek, donmaması için eski püskü giyecek verdiniz mi, başka bir şey istemezmiş…

Cengiz AYTMATOV
”Gün Olur Asra Bedel”
Ötüken Yayınevi 1991

Yorumlar

“41) MANKURT EFSANESİ” yazisina 9 Yorum yapilmis

  1. sedat ergenç yorum tarihi 13 Mayıs, 2008 11:45

    günümüzde Juan-juan’lar yok, adı da yok kendi de…
    unutulduğu bile unutulmuş…
    bu boy tarihe karışıp yok olmuş..

    ama mankurtlar o kadar çok ki, kimliğini bilmeyen, aslından habersiz, zalime hizmet eden……….

    zulm ile abad olunamayacağını ve zalimlerin esamesinin tarihte okunmayacağını göstermesi bakımından iyi bir örnek…

    Temennim; Allah Müslüman Türk milletini hiçbir gücün “mankurt”u yapmasın, özgürlüğünü ve yetkinliğini bu milletin elinden elinden almasın…

  2. Mehmet Kılınç yorum tarihi 14 Mayıs, 2008 01:27

    Türk Milleti bugün mankurtlaştırılmak isteniyor.Mankurtlaştırılmış bazı Türklere/Türk görünenlere her gün her yerde rastlamak mümkün.

  3. Samet Acar yorum tarihi 14 Mayıs, 2008 17:46

    Cengiz Aytmatov’un yazarlığına sözüm yok ama söylenecek okadar söz varki ciltler dolusu.Muhterem yazar’ın kime karışı mücadele ettiğini belgelere dayanarak birileri bana bilgi verirse sevinirim.Moskova Dosluk Lumba Ünversitesini iyi bilmek gerekir.Sonra TÜRKİSTAN ‘DA KALAN tÜRKLER’İN YAZARLARI,TARİHCİLERİ,BİLİM ADAMLARI KİMLERE NASIN ,VE NİÇİN HİZMET YAPMIŞTIR.BUGÜN RAHTLIKLA BU BİLGİLERİ ELDE EDİNE BİLİRSİNİZ.AYTMATOV’UN ROMANLARINI İNCELEYİNİZ,BİRTANE CÜMLESİNİ TÜRKLERİ’İN GELECEĞİNE DÖNÜK VURGUSU YOKTUR.Gerçi biz Türkler araştırmadan,incelemeden pöfpöflemeyi severiz,olamayanı kahraman yaparız,aynen Bulgaristan’da ellilerden seksenaltıya dek Türyiye’ye gelene dek Sofia radyosundan Türkiye’nin alehine,kominzm propagandası yapan Mehmet Çavuş GİBİ.Acaroğlu

  4. TÜRKMENBEY yorum tarihi 22 Ağustos, 2008 01:59

    SELAM,
    SAYGI DEGER ÜSTAD KARAHANLI BEYFENDI………..
    TÜRKIYEYI TÜRK YÖNETMIYORKI
    SAG CEPHEDEKI PARTILER’DEN MILLET BIKMIS TÜRKSÜZ TÜRKIYE ÜRETMEK ICIN DÜNYA CABA SARF EDIYOR……….
    SAG MERKEZIDE SARSDIRMISLAR
    MEYDAN BOS
    HAKSIZMIYIM
    ÜYÜK TÜRELI

  5. Gökşen Sarul yorum tarihi 6 Temmuz, 2009 09:36

    Size bir fıkra anlatayım;
    Cehennemde her ülkenin bir kazanı varmış ve her kazanın başında bir zebani,çıkıp kaçmak isteyenin başına tokmakla vuruyor.Yalnızca Türklerin başında zebani yokmuş tabi bu durum soruluyor onlar torpillimi?niçin onların başında zebani yok diye verilen cevap durumumuzu anlatıyor.Efendim onlara zebani gerekmez biri tam kurtulacakken diğeri ayağından tutup aşağı çekiyor.

  6. HASAN BOZKURT yorum tarihi 13 Ağustos, 2009 12:52

    S.A abilerim ablalarım ben sizin küçügünüz olarak bana söz düşmez ama benim de çorbada bir tuzum olsun istedim.zaten türkiyeyi herkes çorba olarak görüyo isteyen tuz isteyen baharat isteye limon atıyo biride çorbayı karıştırıyo biride çorbayı içiyor..daha fazla söze gerek yok bence.bırakalaım da rahat rahat karıştırsınlar ama bilmiyorlarki TÜRK MİLLETTİN ALLAHI OLDUGUNU.neyse herkese iyi günler..

  7. selma k yorum tarihi 23 Eylül, 2009 15:47

    ah şu çılgın türkler: tarihin şanlı şerefli ama geleceğin maddi ve manevi ipotekli. bağımsızlığı 15 20 yıl ancak korudu da gitti kimlerin kucağına oturdu. önce halk anlamalıydı sahip çıkmalıydı istikbal nedir.

  8. asya yorum tarihi 3 Temmuz, 2010 14:38

    cengiz aytmatovun gün olur asra bedel ve cengiz hana küsen bulut kitaplarını okudum. üslubu çok güzel. herkese tavsiye ediyorum.asyadaki türk kültüründen inanılmaz izler taşıyor. ayrıca sovyet baskısına başkaldıran bir isim…

  9. kübra g yorum tarihi 5 Nisan, 2011 00:01

    ya neden herkez turklere laf atıyo donup bıraz kendılerıne baksınlar bence

Yorum yap