268) ULUSAL PROGRAM 2008

Yayin Tarihi 28 Eylül, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Ulusal Program 2008

21.09.2008

AB hayali üyeliği sürecinde Türkiye ev ödevlerinden birini yine yerine getirdi! Ulusal program hazırlandı. Yandaş ve tanıdık bazı  sivil toplum kuruluşlarına gönderildi. Bugüne kadar sürdürülen teslimiyetçi çizgiden en ufak bir sapma yok. Sadece bundan önce Atatürk ve Atatürk milliyetçiliği gibi ifadeleri Brüksel’den çekinerek metinlerden çıkaranlar, bu defa ona sığınmış olmalılar ki; programın girişinde buna yer vermişler. Belki de istemeyerek… İspanya ve diğer örneklerde olduğu gibi birleştiren değil, milletleri bölen, milli devletleri ufalayan bir nitelik kazanmış olan AB’ne  verilecek bu program bize göre hiç de “ulusal” değildir. Tek yanlı propaganda, tezgâh ve oyunlara rağmen halkın desteği  oldukça düşmüştür. Kel görünmüştür.
Bize göre AB süreci Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ile taban tabana zıttır. Milli mücadelenin tacı olan Cumhuriyet, AB süreci ile paralel olsaydı; zaten milli devlet ve Cumhuriyetin kurulmasına hiç ihtiyaç olmazdı. Bugün baskılarla, tehditlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin adeta tasfiyesine giden süreç “Atatürk’ün ulusumuz için belirlediği çağdaş uygarlıkla bütünleşme” kılıfına sokulamaz; bu büyük bir sahtekârlıktır. Bu çelişki tarihi gerçeklerle doğrulanmamaktadır.  Atatürk  çağdaş uygarlık hedefi derken anti-Türk ve anti-devlet politikaları mı önerdi? Atatürkçü olmak küreselleştirmenin olumsuz taraflarını   gözden uzak tutmak mı?  Yeni Vakıflar Kanununu çıkaranlar, 301’i değiştirenler, milli kimlik ile oynayanlar kimden yanadırlar?
Raporun baş kısmında ki “Türkiye’nin tam üyelik hedefine yaklaştığı” ifadesi gerçekçi değildir. AB müktesebatına  uyum 33 fasılda görüşülürken maalesef üyelik bile garanti değildir.  Bu sadece Türkiye’ye uygulanıyor.
Metne sokulan AB tam üyeliği ile “KKTC’nin attığı yapıcı adımlar” ifadesi son derece isabetsizdir. AB yolunda KKTC’yi adak kurbanı  yapmak büyük bir ihanettir.  Nerede kaldı Kıbrıs’ın AB’nin değil de; BM’nin bir sorunu olduğu beyanları…
 Sayfa 14’de özelleştirme amacı olarak belirtilen husus ekonomide kamunun ağırlığını azaltmak ise; Türkiye’de bu oran AB ülkelerinin çoğunun altındadır. Programda Halk, Ziraat, Vakıflar Bankalarının  özelleştirileceği, şans oyunları, elektrik dağıtımı, petro-kimya sanayii, hava ve deniz ulaşımı, lokomotif ve vagon üretimi, et-balık ürünleri piyasası, şeker-tütün ve çay ürünlerinin işlenmesi, IMKB, altın borsası, otoyol-köprü işletmeciliği,  telekomünikasyon, sağlık, eğitim, savunma, radyo-TV yayıncılığı, doğal gaz piyasası,  kömür ve diğer madenlerin özelleştirilmesi vardır. TEDAŞ, TEKEL, ELEKTRİK  ÜRETİM AŞ. gibi sektöründe belirleyici kuruluşların özelleştirme ile  yerli ve yabancı yeni yatırımcılara açılması  gibi konuların çoğunda Rusya ve Almanya acaba ne yapıyor?  Programda yer alan “AB içerisinde rekabet baskısı ile baş edebilme”, üretmeyen, üretimi engellenen bir ekonomide konuşulamaz. Verimliliğin ve maliyet yapısının  rekabet edebilir hale getirilmesi de  üretimin ve reel sektörün  desteklenmesine  bağlıdır. Onları ithalatçı olmaya zorlama değil…

Atatürk ve AB

28.09.2008

Geçen hafta AB’ne sunulacak olan Ulusal Program 2008 üzerinde durmuş, programı genel çizgileriyle ele almış, çelişkileri ve hükümet politikası olarak sürdürülen yanlışları belirtmiştik. Aslında, her alanda ortaya çıkan bu yanlış ve çelişkiler, yönetenlerin kendi iradeleriyle yaptıkları yanlışlar değildir. Bu yanlışlar onlara yaptırılıyor. İktidar olmanın ve meşruiyeti dışarıda aramanın bir sonucudur bu. 
Ulusal Programda dikkat çeken bir yanlış da; AB sürecinde Kıbrıs’a ve KKTC’ye bakıştadır. KKTC’ni hayali AB üyeliği süreci önünde engel görenler, aslında Türkiye’nin önündeki gerçek engeller olduklarını fark edemeyenlerdir. Bir taraftan Kıbrıs sorunu “ Birleşmiş Milletler bünyesinde ele alınmalı denir; diğer taraftan, Ulusal Program 2008’de bu AB’ne havale edilmiş gözükür. Bu ne çelişkidir? Siz adamlara böyle cesaret verirseniz; AB yetkilisi zat da çıkar ve “tam üyelik ve müzakere süreci Kıbrıs’a bağlıdır” deyiverir. Milliyetçilik kimsenin tekelinde değil. Dış dayatmaların önünde eğilerek belki sağcı olunabiliyor; ama, milliyetçi olunamıyor.
Bize göre daha önce de belirttiğimiz gibi; gurur ve haysiyet kırıcı AB süreci Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle taban tabana zıttır. Bu anlayış, dün de geçerli olsaydı; milli mücadele ile milli devlet ve Cumhuriyet’in kurulmasına da gerek olmazdı. Sömürgeciler de sömürgelerine medeniyet getirmiştir. Bunu ihmal etmemişlerdir. Ama, bu medeniyet milli bağımsızlığı reddeden, milli gurur ve haysiyeti kırıcı ve aşağılayıcı, hükümranlık haklarını reddeden medeniyet nimetine izinle kavuşmadır.
AB söz konusu olduğunda, Atatürk’ün milletimiz için belirlediği “çağdaş uygarlıkla bütünleşme” anlayışından, bazıları sömürgecilerin lütfettiği medeniyet nimetlerini anlıyor. Bu anlamda çağdaş uygarlıkla bütünleşme, uydu olmaktır; milli bağımsızlıktan ve hükümranlık haklarından vazgeçmektir. Bazılarımız bunu böyle anlar olduk. Bazıları soruyor: “Atatürk yaşasaydı; AB’ye karşı nasıl tavır alırdı?” Atatürk’ün beyanlarına bakarsanız; O’ndaki haysiyetli mili çizgi ve tarih şuuru, Brüksel’i veya Washington’u yeni kıble yapanlardan çok farklıdır. Atatürk dönemini 1930 modeli bir arabaya benzetenler ve dogma olarak ifade edenler, zihinlerindeki dogmalardan kurtulmalıdırlar. Bu dönem, modernleşmeye kapalılık değil; kendi değerlerini koruyarak gelişme yolunun açıldığı bir dönemdir. Atatürk döneminin çizgisi, milli bağımsızlık ve milli menfaatlerin evrensel çıkarlara peşkeş çekilmediği bir dönemdir. Pragmatik bakışın öne çıktığı, ideolojik kalıplardan uzaklaşıldığı, Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve gerçeklerine göre devletçiliğin bile şekil aldığı bir dönemdir. Özel ve ferdi çalışmalar esas alınmakla beraber; genel ve yüksek çıkarların gerektirdiği işlerde, özellikle iktisadi alanda devletin aktif bir hale getirilmesi esastır. Atatürk döneminin modeli, iktisatta özel teşebbüsün ya da devletin tam egemenliği değildir. Ülke gerçekleri karşısında her ikisinin de birlikte yer almasıdır. 17 Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi ve 1929’a kadar süren daha ziyade liberal anlayışın yürümediği görüldükten sonra, I. ve II. Sanayi Plânları ile Türk ekonomisinde yapı değişikliğine gidilmek istenmiştir. (Özyurt, H., Atatürk Dönemi I. ve II. Sanayileşme Plânları ve Türk Ekonomisindeki Yapı Değişikliğine Etkileri / 1933-1938, Sosyoloji Konferansları Atatürk Özel Sayısı, İstanbul 1981, sh. 119-146) 
Ulusal egemenliği iktisadi egemenlik olarak anlayan ve karma iktisat sözünü dile getiren İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un şu sözleri dikkat çekicidir: “Görünüşte ülke bizimdi. Fakat aslında, Türkiye iktisaden bizden çok yabancıların ülkesi, bir sömürgesiydi”. Atatürk’ün siyasi zaferlerin iktisadi zaferlerle tamamlanmamasının eksik kalacağı ifadesi de unutulmamalıdır. İ. Ü. İktisat Fakültesi’nin kurulması fikri kendisinindir.
Prof. Dr. Afet İnan’a göre; Atatürk liberalizm konusunda çok kesin bir fikre sahiptir ve liberal rejime taraftar değildir. (Ülken, Y., Atatürk ve İktisat, Ankara 1981, sh. 55) Sosyalist sistemden de çok uzaktır. Bazılarının zannettiği gibi Atatürk’te dogma yoktur. “Kesin zorunluluk olmadıkça piyasalara karışılamaz” diyen Atatürk, hiçbir piyasanın da başıboş olamayacağını ifade eder. (Aynı eser, sh. 53) “AB, çözülme yönünde toplumsal bir dönüşüm projesidir. AB’nin ulus-devlet ve üniter yapıya zarar vermemesi gerekir” şeklindeki beyanlar da konuyu yeterince kavrayamamaktır. 

Mustafa ERKAL

YENİÇAĞ

Yorumlar

“268) ULUSAL PROGRAM 2008” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. cyberbela77 yorum tarihi 17 Ekim, 2008 16:20

    eski bir asker doğuda her kahraman asker gibi savaşmış bir uzman cavuşum ve sitenize üye olmak istiyorum… allah bütün askerleri kötülerden ve bölücülerden korusun… yapılanları doğru bulmuyor ve paşalarımıza yapılan haksızlıklara çok üzülüyorum… asker olmanın vatanı korumanın bedeli bu olmamalı olduğunu düşünüyorum

Yorum yap