360) ŞEHRİYAR

Yayin Tarihi 28 Ocak, 2009 
Kategori AZERBAYCAN SAYFASI, KATEGORİLENMEMİŞ

ŞEHRİYAR

image00164.jpg

—————————————————————

Güneş kaybolmuş, akşamın sessizliği yavaş yavaş çöküyordu Tebriz’in üstüne. Caddelerdeki ayak sesleri, resmi dairelerin kapanmasıyla evlerine giden memurlardan geliyordu. Bir kısmı da, alış-verişten dönenlere aitti. 

         Şehriyâr, Bânk-i Kişâvarzî (Ziraat Bankası) de yorucu bir gün geçirmiş, bir an önce eve ulaşıp anasının güzel yemeklerle donattığı sofrasına oturmayı düşünüyordu.

         Evlerinin bulunduğu sokağa sapacağı sırada, dün gece yarım bıraktığı şiir geldi aklına. O an ne yorgunluğu kaldı, ne de aklına takılan anasının yemeği… Durup, cebinden yarım kalan şiirin yazılı olduğu kağıdı çıkardı. Sırtını duvara yaslayıp, şiiri tamamlamaya başladı. Akşam iyice çöküp, olanca karanlığını Tebriz’e bürüdüğü an da, o da şiirin son mısraını yazdı.

         Sevinçle evden içeri girdi. Bu sevinç, eli hünerli yaşlı anasının yemeğini tatma isteğinden doğmuyordu; şiiri bitirmiş olmanın coşkusuydu. Sofraya oturmadan cebinden çıkardığı son şiirini anasına okumaya başladı. Şiiri bitirdiğinde anasının yüzünde her zaman var olan gülümseme yoktu. Şaşırdı. Oysa, her şiirini her okuyuşunda anası sevincini belli ederdi. Dayanamadı:

         –Ana hasta mısın yoksa?       

Anası Farsça hasta olmadığını söyledi! Bu cevaba tümüyle şaşırdı Şehriyâr…  Anası, evde Farsça konuşuyordu! Oysa, o yalnız, Fars tüccardan alış-veriş yaparken Farsça konuşurdu… Aklı yettiğinden beri, evde herkes Türkçe konuşurdu. Hele rahmetli babası buna çok özen gösterirdi.

         Şehriyâr, hayret dolu bakışlarla anasına sordu:   

Ana, niçin Farsça söyledin?        

Yaşlı kadın, oğlunun yüzüne bakmadan yüreğindeki sızıyı dile getirdi.        

Sen Türkçe şiir yazıyor musun ki, ben sana Türkçe söyleyem! Evimize hapsettin Türkçe’yi! Ot, kökü üstünde biter, Türkçe ile büyüdün, Farsça yazarsın. Artık dinlemeyeceğim şiirlerini!

         Şehriyâr’ın yüzü allak bullak oldu. Elindeki Farsça yazılı son şiirin bulunduğu kağıdın, parmakları arasından yere düştüğünü hissetmedi bile. Yavaş adımlarla yandaki odaya geçti. Zihni karmakarışıktı. Yüzüne bir ana tokadı inmişti! Yemeği unuttu. Geçmiş günlere daldı. Babasının elinden tutup Haydar Baba dağı, eteklerindeki köyleri dolaşmasını hatırladı. Hoşgenap’ı, Güllüce’yi, Kayışkursak’ı, Vangüzelleri’ni gezişini düşündü. Dinlediği Türkçe masallar, zihninin gizil mahzenlerinden bir bir çıkıp; beynine egemen oluyordu.. 

         Oturduğu sedire uzandı. Kendi kendine inlercesine konuştu:        

Türkçe yazacağım… Bundan sonra Türkçe yazacağım!…                             

*

         Türk dünyasının en güçlü şairlerinde olan Muhammed Hüseyin Şehriyâr, 1904 yılında Tebriz’de doğdu. Babası Dâvâ Vekili Mirzâ Aka Hoşgenabî, Hoşgenab kasabasının Haydar Baba köyündendir. 

         Şehriyâr, İran’daki Güney Azerbaycan şehirlerinden olan Tebriz’de ilk öğrenimini gördü. İlk Okul’dan sonra Medrese-i Tâhibiye’de Arapça ve Arap edebiyatı yanında, Fransızca da öğrenmeye çalıştı. Orta Okul’dan sonra Tahran’a giderek liseyi bitirdi ve Tıp fakültesine girdi. Tıp fakültesinin son sınıfından ayrıldı. Çeşitli memuriyetlerde çalışmaya başladı. Bu arada şiir gücü gittikçe büyüyor, İran’da zevkle okunan şairler arasına giriyordu. Hep Farsça yazıyordu. Babasını 1936 yılında kaybedince rûhî bunalıma düştü. 1942 yılından itibaren beş yıl boyunca büyük sıkıntılar çekti. Annesi, bu zor günlerinde tek dayanağı oldu.

         Yazdığı şiirlerle bütün İran’ın kalbini fethetti. Kendisini çağın Nizâmî’si, Hâfız’ı, Sa’dî’si olarak gördüler. Farsça’yı bir Fars’dan çok daha mükemmel şekilde kullanıyor; Fars dilini şiir sanatında ustaca işliyordu. Daha sonra, annesinin uyarısı üzerine TÜRKÇE şiirler yazmaya başladı.

         Şehriyâr, genç yaşında evlendi. Bu evlilikten bir kızı oldu. Çalıştığı bankadan emekli olunca daha sakin bir hayat sürmeye başladı. Küçük kızını bağrına basıp, Tebriz sokaklarında dolaşırdı.

         Şehriyâr, tasavvuf ile ilgilendiği gibi, Kur’an ayetlerini, levhalara yazarak, “Hat Sanatı”nda da söz sahibi olduğunu gösterirdi. 

         Şehriyâr’ın HAYDAR BABA’YA SELÂM adlı şiiri, özellikle Türkiye’de tanınmasına sebep oldu. Bu uzun şiir 1960’lı yıllarda Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından, aynı adla kitap olarak yayımlandı. Şiir Türkiye’de büyük etki yaptı. Şiire ad olan Haydar Baba, hem bir köy ismi, hem de bir dağ adıdır. Bu dağın eteklerinde şu köyler vardır: Güllüce, Narinâbad, Başkend, Taşatan, Kıpçak, Serha, Karaçimen, Hoşgenab, Kayışkursak, Vangüzelleri, BüyükşengilovaBunlar Türk köyleridir. Şehriyâr’ın çocukluğu bu köylerde geçmiş; Haydar Baba’nın eteğindeki kırlarda dolaşıp, oyun oynamıştır. 

         Şehriyâr, Haydar Baba’ya Selâm şiiriyle çocukluk günlerine döner. O günleri arar. O köylerdeki gelenekleri, köy hayatını anlatır. Anlatışında duruluk, içtenlik vardır. Haydar Baba’ya Selâm şiirinde anlattığı hayat, herhangi bir Türk budununun bulunduğu yöredekinin hemen hemen aynısıdır. Aynı sosyal ilişkileri, aynı gelenekleri; Türkmeneli’nde, Kırgızeli’nde, Kazakeli’nde, Özbekeli’nde veya Anadolu’da bulmak mümkündür. Bu bakımdan bu ulu şiir, Türk dünyasında, bozkır hayatının, özellikle köy hayatının en usta anlatımıdır. 

         Diğer yandan Şehriyâr, İran’da yazdığı Türkçe şiirlerle, İran Türkünün kültür varlığını da bütün dünyaya tanıtmıştır. Şehriyâr, bu bakımdan unutulmayacak bir ulu kişidir. 

        1988 yılında Tahran’da ölen bu büyük Türk şairini rahmetle anıyoruz.

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

                                               *

 

Haydar Baba’ya Selam

Heyder Baba, ildırımlar şahanda,

Seller sular şakgıldıyup ahanda,

Gızlar ona sef bağlıyup bahanda,

 

         Selâm olsun şovketüze, elüze,

         Menim de bir adım gelsün dilüze.

 

Heyder Baba, kehliklerün uçanda

Kôl dibinnen dovşan galhıp gaçanda,

Bahçalarun çiçeklenüp açanda,

 

         Bizden de bir mümkin olsa yad ele

         Açılmayan ürekleri şad ele.

 

Heyder Baba, gün daluvı daglasın,

Uzün gülsün, bulahların ağlasın

Uşahların bir deste gül bağlasın

 

         Yel gelende ver getirsin bu yana.

         Belke menim yatmış behtim oyana.

 

Karı mene gece nağıl deyende,

Külek kalhıp kap-bacanı dövende

Kurd geçinin Şengilisin yeyende,

 

         Men kayıdıp bir de uşak olaydım.

         Bir gül açıp ondan sonra solaydım.

 

Göz yaşına bahan olsa, kan ahmaz.

İnsan olan hançer beline tahmaz,

Ama keyf, kor tutdugun burahmaz,

 

         Behiştimiz cehennem olmaktadır

         Zilhicremiz Muharrem olmaktadır.”

 

                                      ŞEHRİYAR

                                     

Kaynak: Mevlüt Uluğtekin Yılmaz, Türk Budunlarının Ortak Atababaları, Manas Yayıncılık, Elazığ, 2007

 

Yorumlar

“360) ŞEHRİYAR” yazisina 4 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 3 Şubat, 2009 19:55

    Şehriyara eyvallah.
    Şiirine de.
    Haydar Babaya da.
    Mevlüt Yılmaz ağabeyimin nefis ülsubuna da.

    Tüm kurbanlar anaya.
    Kurban olam öyle anaya.
    Analara dikkat…
    Kızlarımız okusun, hepsi bir Şehriyar anası olsun.

  2. Mehmet Dumanoğlu yorum tarihi 17 Ekim, 2010 02:42

    TÜRKİYE’DE ABD MODELİ EĞİTİMİ ISRARLA YERLEŞTİRMEK İÇİN UĞRAŞAN ”Milli Eğitimi Geliştirme Komisyonu’nun” başarılı olmaması için bütün öğretmenler Türkçe’yi korumak ve Şehriyar gibi GÖNÜL İNSANLARINI öğretmek zorundadır. Benim 24 yıldır yapmaya çalıştığım (hem derslerimde, hem de yazılarımda) bu. Yeter mi? BİR’in yanına bir tane daha BİR koyarsak iki YAPMAZ, ONBİR yapar. Sonra bir tane daha BİR koyarız yüzonbir olur, sonra bir tane daha, bir tane daha… Mehmet DUMANOĞLU_ tARİH öĞRETMENİ.

  3. kerimva aytekin yorum tarihi 31 Mart, 2013 15:45

    ben istiyorum ki heyderbaba dagi hakkinda oyreniyim amma burda oyle bir sey yok lutfen bana yardimci olun

  4. shriyeva aytac yorum tarihi 7 Nisan, 2013 19:25

    cok guzel malumat ama ben haydarbaba dagi hakkinda malumat istiyorum

Yorum yap