262) WASHINGTON’DA SAVAŞ ÇIĞLIKLARI!

Yayin Tarihi 13 Haziran, 2008 
Kategori BASIN-YAYIN

Washington’da

realistlerle neo-conların savaşı

 

image00130.jpg 

Washington, realistlerle, neo-conlar arasında zor durumda. İran eksenli bu mücadeleyi kimin kazanacağı ise belli değil?

Washington, İsrail, Beyrut, Tahran

Dünyanın dikkatleri bu dört başkentin açıklamalarına ve buralarda devam eden güç dengelerine kilitlenmiş durumda. Washington’da yine her zamanki tartışmalar devam ediyor: Nükleer zenginleştirme, akil güç, İslam tehdidi, Sudan’a müdahale, Çin, Rusya vs. Ancak tüm bunların yanı sıra son zamanlarda öne çıkan bir başka konu İran’la Lübnan’ın beraber ele alınması ve Hizbullah’ın İsrail’e karşı kazandığı 2006’daki 34 gün savaşının yeniden değerlendirilmesi. Bu analizden amaç ABD’yi İsrail’in Hizbullah’ın yenebileceğine ikna ederek, İran’a saldırıyı  Washington’a yıkmak. Geçen hafta Washington’daki şahin İsraillilerin ya da Likud ve Kadima Partileri’nin karargahı durumundaki Washington Enstitüsü’nde İsrail’in Lübnan’ı işgal teşebbüsü ve o günden bugüne devam eden İsrail-Hizbullah arasındaki güç dengesi masaya yatırıldı. Öte yandan Washington’ın en güçlü ikinci lobisi sağcı AIPAC bu yılki kongresini gövde gösterisine çevirdi. İsrail’in ne kadar önemli olduğu anlatılarak siyasi figürlerden açık destek alındı. Bu çerçevedeki analizler ise farklı düşünce kuruluşlarından ele alınmaya ve tartışılmaya devam ediyor.

İSRAİL-HİZBULLAH: GÜÇ DENGESİ Mİ PROPAGANDA SAVAŞI MI?

İsrail’in yenilgiye uğradığı 34 gün savaşları bir amaca matuf olarak hep yeni baştan anlatılıyor ve savaşın sonuçları İsrail’in hatalarına bağlanıyor. Lübnan’ın bir özne olarak savaşması ve mücadele kabiliyeti hep kazai bir durum olarak sunuluyor. Bu çerçevede yapılan analizlerde İsrail’in uzun süren hava bombardımanın ardından kara savaşına girmesi taktik bir hata olarak yorumlanıyor ve savaşı kaybetmesi de buna bağlanıyor. Üstüne üstlük savaştan bu yana İsrail’in iki önemli müdahalesi İsrail’in artan gücüne delil olarak gösteriliyor: Suriye’deki nükleer tesis olduğu iddia edilen yapının vurulması (bu yapının uydu fotoğraflarının Pentagon tarafından tahrif edildiğini hatırlatalım) ve yine Suriye’de 34 gün savaşının mimarı olan Hizbullah lideri İmad Mugniye’ye suikast düzenlenmesi. Bundan yola çıkılarak İsrail Ordusu’nun zannedildiği kadar zayıf olmadığı iddia ediliyor. Buna ek olarak da İsrail’in yedek kuvvetlerinin daha ciddi bir eğitime soktuğu, Hizbullah’ınsa kuzeye püskürtüldüğü iddiası da başarı hanesine yazılıyor.

HİZBULLAH’IN ZAFERİ

Hadiseye bir de Hizbullah tarafından bakarsak, Hizbullah 34 gün savaşıyla birlikte önemli bir zafer kazandı. Ancak bu zaferle birlikte rehavete kapılmadı. Savaşın en büyük sonucu ise Nakba‘dan beri kırılan Arap gururunun tamir edilmesi ve İsrail’in yenilebilir olduğunun ispatlanması oldu. Yani önemli bir psikolojik eşik aşıldı bu zaferle birlikte. İsrail’in iddialarına gelince, Hizbullah elbette sınırdaki mevzilerini geri çekti, savunma hattını daha kuzeye taşıdı. Ancak öte yandan savaştan önce sahip olmadığı daha uzun menzilli roketleri de envanterine katarak aradaki mesafeyi silah gücüyle kapattı. Hizbullah’ın bir başka başarısı ise ABD yanlısı Sünni-Dürzi ittifakıyla hizaya getirilme çabasına karşı koyarak, Lübnan’daki etkinliğini ve askeri gücünü dosta düşmana kanıtlaması ve kendi cephesine Hristiyan ve Sünniler de katarak mücadeleyi mezhep çatışması ekseninden kaydırıp siyasi zemine çekmeyi başarması oldu. Hizbullah’ı tasfiye etme girişiminin başarısızlığı İsrail lobisini biraz ürkütmüşe benziyor. Zira Doha anlaşması ile barışla noktalanan Lübnan’daki savaş Hizbullah’ın kesin zaferiyle sona erdi. Hizbullah konumunu yasal ve siyasi bir garantiyle sona erdirmeyi başardı. Üstelik de bu anlaşmanın imzacıları arasında ABD ve İsrail’in dost olarak gördüğü rejimlerin de yer alması, bu ülkelerin kendi nüfusları önünde de hesap verme kaygısının ağır bastığı sonucunu ortaya koyarak Hizbullah’ı Sünni yönetimler gözünde de meşrulaştırdı. Hizbullah’ın zaferi diğer ülkelere de örnek olunca İsrail’in caydırıcı etkisi erozyona uğradı. İşte son günlerdeki İsrail propagandasını bu yönde düşünmek gerekiyor. İsrail’in caydırıcılığına olan inancı   diriltmek. Ancak bunu önce ABD’ye ispat etmek.   

İSRAİL SALDIRACAK

İsrail’in eski genel kurmay başkanı ve şimdiki ulaştırma bakanı Şaul Mofaz İsrail’in İran’a saldıracağını ilan etti. Bu iddialara Başbakan ehud Olmert de destek verdi. Bu iddiaların yüzeysel olarak okumaması gerekir. Zira İsrail İran’a tek başına saldırıya cesaret edebilecek bir meşruiyete sahip değil. Peki neden İsrail bir yandan tehdit ederken bir yandan Washington’a çıkarma yapıyor? İsrail’in Lübnan’a yeniden saldırmak için pusuda olduğu biliniyor. Ancak bunun için önce bir iç çatışma çıkarmaya çalışan İsrail Hizbullah karşısında bir kez daha geri çekilmeye zorlandı. Annapolis süreciyle birlikte Suriye’yi İran-Hizbullah cephesinden kopartmaya çalışan İsrail-ABD cephesinin bunda başarısız olması Wahsington’da sinirleri gerince, artık İran’a saldırıyı öne çıkaran İsrail lobisi ve ABD neoconları gemi azıya aldı. Ancak İsrail’in asıl gündemi İran’a saldımak değil, ABD’yi İran’a saldırtacak gerilimi yükseltmek.

REALİSTLERLE NEOCONLARA KARŞI

Aslında AIPAC toplantısı tam da bu mesajların verilmesi amacını taşıyordu. Washington’ın yönetici elitlerinden İran’a saldırı sözü almaya çalışan İsrail lobisini sadece vaatler kesmiyor. Zira yakın zaman kadar ABD Dışişleri’nde çalışan ABD Başkan Yardımcısı ve İran’a saldırının ateşli savunucusu Dick Cheney’nin kzı Elizabeth Cheney militanca bir konuşmayla İsrail lobisinin ve şahinlerin sabrının tükenmeye başladığını ilan etti. Babasının sözcüsü gibi konuşan Liz Cheney Washington’da devam eden çatışmayı da ortaya koymuş oldu. Annapolis sürecinin yanlış olduğunu, İran’a müdahalenin bir an önce gerçekleşmesini isteyen Cheney, yönetimdeki realist-neocon çekişmesini de ortaya koymuş oldu. Buna bir cevap niteliğindeki açıklama ise realistlerin yönetimdeki ismi Dışişleri Bakanı Condi Rice’ın ABD’nin etkili strateji dergisi Foreign Affairs’de yeralan manifesto gibi bir realizm savunusuyla ortaya çıktı. Buna İran’la mücadelede diplomasiyi öne çıkarmaya çalışan Savunma Bakanı Robert Gates’in hava kuvvetlerindeki tasfiyeleriyle destek geldi. Kısacası Washington’da İran’a saldırı konusu adeta realistlerle neoconlar arasındaki ideolojik savaşta belirginleşmeye başladı.

İSRAİL LOBİSİ NEDEN TEDİRGİN?

İsrail Lobisi’nin yeni propaganda hamlesi çok yönlü: İsrailli uzmanların Washington’a yüklenmesi, İsrailli yetkililerin İran ve Hizbullah’ı hedef alması, hem de Wahsington’daki isimlerin açıkça İsrail’i desteklemesi gibi veçhelerle ortaya çıkıyor. Bu süreçte İsrail’in amacı Washington’ı İran ve Hizbullah’a saldırı için ikna etmek. Zira Bush yönetimi giderse İran’a saldırı ihtimalinin ortadan kalkacağını düşünenler, bir an evvel saldırının gerçekleşmesi için bastırıyor. Mofaz, Cheney ve hatta İran’ı doğrudan hedef alan Başbakan Ehud Olmert’in amacı İsrail’in Hizbullah’ı yenebileceğini ABD’ye ispat ederek, İran’a saldırı konusunda ABD’yi ikna etmek üzerine kurulu. Bu yüzden İsrail- Hizbullah savaşı yeniden kurularak İsrail’in halen güçlü olduğu izlenimi oluşturulmaya çalışılıyor. Bu çerçecede ABD’ye ‘siz İran’ı halledin, hizbullah’ı bize bırakın’ mesajı veriliyor. AIPAC toplantısında İsrail’e destek veren Barack Obama’ya kesinlikle güvenmeyen İsrail lobisi, Obama’nın destek çabalarının seçim çalışması olduğunu düşünüyor. Bu sebeple bir an evvel İran ve Hizbullah’ı hedef alan çifte savaşı başlatmaya kararlı görünüyor. Ancak sonucu Washington’da değişen dengeler belirleyecek. İsrail’lilerin en büyük korkusu ise daha önceleri İran’a saldırıya destek veren Bush’un son zamanlarda realistlere daha yakın bir politika sergilemesi. Ve elbette Bush’un henüz İran’a saldırı konusunda ikna edilememesi oluşturuyor. ABD her ihtimale karşı gerek eğitim uçuşlarıyla, gerek Körfez’deki yeniden konuşlandırılan güçleriyle, gerekse de bölgeye aktarılan askeri mühimmatlarıyla İran’a saldırıya hazır. Herşey gelip Bush’un iki dudağı arasına sıkışıyor. Ancak sonucu petrol krizi ve devamındaki ekonomik kriz ile ABD iç siyasetinin çerçevesi belirleyecek. ABD başkanlık seçimleri dünya politikasını her zamankinden çok daha fazla uğraştıracak.

Süreyya Seyyahoğlu / Washington

DÜNYA BÜLTENİ

 

Paylaş:

Yorumlar

“262) WASHINGTON’DA SAVAŞ ÇIĞLIKLARI!” yazisina 1 Yorum yapilmis

  1. FikirYolu.com » Blog Arşivi » yenidenergenekon.com’dan Son Yazılar yorum tarihi 15 Haziran, 2008 01:31

    […] 262) WASHINGTON’DA SAVAŞ ÇIĞLIKLARI! […]

Yorum yap