369) MASUMANE KEHANETLER!

Yayin Tarihi 5 Mart, 2009 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Masumane Kehanetler(!)

Son zamanlarda «dünya liderliği» diye bir tutturmacadır gidiyor.

Değişen dünya dengeleri içinde yer almamızın olmazsa olmazı koşullarından yeganesi Ilımlı İslam modeline uygun olarak Osmanlı tarzı yönetimden geçtiği vurgulanıyor. Düzlüğe çıkacak tek yolun, muhafazakarlaşan Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik ilkesinin geçer akçe olmadığı, Atatürk İlke ve Devrimleri’nin yok sayılması gerektiği sürekli vurgulanıyor. Bu tür düşünceleri verirlerken de takip edilen yol, «masumane kehanet haberler(!)»Çok «masumane» gibi duran kehanet haberleriyle toplumun etkilenmesi için son derece etkili olan «psikolojik etkileme» yöntemi uygulamaktadırlar. Şöyle bir göz atalım çok masumane kehanet haberlerine.

George Friedman:

«Türkiye artık yüzünü çoğunluğu İslam ülkelerinin oluşturduğu bölgede liderliğe çevirsin. AB yıkıldı, çağırsa da gitmeyin. İslam Birliği Liderliğine oynayın,bunun için ekonomik gücünüz ve Osmanlı yeteneğiniz var.»(Ağızlara bir parmak bal çalınıverir, çok ucuz yöntemlerle!)

«Başbakanınız Davos’ta ki tavrı dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Eğer Türkiye’nin dünyadaki gücü ve önemi sandığınız gibi küçük olsaydı Başbakanın Davos’ta yaptığı çıkış bu denli ciddiye alınmazdı.»

(Son Osmanlı İmparatoru, 1. Recep Tayyip Erdoğan!)

Bu sözleri sarf eden George Friedman kimdir?Pentagon’un stratejilerini belirleyen Stratfor adlı şirketin kurucusu ve «Gölge CIA» lakaplı, zaman zaman da Türkiye ile ilgili kehanetlerde(!) bulunan biri.

Büyük Ortadoğu Projesinin uygulamaya konulduğu süreç…

«BOP eş başkanıyım» diye övünen bir başbakan…

Gölge CIA, pentagon stratejisti…

Demek ki bize biçilen rol, «Yeni Osmanlı» ve Yeni Osmanlı rolüne elbette «Ilımlı İslam» la devam edilir(!)

İşin daha enteresan tarafı bu tür haberlerin sanki altın tepsi içinde bizi onore edermişçesine sunulması!

Bu tür haberler iç piyasada da elbette desteklenerek yayınlanmaya çalışılıyor.

Alıştırılıyoruz.

Kulak aşinalığı yaratılıyor ve zaman içinde kanıksanıyor.

Can Dündar’ın Sarı Zeybek Belgeselini ilk izlediğimde dehşet içinde kalmıştım.

«Koskoca İmparatorluğu yıkan adam!» diyerek başlanmış belgesele…

Mustafa Kemal Atatürk, daha belgeselin ilk cümlesinde göklere çıkartılır gibi görünürken, yıkan, yıkıcı imaj sergilenen bir cümleyle aslında bilinç altına bu korkunç düşünce geçiriliyordu.

Çok basit psikolojik bir yöntemdir bu. Kişi derinlemesine düşünmediğinde alt belleğe yerleşen korkunç bir görüntü oluşur. Siz kahramanlık diye algılarken, beyine yerleşen görüntü farklıdır! ( Hiçbir zaman bebelerime seyrettirmediğim bir belgeseldir Sarı Zeybek!)

Aynen «Mustafa» Filminde ve «Sarı Zeybek» Belgesinde işlenen «görünmeyen temalar» şimdi medya gruplarında işleniyor bana göre.

Mahalle baskılarından dolayı 10 yıl içinde Türkiye’nin değişeceği empoze edilmeye, alıştırılmaya çalışılıyor şimdilerde.

Anlatım biçimlerine bakarsak, gidişatın korkunç olabileceği imajı çiziliyor gayet masumane(!) olarak.

Ama sürekli bu temalar incelendiğinde insanlar kanıksamaya başlıyor olayları ve sessiz bir dalga gibi tüm yurt çapında beyinlerde bu tür düşünceler hızla ilerleme kaydediyor.

Mihenk taşı(!) kabul edilen tanınmış aydınların(!), tahsil ve terbiye görmüş entellerin(!) söyledikleri kehanetler ibret verici bir boyuta doğru gitmektedir. Bilerek ya da bilmeyerek «alıştırma, kanıksama» yöntemlerine çanak tuttuklarını düşünmekteyim. Altta ki cümleleri virgülüne dokunmadan tekrar yazıyorum. Lütfen okurken düşünün!

«Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Cumhuriyetin vaat ettiği hayat tarzını büyük çapta benimsemiyor. Yani, senin, benim kıyafetimi, bizim tavırlarımızı… Ortaya çıkan bir gerçek var ki, Cumhuriyetle birlikte Osmanlı’dan devralınan, daha çok din referanslı, muhafazakâr hayat tarzını benimseyenlerin çoğunlukta olduğu bir ülke Türkiye.»(Güçlü esen rüzgarlarda yön değişikliği çok hızlı olur!)

….

Türkiye’de Cumhuriyetin vaat ettiği hayat tarzını benimseyenler 70 küsur yıldır egemen oldukları için kendilerini «çoğunluk» zannediyorlardı. Egemenlikleri biraz azalınca onlarda şok içinde gördüler ki, çoğunluk filan değiller, azınlıklar. Aslında çok garip bir durum var ortada, onlar yüzde 30’lar mı yoksa yüzde 20’ler mi bilmiyorum, ama azınlık olmalarına rağmen hala ellerinde bir takım güçler var. Türkiye’nin garabeti burada(O güç, sarsılmaz Atatürk İlke ve devrimleridir! Asıl garabet, satılmış, işbirlikçiler ve akıl arızaları yaşayanlardır!)

….

İçeride Özal programı gibi bir liberal demokrat veya artık muhafazakâr hayat tarzına hiçbir itirazı olmayan, kucaklayan bir sosyal demokrat program bu gidişi tersine döndürebilir. Dış faktörlere gelince… Bence Türkiye’nin kaderini önümüzdeki 10 yıl içinde Ortadoğu çizecek. Ortadoğu’da Türkiye kaybederse daha sıkı bir muhafazakârlık yaşarız. Türkiye, Ortadoğu’yu kazanarak Avrupa’ya yüzünü dönerse daha yumuşak bir muhafazakârlık yaşarız. Ama illa ki muhafazakârlık yaşanacak, illa ki Türkiye Ortadoğu ilişkilerini yeniden tarif edecek, bunlardan kaçış yok.(Bu öngörüler, Ilımlı İslam’ın uygulanabilmesi adına arzu edilenlerdir. Osmanlı’ya özlemlerdir. Ama illaki olmayacak ters tepecek öngörülerdir!)

….

«Anadolu alkolsüz bir yarımada olacak. Yavaş yavaş oluyor da… Kimse bastırmıyor, dayatmıyor, dayatmalar başka türlü oluyor. Sanıyor ki halkımız muhafazakârlaşma yasayla oluyor. Küçük yerlerde yasayla olmuyor bu dayatmalar. Siz meyhanede görünmekten korkmaya başlıyorsunuz. Çünkü belediyeden iş alamıyorsunuz, esnafsanız muhafazakâr kesim sizden alışveriş etmiyor. O zaman da rakıyı kağıda sardırıp, evinize götürüp içiyorsunuz. Bu korku Anadolu’ya iyice sinmiş vaziyette. Bence 10 yıl sonra rakı, şarap, bira gibi alkollü içkiler hiç satılmayacak; şıra, boza ve şerbet rağbet görecek. Meyhaneler, birahaneler tabii ki olmayacak. Olanlar da kentin dışındaki birtakım yerlere doğru itilecek.»

10 yıl sonrası Türkiye Cumhuriyeti için çizilen tablo budur!Gelecekle ilgili üretilen maksatlı senaryolara bakıldığında Sam amcamızın aleniyet kazanan «Yeni Osmanlı» ve «Ilımlı İslam» söylemleriyle aynı paralelliği göstermektedir.

Yazılan yazılarda sunulan haberlerde şikayet ediliyor gibi görünse de; istenen, arzulanan , belleklere yerleştirilmesi istenen öngörüler dikte ettiriliyor.

Bu tür kehanetlerin , olması «kesinmiş» gibi sunulmaları, iyi niyetin çok ötesinde bir anlam taşıdığını gösteriyor.

Vatandaşa:

«Sen ne kadar karşı çıkarsan çık, ne kadar dövünürsen dövün, ne kadar itiraz edersen et, Türkiye Atatürkçü çizgiden, Atatürk ilke ve devrimlerinden kayacak ve rejim değişikliği kaçınılmaz olacak. Küreselleşmenin (emperyalizmin) gereği budur! En iyisi gel kabul et ki kargaşa olmasın! Bak biz senin yerine düşünüyoruz!» diyorlar.

İyi güzel de, unuttukları bir gerçek var.11 Kasım 1938 den bu yana yapılan tüm çirkin oyunlara rağmen, Atatürk sevdamızı, bağımsızlık tutkumuzu, asker yüreğimizi , bayrak aşkımızı silemediler yüreklerimizden!

O kadar uğraşlara, karalamalara rağmen, kınalı kuzularımızın davullarla zurnalarla güle oynaya ölüme doğru koşmalarını engelleyemediler!

Resimlerini AB’ye uygun değil diye kaldırsalar da, düşüncelerini gericilik diye yok saysalar da, heykellerini de yıksalar, adını anmayı yasaklasalar da, yine de ne düşüncelerini ne de ATATÜRK’ÜMÜZÜ yüreğimizden silemeyecekler!

Yüreklere öyle nakşedilmiş ki, sonsuzluğa değin silinmeyecek!

19 Mayıs 1919 da küllerden yeniden doğduk!

Yine, yeniden doğacağız!

Sabaha az kaldı!

Saygılar

Muhlise GÜNGÖR

muhlisegungor@gmail.com

Yorumlar

“369) MASUMANE KEHANETLER!” yazisina 2 Yorum yapilmis

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu yorum tarihi 9 Mart, 2009 11:59

    Etkilendim.
    Şimdi bize hilafet öneriliyor.
    Derhal Nutuk’u açınız ve Atatürk’ün, “Hilafeti niçin kaldırdığıyla ilgili” paragrafını bulup okuyunuz.
    Atatürk’e tek tenkidim, hilafeti kaldırmasıydı.
    Savunmasını onun kaleminden, kendi ağzından dinleyince ona hak verdim.
    Paşam, yine haklı çıktın dedim.
    Safsatayı bırakınız, hilafeti kaldırmakla suçladığınız adamın, niçin kaldırdığını kendi kaleminden okuyunuz.
    Sahi merak etmiyor musunuz.
    Merak etmiyorsanız, bir otsunuz.
    Çünkü okuyunca karşınıza çıkacak gerçekten korkuyorsunuz.

    Yazının çerçevesine gelince.
    Daldan dala konuyorum.
    Yunanlı devlet adamı; “Edirne bizimdir, çünkü rumdur” demiş.
    Bu anlamda bir şey.
    Galiba karşısındaki; “Selimi’yenin minarelerini nerenizde kaybedeceksiniz” buyurmuş.
    Üzerimize oyanan oyun yüzlercek.
    Allahın da bir hesabı var.
    Yazarımızın güzel tespiti.
    Her şeyi kendi hesabınıza güzel oynuyorsunuz da, bütün gayretlerinize rağmen, Türk çocukları askere davul zurnayla gidiyor.
    Bu sizi korkutmuyor mu?
    Yoksa, müzik günahtır mı diyeceksiniz.
    Halay şeytan işi mi diyeceksiniz.
    Evet, elin gavurunun size tavsiye ettiği bu.
    Şimdi yeni bir kıble mi bulacağız.
    Girmek için popomuzu yırttığımız AB ne olacak.
    Sahi bu günlerde tavsadı niçin.
    Bu milletin kalbinde yer etmek padişahlıkla olmaz.
    Demokrasiden güzeli olmaz.
    Bütün eksikliklerine rağmen demokrasi.
    Çağ açıp çağ kapatan Fatih gelse, demokrasiden vazgeçmem.
    Eksik, aksak bile olsa demokrasi.
    Avrupa, demokrasiye ulaşmak için üç yüz yıl kelle kesti.
    Bir büyük adam çıktı, altın tepside bize sundu; alın!
    Galiba, bütün sıkıntı kolay ulaşmamızdan ileri geliyor.
    Niçin milyonlarca kelle gideydi.
    Haydi, dilinizin altından baklayı çıkarın.
    Demokrasiden vaz mı geçelim.
    Size göre vazgeçelim.
    Bir Vahdettin’e, bir Damat Ferit’e her istenilen yapılabilir.
    Sevr imzalattırılabilir!
    Ama, Ankarada, her renkten, her meslekten, her düşünceden bir meclis toplanır.
    Sevr paçavrasını parçalar.
    Şimdi emperyalizmin isteği budur.
    Bizi, demokrasiden vazgeçirmek.
    Bir kişiye gücü yeter.
    Ama eksikleriyle birlikte, bir meclise söz geçiremez.
    Padişahlık özleminde olanlara, Ulu Hakan Abdülhamit Hanın bir anekdotu.

    Tereddüt ettiği bir konuda karar vermek için Rus elçisini çağırırmış. Onunla sohbet ederken, hissettirmeden konuyu açar, Rus elçisinin görüşünü öğrenir ve genellikle de aksi istikamette karar verirmiş.
    Şimdi bize düşen.
    Avrupalı Amerikalı fark etmez.
    Onların bizim için yaptıkalrı tavsiyelere bu gözle bakmak.

  2. Yigit Pekyaman yorum tarihi 17 Haziran, 2009 01:55

    Arkadasım yazını cok kışkırtıcı buldum
    Öncelikle suan yasanan bir Neo Osmanlıcılıgın oldugu kesin..Peki kim bu Neo osmanlıcılar biliyorsun ?..batandan halkdan gelen kişiler..Neo Osmanlıcılık yazında yazmıs oldugun gibi bir öcü degildir.

    Sunuda sölüm sana ATATURK un ülkemiz için yaptıklarını tabii kide unutmucaz ki Unutmuyoruz zaten..ama bazı insanlara zorla ATATURK u sewdirmek Ataturk u belki sevmiyor diye yargılamakda bir o kadar yanlız..

    Ataturk u bir dogma olarak görmek ki senin suan yaptıgın o..Sovanist bir düşüncede oldugunu düşüyorum cok yanlıs..
    Ve bence cok fazla ATATURK cu kesimin gazına gelmiş olmasınki bu kadar atesli bi yazı yazmıssın..

    SUNU BİL..BU ÜLKEDE NASIL DİNİ siyasete alet edenlerin olduguna inanıyorsan..Sunuda gör ATATURK üde Kullanarak prim yapmaya calısanlar var..Ve bence sen bu düşüncelerinde cok iyi bir Piyonsun onlar için 😀

Yorum yap