282) ABD’DE, DİNİ VE SOSYAL KRİZ!

Yayin Tarihi 11 Ekim, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Krizden sonra ABD

image00112.jpg

Son 7 günün tamamını düşüşle, bu 7 günün altısını ise 3 haneli rakamlarla düşüş şeklinde kapatan New York borsası bazı firmaların neredeyse günlük yüzde 30 kaybına sahne oluyor.

Amerika bugünlerde ekonomik krizden başka bir şey konuşmuyor. Dünya finansal sisteminin kalbi New York borsası neredeyse durma noktasına geldi. Günlerdir konuşulan mali tedbirler bir çeşit suni teneffüs ya da kalp masajı vazifesi görüyor. Ancak ABD mali piyasaları halen tedaviye olumlu cevap vermiyor. Son 7 günün tamamını düşüşle, bu 7 günün altısını ise 3 haneli rakamlarla düşüş şeklinde kapatan New York borsası bazı firmaların neredeyse günlük yüzde 30 kaybına sahne oluyor. Kayıp öyle bir hal aldı ki halen ABD ekonomisinin ilk beşinde yer alan dünya otomotiv devi General Motors’un hisseleri son 60 yılın en düşük seviyesine iniyor, tüketim üzerine kurulu ekonomi zorunlu ihtiyaçlara daralıyor, reel ekonomi durma noktasına geliyor, mali devler ardı ardına düşüyor.


KRAL HENRY YASASI KONGRE’DEN GEÇTİ
Öncelikle geçen haftanın gelişmelerini kısaca özetlersek, ABD Yönetimi yani Beyaz Saray batık duruma geçen ya da batma durumdaki bankaların artık değersiz hale gelmiş varlıklarını satın alarak ekonomiyi canlandırmayı amaçlayan 700 milyar dolarlık bir paket hazırladı. Muhalefet (buna demokratlar da cumhuriyetçiler de dahil) bu paketin Wall Street’in bazıları 100 milyon dolar maaş alan yönetici elitlerini besleyeceği, halka yardımı olmayacağı, Hazine Bakanı’nı neredeyse tek yetkili bir isim haline getireceği gerekçesiyle karşı çıktılar. Neticede tüketicileri koruma, piyasalardaki paniği engellemek için mevduat garantisini 100.000 dolardan 250.000 dolara çıkarma, artık Kral Henry diye anılan Hazine Bakanı Henry Paulson’ın yetkilerini kısma karşılığında yasayı ikinci denemede Kongre’den geçirdi. Aynı gün yasa Başkan George Bush tarafından onaylanarak yürürlüğe girdü.

BUSH YİNE İSTEDİĞİNİ YAPTIRDI
Ancak muhalefetin korktuğu bir hafta sonra başına geldi. Yasa piyasalardaki paniği durdurmaya yetmedi. Akabinde Beyaz Saray bankaların değersiz varlıklarını satın alma noktasından, bankaların hisselerini satın alarak piyasaya para pompalama noktasına geldi. Böylece Paulson olağanüstü yetkilerini kullanarak, Bush’un ve Cheney’nin siyaset alanında yaptığını ekonomi alanında gerçekleştirerek, Bush yönetimi’nin bütün liberal teamülleri alt üst etmesine bir kez daha tanık oldu. Nihayet Bush yine istediğini yaptırmış oldu.

TEK SÜPER GÜCÜN SIRRI: NEOLİBERALİZM
Bu tartışmaların bir başka ilginç yanı da yasaya muhalefet edenlerin çoğunluğunun muhalefetteki Demokratlardan değil de iktidardaki Cumhuriyetçilerden gelmiş olmasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrası savaşın tek galibi olarak küresel ekonomiyi tek başına kontrol altına almak için ulus ötesi şirketler ve kurumlar kuran ABD, liberal ekonomi ile dünya hegemonyasını pekiştirmişti. Ancak 1973 Arap-İsrail Savaşını müteakiben başlayan Petrol Krizi ile birlikte durgunluk yaşayan ABD, Vietnam Savaşı’nın maliyetiyle de sarsılmıştı. 70’lerin sonunu durgunluk ve gerilemeyle geçiren ABD, yeni ekonomik nefes neoliberalizmi tek ilke haline getiren Ronald Reagan ile yeniden yükselişe geçti. 1981 yılında başkan olan Reagan, 1929 Büyük Buhran’ından beri değişmeyen bankacılık yasasını değiştirerek, mali piyasaları dizginleyen tüm engelleri kaldırarak, özelleştirmeye hız vererek, devleti küçültüp, sağlık harcamalarını kısarak, askeri bütçeyi ise alabildiğine genişleterek ABD askeri-mali hegemonmyasının zaferini getirdi.

SON 30 YILIN EKONOMİK İDEOLOJİSİ SARSILIYOR
image0025.jpg
 

Bu politikalar gerek Reagan’ı takip eden cumhuriyetçi George Bush, gerekse de Demokrat Bill Clinton zamanında artarak devam etti. Şimdiki başkan George W. Bush zamanında ise mali kesim üzerindeki neredeyse bütün engeller kaldırılarak inanılmaz karlarla dünyayı kasıp savuran bir mali rejim kuruldu. Son 26 yıldır bu sistemle tüm dünyayı kontrol eden, rakipsiz dünya lideri olan ABD’nin cumhuriyetçileri işte tam da bu nedenle vahşi piyasa mantığını, yani neoliberalizmi ABD hegemonyasının vazgeçilmez ideolojisi olarak gördü. Cumhuriyetçilerin bankaların varlıklarını devletin satın almasına karşı çıkması işte tam da bu neoliberal hayale kendilerini fazlaca kaptırmış, başarıyı bu neoliberalizmin ilkelerinde aramasından kaynaklanıyor. Örneğin benzer bir mantığa sahip olan Fundematalist Protestanlar da ilk defa Reagan’la birlikte Borsa’yı kumar veya haram olarak görmekten vazgeçerek, yastık altına gömülen birikimlerini borsaya emanet etmişlerdi. İşte tam da bu yüzden borsayı helalleştiren bu yaklaşım şimdi mali krizin yanı sıra bir de dini/moral bir kriz yaşıyor. Muhafazakar ve Fundemantalist kesimlerin şaşkınlığı neoliberalizmi mutlaklaştıran, neoliberalizmin ilkelerini evrensel moral değerler mesabesine yükselten anlayıştan kaynaklanıyor.

BUSH ESNEKLİĞİNİ GÖSTERDİ
Oysa gerek ekonomide, gerek siyasette, gerekse de askeri alanda bir zamanlar bir devletin işine gelen bazı koşullar ve ideolojik oluşumlar, zamanla o devletlerin üzerinde bir kambur haline gelebiliyordu. Bunu merkantalistlerin gümrük duvarı ideolojisinden, İspanya İmparatorluğu’nun gümüş zenginliğinden batmasına, kapitülasyonlar yardımıyla Avrupa’yı yöneten Osmanlı İmparatorluğu’nun kapütülasyonlar yüzünden Avrupa’ya bağımlı hale gelmesinde de görülebilir. İşte ABD muhafazakarlarının kabul edemediği tam da bu “devranın dönmekte olduğu” düşüncesidir. Rasyonel zeminde düşünüldüğünde ABD açısından Bush Yönetimi’nin yaptığından başka bir şeyin yapılmasının pek de imkanı görülmüyor. Krizden kurtulmayı garantileyemeyecek olsa da çözüm, neoliberalizmen kısmi bir Keynesçi ekonomiye doğru yolalabilmekten geçiyor. İşte George Bush’u başkan yapan özellik tam da bu neoliberalizmden keynesçiliğe geçişi mümkün kılan esneklik iken, muhafazakarları gerçekleri kabul etmekten uzaklaştıran da yenilgiyi kabullenmeme psikolojisidir.

MALİ SÜPER GÜCÜN SONU
İki ay önce Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ABD’nin dünyanın tek hakimi olmadığını ilan etmesi büyük bir gürültü koparmıştı. Oysa daha bir hafta önce ABD’nin Avrupa’daki iki büyük müttefiki Fransa’nın Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya’nın Ekonomi Bakanı Peter Steinbrück ABD’nin mali alanda artık süper güç olmadığını çekinmeden dile getirdiler. Bu ifadeler Medvedev’in ifadeleri gibi büyük bir tepkiyle karşılanmadı. Tam da bu nedenle ABD’nin mali krizini, artık tek süper güç olduğu hikayesinin bitişi olarak tespit etmeliyiz. Yine de ABD halen dünyanın en büyük gücü olmaya devam edecektir. Ancak artık eşitler arasında birinci olacak, sınıf farkıyla birinci olamayacaktır. ABD ile diğerleri arasındaki epistemolojik ve ontolojik fark artık kapanmıştır. ABD’nin dünya hegemonluğu artık niteliksel değil niceliksel bir karaktere bürünmüştür. Niteliksel karaterdeki büyüklüğe meydan okunması ise hem daha kolay, hem daha gerçekçi hem de daha tehdit edicidir. İşte tam da bu nedenle Sarkozy ve Steinbrück Bush’un zaten bildiği ancak Bush’un partisinin yani muhafazakarların kabul edemediği gerçeği diler getirdiklerinde, bush da bunu sineye çekmek zorunda kalmıştır.

ABD HANGİ YOLU SEÇECEK?
ABD’de kontrol edilemeyen mali kriz kontrol altına alınamazsa bir kaç ay içinde reel sektörü de vurmaya başladığında dünyanın alacağı şekil bambaşka olacaktır. Dünya süper gücü olduğu zamanlarda darbeden önceki son durak olarak ekonomik tetikçi olarak kullandığı yatırım bankalarını tek tek kaybeden ABD, böylece en büyük ve en gizli silahını kaybetmiştir. Bush’un 700 milyar dolarlık paketinin sırrı da aslında bu hegemonik gücü kaybetmeme üzerine kurulu bir paketti. Dünya ülkelerini ABD hegemonyası adına dize getiren trilyonluk kurumların çökmesi ABD’yi orta vadede oldukça zorlayacaktır. Artık mali tehditle yönetim değiştirme ve dolaylı müdahale gücü azalan ABD ya daha da saldırganlaşarak istediği değişiklikleri askeri güçle yapmaya çalışacak ve dünya daha da yaşanmaz bir hale gelecektir. Ya da artan askeri maliyetlerini dizginlemek, reel ekonomiyi canlandırmak ve yeniden toparlanmak için içe kapanıp, izolasyonist bir yöne çevrilecektir. İlk şıkkın olması halinde dünyayı saracak irili ufaklı savaşlara hazır olmamız gerekecektir. İkincinin gerçekleşmesi halinde ise dünyada ABD’nin bırakacağı boşluğu doldurma mücadelesi başta Ortadoğu olmak üzere bütün dünyanın güç haritasını yeniden değiştirecektir.

Süreyya Seyyahoğlu / Washington

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap