316) YALANIN GÜCÜ

Yayin Tarihi 18 Eylül, 2012 
Kategori SİYASİ

 YALANIN GÜCÜ

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.”
(Zümer Suresi, 9. ayet)

İnsanlığın en etkili icatlarından biri, bana göre “yalan”dır! Buradaki etki, bir başarı övgüsü değildir. Yalanın insanları aldatma, düşüncelerini yönlendirme ve hayatlarını değiştirme gücüdür.

Yalanı hayatın her aşamasında görmek mümkündür. Kimi çıkar elde etmek, kimi sorumluluktan kaçmak, kimi de zihinleri bulandırıp kargaşa yaratmak için yalan söyler.

İnsan hayatını korumak gibi olağanüstü durumlarda, doğruyu söylemenin sonuçları ahlaki bir ikilem yaratabilir. Ancak bu istisnalar, çıkar uğruna aldatmayı haklı göstermez. Herkes kendi yalanına bir “iyi niyet” gerekçesi bulursa, doğruluğun ölçüsü kalmaz.

Arkadaşlar arasında şaka amacıyla söylenen, ardından gerçeğin açıklandığı sözler de vardır. Fakat şaka bile olsa insanı inciten, korkutan veya güvenini sarsan bir aldatmayı zararsız sayamayız.

Yalanın gücü, bazen kolay söylenmesinden ve zor sorgulanmasından gelir. Kısa bir iddia ortaya atılır; doğruluğunu araştırmak ise zaman, bilgi ve emek ister. İddia insanların korkularına, öfkelerine veya beklentilerine sesleniyorsa, sorgulanmadan kabul edilmesi daha da kolaylaşabilir.

En korkunç yalanlar, kitleleri yönlendirmek için hazırlanıp yayılanlardır. Toplumun sıkıntıları, ihtiyaçları ve umutları hesap edilir. İnsanların duymak istediği sözler seçilir. Ardından aynı iddialar, çeşitli iletişim kanallarıyla tekrar tekrar önlerine getirilir.

Adolf Hitler, Kavgam adlı kitabında “büyük yalan” üzerinde durur. Kitlelerin büyük bir yalana, küçük bir yalandan daha kolay inanabileceğini ileri sürer. Bu düşünceye göre insanlar, birinin gerçeği böylesine büyük ölçüde çarpıtmaya cesaret edebileceğini kabul etmekte zorlanabilir.

Nazi Almanyası’nın Propaganda Bakanı Joseph Goebbels de 12 Ocak 1941 tarihli “Churchill’in Yalan Fabrikası” başlıklı yazısında, Churchill’i yalanlarını kendisi inanana kadar tekrarlamakla suçlar. Bu, Goebbels’in rakibine yönelttiği bir propaganda suçlamasıdır; kendi yöntemini açıkça itiraf ettiği bir söz olarak okunmamalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken yalnızca kimin kimi yalancılıkla suçladığı değildir. İddianın hangi kanıta dayandığıdır. Başkasını yalan söylemekle suçlayan kişinin sözleri de sorgulanmalıdır.

Bir sözün çok söylenmesi, çok paylaşılması ve çok kişi tarafından benimsenmesi, onun doğru olduğunu göstermez. Fakat insan, sık duyduğu bir sözü zamanla bildiği bir gerçek sanabilir.

Tarihten bir başka örnek verelim:

Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’e atfedilen “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözünü hemen herkes duymuştur. Oysa bu sözün ona ait olduğu güvenilir biçimde ortaya konmuş değildir. Buna rağmen söz, kraliçenin halkın yoksulluğuna kayıtsızlığının simgesi olarak yaşamayı sürdürmüştür.

Bir sözü ne kadar iyi bildiğimiz kadar, o sözün doğruluğunu nasıl bildiğimiz de önemlidir. Bir kişiyi veya yönetimi eleştirmek için bile olsa, doğrulanmamış sözleri kanıt yerine kullanamayız.

Ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler, toplumlarda tedirginlik ve endişe yaratabiliyor. Birliktelik ve güven duygularının zayıfladığı, belirsizliklerin arttığı dönemlerde yalanlar, aldatmalar ve kışkırtmalar daha etkili olabilir.

Yalanların oyuncağı olmamak için bilinçli olmak, bilgimizin sınırlarını bilmek ve sorgulamak gerekir. Haberi kim veriyor? Hangi kanıta dayanıyor? Aktarılan söz gerçekten söylenmiş mi? Aynı iddianın birçok yerde tekrarlanması mı söz konusu, yoksa birbirinden bağımsız kaynaklar mı onu doğruluyor?

Yalnızca hoşumuza gitmeyen sözleri değil, inanmak istediğimiz sözleri de sorgulamalıyız. Doğruluk, bizim tarafımızda olup olmamasına göre değişmez.

Eğer sorgulamadan her söylenene, her yazılana inanırsak, milletçe “kusura bakma” deme fırsatımız bile olmayabilir.

YILMAZ KARAHAN
18 Eylül 2012

Editör Yorumu

Makale, yalanın etkisini yalnızca onu söyleyenin becerisinde değil, toplumun sorgulama alışkanlığında arıyor. Okuyucuya yönelttiği temel çağrı, kendi düşüncesini destekleyen iddialar karşısında da doğruluk ölçüsünü korumasıdır. Bu tutum, hem bireysel güvenin hem de toplumsal sorumluluğun temelidir.

Hitler’in Kavgam’daki “büyük yalan” değerlendirmesi ABD Holokost Anı Müzesi’nde; Goebbels’in tarihli yazısı ise Calvin Üniversitesi’nin Alman Propaganda Arşivi’nde belgeleniyor. United States Holocaust Memorial Museum Marie Antoinette’e atfedilen söz, V&A Müzesi tarafından da bir efsane olarak ele alınıyor.

 

 

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap