118) MAYINCI TÜRKLER VE NAMSA

Yayin Tarihi 30 Mayıs, 2009 
Kategori SİYASİ

KAÇ TÜRK MAYIN TEMİZLEME İHTİRASINA KAPILIP ŞİRKET KURDU?

Hükümet Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasayı geri çekerken, eski bir Başbakanlık yetkilisi kulağıma şunları fısıldadı:

“Mayın işi Abdullah Gül’ün Başbakanlığı döneminde proje edildi.  Erdoğan asıl maksadı biliyor; işin içinde İsrail var ve bu duruma da tepkili. Tayyip Erdoğan yol vermese AKP grubu bu kadar fire vermez. Milletvekillerinin serbest bırakılması Gül’e mesajdır. Gül, vaktinde kendisine gelen Türk firmalarına randevu bile vermedi.”

Erdoğan’ın grubunu serbest bıraktığı konusunda ciddi kuşkularım var. Erdoğan bizzat yoklama alıp milletvekillerini oylamaya katılmaya zorladı. Hani oyun içinde bu kadar oyun varsa da, bize söz düşmeyecektir.

Diğer taraftan “Gül, vaktinde kendisine gelen Türk firmalarına randevu bile vermedi” ifadesi çok daha kritiktir. Sözü edilen Türk firmaları kimdir?

Bu sorunun yanıtını Genelkurmay’da görev yapmış bir askerde buldum.

Mayıncı Türkler

Edindiğim bilgiye göre 2003 başlarında, mayın temizlemek üzere tam 17 Türk şirketi kuruldu. Bu şirketler Milli Savunma Bakanlığı’na “Biz bu işi yaparız” diyen süslü dosyalar sundular. Şirket sahiplerinin içlerinde pek çok ünlü isim vardı. Örneğin Eczacıbaşı, Ali Şen, Ahmet Nazif Zorlu vd.

Mayın temizleme işi teknik ve zor bir iş. Bu Türkler ne zaman öğrenmişti bu işi? Tabi ki bilmiyorlardı. Eczacıbaşı’nın ortağı İngiliz, Ali Şen’in ortağı Rus’tu. Yani Türk şirketi denilenler aslında taşeron vazifesi göreceklerdi. Neden girdiler bu işe? Çok karlı bir iş olduğunu düşündüler.

Gül’ün bir şartnamesi vardı

Peki Gül, Türk şirketlerine neden randevu vermedi?

Yukarıda sözünü ettiğim Başbakanlık yetkilisi Gül’le çok yakın mesaisi olan bir isimdi. Yani o söylüyorsa, “mutlaka kıymeti vardır” diye düşünmek lazım ve bu yetkilinin verdiği bilgiye göre “O tarihlerde (2003) İsrail adresli bir şartname taslağı hazırlanmıştı.” Bu ifadeleri özellikle kayda geçirmek üzere aktarıyorum.

Neden Namsa

Gelelim bugüne…

Mayın temizlemeyle ilgili yasada tadilata gidileceği anlaşılıyor. Ama daha da önemlisi Genelkurmay Başkanlığı mayın temizliğinde “Namsa’yı (Nato İkmal ve Bakım Ajansı)” işaret etti. Nedir bu Namsa; bence iyi okumak lazım.

NAMSA, 1958 yılında kuruluyor. Başlangıçta görevi Amerikan kaynaklı teçhizata ait ikmal maddelerinin temini, depolanması ve dağıtımını yapmak şeklinde belirleniyor. Zaman içinde faaliyetlerini geliştiriyor ve NATO ülkelerine ikmal, bakım ve destek sağlayan bir merkez haline dönüşüyor.

NAMSA 900 personeli ile muazzam bir ekonomi meydana getiriyor. Konuşlandığı (avuç içi kadar bir ülke olan) Lüksemburg’da halen 220’nin üzerinde bankanın bulunması boyuna değil.

Diyelim ki Hollanda, Almanya, Türkiye yakın tarihlerde belli sayıda F- 20 savaş uçağı almaya karar verdiyse, Namsa bu ülkelere, “uçağı, bir araya gelip satın alın” tavsiyesinde bulunuyor. Satın alma operasyonunun da proje yönetimini üstleniyor. NATO üyelerinin füze sistemleri tedarikinde de, radarların bakımında da hep Namsa var.

Namsa bir şey daha yapıyor. Literatürde “demilitarizasyon” olarak tanımlanan, her harp unsurunun askeri olma özelliğini ortadan kaldırma faaliyetlerinde de Namsa var. Örneğin Kırıkkale- Yahşihan’daki  mühimmat imha fabrikasını da Namsa inşa etti. Mayın temizleme de Namsa’nın işlerinden biri.

İşi Namsa alır, yönetici Türk olur

Namsa bütün faaliyetlerinde aslında bir proje yöneticisi olarak davranıyor. Yani mayın temizleme işini yapan firmaları Namsa buluyor, gerektiğinde konsorsiyum oluşturma işini da Namsa yapıyor.  Tabi bu firmalar rastgele seçilmiyor. Seçim için Namsa’nın kaynak arşivine başvuruluyor. Kaynak arşivi 30 binin üzerinde firma, bir milyon 200 binin üzerinde malzeme kaydıyla müthiş bir sanayi bilgi bankası.

Gelelim işin nirengi noktalarına:

1)    Namsa, başvuruda bulunan ülkelerin “özel şartlarını” kabul etmiyor. Örneğin mayın temizleme işinde en az bir Türk firması olsun diyemiyorsunuz.

2)    Şirketler Nato ülkelerinden seçiliyor. Bu yüzden İsrail ya da örneğin bir Rus firması Namsa işinde yer alamıyor. Ama şöyle bir istisna var. Namsa’nın yüklenici kıldığı firma taşeron olarak bir Rus ya da İsrail firmasına iş verebiliyor. Tabi çıkan işin standartlarını Namsa denetliyor.

3)    Namsa, kar amacı gütmeyen (non profit) bir kuruluş. Ama Hilal -i  Ahmer niyetine de çalışmıyor. Dünyada silah sistemlerinin önemli kısmı Amerika’ya ait. Namsa’da bunları pazarlıyor, bakım ve idamesini sağlıyor. Yani bir anlama Amerikan firmalarının Avrupa yüzünü Namsa oluşturuyor.

4)    Namsa’da her şey fena halde şeffaf. İhaleler, hangi ülke ne aldı; bunlar apaçık biliniyor. Diğer taraftan Namsa, yapılacak işle ilgili şartname özelliklerine müdahale de etmiyor. Şu şartlarda iş istiyorum diyen ülkeye, konu edilen şartlara haiz firma buluyor.

Mayın temizliği ve arazilerinin işletilmesine ilişkin yasa tasarısının görüşülmesine önümüzdeki hafta devam edilecek. Temizlik ve işletme hükümlerinin ayrılabileceğinden söz ediliyor.

Ne yapılırsa yapılsın, bizim kulağıma gelenlere göre bu iş Namsa’ya kalacak.

Belki de koordinatörü bir Türk olacak. (Namsa’da 24 Türk çalışıyor)

Ama Türk mayın temizleme şirketleri kağıt üzerinde kalmaya mahkum olacak.

“Petrol var” efsanesi teranedir

Özel bir not olarak da şunları aktarmayı istiyorum.

Mayınlı bölgenin önemli bölümü Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak hattında bulunuyor. Bu hatta da ticari kıymette, anlamlı miktar ve kalitede petrol bulunduğu, arazilerin de son derece verimli olduğu iddiaları bulunuyor. Benim tespitlerime göre iddiaları şehir efsanesi olmaktan kurtaracak bilgi devlette bulunmuyor. Öte yandan petrol bulunan arazinin tarım açısından da verimli olması düşünülemez. Mayınlı sınırı belki de en iyi bilen meslek grubu askerlerdir. Benimde bu hatta görev yapmış pek çok asker tanıdığım oldu. Bugüne kadar karşı tarafın petrol zenginliğine şahit olmuş kimseyle karşılaşmadım.

Ahmet Erhan Çelik

Odatv.com

Yorumlar

“118) MAYINCI TÜRKLER VE NAMSA” yazisina 4 Yorum yapilmis

  1. hayati piyi yorum tarihi 30 Mayıs, 2009 16:39

    hocam size katiliyurum ALLAHA YARDIMCIMIZ OLSUN

  2. öznur aydın yorum tarihi 30 Mayıs, 2009 18:52

    ya bizim genel kurmayın eli armutmu topluyor onca asker yetiştiriliyor onlar yapamıyormu bu işi 5 yılda temizlensin 10 yılda temızlensın acelemiz ne yeterki memleketımın insanı temizlesin bu iştemn sadece TÜRKİYE DEVLETİ karlı çıksın

  3. Metin Yılmaz yorum tarihi 31 Mayıs, 2009 01:47

    Ben de Genelkurmayın neden bu işi yapmadığını merak edenlerdenim ?

  4. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 2 Haziran, 2009 10:44

    Yok yok!
    Akıl alır gibi değil.
    Hani bu kadarı da fazla.
    Türk ordusunun, kendi döşediği, elinde yerlerinin bire bir belli olduğu mayınları temizleyemeyeceğine inanmıyorum.
    Bunun altında bir Çapanoğlu var.
    Hatırlıyorum, kaçakçılar eşeklerin arkasına çalıları bağlarlar, sürerler karşıya.
    Üç beş eşek ölür, fakat, onlara bir koridor açılırdı.
    Cahil kaçakçı, kendi yöntemini bulacak, koca bir devlet bulamayak.

    Devleti bakkal gibi idare etmek lazım.
    Şu malın alınışı yahut satışından benim kârım ne.
    Bu kadar basit mi?
    Evet, bu kadar basit.
    Mayın tarlasını satmaktan hele hele İsrail’e satmaktan bizim kârımız ne?
    Ne kârı, Allah korusun.
    Çekiç güç kuruldu, malum, ırakın kuzeyi başımıza bela oldu.
    O iki kıbrıs büyüklüğündeki uzunluk İsrail’e verilirse, T.C. nin güvenliği tehlikededir.
    Ne diyorlar ona.
    Sara mı.
    Kara haybetçı mı.
    Felaket senaryoları mı.
    Hadi ordan.
    Yirmi yıl önce ırakın durumunu böyle düşünen var mıydı.
    Okuyun Tevrat’ı.
    Allah, Arz-ı Mevud’u yahudilere hediye etmiş meğer.
    Fırat ile Dicle’nin arası neye mal olursa olsun onların olacakmış.
    Müslüman siyasetçiler, bu Yahudi niyetini bilmiyorlar mı.
    Bilmemiş olamazlar.
    Eeee!
    O halde bu ısrarlı Yahudiye ikram zorlamalarını nasıl tercüme edelim.
    Nasıl tercüme edelim.

Yorum yap