533) BAŞBAKAN İLK KEZ ULUSLARARASI VAAZ VERDİ

Yayin Tarihi 2 Şubat, 2011 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

BAŞBAKAN İLK KEZ ULUSLARARASI VAAZ VERDİ

Başbakan Erdoğan,  Mısır’daki halk ayaklanmasıyla ilgili olarak bir vaizi kıskandıracak tarzda Hükümet adına ilk resmi açıklamasını dün yaptı. “Ulusal vaazlar”a neredeyse sekiz yıldır tanıklık ediyoruz. Uluslar arası olanına ise Mısır sayesinde ilk defa tanıklık etmiş bulunmaktayız. Bu açıklamada din dili en yoğun biçimiyle kullanılmaktadır. Uluslar arası ilişkilerde vaaz üslubunun kullanılması ne derece etkili olur, onu bilmiyoruz ancak vaaza muhatap Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in, 30 yıldır benzer dini öğüt ve irşadı Ihvan-ı Müslimin’den sürekli işittiğini; buna karşın hiç de ders almadığı, bu halk hareketinden sonra iyice su yüzüne çıkmıştır. Yarı resmi Mısır televizyonlarında ve Mısır’ın Pravdası sayılan Al-Ahram gibi gazetelerde “ne yapıyorsa İslam Şeriatinin gereklerine göre yaptığını” “icraatın içinden” programlarında dillendiren Mübarek, çok da inandırıcı gelmiyordu. Mısır’da kaldığım uzun süre zarfında halkın Mübarek’e özde kesinlikle inanmadığını, güvenmediğini ve boyun eğiyormuş gibi görünse de şiddetli baskı ve yıldırma politikalarından dolayı ses çıkaramadığını birebir gördüm. Mübarek’e yöneltilen en hafif bir eleştiri, İslam dinine yöneltilmiş sayılıyor; muhalif kişi ya da kuruluşlar, polis devletine dönüşmüş olan Mısır yönetiminde en şiddetli cezaya çarptırılıyordu.

Bu isyanlar, uzun yıllardır süre giden baskı ve şiddetin artık dayanılmaz noktaya geldiğini göstermektedir. “Trilyarder”, “ ölümsüz”, “tek adam”, “ tek Müslüman”, “ %87’lik çoğunlukla iktidar olmuş”, “ evladu iyalini Karun ve Firavn’u bile kıskandıracak kadar servetle donatmış”, “ muhalefeti susturmuş” ve “kendi halkına İslam dinini kullanarak hukuk ihlalleri yapmaktan çekinmeyen ve bunu da tek adam demokrasisinin gereği bilmiş” bir Mübarek’in, vaazu nasihat alacağı tek adres, kendine başkaldıran Mısır halkı ve onun haklı talepleridir. Bu vasıflarla eleştirilen bir kimsenin Hüsnü Mübarek’e “Uluslar arası nasihatlerde bulunması tam bir garabet ve trajikomik bir durumdur.

Başbakan, açıklamasında “hepimizin fani olduğunu”, “yapıp-ettiklerimizden hesap vereceğimizi”, “halkın feryadına kulak vermemiz ve onların dua ve beddualarına hazır olmamız gerektiğini” “demokrasi ve özgürlük”lere sonuna kadar sahip çıkılması lazım geldiğini” vurgulamıştır. Bunların hepsi de doğrudur. Yanlışlık ise, kimin, nerde ve nasıl söylediği noktasında düğümlenmektedir.

SENİNKİ BENDEN KARA

Mübarek, dini istismar ederek yanlışlarını bile İslam’ın gereği imiş gibi dayattı. Atatürk’süz bir toplum olduğu için, din istismarı göz göre göre yapıldı ve muhalefetin, din istismarıyla ilgili eleştirileri zayıf kaldı.

AKP iktidarı boyunca biz de Atatürk’süzleştirilerek din istismarının kazançlı bir meslek haline getirilmesine alıştırılıyoruz. “İnsan hem laik, hem Müslüman olamaz; ya laik olur, ya Müslüman olur” diyerek bu istismarın resmi politikaya dönüşmesinde önemli bir adım atıldı. Halkı, “Müslüman-laik” diye ayırdınız. Bir kimsenin Müslüman olması için ille de “din adamı sınıfından olması gerekmediği”ni bile bile Ortadoğu ve Mısır halkına kardeşlik, dayanışma nutukları atarken Türk halkının kardeşliğini inanç tartışmasıyla zedelediniz; “dinimizi istismar etmeyin” diyenleri “bindirilmiş kıtalar” diye suçlayıp karaladınız.

Hepimiz faniyiz; geçiciyiz. Ancak “Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar kalacaktır.” Kendimizin ve Hüsnü Mübarek’in faniliği ile Cumhuriyet’i birbirine karıştırmak kimsenin hakkı değildir.

Mübarek ne kadar fani ve geçici ise siz de aynı şekilde fani ve geçicisiniz. Hepimiz öyleyiz. Ancak söz söylerken 75 milyonluk halka reva görülen yanlışlıkları, Mübarek’e yansıtarak sorumluluğu üzerinizden atamazsınız.

Mübarek, trilyarder de siz asgari ücretle mi geçiniyorsunuz? Akraba-i taallukatınıza layık gördüğünüz zenginliği, Türk halkı için de layık görmeyi düşünmek için 22 yıl daha mı beklemek gerekecektir?

Mısır halkı otuz yıldır yoksulluktan, baskı ve şiddetten ve hukuksuzluktan feryat ediyor.Ülkemizde benzer feryatları duyamıyorsunuz. Çünkü tv ve gazetelerin çok önemli bir bölümü size çalışıyor. Ne yaparsanız “haktandır” diyorlar; bağırıp çağırsanız da, “vardır bir hikmeti; mutlaka bir densizlik yapılmıştır” diyorlar. Hakkını arayana anasını da alıp gitmesini; içki içenlerin tıksırıncaya kadar içtiklerini, yürüttüğünüz politikalarınıza karşı en demokratik gösterileri şahsınıza hakaret ve kalkışma diye suçluyorsunuz; Allah aşkına, siz Mübarek’e hangi tutarlılıkla sesleniyorsunuz?

 Mübarek, Karun gibi zengin de siz yoksul musunuz? Bırakın sizi, size yakın olanların bile Şeyh Nazım Kıbrısi tarafından-Cumhuriyet’le mücadele etmek karşılığında-torbalar dolusu altınlara gark edileceğini medyadan öğrenirken, siz bunların ahrette hesabını verebileceğinizi düşündünüz mü? “Neden ben verecekmişim?” demeyin. Halife Ömer, “Dicle kıyısında bir koyun kaybolsa sorumlusu benim” dememiş miydi?

Mübarek, her insan gibi öldüğünde “kefen”le gidecek, halk açlıktan kıvranırken edindiği servetinden hiçbir şey götürmeyecek. Mübarek, servetine servet katarken Mısır’da milyonlarca insan mezarlıklarda yaşıyor. Sanki siz, kefen dışında, edindiğiniz servetten ne kadarını götüreceksiniz?

Demokrasi ve özgürlük konusunda Ortadoğu’da en ileri ülke kuşkusuz Türkiye’dir. Ancak bu düzeyi, “evet ama yetmez”lerle değil, Atatürk ilke ve devrimleriyle yakaladık. Öyle olmasaydı, “Zülumhane”ler, adalet dağıtan yerlere verilen isim olur muydu?

VAAZ, DİLİ ÖYLE DEĞİL, ŞÖYLE OLUR

Sayın Başbakan, din dilini uluslararası platforma taşıyarak İslamiyet’te yerleşik bir yöntem olan vaaz’ı da küreselleştirmiştir diyebiliriz. Mısır’daki halk isyanı hakkında Başbakan’ın yaptığı açıklama, Uluslar arası politik bir dil olsaydı, bu yazıyı yazmazdım. Mademki politik değil, dini bir dil söz konusu, ben de o dilden konuşacağım:

Çoğunluk Oy’larla Övünme

Hemen her AKP’li, oyların %47’sini aldıklarından ötürü, sürekli övünürler. Övünmekten “fişleme”ye, “konuşmaktan azarlamaya”, “ eleştiriye kapalılıktan susturmaya”, “demokratik gösteri ve muhalefete tehditler savurmaktan cop ve biber gazıyla terbiye etmeye” ve nihayet “çoğunluk oy bizde, ne istersek yaparız” faşizmine varan övünme, % 47’nin bile şimşeklerini çekmeye başlamıştır.

Peki, Kuran’daki ayet ne diyor:

“Çoklukla böbürlenmenin bir yararı yoktur.” (9 Tevbe 25)

ILIMLI İSLAM DA NERDEN ÇIKTI?

“Kuşkusuz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim. Öyleyse Benden sakının. Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur” (23 Mü’minun 52–53)

Gerçek bu iken, BOP’un doğal ürünü olan “Ilımlı İslam” yaratıldı. Yurt içinde ve dışında, Cumhuriyetimizle mücadeleyi “cihat” sayan; onu yıkmayı en büyük “sevap” bilen cemaat ve tarikatlar yeniden palazlandı. Çocuk tacizcileri, torunu yaşındakileri haremine alanlar, Cumhuriyet sayesinde yine Cumhuriyet’e saldıranlar İslamiyet’i kirli çıkarlarına alet etmeyi, dindarlık sandılar. “Bölük bölük” olduklarına bakmadan, İslamiyet’in tek bir din olduğunu göremeyecek kadar gözlerini menfaat ve makam hırsı kör etmişken, bu ayeti hatırlamadılar. Her cemaat ve tarikat, hem kendi aralarında hem de kendi dışındaki Müslümanlar arasında tefrika fitnesi çıkarmayı “gerçek Müslümanlık”tan saydılar. Kimse kimsenin Müslümanlığını değerli bulmadı.

MÜ’MİN MÜ’MİNİ ÖLDÜRMEZ.

Ama öldürdü ve öldürüyor. “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir.” (4 Nisa 161) diyorsa da Kur’an, hem ülkemizde hem de İslam ülkelerinde birbirini öldürenler hep Müslümanlar oldu. Olmaya da devam ediyor. İslam ülkelerinde Müslümanlar, farklı mezheptendir, farklı yorumluyor diye ne yazık ki tüm güçlerini birbirlerini yok etmeye vakfetmişlerdir. Ülkemizde Hizbullah denilen vahşet-terör örgütü, yanına ırkçı terör örgütü PKK’yı da alarak Müslüman öldürmeye el ele devam etme kararı aldı. Onca günahsız Müslüman’ı öldürmekten dolayı yüzleri bile kızarmadı ve pişman da olmadılar. Her iki terör mensupları da yine bu AKP döneminde azdı; şımardı ve siyasal destek gördü.

Kim ki Müslümanları yine Müslümanlık için boğazlamakta en ufak bir tereddüt göstermeyen bu canilere bilerek ya da bilmeyerek destek veriyorsa,  yalnızca makam sahibi olarak değil, “er kişi” niyetine de “hatun kişi” niyetine de sorumludur.

Ey Mübarek Hüsnü Mübarek, sen bize bakma, kendini kurtar. Bizim 80 yıllık temelleri sağlam Cumhuriyetimiz, 60 yıllık yerleşik demokrasi geleneğimiz ve Cumhuriyet’i sonsuza dek yaşatacak Atatürk ilke ve devrimlerimiz var. Biz Türk halkı olarak, darbenin “askeri”sini “sivil”ini, laik ve demokratik geleneğimizle alt etmeyi öğrendik. Talkımı ele verip salkımı kendi yutanlardan öğreneceğiniz fazla bir şey yok. Siz bunun otuz yıldır kralını yapıyorsunuz. Hüsnü bey, tarihten ders alsaydınız, fani olduğunuzu Başbakanımız değil de, milyonlarca Mısır halkı size hatırlatmak zorunda kalır mıydı?

Cumhuriyet’i “fani”, kendini “baki” görenler, demokrasimizde var olma şansı elde edemezler.

Birbirine benzeyenler, birbirine ders veremezler.

Prof.Dr. Şahin Filiz

http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-ilk-kez-uluslararasi-vaaz-verdi–0202111200

 

Yorumlar

“533) BAŞBAKAN İLK KEZ ULUSLARARASI VAAZ VERDİ” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. zühal asma yorum tarihi 2 Şubat, 2011 15:00

    BBAKNIMIZ YAKINDA ULUSLARARASI BAS OLUCAK.SURİYEDE HEPSİNİN ÖZEL SATOLARI VARMIS YA!BİLHASSA BAS*T.ÖZALIN AGABEYİNİN ORADAYMIS..BU COOK ESKİ BİR DUYUM.ZATEN O BAS*ALLAH BASLARIMIZI KORUSUN…

  2. Yılmaz Karahan yorum tarihi 2 Şubat, 2011 15:59

    EŞKİYA BAŞI APO’NUN DA ORALARDA EVİ VE KAMPLARI VARDI!!!

Yorum yap