185) MEYDAN MAHALLESİ

Yayin Tarihi 10 Kasım, 2011 
Kategori KÜLTÜREL

 

MEYDAN MAHALLESİ

 image0018.jpg

Antakya!

İnsani değerlerin gökkuşağı rengindeki kültürlerle bütünleşip tek vücut olduğu tarihi kent…

Güzelliğini, özelliklerini, farklılığını, zenginliğini anlatmak Antakya’ya haksızlık olur. Çünkü Antakya anlatılmakla tanıtılamaz! Antakya’yı anlamak için mutlaka yaşamak gerekir…

Renkli sosyal yapısındaki dostluğu, ülkemizin en zengin mutfağını, tüm inançların canlılığını, muhteşem doğasını, bereketli topraklarını, kültürünü, milli meselelerdeki hassasiyetini, insanlarının yaşam sevinci içinde çalışkanlığını, her şeyden mutlu olabilmelerini ve gülmek için bahane aramalarını nasıl açıklayabilirim ki?

Ülkemin her beldesinin kendine has güzellikleri ve özellikleri vardır. Ancak, Antakya bir başkadır…

Allah’ıma şükrediyorum ki Antakya gibi bir kentte büyüdüm. Buradaki kültürel zenginliğin içinde yaşamak, insanı bilinçli bir şekilde hayata erken hazırlamaktadır…

Çocukluğum eski Antakya denilen yerleşim bölgesindeki Meydan Mahallesinde geçmiştir. Mahallem, tarihi Uzun Çarşı’nın arka tarafına düşer. Mahallemin adı; evimizin aşağı kısmında bulunan hububat pazarı, konaklama hanları, hamamı, nalbantları, demirci çarşısı ile seferberlik döneminde geçici olarak kışla vazifesi gören Meydan Camiinden gelir. Hububat pazarının orta yerindeki ulu çınarda binlerce kumru ve serçelerin sürekli ötüşleri huzurun, birlikteliğin, varoluşun ve şükrün duası gibiydi…

Antakya’da yağmurlar başladı mı, en az kırk gün aynı şiddette kesintisiz devam ederdi… Şimdilerde ise Amik Gölü kurutulduğu için yağışlar azalmış, göçmen kuş yolları değişmiştir! Yağmurlu havalarda sokağa çıktığımızda içi pamuklu kara çizmelerimizi giyerdik… 45-50 yıl öncesinde eğer inşaat yok ise, sokaklarımızda çamur denilen bir nesne ile karşılaşmazdık! Çünkü tüm sokaklar parke taşlar ile yapılmıştı. Yağmur kesildiğinde bu taşlar güneş ışıkları altında pırıl pırıl parlardı ki, gözlerimiz kamaşırdı… Ne yazık ki son zamanlarda yanlış belediyecilik anlayışı ile bu parke taşlar sökülmüş veya üzerlerine beton dökülmüştür!

Kış gecelerinde çocukluğumuz büyüklerimizin anlattığı dini ve kahramanlık öykülerini dinlemekle geçmiştir. Antakya halkı masala, “metel” der. Rahmetli Anamın da metel kültürü çok genişti. Hemen hemen her gece komşular çocukları ile birlikte bize metel dinlemeye gelirdi. Erkeklerde kahvehanelere gider, döndüklerinde ailelerini kapıdan usulca çağırırdı. Anacığım da meteli öyle bir yerde keserdi ki, komşular arkası yarın heyecanı ile evimizden ayrılırlardı… Bu gecelerin en önemli ikramı; kuru incir, ceviz ve tahindi. Kırılmış cevizi incirin içine gömer, tahin dolu sahana batırırdık… Tabi bundan sonra da kalaylı bakır taslarla su taşırdık!

Aman Allah’ım, bakır kapların kenarlarındaki o işlemeleri hatırladım da ustalarını hayır ve saygı ile yad ediyorum. Hele o kalaycıların mavi alevlerin ve dumanların içinde bakırları kalaylaması unutulacak gibi değil!

Anadolu’da ilk kilise “Sen Piyer” (Saint Pierre) ve ilk cami “Habib-i Neccar” Antakya’dadır. Her Cuma günü bir meşguliyetimiz yok ise evimize yakın olan Habib-i Neccar camiine gider namazımızı kılar, ziyaretimizi yapardık. Görevliler, ziyaretçilere türbe ve camii hakkında bilgiyi verir iken çocukların kuyu türbeye inmemesi hususunda uyarılar yaparlardı! İlk ziyaretimi rahmetli Anamın çarşafının altına gizlenerek yapmıştım…

Kısaca bu hususta bilgi vermek gerekirse;

Habib-i Neccar, “sevgili marangoz” demektir. Hz. İsa(a.s), Antakya halkını Hak Dine davet etmek için “Yunus(Yuhanna)” ve “Yusuf(Pavlos)” adında iki havarisini gönderir. Havariler Antakya’da ilk önce Habib-i Neccar ile karşılaşırlar. Habib-i Neccar tebliğe uyar ve iman eder. Pagan inançlı Antakya halkı ise, havarilere inanmaz kötülükler yaparak zindana atarlar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi olarak “Barnabas” Antakya’ya gelir. Halk bu elçileri öldürmek ister. Bunu öğrenen Habib-i Neccar, Antakya halkına “Sizden hiçbir ücret istemeyen, Hak Dinini anlatan bu elçilere inanın” uyarısından dolayı, zalimler Habib-i Neccar’ı kafasını keserek şehit eder. Bu olay Kur’an-ı Kerim’in Yasin-i Şerif suresinde anlatılmaktadır. Hz. Ömer(r.a), 636 yılında Antakya’yı fethettiğinde Habib-i Neccar’ın şehit düştüğü yerde Anadolu’nun ilk camisini yaptırtır.

Ülkeler, Kopenhag Kriterleri ile tespit edilen sosyal ve siyasi haklara uyum sağlayabilmek için yasal düzenlemeler yaparken, Antakya bu hakları yüzlerce yıldır özünde yaşamaktadır. Antakya, tarihi ve kültürel zenginliği ile medeniyetler kentidir. Bu kentin siyasi ve ekonomik çıkar gözetmeden tarihi, kültürel ve sosyal dokusunun aslına uygun bir şekilde korunması gerekmektedir.

Çocuksu yaşam sevgisinin daim olması dileği ile anılara ve geleceğe selam olsun!

YILMAZ KARAHAN

Yorumlar

Yorum yap