272) LOZAN KONFERANSINDA NÜFUS TARTIŞMALARI-1

Yayin Tarihi 18 Haziran, 2008 
Kategori ERMENİ SORUNU, TÜRK DÜNYASI

Lozan Konferansı’nda

Nüfus Tartışmaları (1)

image00140.jpg

Cumhuriyet yönetiminin, eğitim kurumu aracılığı ile genç kuşaklara bazı şeyleri iyi öğrettiği gözlemlenmektedir. Bunlardan ilki Sevr Antlaşması’nın ulusun yok oluş belgesi, Lozan Antlaşması’nın ise kurtuluş ve yeniden yapılanma belgesi olduğudur.

Ne var ki, her iki antlaşmaya taraf ülkelerin konferans dönemi ve öncesindeki tutumları, davranışları konusunda genç kuşaklara yeterli bilginin aktarıldığını söylemek güçtür. Öte yandan her iki antlaşmanın arka planındaki olaylar üzerine tarafların gelecekte yapabileceği tartışmalar, takınacakları tutumlar üzerine tarihi belgelere dayalı bilgi üretimi de yeterince yapılmamıştır. Bunun günümüzdeki çarpıcı örneği nüfus konusu üzerine yapılan tartışmalarda görülmektedir.
Günümüzde tartışmanın geldiği nokta iki açıdan önemlidir:

1 – Lozan Antlaşması öncesinde on yılı aşan uzun savaş döneminde devletlerin, etnik grupların uyguladıkları tarihsel kökleri olan davranışlarının ve bunların sonuçlarının bir kenara atılmasıdır. Tartışmalar bunlar yok kabul edilerek sürdürülmektedir. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti’nden ise 1915′te Osmanlı Ermenilerinden bir bölümünün, ordunun savaştığı bölge gerisinden İmparatorluğun başka bir bölgesine zorunlu göçü (tehciri) esnasında karşılaştıkları olayları “bir etnik nüfusun yok edilmesi” ya da “soykırım” olarak kabul etmesi ve bundan özür dilemesi istenmektedir.

2 – Yüksek doğurganlık ve ölümlülük hızlarının egemen olduğu bir dönemdeki nüfusu; temel kaynaklardaki verilerden uzaklaştırarak, farklı kaynaklara gönderme yaparak, nüfus büyüklükleri ve nüfus artış hızı dikkate alınmadan tartışma eğilimi öne çıkarılmaktadır. Böylece ilk nedende söz konusu edilen soykırım iddiasının geçerliliğine dayanak aranmaktadır.Nüfus bilim tarihinde bilinen ilk örnekler ise çok açık ve çarpıcıdır: Batıda özellikle Kuzey ülkeleri nüfus dinamiklerine ilişkin kilise kayıtları güvenilir kabul edilmektedir. Kaynak gösterilen kişi Thomas R. Malthus’tur. T.R. Malthus “Nüfus İlkesi Üzerine”[1] adlı çalışmasında özellikle kilise kayıtlarından yararlanmaktadır. Çalışmada papaz yardımcıları tarafından toplandığı belirtilen evlenme, doğum, vaftiz ve ölü gömme olaylarına ilişkin köy, kasaba ve kent yerleşmelerine ilişkin bilgilerden nüfusun büyümesi ve ikiye katlanma biçimleri hesaplanmaktadır. Öte yandan Hıristiyan cemaattan toplanan vergilerin fakirlere dağıtılmasında kilise yönetimi bu kayıtları temel almaktadır.Avrupa’da 1600-1700 döneminde nüfus dinamiklerine ilişkin tutulan kilise kayıtlarının bu kez devlet örgütleri tarafından; sağlık eğitim, askeri ve vergi amaçlı tutulmaya başlandığı görülmektedir[2].

Uzun yıllara ilişkin bu kayıt bilgileri daha sonraki dönemde hem devletler hem de bilim çevreleri tarafından temel kaynak gösterilmektedir. Nüfus bilimde nerede ise başlangıç noktası olarak kabul edilen bu verilerden üretilen kuramsal görüşlerin (demografik geçiş kuramı), kavramların (nüfusun ikiye katlanması), kabullenmelerin (günümüzde yeterli bilgi olmadığı zaman doğuştaki kadın erkek oranı 105 olarak yada 100 kadına karşı 105 erkeğin doğduğu varsayılır) belli bir dönem ve etnik gruplar için terk edilmesi, bu konuda farklı verilerin öne sürülmesi çok anlamlıdır.Feodal dönem boyunca Kıta Avrupa’sında krallık ve imparatorlukların ülke adı öne çıkarılarak adlandırılması temel olgu olarak görülmektedir. Hanedan adı burada önemli değildir. Tüm imparatorluklar ve krallıklar ülke adını taşımaktadır. Bu bağlamda Batılı bakış, Osmanlı İmparatorluğu yerine Türkler ve diğer etnik grupları öne çıkaran bir söylem geliştirmiştir. Batılı düşünür ve devlet adamları düşüncelerini bu anlayış üzerine temellendirmektedir. Bu tür bir anlayış ve davranışın yalın örneklerini I. Dünya Savaşı öncesinde görmek olasıdır. Savaş sonrasındaki Sevr görüşmelerinde İngiltere önderliğindeki devletlerin Osmanlı İmparatorluğu delegelerine söylemi çok açıktır. “Biz, sizin ülkenizin doğusunda Ermeni, batısında Rum devleti kurulması için harpten önce bunlara söz verdik. Batı’da olduğu gibi bunları da etnik temelde gerçekleştirmek istiyoruz.”

Batının benzer tutumu Lozan Konferansı’nda da görülmektedir. Ne var ki bu görüşmelere getirdikleri nüfus verileri yukarda belirttiğim “kilise – devlet” ikilisi içindeki temel anlayışla uyuşmamaktadır. Dahası Müttefiklerin gizli savaş sözleşmelerinde, Türkiye’yi kendi çıkar bölgelerine ayırmayı, Ermeni ve Rum nüfusa ilişkin sahte istatistikler düzenleyerek büyük toprak vermeyi tasarladıkları İngiliz belgelerinde görülmektedir[3]. Bu uzlaşı doğrultusunda Osmanlı liman kentlerinde ekonomik hayata egemen olan iki etnik grubun (Rum ve Ermeni) seçkinliklerinin ayrılıkçı ve devlet kurma amaçlı örgütlenmeleri hemen başlamıştır.

Örneğin İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği ilk günlerde “kendi anavatanları Ermenistan‘ı kurmak, ayağa kaldırmak” amaçlı 27 ticaret kolundan 193 Ermeni zenaatkar tarafından İzmir’de Genel Birlik oluşturulmuştur[4].

Bu denemenin amacı, Lozan‘da yapılan nüfus tartışmalarını kabaca özetlemek ve Türkiye’nin tezlerinin dayandığı nüfus verilerinin kaynağı olan Osmanlı Devleti İstatistik Umumi İdaresi bulguları ile Müttefiklerin verilerini tartışmaktır. Bu tür bir karşılaştırma zaman boyutunda yapılırken nüfus bilimin geliştirdiği bazı kuramlara gönderme yapılarak konferansa sunulan verilerin geçerliği kabaca sorgulanacak ve bir yargıya varılacaktır.

Lozan’daki Tartışmalar: Türk heyeti Lozan Konferansı’na gitme hazırlığı içinde iken Bakanlar Kurulu burada izlenecek stratejiyi kabaca belirlemiştir. Nüfus açısından ilgimizi çeken noktalar şunlardır:

-Doğu sınırı: Ermeni Yurdu sözkonusu olamaz. Olursa görüşmeler kesilecektir.
-Irak sınırı :Süleymaniye, Kerkük ve Musul livalarını kapsayacak biçimde çizilecektir.
-Adalar : Duruma göre davranılacak, kıyalarımıza pek yakın olan adalar ülkemize katılacaktır.
-Azınlıklar:Temel olan nüfus mübadelesidir.

Türk Hükümeti kapitülasyonlar ve topraklarında Ermeni yurdu kurulması konularında savaşı göze alabilecek kadar kesin kararlıdır. Lozan’da, Türkiye’den “Ermeni Yurdu” için toprak istenirse, Anadolu’dan toprak koparılmaya kalkışılırsa, görüşmeler derhal kesilecektir. Ankara’dan yeni talimat istemeye bile gerek görülmeyecektir. Heyet başkanı İsmet Paşa bu konuda hükümete danışmadan görüşmeleri kesmeye yetkili kılınmıştır[5].20 Kasım 1922 günü başlayan Lozan Konferansı 24 Temmuz 1923′te imzalanan Barış Antlaşması ile sonlanmıştır. Lozan Konferansı’nda nüfus tartışmaları aşağıdaki konularda yapılmıştır.

-Yunan ve Türk halklarının mübadelesi, sivil rehineler ile savaş tutsaklarının değişimi.
-Türkiye sınırları içinde “Ermeni Yurdu” kurulması.
-Trakya sınırının ve sınır çizgisindeki nüfusun saptanması.
-Süleymaniye,
Kerkük ve Musul livalarındaki nüfusun etnik yapısı.

Günümüze yansımaları ve etkileri açısından ilk iki tartışma bu deneme içinde yer almaktadır. Diğer iki konu hakkında tarafların sundukları nüfus bilgileri çok farklıdır. Türk heyeti tarihi kökleri ve yönetim geleneği olan Osmanlı İmparatorluğu’nun 1906 ve 1914 tarihli verilerini sunarken, İngiliz ve Yunan heyetleri kaynağı farklı verileri toplantıya getirmişlerdir. Özellikle Osmanlı ve İngiliz verileri arasında nüfus bilim kuramı açısından açıklanamayacak farklılıklar görülmektedir. Buna karşılık Osmanlı ve Yunan verileri arasında konferans sırasında da belirtildiği gibi çok büyük farklılık yoktur. Bir noktada Yunan heyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914 verilerini kendilerine göre bazı düzeltmeler yaparak toplantıya sunmuştur.Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesi, Sivil Rehineler ile Savaş Tutsaklarının Değişimi: Lozan Konferansı’nda nüfus konusu açısından öncelikli sorun Türk ve Yunan savaş tutsakları ile her iki ülkede yaşayan farklı etnik gruptaki nüfus değişimidir. Sorun ilk olarak 1 Aralık 1922 Cuma oturumunda tartışılmaya başlanmıştır.Yukarıdaki tarih için dağıtılan çalışma programında olmamasına karşın Lord Curzon (İngiltere) savaş tutsakları yanı sıra geciktirilmeyecek bir sorunu (nüfus mübadelesi) tartışmak üzere komisyon toplantısını açmıştır. Böyle bir uygulamaya yalnızca İsmet Paşa “önceden bildirilmiş resmi gündemde bulunmayan bir konunun oturum programına alınmış olduğunu görmekle hayret ettiğini” belirtmiştir. Öteki temsilciler, L.Curzon’un program değişikliğine hiç ses çıkarmamışlardır. Dahası L. Curzon program değişikliği yanı sıra nüfus mübadelesi konusunda daha önce deneyimi olan Dr. Nansen’e Müttefik Devletlerin, Milletler Cemiyeti aracılığı ile hazırlattığı raporu oturumda taraflara sunacağını belirtmiştir[6].L. Curzon’un açıklamalarına göre Dr. Nansen, Türk ve Yunanlı yetkililer ile görüşmüştür. Ancak gerek Türk heyetinin açıklamaları gerekse diğer açıklamalardan anlaşıldığı kadarı ile Dr. Nansen incelemelerini İstanbul Hükümeti ile sınırlı tutmuştur. Ankara Hükümeti ile resmi düzeyde görüşmeleri olmamıştır.

Dr. Nansen komisyona sunduğu raporunda nüfus mübadelesinin gerekliliğini aşağıdaki nedenlere dayandırmaktadır:

1 – Büyük ölçüde etnik yer değiştirmelerin yaratmış olduğu ağır ekonomik sorunlara hızlı ve etkin çözüm getirilmelidir.

2 – Mübadele ilgili ülkelerin yararına olduğu kadar, Avrupa barışına katkısı bakımından da çok istenmeye değer bir şey olduğu kanısı Konferansa katılan tüm devlet heyetlerinde oluşmuştur.

3 – Nüfus mübadelesi ne kadar iyi yürütülürse yürütülsün, iki taraftan da mübadele konusu olacakların pek çoğuna kaçınılmaz büyük acılar yükleyecektir. Onların çok büyük ölçekte yoksullaşmasına yol açacaktır. Fedakarlıklar ne kadar büyük olursa olsun, mübadele yapılmadığı zaman, aynı halkların gelecekte katlanacakları acılar ise daha çok olacaktır.

Dr. Nansen bunlara ek olarak, mübadelenin gönüllü – zorunlu olması, sınırları ve bunu uygulayacak kuruluşun belirlenmesi için tarafların alt komisyonda çalışma yapmasını önermiştir.Konferansta savaş tutsakları ve mübadeleye konu olacak nüfus verileri üzerine önemli tartışmalar yapılmıştır. Türk Heyeti savaş tutsakları konusunda ayrıntılı bilgi verirken, mübadele edilecek nüfus üzerinde değişen koşullardan ötürü güvenilir nüfus verileri olmadığını savunmuştur. Buna karşılık L. Curzon uzun süren savaşlar öncesine ilişkin nüfus verilerini gündeme getirmiştir. Verinin kaynağı ise L. Curzon’un belirttiğine göre ABD istatistikleridir. İleri sürülen sava göre 1914′te Küçük Asya’da sayıları 1.600.000 olan Rum nüfus bulunmaktadır. Osmanlı uyruklu Rum nüfus içinden sürülmüş, kaçmış, ölmüş ve kayıplar dışında halen Küçük Asya’da 500.000 kişinin kaldığını, kendileriyle ilgilenilmesi gerekenlerin bunlar olduğunu vurgulamıştır[7].L. Curzon, İstanbul’da yaşayan Rum nüfus konusunda ise şu bilgileri aktarmaktadır:

“1914 yılında İstanbul’da yaşayan Rum nüfus 300.000 dolayındadır. Bu yıllardaki göçlerden ötürü Rum nüfus artmış ve halen İstanbul’da yaşayan Rum nüfus 400.000′e ulaşmıştır”.

İstanbul’da yaşayan Rum nüfusun mübadele dışı tutulmasını isteyen L. Curzon’un gerekçesi şudur: Böylesi bir göçün ekonomik ve endüstriyel bakımdan Türkiye için büyük bir kayıp olacağı ortadadır. Rum nüfusun İstanbul’un varlığı için hayati bir rol oynadığını belirten L. Curzon, eğer antlaşma bunları içerirse, İstanbul’un etkisini, varlığını ve ticaretini yitireceğini savunmuştur.L. Curzon mübadele içinde düşünmediği Doğu Trakya’daki Rum nüfus için ise,

“savaş koşullarından ötürü her türlü varlığını bırakarak şimdiden Yunanistan’a göç edenlerin sayısı 320.000 civarındadır” şeklinde bilgi vermiştir.

L. Curzon’un Lozan’daki iddialarına göre Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Rum nüfus ne kadardır? Yukardaki açıklamalara göre Küçük Asya’da (1.600.000) İstanbul’da (300.000) ve Doğu Trakya’da (320.000) olmak üzere büyük savaş öncesi dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda kabaca 2.220.000 civarında Rumun yaşamakta olduğunu L. Curzon heyet üyelerinin bilgisine sunmuştur.Yunanistan’da yaşayan ve mübadele edilecek Müslüman nüfus ise ne kadardır?L. Curzon Yunanistan’da yaşayan Türk nüfusu ikiye ayırmakta ve ilk grubu mübadele dışı tutmaktadır. Mübadele dışı tutulacak bu grup Batı Trakya’da yaşayan ve sayıları 1914 verilerine göre 124.000 civarında olan Müslümanlardır.L. Curzon Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türkler hakkında bu kez nedense ABD istatistiklerini değil, güvenilir olduğunu söylediği Yunanistan verilerini kullanmaktadır. Ayrıca bir bilgisini daha açıklayarak, Yunanistan’ın bunları sınır dışı etmeyeceğini bildiğini söylemektedir. İkinci grubu ise mübadele edilecek nüfus oluşturmaktadır. Yunanistan’ın değişik yerleşmelerinde yaşayan Yunan uyruklu bu grubun nüfusunu L. Curzon 360.000 olarak belirtmektedir. İlk günkü tartışmalara resmi programda olmadığı için Türk Heyeti nüfus konusunda veri sunmamıştır. Ancak L. Curzon’un Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşadığını savunduğu Rum nüfusun abartılı olduğunu İsmet Paşa açıkça vurgulamıştır.

Komisyon; savaş tutsakları ve rehinelerin geri verilmesini içine almak üzere, Yunanistan ile Türkiye arasında nüfus mübadelesi sorununun alt komisyonda incelenmesine, Dr. Nansen’in de burada dinlenmesine karar vermiştir[8].

Mümtaz PEKER

DİPNOTLAR

1 – Thomas R. Matlhus, An Essay on Population, New York 1914 s:43-54.
2 – Louis Henry, “Historical Demography” Population and Social Change Edited by D.V. Glass and Roger Revelle, London, 1972.
3 – G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri C:1, s:105, Tarih-Kültür Dizisi, İstanbul, 2001.
4 – Uluslar arası Amerikan Koleji Araştırma Komitesi, İzmir’de Bazı Sosyal Koşullar Hakkında Bir Araştırma, İzmir, 1921, s:23-24. Çeviren: A. Candemir, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı İzmir, 2000.
5 – Bilal Şimşir, (Yayıma hazırlayan),
Lozan Telgrafları, Cilt II, s:XI, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1996.
6 – Seha Meray, (Çeviren ve yayıma hazırlayan),
Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar, Belgeler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1981.
7 – Seha, Meray, a.g.e., Cilt 1, Kitap, s:126.
8 – Seha Meray, a.g.e., Birinci Takım, Cilt. 1, Kitap 1, s.129.

Yorumlar

“272) LOZAN KONFERANSINDA NÜFUS TARTIŞMALARI-1” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. Samet Acar yorum tarihi 19 Haziran, 2008 19:18

    BUNLAR ,YENİ OLMAYAN SENERİYOLARDIR.LOZAN’I YANINDAN KÖŞESİNDEN BUGÜNKÜ HÜKÜMET DELDİ,DAHASI DELMEYE DE DEVAM EDİYOR.AB,ABD ‘YE HOŞ GÖRÜNMELERİ İÇİN,DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜNDEN PARÇA PARÇA VAZ GEÇMEKTEDİR.EY TÜRK GENCİ ,VATANINA SAHİP ÇIK.HAİNLERİN ELİNE DÜŞÜRME.YAKIN ARKADAŞINI DA İYİ TANI,RAHATINDAN MEMNUNDUR.GÖLGEDE YATIYOR.OYZAMANI OYUNU ALIYOR,GÖLGESİNE ÇEKİLİYOR.BİZLER ATATÜRK’ÜN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNDEN TAVİZ VERMİYELİM.TAVİZ VERENLER UTANSIN!O ARKADAŞ,KEMAL DERVİŞLE DE ÇALIŞMIŞTI.!ACAROĞLU

Yorum yap