232) MONTRÖ SÖZLEŞMESİ VE TÜRK BOĞAZLARININ TARİHSEL DURUMU

Yayin Tarihi 20 Ağustos, 2008 
Kategori ÇANAKKALE, KATEGORİLENMEMİŞ

Montrö Sözleşmesi ve

Türk Boğazlarının Tarihsel Durumu

image00132.jpg

—————————————————————————-

Güney Osetya savaşından hemen sonra ABD’nin Gürcistan’a göndermek istediği yardım gemilerinin Montrö Sözleşmesi’ni ihlal ettiği haberleri basında yer almaya başlamıştır.

Amerikan CNN televizyonu, ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) bir yetkilinin, ABD’nin, insani yardım amaçlı donanma gemilerini Karadeniz’e gönderme amacıyla Türkiye’den izin almak üzere görüşmeler yaptığını bildirmiştir. Habere göre, Türkiye’den izin çıktığı takdirde, ABD donanmasına ait iki geminin Karadeniz’e gönderilmesine ilişkin duyuru resmen yapılacak.

Karadeniz ve Gürcistan’ın jeopolitik konumundaki değişimlerin süreceği göz önünde bulundurulursa, Türk Boğazlarının tarihsel durumunu değerlendirmekte fayda vardır.

Türk Boğazları (veya Türk Boğazlar Bölgesi); İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nda bütünleşen, uluslararası deniz trafiğine açık bir geçittir. Karadeniz’i Ege Denizi’ne ve Akdeniz’e; Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı yoluyla da okyanuslara bağlar. Türk Boğazlarının konumu, Marmara Denizi’nin yapısı itibarıyla hiçbir uluslararası boğaza benzememektedir. Kıyılarının tamamı Türk toprakları ile çevrili ve tarihî olarak iç sular rejimine tâbi Marmara Denizi’nden geçen ve tamamen milli boğaz özelliğine sahip İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Montrö Sözleşmesi doğrultusunda milletlerarası ulaşımda kullanılmaktadır.

Lozan’da 24 Temmuz 1923’te imzalanan ve Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini kısıtlayan Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme’nin yerini on üç yıl sonra,  20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesi almıştır. İmzalanma aşamasından itibaren yürürlükte kalma süresinin bile uzun tartışmalara neden olmasına rağmen, Montrö Sözleşmesi; II. Dünya Savaşı, Varşova Paktı ile Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi büyük sarsıntıları atlatabilmiştir. Temmuz 2008’de de 72. doğum gününü kutlamıştır. Montrö Sözleşmesi, yürürlükteki en eski uluslararası sözleşmelerden biridir.

Türk Boğazlar rejiminin gelişim süreci, Osmanlı Devleti dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi olmak üzere ikiye ayrılabilir. Montrö Sözleşmesi’nin imzalanmasına kadar Türk Boğazları ile ilgili yapılan uluslararası antlaşmalar da Türk Egemenliği Dönemi (1453-1809), İkili Anlaşmalarla Düzenleme Dönemi (1809-1841) ve Çok Taraflı Antlaşmalar Dönemi (1841-1936) olarak üç dönemde toplanabilir.

Türk Boğazları, 1453’te İstanbul’un fethiyle tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir. Hukuken bunun anlamı, hangi gemilere Türk Boğazlarında seyir hakkı verileceğine Osmanlı Devleti’nin karar vermesi, dolayısıyla Türk Boğazlarının yabancı bayraklı gemilere yasaklanmasıdır. Nitekim İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının Osmanlı egemenliğine geçmesinden sonra Boğazlar yabancı devletlerin gemilerinin geçişine kapatılmış ve bu kapalılık sürekli bir kural haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde uygulanan “kapalılık” ilkesi, devletin zayıflamaya başladığı 18. yüzyılın başlarından itibaren giderek aşındırılmıştır.

Çarlık Rusyası’nın 1699’ta “Karlofça Antlaşması” ile Azak Kalesi’ni ele geçirip Azak Denizi’nde bir filo kurması, Karadeniz’deki statüyü değiştirmek için attığı ilk ciddi adım olmuş, Boğazların statüsünde de yeni bir dönemi başlatmıştır. Böylece, Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında ortaya çıkan Boğazlar sorununa, zaman içinde Avrupa devletleri de müdahil olmuş ve söz konusu sorun daha da genişleyerek Boğazlar üzerindeki egemenlik, birden fazla devletin oluruna bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında 1774’te imzalanan “Küçük Kaynarca Antlaşması” ile Çarlık Rusyası Karadeniz’de ticaret gemileri bulundurma, ticaret yapma ve ticaret gemilerini Boğazlardan geçirme hakkını elde etmiştir.

1798 ve 1805 Osmanlı-Rus İttifak Anlaşmaları ile Boğazlar üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapatılırken, Rus savaş gemilerine serbest geçiş hakkı tanınmıştır. Ancak, 1807’de iki ülke arasında çıkan savaş sonucunda bu Anlaşma yürürlükten kalkmıştır. Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanan 5 Ocak 1809 tarihli “Kale-i Sultaniye Anlaşması” ile, padişahın fermanı olmadıkça yabancı savaş gemilerinin geçişini yasaklayan kural yürürlüğe konulmuştur.

Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusyası arasında 1829’da imzalanan “Edirne Anlaşması” ile, Rus ticaret gemilerine hem Karadeniz’de, hem de Boğazlarda serbest seyir hakkı tekrar tanınmış ve geniş ticari haklar sağlanmıştır. 8 Temmuz 1833 tarihinde imzalanan “Hünkar İskelesi Anlaşması”nda “Rusya bir saldırıya uğrarsa İngiltere ve Fransa’ya karşı Osmanlı, Boğazları kapatacak” hükmü yer almıştır. Böylece Rusya, Boğazlar üzerinde büyük avantaj sağlamış, Karadeniz’deki güvenliğini arttırmış ve bu durum Osmanlı Devleti’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tek başına kullandığı son anlaşma olmuştur.

13 Temmuz 1841’de imzalanan “Londra Boğazlar Sözleşmesi” ile Türk Boğazları için yeni bir dönem başlamıştır. İlk kez Karadeniz ve Türk Boğazlarının statüsü çok taraflı bir antlaşma ile düzenlenmiş ve ikili sözleşmeler devri kapanmıştır. Sözleşme’nin tarafları Avusturya, İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Osmanlı Devleti olmuştur. “Londra Boğazlar Sözleşmesi”nin önemi, Boğazların uluslararası bir statü kazanmasının yanında, Osmanlı’nın Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarına kısıtlama getirilmesi, Rusya’nın Boğazlar üzerindeki üstünlüğünü kaybetmesi ve Fransa ile İngiltere’nin Akdeniz’deki güvenliklerini arttırmasıdır. Hukuki önemi ise, Osmanlı Devleti’nin yabancı savaş gemilerine barış zamanında geçiş yasağı getirmesidir. “Londra Boğazlar Sözleşmesi” ile Boğazların barış zamanında savaş gemilerine kapalılığı uluslararası bir yükümlülük haline dönüşmüştür.

Rusya’nın yenilgisiyle sonuçlanan Kırım Savaşı sonrasında, Karadeniz’i tamamen askersizleştiren hükmün yer aldığı “Paris Sözleşmesi” ise; Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Fransa, Piemento, Sardunya, Avusturya ve Prusya arasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanmıştır. Bu sözleşme ile Osmanlı ve Rusya’nın Karadeniz’deki varlıkları belli hükümlere bağlanmıştır. Bahsi geçen hükümle Rus donanmasının Boğazlardan geçmesini engellemek için, Osmanlı Devleti de dâhil olmak üzere, tüm devletlerin askerî gemilerinin geçişi yasaklanmıştır. Ayrıca bu sözleşme ile 1841 Boğazlar Sözleşmesi geçerli olacak, Rusya ve Osmanlı Devleti Karadeniz’de savaş gemisi ve tersane bulundurmayacaktır.

13 Mart 1871’de ise dokuz maddelik “Karadeniz Hakkında Londra Boğazlar Sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu sözleşmeyle Karadeniz’in tarafsızlığı kaldırılmış ve Babıâli’nin müttefiklerinin barış zamanında da Sultan’ın izni ile Boğazlardan savaş gemisi geçirebilecekleri kabul edilmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti 1841 ve 1856 anlaşmalarıyla egemenlik haklarına konan kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtulmuştur. Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, Almanya, İtalya ve Rusya arasında 1878’de imzalanan “Berlin Antlaşması”nda ise barış zamanında Boğazların -önceki antlaşmalara uygun olarak- serbest geçişe açık olması ve savaş zamanında Osmanlı Devleti’nin kontrolünde olması kararlaştırılmıştır. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması taslağının 37. maddesine göre de, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nda,  bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine ve uçaklarına, geçiş serbestîsi tanınacaktır. Bu bölge abluka edilmeyecek ve bu bölgede, savaş hukukunun muhariplere tanıdığı haklar kullanılmayacaktır. Boğazlardan geçişi düzenleme ve bu düzeni uygulama yetkisi de -Osmanlı Devleti’nin temsil edilmediği- bir uluslararası komisyona bırakılmıştır.

Lozan Antlaşması’nın 23. maddesi gereğince Antlaşmaya ek olarak imzalanan 24 Temmuz 1923 tarihli “Lozan Boğazlar Sözleşmesi”ne kadar Türk Boğazlarından geçiş rejimi 1871 “Londra Sözleşmesi” ile düzenlenmiştir. “Lozan Boğazlar Sözleşmesi” ile, Boğazların ticaret gemilerine açık olduğu ilkesi getirilmiş, Boğazların askerden arındırılmasına karar verilmiş ve barış zamanında Karadeniz’e girecek yabancı bayraklı savaş gemilerinin tonajına sınır konmuştur. Ancak,  İngiltere’nin ısrarlı tutumu nedeniyle, savaş zamanında da tonaja bakılmaksızın savaş gemilerine geçiş hakkı sağlanmıştır.

“Lozan Boğazlar Sözleşmesi”nin temel ilkeleri, Boğazlar Bölgesi’nin askersizleştirilmesi ve Boğazlar Komisyonu’nun kurulmasıdır. Çünkü Osmanlı Devleti, “Londra Sözleşmesi” ile kendi güvenliği açısından gerektiğinde “dost veya müttefik” güçlerin savaş gemilerine Boğazları açabilmekteydi.

Türk Boğazlarının halen uygulanmakta olan uluslararası hukuki statüsü ise Montrö Sözleşmesi ile belirlenmiş olup, bu anlaşma ile kendi toprakları ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliğini önemli derecede sınırlandıran “Uluslararası Boğazlar Komisyonu” ve “askerden arındırılmış bölge”  kaldırılmıştır. 20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Büyük Britanya, Avustralya, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan tarafından imzalanan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, 31 Temmuz 1936 tarih ve 3056 sayılı yasa ile TBMM tarafından onaylanmış ve 9 Kasım 1936’da yürürlüğe girmiştir. Montrö Sözleşmesi, Türk Boğazlarından ticaret ve savaş gemilerinin geçiş rejimlerini düzenleyen temel belge niteliğindedir. Montrö Sözleşmesi, imzalandığı tarihten bu yana önemini ve geçerliliğini koruyan az sayıdaki çok taraflı sözleşmelerden biridir.

Hasan KANBOLAT

Yorumlar

“232) MONTRÖ SÖZLEŞMESİ VE TÜRK BOĞAZLARININ TARİHSEL DURUMU” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. ahmet yorum tarihi 20 Ağustos, 2008 23:42

    Rusya Ne yapsın ya??

    Yarın Allah korusun Abd kışkırtmalarıyla Rusya ile savaşırsak ben bu adamlara nasıl kurşun atarım ki ?

  2. İskender Kazaz yorum tarihi 23 Ağustos, 2008 23:09

    Montrö sözleşmesi Türkiye Cumhuriyetinin egemenliğinin onaylandığı uluslararası bir sözleşmedir.Yukarıdaki araştırma ve bilgilendirme yazısı dikkatli okunduğunda bunu açıkça göreceğiz.Yaşadığımız günler Türk Özgürlüğü ve bağımsızlığını ateşle sınav günleridir.Allahtan Sağlam ve disiplinli ve çağı yakalmış bir ordumuz var.Yoksa sivil siyasi kesim maalesef aynı yetenekte görünmüyor.Bu yürden Türk Milleti şu anda teyakkuz içinde olmalıdır.Basını ile,aydınları ile.İstanbul’dan yönetilen Türkiye siyaseti artık Ankara’ya dönmelidir. Seçim meçim bunlarla vakit kaybetmemelidir.Çünkü savaş çıkmasa bile Boğazlar statüsü küreselcilerin hedeflerini gerçekleştirmek için yeniden masaya yatırılacaktır.İşte burada İstiklal savaşçılarının ruhu tekrar canlanır mı bilmem.Eğer iktidarda bulunanların bu günkü görünen resimleri aynı ise işimiz çok zor.Türm Türk Milletine bir uyarıda bulunmayı görev biliyorum.Kahvede,okulda ve ulu orta her yerde ve hele hele tanımadığımız kimselerin yanında hiç konuşmamalı çünkü her yabancı çaşıtları kaynıyor ve hertürlü provakasyonu serbestçe yapıp milletimizi galeyana getirmek istiyorlar.Evet kardeşlerim dikkatli ve uyanık olalım.

  3. emir beykont yorum tarihi 24 Ağustos, 2008 18:53

    bu güzel özete teşekkürler

Yorum yap