344) Onurlu Direniş!

Yayin Tarihi 4 Ocak, 2015 
Kategori SOSYAL

ONURLU DİRENİŞ!

Öğrencilik yıllarım çok hareketli ve gürültülü geçti. İlkokul, ortaokul, lise ve yüksekokul dönemlerim unutulmaz anılarla doludur. Emeklilik hayatımda karşılaştığım her gelişme, bana mutlaka çocukluk ve gençlik yıllarımdan birkaç olayı hatırlatıyor. Bazen gülümsüyorum, bazen üzülüyorum, bazen Allah’tan af diliyorum, bazen dua ediyorum…

Ortaokul birinci sınıfta Dinçer adlı bir arkadaşım vardı. Dinçer; çalışkan, temiz, tertipli, giyimi kuşamı gayet iyi, ufak tefek biriydi. Nedenini hatırlayamadığım bir olaydan dolayı aramız bozuldu. Teneffüslerde birbirimize sert davranmaya ve hakaret etmeye başladık. Artık iş, kavga etme sınırına dayanmıştı. Kafaya koymuştum: “Dinçer’i döveceğim!”

Haftanın son ders günü, okul çıkışında Dinçer’in yolunu beklemeye başladım. Geldi ve onu iyice dövdüm. Çocuk kavga etmesini de bilmiyordu! Eh, biz de okul öncesinden beri kavga ve güreş konusunda idmanlıydık. Antakya’da çocuklar arasında mahalle savaşları ve maçları olurdu. Başımda kaç tane yara var, kaç kişinin başını yaraladım, bilemiyorum! Mahallenin bekçisi gibiydik. İşin ilginç yönü, mahalleli büyükler ve esnaf da bize gaz verirdi… Mahallenin kızlarını sanki namusumuz olarak görürdük. Mahallede komşular arasındaki yardımlaşma ve sahiplenme, bir vakıf anlayışıyla yürürdü. Böyle bir ortamda büyümüş olmamdan dolayı, Dinçer’in karşımda ne gücü olabilirdi ki?

Ama Dinçer’le aramızda yaşananlar, bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi!

Dinçer dayağı yedikten sonra, “Artık bana bulaşmaz.” diye beklerken bunun tam tersi oldu. Her gün okul çıkışında yolumu bekler, benimle kavga ederdi. Her kavgaya tutuştuğumuzda onu döverdim. Artık Dinçer’i dövmekten usanmış, bu kavgadan nefret etmeye başlamıştım! Kavga edeceğimiz anlarda artık vurmuyor, onu sadece tutuyordum. Bu kavgadan kurtulmak için ya yolumu değiştiriyor ya da koşarak kaçıyordum.

Bu nasıl bir işti? Çocuk dayak yemekten usanmıyor, inatla ve gururla karşıma dikiliyordu. Döverken bile dayak yemiş gibi olan bendim. İnanılmaz bir durum yaşıyor, Dinçer’e kavga etmemek için yalvarıyordum!

Bir gün dedim ki:

“Dinçer, bugün beni iyice döv. Rahatla. Bu kavga da bitsin.”

O da bana şöyle dedi:

“İşte şimdi kavgamız bitti. Yaşasın, ben kazandım!”

Ben de derin bir “Oh!” çekerek vicdan azabından kurtulduğuma sevinmiştim. Ancak Dinçer’in “Ben kazandım!” sözünü anlamamıştım!

Daha sonra öğrendik ki Dinçer’in babası yüzbaşıymış! Belki de direnmeyi ve teslim olmamayı babasından öğrenmişti… Babasının tayini çıkıp Dinçer okuldan ayrıldığında çok üzülmüştüm. Çünkü çok iyi dost olmuştuk. Hatta lisede beni ziyarete bile gelmişti. Şimdi ne yapıyor, nerede, bilemiyorum. Ama onu her zaman saygıyla anarım.

Bu anımı neden anlattım?

Tayland’da, Çin zulmünden kaçan Uygur Türklerinin hürriyet için verdikleri amansız direniş, tüm mazlum insanlar için bir ibret çığlığıdır.

Bu çığlığı duyanlar var mı?

Varsa ne yaptılar veya ne yapacaklar?

Belki de bir şey yapamayacaklar! Osman Batur’un torunları, Çin ejderhasına teslim de edilebilir. Ancak bu hürriyet arayışı ve şanlı direniş bitmeyecek!

Biliyorum ki Dinçer’in gösterdiği onurlu direniş, Türklerin hürriyet ve onur mücadelesinde yaşıyor!

Selam olsun!

YILMAZ KARAHAN

Editör Yorumu

“Onurlu Direniş”, gücün üstünlüğü ile insanın onurunu koruması arasındaki farkı bir çocukluk anısıyla ortaya koyuyor. Dinçer’in “Ben kazandım!” sözü, karşısındakini dövmekten daha başka bir kazanımı anlatıyor: Kendisine yapılanı kabullenmemiş, karşısındakinin davranışını değiştirmesini sağlamıştır. Anının asıl değeri, kavganın sonunda kurulan dostlukta ve yazarın kendi davranışıyla yüzleşmesindedir. Uygur Türklerinin özgürlük arayışına uzanan son bölüm ise bu kişisel dersi, zulüm karşısında insan onurunu koruma düşüncesiyle birleştiriyor.

Paylaş:

Yorumlar

“344) Onurlu Direniş!” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. türk türksu yorum tarihi 4 Ocak, 2015 17:06

    Slm olsun,var olsun.

  2. SAMET ACAROĞLU yorum tarihi 4 Ocak, 2015 20:26

    YILMAZ BEY,MEMLEKİTİN ANTAKYA’DA BİR HAFTA ,OTTOMAN OTELİN SAHİBİ ALİ GÜR’ÜN DAVETLİSİ OLARAK BULUNDUM.ANTAKYA’YI GEZDİM DOLAŞTIM.ÇOK DOS EDİNDİM.ÇİFTÇİLERLE BULUŞTUM.AMİK OVASI VE ASİ NEHRİNE SELAM VERDİM.COĞRAFİ YAPI OLARAK ÇOK BEYENDİM.GENÇLERİNİ ŞAPKALARINDA TÜRK BAYRAKLARI BENİ MUTLU KILDI.ANTAK’YA ÇOK ETNİK SİTEYE DAYALI OLMASINA RAĞMEN TÜRK OLMALARINDAN GURUR DUİYDUKLARINI KULAKLARIMLA İŞİTTİM.SANKİ EVİMDE GİBİ HİSSETİM.ARTVİN’Lİ OLDUĞUMU DUYUNCA DAHA BAŞKA BİR MİSAFİR KONUKLUK YAPTILAR.ANLATMAKLA BİTEREMEM.ANCAK BİR ŞEYLERDEN ÜZÜNTÜ DUYDUM:O GÜZELİM İNSANLARA BELEDİYE HİÇ ÇALIŞMAMIŞ!CADDELER YOLLAR ,O İNSANLARA DAHA İYİLERİ LAYIKTIR.BELEDİYE HİÇ Mİ HİÇ KENDİNİ GÖSTERMEMİŞ.SICAK KANLI İNSANLAR UNUTULMUZ.ÇOK DA SUBAY KÖKENLİ AİLELER VAR.O DA BENİ MUTLU ETTİ.KÜNEFEYİ ÇOK YEDİK KİLO ALDIK GELDİK.AMA O SICAK KANLI DOST LARA YİNE GİDECEĞİM.ANTAKYALI OLMANDAN DOLAYI SİZİ KUTLUYORUM.MİLLİ BİRLİT BÜTÜNLÜK ORADA.DOST ANTAKİYA’NIN ,YILMAZ KARAHAN’A SEVİ VE MUTLULUKLAR DİLERİM. SAMET ACAROĞLU/İST.

Yorum yap