185) MEYDAN MAHALLESİ
Yayin Tarihi 10 Kasım, 2011
Kategori KÜLTÜREL
MEYDAN MAHALLESİ
(Eski Antakya çizimi. Ön planda, ters akışıyla bilinen Asi Nehri; arka planda Habib-i Neccar Dağı ve yamaçları boyunca uzanan Antakya surları görülüyor.)
Antakya!
İnsani değerlerin gökkuşağı rengindeki kültürlerle bütünleşip tek vücut olduğu tarihî kent…
Güzelliğini, özelliklerini, farklılığını ve zenginliğini anlatmak Antakya’ya haksızlık olur. Çünkü Antakya anlatılmakla tanıtılamaz! Antakya’yı anlamak için orada yaşamak gerekir.
Renkli sosyal yapısındaki dostluğu, mutfağının zenginliğini, farklı inançların bir arada yaşayışını, muhteşem doğasını, bereketli topraklarını ve insanlarının yaşam sevincini nasıl anlatabilirim ki? Ülkemin her beldesinin kendine özgü güzellikleri vardır. Ancak Antakya benim için bir başkadır…
Allah’ıma şükrediyorum ki Antakya gibi bir kentte büyüdüm. Bu kültürel zenginliğin içinde yaşamak, insanı hayata erken hazırlıyor.
Çocukluğum eski Antakya’daki Meydan Mahallesi’nde geçti. Mahallem, tarihî Uzun Çarşı’nın arka tarafındaydı. Evimizin aşağısında hububat pazarı, konaklama hanları, hamam, nalbantlar ve demirci çarşısı bulunurdu. Seferberlik döneminde geçici olarak kışla görevi gördüğü anlatılan Meydan Camii de mahallemizin bir parçasıydı.
Hububat pazarının ortasındaki ulu çınarda binlerce kumru ve serçe öterdi. O sesler huzurun, birlikteliğin, varoluşun ve şükrün duası gibiydi…
Antakya’da yağmurlar başladı mı, aynı şiddette, kesintisiz olarak günlerce sürerdi. Yağmurlu havalarda içi pamuklu kara çizmelerimizi giyerdik. O yıllarda, bir inşaatın çevresi dışında sokaklarımızda çamura pek rastlamazdık. Çünkü sokaklar parke taşlarıyla döşenmişti. Yağmur dindiğinde bu taşlar güneşin altında pırıl pırıl parlar, gözlerimiz kamaşırdı. Sonraki yıllarda taşların bir bölümü söküldü, bir bölümünün üzeri betonla kaplandı. Çocukluğumun sokakları da böylece değişti.
Kış geceleri büyüklerimizin anlattığı dinî öyküleri ve kahramanlık hikâyelerini dinlerdik. Antakya halkı masala “metel” der. Rahmetli anamın da anlatacak ne çok meteli vardı! Hemen hemen her gece komşular çocuklarıyla birlikte bize gelirdi. Erkekler kahvehanelerden dönünce ailelerini kapıdan usulca çağırırdı. Anacığım da meteli öyle bir yerde keserdi ki komşular ertesi geceyi merakla bekleyerek evimizden ayrılırdı.
Bu gecelerin en önemli ikramı kuru incir, ceviz ve tahindi. Kırılmış cevizi incirin içine gömer, tahin dolu sahana batırırdık. Ardından kalaylı bakır taslarla su taşırdık!
Aman Allah’ım, bakır kapların kenarlarındaki o işlemeleri hatırladım da ustalarını saygıyla anıyorum. Hele kalaycıların mavi alevler ve dumanlar arasında bakırları kalaylaması unutulacak gibi değil!
Antakya’nın inanç mirası da çocukluğumun bir parçasıydı. Habib-i Neccar Dağı’nın yamacındaki Saint Pierre Kilisesi, Hristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinir. Hz. İsa’ya inananlara “Hristiyan” adı da ilk kez Antakya’da verilmiştir. Habib-i Neccar Camii ve çevresinde anlatılan öyküler de kentin geçmişini bize yaşatırdı.
Cuma günleri bir meşguliyetimiz yoksa evimize yakın olan Habib-i Neccar Camii’ne gider, namazımızı kılardık. Caminin avlusunda, aşağı inilerek ziyaret edilen Habib-i Neccar’ın türbesi vardı. Görevliler çocukların türbeye inmesine izin vermezdi. Ben de ilk ziyaretimde rahmetli anamın çarşafının altına gizlendim. Görevli, kadınların çarşafını kontrol edemediği için anamla birlikte türbeye indim. O ziyaretin heyecanı hâlâ aklımdadır.
Habib-i Neccar’ın öyküsü Antakya’da kuşaktan kuşağa anlatılır. Yâsîn-i Şerif’te, bir şehre gönderilen elçilere halkın karşı çıkışı ve şehrin öbür ucundan gelen bir adamın halkını elçileri dinlemeye çağırışı açıkça yer alır. Antakya’da anlatılan ve tefsirlerde de bulunan rivayete göre bu kişi Habib-i Neccar’dır. Kur’an’da adamın ve şehrin adı verilmez; anlatılan vaka ise açıktır. Çocukluğumda dinlediğim bu öykü, türbeye yaptığım o gizli ziyarete ayrı bir anlam katardı.
Antakya denince gözümün önüne Habib-i Neccar Dağı, yamaçları boyunca uzanan surlar ve kentin içinden geçen Asi Nehri de gelir. Asi, çevresindeki birçok akarsuyun tersine kuzeye doğru akışıyla tanınır; sonra yön değiştirerek Akdeniz’e ulaşır. Mahallem bu büyük kentin küçük bir parçasıydı. Ama benim için Antakya’nın bütün renkleri o sokaklarda, çarşıda ve komşularımızın evlerinde yaşardı.
Antakya’da farklı inançlardan ve kültürlerden insanların bir arada yaşayışına tanık olarak büyüdüm. Bu kentin tarihî yapılarının, özgün kültürünün, sokaklarının, çarşılarının ve komşuluklarının korunması gerektiğine inanıyorum. Bir kenti yaşatan, yapıları kadar insanlarının belleğidir.
Çocuksu yaşam sevgisinin daim olması dileğiyle anılara ve geleceğe selam olsun!
YILMAZ KARAHAN
Sonradan eklenen not: 6 Şubat 2023’te saat 04.17’de ve 13.24’te meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler Antakya’da büyük can kaybına ve yıkıma yol açtı. Bu yazıda anlattığım Meydan Mahallesi, çocukluğumun ve kentimizin belleğinin bir parçasıdır. Yitirdiğimiz insanları saygı ve rahmetle anıyorum.
Editör yorumu: Yılmaz Karahan, Meydan Mahallesi’ndeki çocukluk anılarından yola çıkarak Antakya’nın komşuluk hayatını, inanç mirasını ve kent belleğini anlatıyor. 2023 depremlerinden sonra bu tanıklık, yitirilen sokakların ve yaşam biçiminin hatırasını da taşıyor.
Yorumlar
“185) MEYDAN MAHALLESİ” yazisina 1 Yorum yapilmis
Yorum yap

MÜTHİŞDİ