357) Dua, Gayret ve Tevekkül

Yayin Tarihi 21 Ağustos, 2015 
Kategori SOSYAL

DUA, GAYRET VE TEVEKKÜL

Dua, insanın Allah’a yönelmesi, O’nun kudretinden yardım dilemesi ve aczini kabul ederek yakarmasıdır. Tevekkül ise insanın bir işi gerçekleştirmek için aklını, iradesini ve imkânlarını kullanması; elinden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’ın takdirine bırakmasıdır.

Dua ile tevekkül birbirini tamamlar. Ancak bunların hiçbiri çalışmanın, tedbir almanın ve sorumluluk üstlenmenin yerine geçmez.

Kur’an-ı Kerim’de:

“İnsan için ancak çalıştığı vardır.”

buyrulmaktadır. (Necm Suresi, 39. ayet)

Yine bir başka ayette:

“Kararını verdiğin zaman artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

denilmektedir. (Âl-i İmrân Suresi, 159. ayet)

Dikkat edilirse ayette önce karar vermek, ardından tevekkül etmek öğütlenmektedir. Çünkü tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; gerekeni yaptıktan sonra Allah’a güvenmektir.

İnsan dua eder; fakat duanın anlamını ve sorumluluğunu her zaman yeterince kavrayamayabilir. Bazen uğrunda hiçbir çaba göstermediğimiz isteklerimizin gerçekleşmesini bekler, birkaç söz söyleyerek görevimizi Allah’a havale ederiz. Böylece dua ettiğimizi düşünürken kendi sorumluluğumuzdan kaçmış oluruz.

Oysa dua, tembelliğin mazereti değil; gayretin manevi dayanağıdır.

“Allah’ım, bana şunu ver!” demeden önce insan kendisine şu soruyu sormalıdır:

“İstediğim şeye ulaşabilmek için ben ne yaptım?”

“Allah’ım, hayırlısıyla buna kavuşabilmem için bana çalışma azmi, sabır, güç ve doğru yolu nasip et.” diye dua etmek daha anlamlı değil midir?

İnsan bütün gayretine rağmen aşamadığı bir engelle karşılaştığında ise teslimiyetle:

“Allah’ım, bu isteğim hakkımızda hayırlıysa nasip et; hayırlı değilse bizi ondan uzaklaştır ve gönlümüzü hayırlı olana yönelt.”

diyebilmelidir.

Duanın samimi bir kalple, gösterişten uzak ve içtenlikle yapılması gerekir. Fakat dua yalnızca sözde kalmamalı; davranışa, çalışmaya ve iyiliğe dönüşmelidir. Duanın gereğini yerine getirmeden sonucunu beklemek, tevekkül değil; tembelliktir.

Bazı insanlar, hiçbir sorumluluk almadan sürekli dua ederek bütün ihtiyaçlarının kendiliğinden karşılanmasını beklemektedir. Bu anlayış, çalışmadan başkasının kapısından gelecek çorbayı beklemeye benzer. İslam’ın öğütlediği tevekkül bu değildir.

Aynı durum toplumsal meseleler için de geçerlidir. Ülkemizin sıkıntılardan kurtulmasını istiyorsak yalnızca dua paylaşmak ve bu paylaşımların altına yazılan “âmin”lerin çokluğuyla görevimizi yaptığımızı düşünemeyiz.

Ülkemiz için dua etmek değerlidir; ancak o duanın gereği olarak çalışmak, üretmek, doğruyu savunmak, haksızlık karşısında tavır almak ve topluma yararlı olmak da gerekir. Dua paylaşmak vicdanımızı rahatlatabilir; fakat hiçbir sorumluluk üstlenmeden görevimizi yerine getirdiğimizi düşünmek, insanın kendisini aldatmasıdır.

Dua, dilde başlayan, gönülde derinleşen ve davranışlarla anlam kazanan bir yöneliştir. İnsan çalışır, tedbirini alır, sorumluluğunu yerine getirir; sonra da sonucu Allah’a bırakır.

İşte gerçek tevekkül budur.

Allah, cümlemize hayırlı işler yapmayı, doğru yolda gayret göstermeyi ve gayretimizin sonucunu tevekkülle karşılamayı nasip eylesin.

YILMAZ KARAHAN
21 Ağustos 2015

Editör Yorumu

Bu makale, duanın insanı edilgenliğe değil; gayrete, sorumluluğa ve samimi bir teslimiyete yöneltmesi gerektiğini anlatmaktadır. Dua ile tevekkülün çalışmanın alternatifi değil, insanın çabasını anlamlandıran manevi değerler olduğu vurgulanmıştır. Metin, kişisel ve toplumsal sorumluluk arasındaki bağı göstermesi bakımından güncelliğini korumaktadır.

Bu makalenin hazırlanması ve düzenlenmesi sürecinde yardımcı araç olarak ChatGPT’den yararlanılmıştır.

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap