152) TÜRK YEMEĞİ VAR MI?
Yayin Tarihi 10 Kasım, 2010
Kategori KÜLTÜREL, TÜRKÇE
TÜRK YEMEĞİ VAR MI?

Geçen hafta arkadaşlarla birlikte turistik bir beldede yemeğe gittik. Masanın üzerinde bulunan “menü” yazılı yemek listesini incelemeye başladık… Birkaç dakika geçti. Kimseden ne yiyeceğine dair bir ses yok!
Ben, “Neredeyiz?” diye kendimi sorgularken arkadaşlarımdan biri, “Yabancı dil bilen var mı?” diye sordu.
Haklıydı. Çünkü yazılı listeden hiçbir şey anlamamıştık! Sadece resimlerine bakarak yemek bulmacası çözmeye çalışıyorduk… Tabii ki “salat” ve “burger” sözcüklerine aşina olduğumuz için liste üzerinde ukalalığımız da oluyordu…
Bu sırada garson başımıza dikilmiş, siparişlerimizi bekliyordu. Olacak gibi değildi! En iyisi, apoletli üniforma giydirilmiş garsonun açıklamalarını almaktı. Aldık! Ancak yemek listesinde kendi yemeklerimizi bile tanıyamamak iştahımı kaçırdı, moralimi bozdu…
Listede İtalyan ve Fransız yemeklerinin yanı sıra birçok Türk yemeği de varmış… Ama Türk yemeklerinin adları İngilizce yazılmış!
Artık sohbet konumuz da doğal olarak belirlenmiş oluyordu:
“Ne olacak Türkiye’nin ve Türkçenin hâli?”
Ne oldu bize?
El âlem gibi olma, onlar gibi yaşama özentisine neden düşüyoruz? Türk kültürünün zenginliğini, Türk dilinin güzelliğini, Türk tarihinin birikimini ve Türk mutfağının çeşitliliğini neden kendi adlarıyla tanıtamıyoruz?
Türklerin beslenme kültürü, günlük hayatlarında olduğu kadar sefer hazırlıklarında da önemli bir yer tutmuştur. Türk çerileri, savaşa giderken heybelerinde kurutulmuş et ve uzun süre dayanacak biçimde hazırlanmış yiyecekler taşırlardı. Bu besinleri yanlarında bulundurmaları, sefer sırasında hızlı hareket etmelerini kolaylaştırırdı. Kurutulmuş yiyecekler, besinleri uzun süre korumaya dayanan konserve kültürünün temel yöntemlerinden birini temsil eder.
Kâşgarlı Mahmud’un 1072 yılında yazmaya başlayıp 1074 yılında tamamladığı Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türklerin yiyecek ve içecekleri hakkında da bilgi vermektedir. Eserde yer alan adlardan bazıları şunlardır:
Aguz (ağız: yeni doğum yapmış koyun ve keçinin ilk sütü), alma (elma), aluç (alıç), armut, arpa, avya (ayva), ayran, bal, bekmes (pekmez), bulama (bulamaç), çagır (şarap), çörek, erük (erik), ekmek, geşür (keşir, havuç), gabak (kabak), kagun (kavun), kagut (kavut: darıdan yapılan yemek), kak (meyve kurusu), kavurmaç (kavrulmuş buğday), kımız, kosık (fındık), kömeç (kömbe), kurut (yağı alınmış sütten yapılan çökelek), sirke, sogan (soğan), süzme, sekürtük (çekirdek, fıstık), tarı (darı), tutma aç (tutmaç: hamurlu yiyecek), tuz, türmek (dürüm), uyutma (sütü mayalamak), uglı (yabani havuç), üzüm, yag (yağ), yangak (ceviz), yigde (iğde), yogurt (yoğurt), yuvga (yufka), yumurtga (yumurta), arı yağı (bal), bugday (buğday), küç (küncü, susam), yarmış un (ince un), yazuk et (pastırma).¹
Eserdeki tüm yiyecek adlarını buraya almadım. Ancak bu örnekler bile Türk yemek kültürünün köklülüğü ve zenginliği hakkında fikir vermektedir. Bu besinlerin ve yemeklerin birçoğu bugün de sofralarımızdadır.
Tüm milletlerin kültürlerine, dillerine ve mutfaklarına saygımız vardır. Ülkemizde turizm sektörünün gelişmesinden de mutluluk duyuyor, girişimcilerimizi kutluyoruz.
Ülkemize gelen turistlere özgün kültürümüzle hizmet vermeliyiz. Yemeklerimizi kendi adlarıyla tanıtmalı, içeriklerini ve hazırlanışlarını yabancı dillerde açıklamalıyız.
Katıklı ekmeğe “Turkish pizza” demek de ne oluyor?
Bir ziyaretçiye yemeği anlatmak için benzetme yapılabilir. Ancak bu benzetme, yemeğin kendi adının yerine geçmemelidir.
Peki, “kadınbudu köfte, dilber dudağı, hanım göbeği, imam bayıldı, vezir parmağı, Kemalpaşa tatlısı…” gibi yemek ve tatlılarımızın adları ne olacak? Her birinin taşıdığı kültürel çağrışımı nasıl yaşatacağız?
Kebap, yoğurt ve ayran gibi ürünlerimizle tanınmak elbette değerlidir. Ancak mutfağımızın zenginliği bunlarla sınırlı değildir. Diğer yemeklerimizi ve tatlılarımızı da kendi adlarıyla tanıtmak için daha fazla çaba göstermeliyiz.
Baklavamızdan katıklı ekmeğimize kadar mutfak kültürümüze sahip çıkmak, onları yapmak ve tüketmek kadar adlarını ve hikâyelerini yaşatmayı da gerektirir.
Lokantalarımızda yemek listeleri Türkçe hazırlanmalı; turistlerin yemekleri anlaması ve tanıması için Türkçe adların yanında yabancı dillerde açıklamalara yer verilmelidir.
Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bu konuda gerekli çalışmaları yapmasını, işletmelerimizin de aynı duyarlılığı göstermesini umut ediyoruz.
YILMAZ KARAHAN
10 Kasım 2010
¹ Engin Çetin, “Divanü Lügati’t-Türk’teki Yiyecek İçecek Adları ve Bu Adların Türkiye Türkçesindeki Görünümleri”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 14, Sayı 2, 2005, s. 185–200.
Editör Yorumu
Bu makale, gündelik bir lokanta deneyiminden hareketle Türkçenin ve yemek kültürünün görünürlüğünü sorgulamaktadır. Yemek adları; gelenekleri, hikâyeleri ve toplumsal belleği de taşır. Türkçe adların yanında yabancı dillerde açıklamalar sunulması önerisi, kültürel mirasın korunmasıyla turizmin ihtiyaçlarını birlikte gözeten uygulanabilir bir yaklaşımdır.
Yorumlar
“152) TÜRK YEMEĞİ VAR MI?” yazisina 5 Yorum yapilmis
Yorum yap

Değerli dostum çok önemli bir konuya parmak basmışsınız gerçekten doğru bizim burda bir alış veriş merkezinde arkadaşımla Türk kahvesi içmek istedik yok dediler kapiçino var ben sinirlendim hayır ben Türk kahvesi istiyorum dedim tartıştık ve kalktık giderkn tekrar geleceğim ve Türk kahvesini bulunduracaksınız dedim aradan bir hafta on gün sonra tekrar gittim yine yok kahve çeşitleri sayıyorlar bana İtalyan Fransız Amerikan
Alışveriş merkezinin müdürünü çağırdım ve güzel ve ağır dille biz Türk’üz ve bizim kahvemiz neden yok ben kahve tiryakisiyim ve bunu istiyorum neden yok bizim gelenklerimiz neden yok ediliyor tamam bu konuyu görüşüp size döneceğim dedi ve telefonnumaramı aldı aradıtabi geleceğine pişman oldular listeye Türk kahvesi konulmuş bizim hepimizin bu konularda duyarlı olması lazım şikayet gerekiyorsa yapıcağız itiraz edeceğiz teşekkürler sygılar..
OKUMAZMIYIM HİC..OKUDUM..hemde COOK UZUN YILLARDIR YARAMIZDIR BU.HİCAP DUYACAK,İLGİENİLMEMİS..BOSVERİLMİS..DİDİSMEKTEN,
***ESAS BU GİBİ KONULARDAN ÖYLESİNE UZAK BIRAKILMISIIZKİ;
ANLASIN HERKES İSTE!
ASLINDA KARDES KARDESLE DİDİSİRKEN..HİN–OGLU HİN,YABANCILARIN NASILDA SİNSİZCE TAAA,CİGERLERİMİZE KADAR GİRDİKLERİNİ!
Kİ;BÖYLELİKLE BOSSSSSSSSSSSS SEYLERLE DİDSMESİN KİMSEEEEEEEEEEE!
ANLATABILDIMMI?
*SAGOLUNUZ.
AMA İNANIN BEN SADECE TÜRKCESİNİ VE YARARLARINI AİLEDEN GÖRÜDKLERİMİ,DÜSÜNEREK,YEMEYE CALISIYORUM HEP.
–AMA BUNU ANKARAYA CİDDİ BİR SEKİLDE ORTAYA KOYMAK GEREKİR.
Yufkayı özlemişim.
kavurmaç(kavrulmuş buğday)Kavurmac sözcügü Mersin’in köylerinde hala “kavurka” olarak kullanilmaktadir.
saygilarimla
Bizim köyde de kavrulmuş buğdaya kavurga denir.
ev ekmeğine kömbe denir.Hamur kesici alete ihsiran denir.Ekmek yapmaya teşti denir.Düğün yemeğine aş dökeceğiz denir. Bunun gibi daha çok değişik isimler var. Bizim sülale Selçuklu İmparatorluğunun bir ayağı. Osmanlı kurulurken dağıtılmış. Bu aşiret Türkiyenin her bir köşesine serpilmiş.
Saygılarımla…