354) IRAK VE TÜRKLERİ HAKKINDA SÖYLEŞİ

Yayin Tarihi 8 Ocak, 2009 
Kategori TÜRK DÜNYASI

 image00115.jpg

Mimar Profesör SUPHİ SAATÇİ’den tarih dersi: ‘Barzani ve taifesi tarihe baksalar; Türklerin dünya medeniyetine armağan ettikleri kültürel mirası görebilseler, devlet kurmayı hayal bile edemezler. Kürtler, ancak kullanılabilirler. Başkaca bir işe yaramazlar.

Oğuz Çetinoğlu: Sayın Saatçi, Irak’ta Türk varlığı nasıl oluştu, nasıl gelişti? Bu günkü durum nedir ?

Prof. Dr. Suphi Saatçi: Türkmenlerin Irak’taki tarihi Abbasilere kadar uzanır. Abbasi döneminden itibaren bölgede çoğalan Türkmenler, giderek yönetim üzerinde de söz sahibi olmuşlardır. Önceleri askerî birlikler olarak Irak’a giren Türkmenler, 1055 yılından itibaren dalgalar hâlinde ülkenin kuzeyine yerleşmişlerdir. Tarih sahnesinde 1055 yılından 1258 yılına kadar hüküm süren  Selçuklular, 1127’den 1233 yılına kadar bölgeye hâkim olan Musul Atabeyliği, 1144’den 1233’e kadar yönetimi ellerinde bulunduran Erbil Atabeyliği,  Moğol istilası ve ardından  1258 – 1344 yılları arasında İlhanlılar, 1339 – 1310 yılları arasında Celayirliler, 1411 – 1468 yılları arasında Karakoyunlular, 1468 – 1508 yılları arasında Akkoyunlular ve  1508 – 1534 yılları arasında Safevîler Irak’ta hüküm süren Türkmen devletleri oldular. Musul, Erbil ve Kerkük bölgeleri 13. yüzyıldan itibaren Türkmen şehirleri olarak tarih sahnesinde yer aldılar.

On altıncı yüzyılda Bağdat Türk kültür merkezi olmuştu. Bölgede yetişen Nesimi’den sonra Türkmen edebiyatının en büyük şairi Fuzûlî, bütün Türk dünyasının edebiyat tarihinde zirveye oturmuştur. Aynı yüzyılda yetişen Ahdî ve Ruhî gibi şairler, Bağdat’ta Türk dilinin ne kadar önem kazandığını gösterir.

Bin yıldan beri Irak’ta varlık gösteren Türkmenler, yaşadıkları topraklarda tarih boyunca mücadele vererek varlıklarını günümüze kadar yaşatabilmişlerdir. Son dört yüz yılını Osmanlı Devletinin sınırları arasında geçiren Türkmen toplumu, Birinci Dünya Savaşı sonucu Irak devletinin sınırları arasında kaldı. İtilaf devletleri Osmanlı mirasını paylaşırken, Türkmenlerin yaşadığı bölgeler İngilizlerin hissesine düşmüştü.

Kerkük’ün de dâhil olduğu Musul Eyaleti, mütareke tarihinden sonra İngilizler tarafından işgal edildi. Mütareke anlaşmalarına ve savaş kurallarına aykırı olan bu durumdan dolayı Türkiye’nin şikâyetlerini hiç kimse dikkate almadı. Böylece bin yıllık Türk(men) yurdu, İngiltere ve Türkiye arasında çekişme konusu oldu.  Lozan görüşmelerinde de Musul problemine çözüm bulunamadı. Lozan Barış Antlaşması imzalandı ancak Musul 9 ay zarfında Türkiye ile İngiltere arasında görüşmeler sonucu çözüme kavuşturulacaktı. Aksi takdirde, o tarihte  Cemiyet-i Akvam olarak anılan  Milletler Cemiyeti’nin hakemliğine başvurulacaktı. Yapılan Haliç Konferansı da sonuç vermeyince 9 ay doldu ve Cemiyet-i Akvam’ın hakemliğine başvuruldu. Türkiye, Cemiyet-i Akvam’a üye değildi ve bu yüzden bunun kararını bağlayıcı bulamayacağını ifade ettiyse de, yine dinleyen olmadı. Başlangıçta Cemiyet-i Akvam’ın bölgede yaptığı inceleme sonucu hazırladığı rapor Türkiye’nin lehine idi. Raporda Musul Eyaleti’nde yaşayan bütün halkların çoğunluğunun Türkiye yönetimini istemekteydi. Ancak yine İngiltere’nin o zaman bir oyuncağı olan Cemiyet-i Akvam, kararını İngiltere lehine verdi. Bu kararı tanımayacağını açıklayan Türkiye, sonunda 5 Haziran 1926 Ankara Anlaşması ile Musul’u İngiliz mandası olarak Irak’a bıraktı.

Çetinoğlu:  Irak Türkmenleri deniliyor. Türkmen kelimesi nereden geliyor? Hangi sebeple Türk yerine Türkmen isimlendirmesi kullanılıyor?

Prof. Saatçi: Irak’ta yaşayan Türk kökenli topluluk, tarih boyunca Türk adı ile anıla gelmiştir. 14 Temmuz 1958 tarihinde meydana gelen askerî darbe sonucu Irak’ta iktidarı eline geçiren General Abdülkerim Kasım tarafından, 1959 yılından itibaren Irak’taki Türklere ‘Türkmen‘ adı verilmiştir. Temelinde siyasî bir hedef var. O da Irak Türklerini, Anadolu’dan koparmak… Nasıl ki Yunanistan sınırları içinde yaşayan Türklere devlet Müslüman azınlık adını verdiyse, Irak’taki hükümet de Türklere Türkmen adını vermiştir. Tabiidir ki devletin baskısı ve zoru ile takılan Türkmen adı hakaretamiz bir anlam taşımadığı, aksine Batı’ya göç eden ve İslamiyet’i kabul eden Oğuzlara da işaret ettiği için halk, yeni verilen Türkmen adını benimsemek zorunda kaldı.

Çetinoğlu:  Irak, Türk katliamının en çok yapıldığı bölgelerden biri. Katliamlar hangi tarihte başladı, Nasıl devam etti?

Prof. Saatçi: Türkmenler, Ankara Antlaşması’ndan sonra Irak vatandaşı olarak yaşamaya başladılar. Kraliyet rejimi altında Irak halkı ile aynı kaderi paylaşan Türkmen toplumu, ne yazık ki bu dönemde baskı ve sindirme hareketlerine maruz kaldılar. Kendi dilinde eğitim ve öğretim hakkından da mahrum kalan Türkmenler, sürgünler ve göçler yaşamışlardır. Dahası büyük haksızlıklar yaşayan Türkmenler, birkaç defa soykırım felaketi ile karşı karşıya geldiler. Bu soykırımlarının en önemlileri şunlardır:

1- Teyyarî  denilen Levy askerlerinin, 4 Mayıs 1924 tarihinde işledikleri cinayetler.

2- Kerkük’te 12 Temmuz 1946’da yapılan Gâvurbağı Katliamı.

3- Irak’ta 14 Temmuz 1958 tarihinde devrilen monarşi rejimden sonra Cumhuriyet ilan edilmişti. Demokratik düzenin gelmesi Irak’taki bütün halkları sevindirdiği gibi, Türkmenleri de ümitlendirmişti. Askerî darbenin ardından, demokratik parlamenter rejimin ve insan haklarına saygılı çağdaş bir anayasanın gelmeyişi bir yana, ülkede giderek artan iç çekişmeler ve siyasî gerginlik, vatandaşları canından bezdirmiştir. Türkmenler bu dönemde de haklarına kavuşamamış, hatta tekrar baskı, sürgün ve tekrar soykırımı yaşamışlardır. Türkmenlerin tarihinde eşi ve benzeri olmayan bu soykırımı 14 Temmuz 1959 tarihinde meydana gelen Kerkük Katliamı’dır. Bu dönemde evlerinden alınan Türkmen ileri gelenleri, hakaret ve işkence görerek kurşuna dizilmişler, ardından ayaklarına sicimler takılarak motorlu araçlara bağlanmışlar sokak sokak sürüklendikten sonra elektrik direklerine asılmışlardır. Bu soykırımında ayrıca kimilerinin gözleri oyulmuş, kimileri diri diri toprağa gömülmüştür. Üç gün üç gece süren bu can pazarında, birçok Türkmen şehit düşmüş, yüzlerce vatandaş yaralanmış ve Türkmenlere ait iş yerleri ve dükkânlar yağma edilmiştir.

4- Türkmen liderlerinin idamları. (17 Ocak 1980 ve sonrası)

5- Altunköprü Katliamı. (28 Mart 1991)

6- Erbil Katliamı (Ağustos 1996)

7- Tuzhurmatu Katliamı (Temmuz 2004)

8- Telafer soykırımları (2005, 2006 ve 2007)

Bütün bu olumsuz şartlara ve insanlık dışı uygulamalara rağmen Türkmenler, varlıklarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.

Çetinoğlu:  Katliamların sebebi nedir?

Prof. Saatçi: Türkmenlere yapılan katliamların başlıca sebebi ve hedefi, Irak’ın en ileri ve entelektüel toplumu olan Türkmen nüfusunu sindirmek, göçe zorlamak ve Irak’ta her zaman yönetim üzerinde etkili olan bir kesimi devre dışı bırakmaktır. İkinci sebebi Türk kökenli olan bu toplumun Türkiye’ye karşı duyduğu ilgiyi bir potansiyel tehlike olarak görmektir.

Çetinoğlu: Türkiye’nin güvenlik sınırları Basra’dan başlar. Bu gerçeğe rağmen Türkiye, Irak’taki katliamları önlemekte etkili olamadı. Neden?

Prof. Saatçi: Birinci Dünya Savaşı sonrası işgale uğrayan Osmanlı toprakları yüzünden Türkiye, büyük sıkıntılar ve acılar yaşamıştır. Osmanlı’nın uçsuz bucaksız topraklarını savunma derdine düşen ordu, dağınıklık ve perişanlık içinde erimeye başlamıştı. Anadolu’nun işgali ise Osmanlı’nın omurgasını oluşturan Türk unsurunun yalnızlığını ve esas saldırının hedefi olduğunu ortaya koydu. Kurtuluş Savaşı çok ağır şartlar altında yürütülmüştür. Sonuçta Ege Yunan, Gaziantep ve Şanlıurfa bölgeleri Fransız, İstanbul İngiliz işgalinde kurtarılmıştır. Ancak Türkiye’de genç ve dinamik nüfus yok olmuş, ekonomik sıkıntı had safhada, salgın ve hastalıklar her tarafta halkı kırıp geçirmiş, ilaç ve tıbbî araç gereç yok, yoksulluk ve yokluk kol geziyor, nüfus 7 milyonun altına düşmüştür.

Bu kadar düşmanla kuşatılmış bir Türkiye, nüfusu ve ekonomisi yokluk  derecesine yaklaşan bir Türkiye; yolu, suyu, elektriği olmayan ve salgın hastalıklarla boğuşan bir Türkiye, dış politikasında çok temkinli, çekingen, komşuları ile dostluk kurmak için her konuda tavizkâr bir dış siyaset gütmek zorunda idi. Ancak günümüzde genç ve dinamik nüfusu ile Avrupa ve Ortadoğu’nun en gürbüz toplumu olan, ekonomisi ve orta sanayi potansiyeli ile yine Ortadoğu’nun lideri olan, dünyanın 3. büyük ordusuna sahip olan güçlü Türkiye, dış siyaset performansı bakımından ne yazık hâlâ Kurtuluş Savaşı döneminde kalmıştır. Bundan dolayı sınırların ötesindeki bir karış ileriye siyaset gücü ile etki yapamıyor. Kerkük katliamı olduğu zaman bile Türkiye’de bunun haberinin kamuoyuna yansımaması için Bakanlar Kurulu yasaklama getirmiştir.

Çetinoğlu:  Irak’ta gelişmeler nasıl bir sonuca ulaşır?

Prof. Saatçi: Irak’ta kardeş kavgası, etnik ve dinî ayrımlara son verilmedikçe, ülke daha uzun süre kan kaybetmeye devam edecektir. Irak’ta millî bir güvenlik gücü sağlanmadıkça huzur ve güven sağlanamaz. Millî gücün dışında kalan herkesin silahı toplanmalıdır. İster peşmerge, ister Bedr kuvvetleri olsun, siyasî parti teşkilatına bağlı milislerden oluşan güçler dağıtılmalıdır. Aksi takdirde yediden yetmişe herkesin otomatik silah taşıdığı bir ülkede güvenlik sağlanamaz.

Çetinoğlu: Gruplar arası mücâdeleler, dış tahriklerin sonucu mu?

Prof. Saatçi: Hem dış, hem iç tahrikler sonucu. Gruplar arasında çatışma sürekli biçimde körükleniyor. Irak milletlerarası bir terör bölgesi hâline dönüşmüştür.

Çetinoğlu: Irak’ta mücadeleler iç savaşa dönüşebilir mi,  sona erdirilebilir mi? Hangi şartla ve etkenle?

Prof. Saatçi: Irak tam anlamıyla bir iç savaşın içendedir. Ülke insanları silahtan arındırılmadıkça, bu durum devam edecektir.

Çetinoğlu: ABD istese, iç çatışmaları önleyemez mi? Önleyebilirse, önlememekte nasıl bir çıkarı var?

Prof. Saatçi: ABD isterse de artık çatışmaların durması kolay görülmüyor. ABD bir şartla duruma müdâhil olabilir. O da sadece Kürtlerin istekleri doğrultusunda icraat yapmayacak, bütün bir Irak halkının yanında yer alacaktır. Ancak ABD bana göre bu şansını da kaybetmiştir. Yapacağı tek şey ülkeyi terk etmektir. Zaten direnişçiler ABD’yi iyice bunaltmıştır. ABD istikrar sağlamadan petrol üzerindeki kontrolünü ve güvenliğini sürdüremez. ABD’nin Irak politikası ve Bush’un başarısızlığı ABD kamuoyunu da bunaltmıştır.

Çetinoğlu: Irak’ta patlamalar, kaza görüntüsü verilen olaylar hep Türklerin ekseriyette olduğu mahallelerde meydana geliyor. Buna tesadüf denilebilir mi?

Prof. Saatçi: Irak’ın genelindeki patlamaların genel özelliği etnik ve dinî inançları temsil eden topluluklar arasındaki sürtüşmeyi körüklemektir. Kerkük’teki patlamaların amacı kentte bulunan Arap ve Kürt grupları arasında cereyan eden çatışmanın sonucudur. Bunlar da tesadüfî değildir. İyice planlanarak tezgâhlanan olaylardır. Ancak en büyük patlamalar özellikle Bağdat, Necef, Kerbela ve Hille  gibi kentlerde meydana gelmektedir.

Çetinoğlu: ABD’nin Irak’ta kurdurduğu kukla hükümet ülkede barışın tesisi, can ve mal güvenliğinin sağlanması konusunda başarılı olabilecek mi?

Prof. Saatçi: ABD’nin Irak’taki siyaseti hiçbir sonuç vermeyecektir. Politikası, yaklaşımı, askerlerinin halka karşı maganda tavırları ve en önemlisi âdil olmayan uygulamaları, ABD’yi Irak’ta bataklığa saplamıştır. Zavallı Irak halkı ve biz Türkmenler, ülkemizi Saddam’ın zulmünden kurtaran tek ülkenin ABD olduğunu ve bu yüzden bu ülkeye sempati ile baktığımızı herkes biliyor. Ancak ABD’nin, Irak’ı işgal ettikten sonra halka karşı sergilediği tavır, bizleri de hayal kırıklığına uğratmıştır. Şimdi herkes bu yüzden ABD’den nefret etmekte ve bir an önce Irak’tan çekip gitmesini beklemektedir.

Çetinoğlu: Irak’ta yumuşak bölünme stratejisi başarıya ulaşır mı?

Prof. Saatçi: Bence bu strateji sonuç vermez ve başarıya ulaşmaz.

Çetinoğlu: Saddam Hüseyin Irak’ta âdil bir yönetim kuramamıştı. Fakat en azından rejime karşı çıkmayanların can güvenliği vardı. İşgalden sonra hiçbir Iraklının can ve mal güvenliği kalmadı. ‘Saddam yönetimi kötüydü. ABD yönetimi daha kötü.’ Diyebilir miyiz?

Prof. Saatçi: Evet, rahatça söyleyebiliriz.

Çetinoğlu: Osmanlı döneminde bölge, tarihinin en huzurlu günlerini yaşadı. Osmanlı’nın vârisi olan Türkiye eski huzuru bölgede tesis edebilir mi?

Prof. Saatçi: Türkiye bin yıla yakın süre ile bölgeyi yönetmiş ve himaye etmiştir. Zaten bu bölge tarih boyunca en huzurlu ve en istikrarlı dönemini Osmanlı yönetimi altında yaşamıştır. Türkiye, bu gün de aynı huzuru sağlamaya muktedirdir.

Çetinoğlu:  Kadim Türk Yurdu olan Kerkük, Musul ve diğer Türk şehirleri, Irak Devleti’ne verilmişti. Yakın bir tarihte Irak Devleti kalmayacağına göre; o toprakların, asıl sahibi olan Osmanlı’nın günümüzdeki vârisi Türkiye Cumhuriyeti’ne iade edilmesi gerekmez mi?  Bu tezin, cesaret ve ciddiyetle ortaya konulması pazarlık gücümüzü artırır. Sessizliğimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Saatçi: Bu konu, 2000–2001 yılları arasında Kardaşlık Dergisi’nin editör yazısı olarak kaleme alınmıştı. Çünkü Ankara Antlaşmasında Musul Eyaleti İngiliz mandası olarak Irak’a bırakılmıştır. Irak dağıldığı takdirde bu anlaşma da geçerliliği yitirmiş olacaktır. O zaman bölgenin eski ve aslî sahibi Türkiye, bugün Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye’yi içine alan Musul Eyaletinin kaderi üzerinde yeniden söz sahibi olmalıdır. Aslında siyaset bilimcilerimizin bu anlaşmayı doğru ve Türkiye’nin millî çıkarları doğrultusunda yorumlamalıdırlar. Herkes yalan yanlış kendine göre bölgeyi ele geçirmek isterken, bu konuda kendi çıkarları doğrultusunda yorumlar yapıyorlar. En azından pazarlık gücünü arttıran bu hususta Türkiye çekingen duruşu ile sessizliğini sürdürüyor.

Çetinoğlu: ABD Irak’tan çekilir mi? Çekildikten sonra neler olur?

Prof. Saatçi: ABD Irak’tan mutlaka çekilecektir. Zira bu coğrafyada yaşaması mümkün değildir. Zaten uygun bir fırsat ve gerekçe arıyor. Bu hususta Başkan Bush’un şu sözleri ilgi çekicidir: ‘Bu şekilde Irak’tan çekilirsek, ABD’nin itibarı zedelenir.’ Bu sözlerin altında şu gerçek yatıyor: ABD çekilirken, işte misyonunu tamamladı ve geri dönüyor denilebilsin. Demek ki ABD çekilmek için uygun bir fırsat arıyor.

Çetinoğlu: Obama’nın, Irak problemine bakışı Bush’tan farklı. Bu fark Irak Türklerinin lehine sonuçlar doğurur mu ?

Prof. Saatçi: ABD’de görevine başlayacak olan yeni başkan Obame&nın Bush’tan ayrı düşündüğü kesin. Bir kere Obama ezilen kesime mensup biridir. Bu bakımdan ezilen ve hırpalanan Irak halkının sıkıntılarını daha bir anlayışla ele alacaktır. Obama Bush’un hatâlarını tashih ederek ülkeden çekilirse, ülke belki kademili biçimde düzelebilir. Yani sadece Kürt liderlerin değil, bütün Irak halkına dostluk elini uzatabilirse, problemlerin çözümü kolaylaşabilir. Hiç şüphesiz bu durum, Türkmenler açısından da olumlu sonuçlar doğuracaktır. Zaten bütün dünya gibi Irak Türkmenleri olarak biz de Obama’nın Irak politikasını merak içinde bekliyoruz.

Çetinoğlu:  Mesut Barzani, PKK meselesinin siyasî çözüme kavuşturulması gerektiğini iddia ediyor. ‘Siyasî çözüm’ nedir?

Prof. Saatçi:
Barzani ve Irak’taki bütün Kürt liderleri artık iyice biliyorlar ki silahlı mücadele ile bir yere varılamıyor. Kürtlerin 60 küsur senedir verdikleri mücâdele onları bir yere taşımadı ve hâlâ taşımıyor. Verdikleri  mücâdele onurlu bir seyir takip etmedi ve ancak dış ülkelerin çıkarları doğrultusunda kullanıldılar. Şimdi de ABD ile işbirlikçi durumuna düşmüşlerdir. Devlet kurmak için onlara yalvarıyorlar. Bu da hareketlerini büyük ölçüde zedeliyor. Bu gerçekler karşısında PKK’nın güçlü Türkiye karşısında yok olmaya mahkûm olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekiyor. Dolayısıyla ‘siyasî çözüm’ adı altında belki silahı bırakıp, ‘siyasî bir yer kazanılabilir’ diye düşünüyorlar. Buna da Türkiye fırsat vermeyecektir diye düşünüyorum.

Çetinoğlu: Barzani, ‘40.000.000 Kürt’ten söz ediyor. Rakam doğru mu? Bunlar nerelerde yaşıyorlar?

Prof. Saatçi: Kürtler hakkında verilen rakamların gerçek bir sayıma dayanmadığı unutulmamalıdır. Irak’ta 4.000.000 dolayında oldukları söyleniyor ki bu da kesin değil. Türkiye’de telaffuz edilen rakamların da gerçekle bir ilgisi yoktur. ‘Bu rakam Barzani’nin hayalinden doğmuştur.’ diye düşünüyorum. Ayrıca Kürtlerin sayısı o kadar önemli değil. Önemli olan tarihin hiçbir döneminde her hangi bir Kürt devletinin olmadığı, hatta böyle bir devletin kurulması yolunda tarihin, her hangi bir girişimden söz etmediğidir. Tarih sayfaları, her hangi bir toplumun bedel ödemeden devlet kurduğuna şâhitlik etmiyor. Türkler Orta Asya’dan çıkarak Anadolu’nun kapısını açtılar. Anadolu’yu yurt edinerek, Trakya’yı ele geçirdiler ve Balkanlara yerleştiler. Bu macera 200 yıldan fazla bir süreç içinde yaşanmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devletleri dünya tarihi içinde büyük bir yer işgal ettiler. Bu devletlerin omurgası Türk’tü ve asker-milletten oluşan devlet yapıları ile dünya tarihinin en mümtaz sayfalarında yer aldılar. Bu devletlerin içinde Türklerden başka pek çok etnik ve dînî taifeler de yaşamıştır. Hepsi de devletin şefkati ve himayesi altında varlıklarını korudular. Tarihi bilmeyenler ve tarihi olmayanlar, zaman zaman Türkler ve Türkiye hakkında yanlış ifadeler kullanıyorlar. Biraz dönüp tarihe baksalar, Türklerin dünya medeniyeti içinde bıraktıkları kültürel mirası görseler, devlet kurmanın, devlet kurma geleneğinin, devlet olmanın, sandıkları kadar kolay olmadığını anlayabilirler.

Çetinoğlu: Irak Kürtlerinin ve Barzani takımının İsrail ile ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Prof. Saatçi: Bu hususta çok çeşitli iddialar var. Zaman zaman bu konuda ciddî yayınlar da yapılmıştır. Şurası muhakkaktır ki, İsrail’in bölgede parmağı ve politikası vardır. Kürt liderler de İsrail dahil, herkesle iş birliği yapmaktan çekinmiyorlar. Başka bir deyişle her milletlerarası planların ve oyunların hepsinde Kürtlerin kullanıldığını görüyoruz. Âdeta herkese ve her türlü kullanıma açık bir kart gibi… 

Çetinoğlu: Kerkük’te, plânlanan şekilde sayım ve referandum yapılabilecek mi? Nasıl bir sonuç çıkar?

Prof. Saatçi: Kerkük’te planlandığı biçimde sayım ve referandum yapmak mümkün görülmüyor. Zaten zorla yapsalar da nasıl bir sonuç alınacağı belli. Ancak Kerkük’te sağlıklı bir sayım ve  referandum yapmadan önce yerine getirilmesi gereken en önemli konu normalleştirmedir. Yani Saddam döneminde Kerkük’ten sürülenlerin tekrar yerlerine geri dönmeleri ve uğradıkları haksızlıkların giderilmesi gerekiyor. Resmî rakamlara göre 11.800 kişi sürülmüş ve yerlerinden atılmıştır. Ayrıca bu kişiler sadece Kürt değildir. Türkmenler de bu rakamın içindedir. Oysa bugün Kerkük’e 600–650.000 dolayında Kürt nüfusun ithal edildiği söyleniyor. Bu rakam mübalağalı kabul edilse bile, 350.000’i aşkın nüfusun getirildiği kesindir. Bu gelenlerin hiç biri ne zaman ve nasıl Kerkük’ten sürüldüğünü ispatlayamamaktadır. Bazıları; ‘Biz sürüldükten sonra çoğaldık.’ Diyor. Birisi de diyor ki; ‘Biz Kerkük’ten sürülürken 1 aile idik. Benim 4 oğlum vardı. Onları evlendirdim, böylece 5 aile olduk.’ Bu sözleri doğru kabul etsek ve sürülen nüfusun beşe katlandığını hesaplasak bile, sürülenlerin sayısı 50–60.000’i geçmez ve dediğimiz gibi bunların hepsi Kürt değildir. Bugün Türkmenlerin Saddam döneminde ellerinden alınan ve el konulan evler ve on binlerce dönümlük tarım arazileri Kürtler tarafından işgal edilmiştir. Kısacası büyük bir arbede içinde olan Kerkük şehri bütün bu haksızlıklardan arınmadıkça, ne sayım ne referandum yapılabilir. Yapılsa bile hiçbir sonuç veremez. Sadece çatışmalar ve çekişmeler şiddetlenir.

Çetinoğlu: Celal Talabani ABD’nin ülkesine müdâhalesinin işgale dönüştüğünü söylüyor. ‘Günaydın’ mı demek gerek? Bu sözü söylemesinin sebebi nedir?

Prof. Saatçi: Bana göre ABD’nin Irak’taki direnişin önünü artık kesemeyeceği anlaşılmıştır. Hatta Irak’ta bunalan ABD, ülkeden çekilmek için uygun bir fırsat ve takvim yakalamak peşindedir. Talabani de bu kokuyu aldığı için, direniş güçlerine şirin görünmek istiyor. Kendisine de yönelen tehlikenin daha da yaklaştığını bildiği için havayı yumuşatmak istiyor.

Çetinoğlu: Gazetelere intikal eden haberlere göre Celal Talabani, Kürtlerin demografik yapısının belirlenmesi için Türkiye’nin Kerkük tapusunu inceleyebileceğini söyledi. Burada bir çarpıklık yok mu? Demografik yapı ile tapu kayıtlarının ilgisi nedir? Nüfus kayıtları mı demek istiyor? Türk şehirlerindeki nüfus idareleri yıllar boyunca Kürtler tarafından yakıldı, talan edildi. İncelemeden nasıl bir sonuç çıkar?

Prof. Saatçi: Bunlardan doğrusu her hangi bir sonuç almak mümkün değildir. Sadece politik manevra yapmak ve Türkiye’ye şirin görünmek için söylenmiş bir sözdür.

Çetinoğlu: Kerkük’ün zenginliği, yalnızca toprağındaki petrolden ibaret değil. Aynı zamanda bir kültür şehri. Irak Türklerinin kültür zenginliklerinden söz eder misiniz?

Prof. Saatçi: Irak Türklerinin kültür zenginliklerini birkaç grupta incelemek mümkündür:

A- Mimarî zenginlikler:

Bin yıllık geçmişleri ile medeniyet tarihine önemli katkılar sağlayan Türkmenler, Irak’ta zengin bir kültürel miras bırakmışlardır. Özellikle Bağdat, Musul, Kerkük ve Erbil gibi şehirler Selçukluların ve bunların devamı olan Musul ve Erbil Atabeylerinin zamanında Türk eserleri ile donatılmışlardır. 1534’den 1918 yılına kadar devam eden Osmanlılar döneminde de bölge büyük imar hareketlerine sahne olmuştur.

Irak’ın en eski ve en ünlü eseri olan ve 1172 yılında inşa edilen  Musul’daki Ulu Cami yahut Nurettin Zengi’ye nisbetle Camiü’l-Nuri’nin minaresi, 1240 yılanda yapılan İmam Yahya Ebu’l-Kasım Kümbeti, Karasaray ve Baştabya Atabeyler döneminden kalan önemli yapılardır.

Erbil Atabeyi Muzaffereddin Gökbörü döneminde şehir, altın çağını yaşamıştır. Gökbörü’nün yaptırdığı külliyenin minaresi günümüze ulaşmıştır.

Türkmenlerin kimliğini yansıtan kale, anıtları ve ananevi dokusu bir anıt-şehri simgeler. Kerkük kalesindeki anıtlar, uygarlığın birer ürünü olarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kalenin içi daracık sokakları ve Türk kültürünü yansıtan evleri ile zengin bir dokuya sahipti. Ancak dikta rejimi kaledeki birçok tarihî evi yıktırmıştır.

Türkmenler, yaşadıkları topraklarda kendilerine özgü bir mesken mimarîsi üslubu geliştirmişlerdir. Bu  konut mimarîsi üslubuna ait örnekler sadece Türkmenlerle meskûn bölgelerde karşımıza çıkar. Evlerin tasarım üslubuna paralel olarak yörede Türkmenlere özgü bir mimarî sözlük bile gelişmiştir. Kendine özgü planı ve tasarımı ile Türkmenlerin geliştirdiği konut mimarîsi, bölgede oluşturulan parlak bir medeniyeti yansıtır.

B- Basın-Yayım

Bağdat’ta ilk matbaa 1869 yılında kurulmuştur. Midhat Paşa’nın vali olarak tâyin edildiği Bağdat’ta Zevra adlı Türkçe/Arapça ilk gazete 15 Haziran 1869 tarihinde yayımlanmıştır. Kerkük’te yayın hayatına başlayan Havadis Gazetesi’nin ilk sayısı 25 Şubat 1911 tarihinde çıkmış ve 14 Mayıs 1918’de tarihinde İngiliz işgali üzerine kapatılmıştır. Fuzulî Dergisi, on beş günde bir yayımlanır Türkçe edebî, fennî ve ilmî bir dergi idi. 19.11.1913 tarihinde yayınlanmaya başlamış, 11. sayıdan sonra kapanmıştır.

Kerkük’te Türkçe ve bir kısmı Türkçe-Arapça çıkan süreli yayınlar sırası ile şunlardır:

Maarif Mecmuası, Kevkeb-i Maarif Mecmuası, Nemce, Kerkük, İleri, Afak ve Beşir gazeteleri.

C- El Sanatları

Türkmen toplumu etnografik malzeme ve el sanatları alanında zengin bir geleneğe sahiptir. Kerkük’te testi, küp, kâse ve çanak gibi kullanım eşyaları olarak pişmiş topraktan yapılan ve adına küzecilik denilen sanat yaygındır. Bu sanatın özellikle sıratlı tekniğiyle yapılan firuze renkli kâse ve küpleri en makbul örneklerdir. Ayrıca Kerkük yöresinde kilim ve cicim dokumacılığı, maden, ağaç ve deri işçiliği ilgi çeker. Çanak-çömlek işçiliğinde Türkmen yurdu Tuzhurmatu, bütün Irak’ta ün salmış bir merkezdir. Halk el sanatının üstün örnekleri olan ve topraktan imal edilen su testileri ve küpleri ile Tuzhurmatu dünya markası olmuştur. Özellikle hayvan figürlerinin uygulandığı su testileri, birer obje olarak müzelerde sergilenmiştir.

Hasır örgü işleri bakımından zengin bir diğer Türkmen yöresi de Altunköprü’dür. Burada imal edilen çeşitli sepetler, beşik, şapka, tepsi, çamaşır sepeti gibi kullanım eşyaları, Altunköprü’yü turistik açıdan ön plana çıkarmıştır.

OĞUZ ÇETİNOĞLU

TÜRK GÜNDEM

Yorumlar

“354) IRAK VE TÜRKLERİ HAKKINDA SÖYLEŞİ” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 9 Ocak, 2009 11:15

    Barzani,
    Talabani,
    En nihayet bir aşiret yönetebilirler.
    Amma bir devlet yönetmeye kalkarlarsa, bu yönetim kendilerinin değildir.
    Kollarında ipler bağladır ve ip harektlerine göre iner kalkarlar,
    Amerika Iraktan gitmezse, kendisi gidecektir.
    Irak Türkmenleri ve Türkiye o güne hazır olmalıdır.

Yorum yap