42) BİR GÖRÜŞ VE BİR TEHDİTLİ İTİRAF !

Yayin Tarihi 24 Aralık, 2007 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

 

BİR GÖRÜŞ VE BİR TEHDİTLİ İTİRAF

Fatih Altaylı, Oray Eğin’ in Akşam Gazetesinde yer alan “Cemaat Harekete Geçti”  başlıklı yazısına,  sitesinde yer vermiş. Bu yazıya, Osman Karataş (!) adı ile bir kişi yorum göndermiş. Fatih Altaylı da bu yoruma karşı “Umarım bu yazdığınızı herkes okur” diyor.

Osman Karataş’ın ne demek istediği çok açık. Hala tehlikenin  farkında olmayanlara, gücümüz yettiğince bu tür yazıları ulaştırabilsek diyorum.  

Yeni kuşağın en iyi yazarlarından Oray Eğin’in dün Akşam gazetesindeki yazısını okumayanlar için aynen aktarıyorum: ( F.A.)


“Cemaat harekete geçti…
 
SABAH’ın cemaate yakın Çalık Grubu’na satılması… Jinekolog Alp Nuhoğlu’nun açıklamaları… Hakan Şükür ile G.Saray arasındaki kriz… Özcan’ın YÖK Başkanı olması… Bütün bu olayların ortasında tek bir kişi var: Fethullah Gülen!
 
Birbiri ardına gelişen bazı olayları alt alta sıralayalım önce. Neydi geçtiğimiz günlerde tartıştığımız konular? Sabah’ın satışı medya açısından önemliydi. Magazin ve tıp gündemine jinekolog Alp Nuhoğlu’nun açıklaması damgasını vurdu. Futbolda Hakan Şükür’le Galatasaray arasındaki kriz tartışılıyor, bu arada Kalli’nin gönderilmesi için sesler yükseliyor. YÖK, yeni başkanını buldu ancak ODTÜ’nün meşhur sosyoloji hocası Yusuf Ziya Özcan hakkında büyük medyada pek az bilgi yer alıyor…

Bu gündem yoğunluğundan birkaç adım geriye gelip genel resme baktığımızda bütün bu olayların ortasında tek bir kişinin adını görüyoruz: Fethullah Gülen… Geçtiğimiz günlerde müritlerinden İhsan Kalkavan tarafından sağlık durumunun çok kötü olduğu açıklanan Hocaefendi bir şekilde bütün bu olaylara müdahil.


Alp Nuhoğlu’nun çocuğunu okuduğu altınla iyileştiriyor… Zamanında nikâh şahidi olduğu Hakan Şükür nereden aldığı bilinmez bir güçle takımı istediği gibi yönetmek istiyor. Cemaatin yayın organı Zaman gazetesinin yılın sporcu ödül töreninin vazgeçilmezi, Zaman’ın bir dönemki spor yazarı Karl Heinz Feldkamp’a karşı sesler yükseliyor, sonra Adnan Polat bu sesleri bastırıyor… Bir dönem kendini takımdaki “dinci” futbolcuları ayıklamaya adamış Adnan Polat… Kali’nin gönderilmesini düşünmediklerini açıklıyor.


Sabah gazetesi cemaate yakın Çalık Grubu’na satılıyor, zaten son aylarda TMSF kontrolünde giderek prestij kaybeden ve hükümet yandaşı köşe yazarlarıyla dolu koskoca gazete iktidara güdümlü medyanın en önemli aracı oluyor. Ve dün öğrendiğimiz kadarıyla İhsan Kalkavan’ın yöneticilik ihtimali var bir de.
YÖK’teki tartışmalı atamanın ardından odatv.com Yusuf Ziya Özcan’ın en büyük özelliğini açıkladı: Son yıllarda Fethullahçı olmuş meğerse. Ama büyük medya bunu görmezden geliyor, yazmıyor.


Geçen gün haberturk.com‘da Fatih Altaylı önemli bir yazı yazdı: “Gülen’i kim eleştirecek?” İkinci sorusu: “Türkiye’de Fethullah Gülen sempatizanı olmayan kaldı mı?” Türkiye’nin yeni medya yapısında, Hocaefendi’ye yakın gazeteler yüzünden cemaatin artık eleştirilemeyeceğini söylüyor Altaylı. Bazı gazeteler göbekten bağlı cemaate, Sabah sıcak bakıyor, Doğan Grubu’nunsa ticari ilişkileri var…


Kanıtı da ben söyleyeyim: İşte YÖK Başkanı’nın Fethullahçı olduğu haberi büyük medyada yer alamıyor.
Hangi gazete yazacak bunu? Hangi genel yayın yönetmeni sayfasına koyacak?


Bakın hafta sonu Abdullah Gül’ün önemli konukları vardı: Ergun Babahan, Salih Memecen, Emre Aköz ve eşleri… Hepsinin ortak özelliği TMSF kontrolü altındaki Sabah’ta Abdullah Gül’e sırtlarını dayamaları, stratejilerini onun üzerine kurup, ondan güç almaları.


Bugün iktidara güdümlü gazetenin temsilcileri… Onlardan mı bekleyeceğiz haber vermelerini?
Hal böyleyken magazinden spora, siyasetten eğitime her yerde Fethullah Hoca’nın adının neden geçtiğini anlamak da epey zor olacak. Maalesef gazetelere bakarak bu gelişmelerin neye işaret ettiğini hiç kimse anlayamaz. Çünkü hiçbiri yazmayacak, yazamaz.


Bugüne kadar yaptırdığı okullarla, topladığı bağışlarla Fethullah Gülen cemaatinin hareket planı merak konusuydu. Bir gün eyleme geçeceklerini, o güne kadar yavaş yavaş büyüyüp her yere yayılacaklarını ve sonra bir anda hayatın her alanını ele geçireceklerini hesaplayanlar vardı. Belki de paranoyak düşüncelerdi bunlar.


Ama şu son birkaç gündür bütün yolların bir şekilde aynı adrese çıkması, üstelik o adreste oturan kişinin de sağlık durumunun “ciddi” olduğunun en yakını tarafından açıklanması tesadüf olabilir mi?


Türk Basını’nın utanç verici uykusundan uyanmasının zamanı geldi.”

 

Oray, Türkiye’nin düşündüğünü yazmaktan korkmayan yürekli yazarlarından biri.
Eline sağlık genç kardeşim. ( F.A.)

 
 
 

OSMANKARATAS – 13/ARA/2007 10:36

SAYIN ALTAYLI YAZINIZI OKUDUM.PEK MEMNUN OLAMADIM.NASIL Kİ BİZLER SİZİN GİBİLERE YILLARDIR KATLANDIYSAK BUNDAN SONRADA SIZLER BIZLERE KATLANMAK DURUMUNDASINIZ. ÇÜNKÜ DÜMEN BIZE GEÇTİ.
HAZMEDECEKSINIZ,SINDIRECEKSİNİZ,BAŞKA ÇARENİZ YOK. BÜKEMEDİĞİNİZ BİLEĞİ ÖPMEK DURUMUNDA KALACAKSINIZ.
HÜKÜMETTE BİZİZ……
CUMHURBAŞKANIDA BİZİZ….
YOK OLAN YÖKDE BİZİZ….
YARGIÇTA BİZİZ…
HAKİMDE BİZİZ…
MEDYADA BİZİZ…
ÇOK YAKINDA GENELKURMAYDA BİZİZ…..SİZLER FAZLA DÜŞÜNMEYİN BIRAKIN KENDİNİZİ BİZE………..

Fatih Altaylı – 13/ARA/2007 11:50

İtirafınız için çok teşekkür ederim.
Siz her kimseniz ve bizi her kim olarak görüyorsanız.
Umarım bu yazdığınız yorumu herkes okur.

 

 YENİDEN ERGENEKON YORUMU:

SİZLER KİMSİNİZ ?

KİMLERE KATLANDINIZ ?

FİKİRLERİNİZİ AÇIKLAYIN !

İŞGAL KUVVETİ MİSİNİZ ?

BU SAYDIĞINIZ MAKAMLARDA, T.C. VATANDAŞI

BULUNMUYOR MU ?

BU MAKAMLARDA BULUNANLAR, GÖREVLERİNİN DIŞINDA BAŞKA BİRŞEYLER Mİ YAPACAKLAR ?

GENEL KURMAY BAŞKANLIĞINA “DİYALOGÇU” BİRİNİ Mİ ATAMAYI DÜŞÜNÜYORSUNUZ ?

BU ATAMALARDAN VE YAPILACAK GÖREVLENDİRMELERDEN HABERİN OLDUĞUNA GÖRE, YETKİLİ BİR SOYTARI OLDUĞUN BELLİ !

GALİBA SİZ, BİR MÜNAFIKSINIZ ! FİTNE İŞİNİZDİR…

BELİRTMİŞ OLDUĞUNUZ TÜM MAKAMLAR DEVLETİN KURUMLARIDIR. YASAL OLARAK NE YAPILACAKSA, YETKİLİLER GEREĞİNİ YAPMAK MECBURİYETİNDEDİRLER…

DEVLET KURUMLARI, TEKKE DEĞİLDİR…

GAVURLARIN HİMMETİYLE ARAPÇILIK YAPARAK,

TÜRK MİLLETİNİN BİRLİĞİNİ BOZAMAYACAKSINIZ !

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

NE MUTLU TÜRK OLARAK YAŞAYANA !

YILMAZ KARAHAN

Yorumlar

“42) BİR GÖRÜŞ VE BİR TEHDİTLİ İTİRAF !” yazisina 9 Yorum yapilmis

  1. SEFA ŞAT yorum tarihi 24 Aralık, 2007 10:58

    biz dinler arası diyalog yalanı ile uyutulacağımıza kendi vatandaşlarımızla diyalog kurmalıyız. siz ayrı biz ayrı demek yerine türk milleti olarak türk birliği ni kuralım da,ondan sonra birbirimize düşelim.

  2. edibe yazar yorum tarihi 24 Aralık, 2007 12:17

    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    AKP nin satış temsilcisi Unakıtanın globalizm ve küreselleşme sömürüsü ile bütün bankalarımız, şirketlerimiz, kuruluşlarımız, fabrikalarımız, iletişim araçlarımız topraklarımız yapancılara satıldı..
    Araba üretmiyoruz, mahsul üretmiyoruz AB ne derse onun istediği kadar onun izin verdiği yerle ürün satabiliyoruz., Fabrikalar tamamen yabancı mamüllerini üretir hale geldi doğal kaynaklar atıl durumda..
    AKP sadece rejimi değiştirme çabasında..

    Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle techit edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

    Aynen böyle

    Millet aç açık işsiz,, perişan durumda..

    yöneticilerin umurunda bile değil Onların tek düşüncesi var Türkiye cumhuriyetini milleyetçileri ve atatürkün izlerini yoketmek, önünde kalan tek engel orduyuda tasfiye etmek AB uyum yasalarını bahane ederek… VE ılımlı islam padişahlık ve halifelik yönetimini kurmak..

    Ey Türk İstikbalinin Evladı !

    İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurmaktır ! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

    Mustafa Kemal ATATÜRK

    Asıl kanıda sulandırmak, karalamak. Türk ırkını da yoketmek icin yoğun kampanyalar, para ile yazılar yazdırılıyor.

    Daha ne olması bekliyorsunuz görevinizi yerine getirmek için.

  3. edibe yazar yorum tarihi 24 Aralık, 2007 12:19

    yök başkanının kulağına ne diyor..

    ”Dikkatle konuş,, Her an ipimizi çekebilirler..”

    Bu güzel.. Demekki ipinizin çekilmesini gerektirecek şeyler yapıyorsunuz.. VE bir gün ipinizin çekilebileceğinizin farkındasınız. O halde ayağınızı denk alın.
    Bu ülke sahipsiz değildir .. Biri anlamış çok iyi.. Diğerleride anlasa çok iyi olur.

  4. aslan balkış yorum tarihi 26 Aralık, 2007 20:27

    Asla bu ülke ve insanları amerikanın ve amerikan uşaklarının oyununa gelmeyecektir. Biz ATATÜRK çü Türkler her koşulda gereğini yaparız birlik ve bereberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermeyelim lazı kürdü çerkezi abazası sağı solu alevisi sünnisiyle.. art niyetli tipler hayal kurmasın yoksa hayalleri kabusa dönecektir. Küllerinden yeniden doğmayı her zaman bilmiştir TÜRK MİLLETİ… NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE Kahrolsun Amerika ve Uşakları… ASLAN BALKIŞ itirazı olan yazsın

  5. ZERRİN UCAR özben yorum tarihi 1 Ocak, 2008 15:00

    ATAMIZDAN ÖRNEK ALARAK BİRBİRİMİZE İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU,İNSANLARIN FARKLILIKLARINDAN ÜRKECEĞİMİZE,ONLARA DEĞER VERMEMİZ GEREKTİĞİNİ ÖĞRENEMEMİŞİZ…ATATÜRKÇÜ ÖĞRENCİLER YETİŞTİREREK ATAMIZIN YOLUNDA İLERLEYEN ÖĞRETMENLERE,LAİKLİĞİ AYAKTA TUTAN TÜRK SİLAKLI KUVVETLERE BİNLERCE TEŞEKKÜRLER…

  6. Akkartal Tanrıdağlı yorum tarihi 3 Ocak, 2008 11:50

    Fatih Altaylı’ya yazan ve onun yayınladığı yazı bu güne kadar duyup, okuduğumuz en manidar muhtevayı haizdir.
    Manidar duyorum, zira çok yönlü, çok boyutlu olup,
    herkes kendine göre, yani farklı anlayacaktır ve bu hususi olarak böyle hazırlanıp, buna göre neşredilmiştir.
    Önce söylediklerinin doğru mu- yanlış mı? Diye soralım. Şahsen, yanlıştır, diyecek durumda değilim. Yanlıştır, diyen varsa, yazsın, yanlışı nerede ise, göstersin.
    Hal böyle iken, sanki bunlar hepsi yanlış imişler gibi, olan biteni yok sayıp, hâlâ Atatürkçü hamaset ile sathi özgüven gösterişi yapanların tutumu nedir; savsaklamak ve uyutmak değilse eğer milleti?
    Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz, demiş Atalar ve gerçek olan da budur. Bütün bunlar olup biterken, sahi nerede imişler onlar; Atatürkçüler?

    Bütün bunları Fatih Altaylı Bey bilmiyor mu da, karşılık gelmeyeceğini bile bile bu yarı tehdit, yarı ifşaat sayılan yazıyı yayımlamıştır?
    Biliyor dayayımlamış ise, bu onlardan yana olduğunu, ama öyle değil imiş gibi davrandığını göstermez mi?
    Bunun için tutup illa ki; Ben de Fetullahcıyım demesi mi gerekiyor, bekleniyor?
    Yok, böyle değil, yaptığı kesinlikle bir hatadır, gaflet ve dalaletten böyle bir şey yapmış, adını bu işe karıştırmış ise (olmaz olmaz) daha nasıl olur da böyle bir medya konumunda bulunur?
    Sorular, izahatlar devam edebilir, lakin gereksiz.
    Çünkü ne demişler; anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…
    Türk Milleti, maalesef ki anlayamayacak denli gaflet içerisindedir… Şimşekler gibi çakıp, yıldızları saydıran bir tokat yemedikten sonra da uyanacak değildir; bu gidişle ve maalesef…

  7. Erkal Şekerzade yorum tarihi 5 Ocak, 2008 05:47

    Oray’ın yazısını, Altaylı’nın tavsiyesini!!! ve güya!! fetullahçı birisi tarafından yazılmış tehdit mesajını ilk okuduğum zaman içimden umarım fazlaca yayılmaz ve zaten kutuplaşmış halkımız daha da ayrık düşmez” demiştim. Malesef yanılmışım.
    Ne yazık ki hep ayni basit emperyalist oyununa safça kanıyoruz. Maşa olarak kullanılmaya müsait bir kalemşöre birkaç tahrik edici yazı yazdırılır, “yaratılmış” karşıt görüşlülerin nasırına basılır, ardından birbirini anlamaya değil de avlamaya niyet etmiş kelimelerin havalarda uçuştuğu derin ayrışmanın yaşandığı süreç yaşatılır. Her zaman da etkili bir OYUN olmuştur bu basit emperyalizm tezgahı.

    Gerçek düşmanı fark edemeyecek kadar toz bulutunun içerisinde yaşatılıyoruz. Türk Ulusunun düşmanı içinde yaşayan insanlar değildir. Çok küçük bir azınlığı bilinçli olarak kendi neslinin güvencesini sağlamaya yönelik bilinçli ihaneti yapsa da, geriye kalanların bir kısmı “safça” kandırılmış, ötekiler de kandırılmışları düşman bellemiş öfkeli vatanseverlerdir.

    Ne zaman ki; düşmanın küresel vahşi sermaye sahipleri olduğunu fark etmeye başlayacağız, işte o gün çıkalım sokaklara ve kurtuluşumuzu kutlayalım. Çünkü kurtuluş çok yakındır. Aksi halde, birbirine düşmüş onlarca “ayrık” kitle her zaman için sömürgecilerin emellerine ulaşmaları için çalışırlar. İstisnasız hepsi!

    Gerçek bir ayrım var: Irk, dil, din ayrımı gözetmeksizin bu vatanı ve Türk Ulusunun bekaasını düşünen gerçek vatanseverler ile kişisel çıkarları için vatanı, ırkını ve dinini yok olma tehlikesine “BİLİNÇLİ” olarak atan vatan hainleri. Bunu dışındakiler bizim saflığımızdan yararlanılarak oluşturulmuş yapay ayrımlardır.

    Uyanalım ve uyuyanları da bu doğrultuda uyandıralım lütfen.

    Sevgi ve saygılarımla,

    Erkal Şekerzade
    http://www.toplumsalbilinc.org

  8. bizim bahçenin tırtılı yorum tarihi 18 Şubat, 2008 14:40

    edibe yazarın istikrarlı yorumları ve direnci beni gururlandırıyor.hele ki o cemil ipekçi gül ve rte karikatürünün altında ismini okudum ya çifte kavruldu huzurum.bu vatan sahipsiz değil ve birileri de zaten bunun farkındaki panik içindeler.bu bir savaş değil çok şükür inançlı bir insanım fakat gardrop dincisi değilim.edibe hanımın başarılarının devamını diliyorum biz çok kişiyiz ve yobazların bunu saymaya ebcet hesabı yetmez.anladınız siz onu…

  9. edibe.yazar yorum tarihi 18 Şubat, 2009 13:48

    Varmısınız özünüzü sorgulamaya..

    Ulus mu, milis mi?

    Anlaşılmaz nedenlerle, son günlerde birçok milli değerimiz gibi, ulusalcılık kavramı da tartışılır oldu…

    Bence kavramlardan çok, nasıl ulus olunur onu algılamak gerekir…
    Ulus olmak: ulusun çıkarlarını, kişisel çıkarlarından üstün tutmak yâda kısaca ulusalcılık…

    Birçoğumuzun aslında farkında olup şu yâda bu edenlerle farklı algılıyor göründüğü,

    Bu kavramı yeniden keşfetmeğe de gerek yoktur…

    Ulusalcılık nedir, yâda nasıl anlaşılmalıdır…

    Nasıl algılanmalıdır…’’

    Bu değeri korumak için neler yapılmalıdır.

    Bütün bu cevabı Atatürk’ün söylevleri, yaptıkları ve bakış açısında belirtilmiştir.

    Tek yapılması gereken Atatürk’cü geçinmek değil, onu yürekten anlamak ve uygulamaktır…

    Atatürk’ün gençliğe hitabesini iyice okumak her kelimesini özümsemek ve verilen hedeflere ulaşmak için her konuda gereğini yapmaktır…

    Ulusalcılık; geçmişten bu güne kendimizi iyi tanımak, hatalarımızı düzeltmek, güzelliklerimizi vurgulamak, değerlerimize sahip çıkmak, lanse etmek,

    Ulusalcılık: Bizler, geçmişteki acıları unutalım, kötü tohumları büyütmeyelim mantığıyla, haklı olduğumuz konuları bile savunmazken, birilerinin haksız oldukları konuları bile saptırarak çıkar sağlamak ve dünya kamuoyu oluşturmak adına çalıştığını unutmayarak, bizzat izlediğimiz, yaşadığımız tarihi gerçekleri çocuklarımıza gençlerimize iyice anlatmaktır…

    Milli değerlere sahip çıkmaktır, Ulusalcılık…

    Ulusalcılık; Yabancı düşmanlığı yapmak değil, ama diğer ülkelerin, tüm ulusların çıkarlarına kendi çıkarları ile aynı mesafede olduğu masalına inanmamaktır

    Ulusalcılık: geçmişten ders alarak, uluslar arası arenalarda yaşananları izlemek ve milli menfaatler doğrultusunda politikalar üretmektir

    Ulusalcılık: Yurtta sulh, cihanda sulh yaklaşımını desteklerken, millet onur haysiyet ve şerefine zarar verecek bir eylemde tek vücut olmayı bilmektir…

    Ulusalcılık: AB kapılarında dilenmek değil. Üye olmak istiyor musunuz.’’ diye sorulduğunda. Atatürk gibi : “Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz diyebilmektir…

    Atanın:
    “İstiklal-i tam denildiği zaman, tabi iki siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, arşı ve ila ahiri, her hususta istiklal-i tam ve serbesti-i tam demektir. Bu saydıklarımın her hangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin, manayı hakikisiyle istiklalinden mahrumiyet demektir.”
    Sözlerini ta kalbimize yazarak, ülke adına alınacak her kararda bunu mantıkla sorgulamaktır…
    Ulusalcılık; Ne kadar oyla gelmiş olurlarsa olsunlar, her şeyi tamamen seçilmişlere bırakmayarak, asıl olduğumuzu unutmadan
    Atamızın:
    ‘’ülkeyi yönetenleri gaflet, dalalet, hatta hıyanet içerisinde bulunabilirler.’’
    Sözlerini hiç unutmadan dikkatli bir gözlemci olmaya devam etmektir,
    Ulusalcılık. Vatanını iyi tanımak, gerçekten nelere ihtiyacı olduğunu belirlemek, okullar açmaktır..Ve okullardan mezun olan çocuklarımızı da işsiz güçsüz sokaklarda başı boş bırakmamaktır..
    Ulusalcılık: Bu okullarda okuyan öğrencilerimizin ise, vatanın size ihtiyacı olduğunu, ülkemizi dar boğazını, ailelerin çocuklarını okutmak için, yaptıkları fedakârlıkların farkında olup, eğitim alınan konularda gereği kadar bilgilenmek, en iyi bilen olmaya çalışmasıdır.
    Ulusalcılık: Onun, bunun adamı olduğu için değil, atanacağı makama, konusunda en iyi olanı atamaktır

    Ulusalcılık: Yetişmiş genç ve dinamik beyinlere sahip çıkmak, onların kendini geliştirmesi için her türlü olanağı sağlamak, buluşlarına saygı duymak ve işlerlik kazanması için kapıları açmaktır,

    Ulusalcılık: Ülkemizde yaşayan her vatandaşımızın ülke gelir ve imkânlarından eşit oranda faydalanmaya hakkı olduğunu kavramak, vatandaş olarak ‘’devletin malının deniz, yemeyeninse domuz’’ olduğu kavramını edebiyatımızdan çıkarıp, devlet kasasındaki her parada ‘’tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu’’ bilmek, dolandırıcılığın küçüğü büyüğü olamayacağını, kişisel ahlakla ilgili bir karam olduğunu bilmek, yalana dolana ve dolandırıcılığa tevessül etmemektir.

    Ulusalcılık: tüm koşullarını kabul ederek yapılan iş anlaşmalarında, ‘’bu paraya bu kadar iş’’ mantığını bir kenara bırakıp taahhüt edilen işi hakkaniyetle yerine getirmektir…

    Ulusalcılık: Çalışanın haklarına saygı göstermek, emeğin hakkını vermektir.

    Ulusalcılık: Fakir halkın aç kalma pahasına ödediği vergileri, ‘’vatanın ihtiyacı var hazine tam takır dendiğinde,’’ tek serveti olan nişan yüzüğünü bile, hazineye bağışlayabilen bir milletimiz olduğunun bilincinde olup, milli değerlerimizi hakkaniyetli kullandırmak, kullanılışını iyi denetlemektir,
    Ulusalcılık; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti dendiğini, Bunun ırksal bir ifade olmadığını, Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarları olduğunu,
    Türkiye Cumhuriyeti halkının ayrı, ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerinde olduğumuzu unutmamaktır…
    Ulusallık: Eğer bir devlet sana sonu parçalanmayla bitecek bir düşünceyi empoze ediyorsa, kendine… Neden bana bunu yapıyor? Benin karakaşımı, gözümü mü çok beğendi acaba. Yoksa çok daha büyük kişisel çıkarlar peşimde mi. Beni benden çok nasıl sevebilir ki diyebilmek… Tarih boyunca hep bu taktiği uyguladığını, ‘’parçala böl yok et ‘’mantığıyla hareket ettiğini unutmamaktır…
    Ulusalcılık: Nereye gidersen git, hangi ülkede olursan ol, kendi vatandaki gibi 1. sınıf vatandaş olamayacağını kavramak ve sahip olduklarına dört elle sarılmaktır
    Ulusalcılık: Millî varlığın temelinin, millî şuurda ve millî birlikte olduğunu ,
    Toplu bir milleti istilâ etmenin, daima dağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay olmayacağını çok iyi kavramaktır…

    Ulusalcılık: Türkiye toprakları üzerinde yaşayan, dini dili, ırkı ne olursa olsun…(Nasıl ABD de yaşayan yetmiş iki ırktan insan vatandaşlık bildirgesinde ABD nin çıkarlarını savunacağına yemin ediyorsa,) Türkiye’de de yaşayan bütün insanlarında vatanın bölünmez bütünlüğü ve çıkarları için mücadele vermesidir…

    Ulusallık: Ekonomik özgürlüğü olmayan bir milletin hiç bir zaman özgür olamayacağı gerçeğini kavramak. Bu alanda gerekirse ölümüne çalışmak ve üretmektir. Öylesine üretmek ki, kalitesi, üretim potansiyeli ile ithalata gerek duymamaktır.

    Atamızın:

    ‘’Türk köylüsünü ‘Efendi’ yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez; millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez.’’

    Lafını aklımızdan hiç ama hiç çıkarmamaktır.

    Ulusalcılık: Kendi ülkesini ve potansiyelinin, milli servetlerinin farkında ve bilincinde olup, ekonomik alt yapıları buna göre oluşturmaktır…

    Ulusallık: Ekonomin dibe vurmuş olabilir. Çok haklı olduğun konularda bile yedi düvel seni haksız çıkarmaya çalışabilir. Sende yıllarca haklı olduğun davaları yeterince savunamamış, olayın vahametini kavrayamamış olabilirsin. İnsan hakları derken seni bu kategori de değerlendirmemiş olabilirler, sana düşman olan terör örgütlerini bile baş tacı edebilir. Savaşla kabul ettiremedikleri Sevr anlaşmasını, ekonomik oyunlarla kabul ettirmeye çalışabilir.
    Yöneticilerin; hayalci ve çok iyimser yaklaşımları ile hiçbir şey vermeyen, ama çok şeyler götüren anlaşmalara, daha sonra yerine getirilmeyeceği belli olan vaatlere kanarak imza koymuş olabilir…
    Hatta o devletler…’’Astıkları astık, kestikleri kestik, kaşını beğenmedim, gözünü beğenmedim diyip hatta ön senaryolar yazıp, kendileri oynayıp, hedef saptırtarak, dünyanın jandarması gibi görebilirler kendilerini…
    Üretimin kısıtlanmış, maden aramaların engellenmiş, fabrikalar montaj ağılıklı olmuş, 3 sente muhtaç, dünyaya el açar duruma getirilmiş olabilirsin.
    Legal olmasa bile illegal olarak tüm davranışlarınla, birilerine hesap vermek, olur almak durumunda kalmış olabilirsin…
    Birlikte yaşadığın, vatandaşım dediğin insanlar, seni sırtından vurmuş olabilirler…
    Yıllarca kişisel menfaatlerini toplum menfaatinden üstün tutmak gafletinde bulunanlar, Yeterli olup, olmadıklarına bakmaksızın sırf şekilsel bir güç elde etmek, ya da …’’ adına ülke yönetimine talip olmuş, halkın fakirliğinin, mutsuzluğunun, değer kaybetmiş olmasının vebalini üstlenenler nedeniyle, yorgun, bıkkın hatta ümitsizliğe düşerek
    Ne olacak bu ülkenin hali diyebilirsiniz.
    Böyle bir durumda bile: vazifenin, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak olduğunu, muhtaç olduğun kudretin, damarlarındaki asil kanda olduğunu hissetmektir.
    Ulusalcılık: Lâikliğin, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek olmadığını, Misakı milli sınırlarında yaşayan herkesin vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demek olduğunu bilmektir…
    Lâikliğin; asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek din adamlarının gelişmesine imkân sağladığını, dinin bir vicdan meselesi olduğunu, herkes vicdanının emrine uymakta serbest olduğunu, dini inançlara saygı göstermek gerektiğini, sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırılmamak, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınmak gerektiği olgusunu iyi kavramaktır…
    Ulusalcılık: Allah’ın bile peygamberine, sen sadece benim söylediklerimi iletmekle yükümlüsün, İslamiyet’te Allah’la kul arasına kimsenin giremeyeceğini kavramak, zerre kadar hayır, zerre kadar şerrin dengeleri bozabileceğini ve yargılama ve değerlendirme yetkisinin sadece Yaradan’a ait olduğunu unutmamak ve aksine davranışlar içinde olup, toplumu dinli ve dinsiz şeklinde bölmeye çalışanlara, yılardır annelerimizin, kardeşlerimizin örtündüğü başörtüsünü, türban adı ile dini ve siyasi bir simge haline getirerek, yaşadığımız bu kritik zor günlerde, terör ve huzursuzluk yaratmak isteyenlere itibar etmemektir.
    Ulusalcılık: Bazı kesimlerin özellikle ve art niyetle vurgulamaya çalıştığı gibi, Atamıza gösterdiğimiz saygının, Atatürk’ü put yâda Allah yerine koymak olmayıp, bir aile büyüğüne, bir bilim adamına, Ödeyemeyeceğimiz kadar minnet borçlu olduğumuz ulusal bir kahramana, ulusal bir öndere gösterilmesi gereken bir saygı olduğunu çok iyi anlatabilmektir.
    Ulusalcılık: Belli bir kitleyi mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmanın insanca olmadığını, İnsanları mesut edecek yegâne vasıtanın, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerji olduğunu. Kimsenin düşmanı olmadığımızı, Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanı olmamız gerektiğini unutmamaktır.
    Ulusalcılık: vatanımızın farklı kültürlerden oluşan, ona renk, güzellik ve özellik katan kaynaşmış, kendine özgü bir renk cümbüşü oluşturmuş yapısını sevmek, korumak ve saygı göstermektir.
    Ulusalcılık: Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve refah içinde kılmaya çalışmak ama bunu yaparken de, batı medeniyetini bire bir taklit etmek değil, Onda iyi olarak gördüklerimizden, kendi bünyemize uygun olanlarını dünya medeniyet seviyesi içinde benimsemektir…
    Bütün bu kavramlardan sonra… Atatürk’ü aşmak gerektiğini söyleyen bir takım insanlara şunu söylemek isterim.
    ATATÜRK’ÜN SEVİYESİNE GELDİNİZMİ DE ONU AŞMAYI DÜŞÜNÜYORSUNUZ…

Yorum yap