274) DEMİREL MASONDU

Yayin Tarihi 19 Haziran, 2008 
Kategori BASIN-YAYIN

 

 

DEMİREL MASONDU

image00146.jpg

Zamanında MASON DEĞİLİM belgesi alıp seçimlere girmişti.

Tarihin en gizemli örgütlenmelerinden biri olarak kabul edilen Masonlar, internetten videolu tanıtım atağına geçti. İlk kez bir mason üstadı, internet üzerinden video konferans yöntemiyle masonluğu anlattı. Yüzyıllardır faaliyetlerini kapalı kapılar ardında yürütmeyi tercih eden masonlar, gizem perdesini araladı. İlk kez bir mason üstadı, internet üzerinden video konferans yöntemiyle masonluğu anlattı. Özgür Masonlar Büyük Locası’nın 2000 – 2004 yılları arasında Büyük Üstad’lığını yapan Murat Özgen Ayfer, birçok farklı kategoride uzman isimlerin alanlarıyla ilgili görüntülü bilgi aktardığı uzmantv internet sitesinde 27 ayrı soruya cevap verdi.

BİR BÖLEN…
Mason Üstadı Ayfer, Süleyman Demirel’in masonluğa girdiğini belirterek, Türk masonlarının 1966 yılında bölünmesinin tetikleyici unsurunun Demirel’e Adalet Partisi Genel Başkan adayı olduğu dönemde ‘mason değildir‘ belgesinin verilmesi olduğunu anlattı.

Bu belgenin verilmesinin yanlış olduğunu ifade eden Ayfer,

Masonların bölünmesinin asıl nedeni kendi içlerindeki uyuşmazlıklar ve uğraşmacalardır. Bunlardan bir tanesi de Süleyman Demirel’e verilmemesi gereken bir belgeyi vermiş olan kişinin (Büyük Üstad Necdet Egeran) doğru dürüst ve olması gereken bir şekilde yargılanmaması. Onun yargılanmaması üzerine de yüksek dereceli masonların bu işe müdahale etmeleri ve kendi aralarındaki çatışma sonucunda parçalanarak dağılmalardır” dedi.

KAPATIVERELİM GİTSİN
Ayfer, Atatürk’ün masonluğu ile ilgili olarak ise “Masonlar Atatürk’ün mason olmasını bekler ve ister. Ancak bu konuda hiçbir belge yoktu” dedi. Mason localarının 1935’te Atatürk tarafından kapatılması konusuna da değinen Ayfer, “Çankaya sofrasında ‘Şu masonluktan artık sıkıldım. Madem dediğiniz gibi masonluk çok kötü ve zararlıdır. Kapatıverelim gitsin’ demiştir. Masonluğa aykırı olarak tek söz de budur” diye konuştu.

20 BİN MASON VAR
Masonluğun Yahudi örgütlenmesi ve Siyonizm aracı olduğu iddialarını da yalanlayan Murat Özgen Ayfer, ‘Türkiye’de kaç mason var?’ sorusuna şu cevabı veriyor: “Olması gerekenin çok altında. 3 tane mason örgütü var. Toplam 20 bin kayıtlı masondan söz edilebilir.

MASON DEĞİLİM BELGESİ
1964 yılında yapılan Adalet Partisi 2. Büyük Kongresi öncesinde Demirel’in mason olduğuna ilişkin belgeler dağıtılmış, Demirel ise Enver Necdet Eregan’dan aldığı “Demirel locamıza kayıtlı değildir” yazılı belgeyi okumuştu.

ENSON HABER

 

Yorumlar

“274) DEMİREL MASONDU” yazisina 6 Yorum yapilmis

  1. yaşar toptaş yorum tarihi 19 Haziran, 2008 14:47

    günaydın kendisini müslüman milliyeçi ve muhafazakar zannedip de peşinden gidenlere günaydın

  2. Necdet Sevinç yorum tarihi 5 Temmuz, 2012 00:37

    Süleyman Demirel, Türk ruhunun asla tahammül edemediği batı müziği konserini dinledikten sonra halka dönüp “İşte medeniyet işte medenî Türkiye” demek suretiyle Türk Milleti’ne nasıl hakaret ettiyse
    http://www.turkcebilgi.com/kose-yazisi/13985/gavur-mahmutun-kurmay-baskani

  3. Muharrem Bayraktar yorum tarihi 6 Temmuz, 2012 22:54
  4. Hasan Celal Güzel yorum tarihi 11 Mayıs, 2013 00:15

    28 Şubat bir darbedir baş sorumlusu da Demirel’dir
    Demirel, Fikret Bila’ya yaptığı değerlendirmede, ’28 Şubat’ta yapılan yanlış bir şey yoktur’ diyor. Demirel, 28 Şubat diye adlandırılan darbe sürecini, 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı çerçevesinde sınırlayarak ‘Tutanaklar açıklansın’ diye güya meydan okuyor.
    İşin aslında, 28 Şubat’ın Genelkurmay Başkanı gözaltına alınınca, darbenin ucunun kendisine ulaşacağını anladığı için, sorumluluktan kurtulma manevrası yapıyor. Gerçi, Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışında suçlandırılmaları mümkün değildir ama Türk Milleti’nin maşerî vicdanına göre, 28 Şubat bir darbedir ve baş sorumlusu da Demirel’dir.
    ***
    Demirel, 28 Şubat’ın darbe olmadığını söylerken, ‘Neresi darbe? Parlamento fesih mi edilmiş? Hükûmet alaşağı mı edilmiş? Partiler mi kapatılmış?’ diye soruyor. İşte cevaplarımız:
    1. Önce, kendisinin başkanlığında yapılan 28 Şubat MGK Toplantısı’nın, demokratik olmadığını ve zamanın Hükûmeti’ne açıkça baskı yapıldığını belirtelim.
    2. Parlamento feshedilmedi ama yetkileri gasp edilip kuklaya döndürüldü. Şapkasını alıp gittiği 12 Mart 1971 Muhtırası’nda da parlamento feshedilmemişti ama ‘Beyefendi’ tıpış tıpış yürütülmüştü.
    3. Hükûmet, saye-i âlîlerinin entrikaları sonucunda alaşağı edildi. Darbe destekçisi Cumhurbaşkanı olarak millet iradesini paramparça etti.
    4. Partiler kapatıldı. İktidarın büyük ortağı Refah Partisi (RP), 16 Ocak 1998’de ve yerine kurulan Fazilet Partisi (FP) de 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Toplam 11 milletvekiline siyaset yasağı getirilerek milletvekillikleri düşürüldü.
    ***
    Bizim de Demirel’e sorularımız var:
    1. 4 Şubat 1997’de Ankara-Sincan’da tanklar yürütülüp, darbeci Çevik Bir’in ifadesiyle rejime ‘balans ayarı’ yapılmadı mı? Cumhurbaşkanı olarak bu olaya ‘normal askerî tatbikat’ derken hiç sıkılmadınız mı?
    2. Hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller’e vermeniz gerekirken, bütün demokratik teamülleri çiğneyip, siyasî ahlâka sığmayacak zorlamalarla parti bölüp yeni parti kurdurarak darbecilerin talimatlarına göre demokrasiyi paspasa çeviren siz değil miydiniz?
    3. Yıllarca istismar edip oyunu kaptığınız mütedeyyin halka irticacı diye zulmedilmesi, milyonlarca kişinin fişlenmesi ve darbecilerin demokrasinin ırzına geçmesi karşısında ne yaptınız?…
    4. 28 Şubat Darbe Dönemi’nde, devletin tahrip edilmesi, o güne kadar görülmemiş boyutta yolsuzluklar yapılması, yargının siyasallaştırılması sizi hiç mi rahatsız etmedi? Bütün bunları normal mi karşılıyorsunuz?
    ***
    Süleyman Demirel, hiç boşuna çabalamayınız… Kalleş 28 Şubat Darbesi’nin üstünü örtemezsiniz. Yıllardır sizi demokrat zannedip oy veren halkımız artık gerçek yüzünüzü görmüştür. Milletten özür dileyip hatâlarınızı itiraf etmekten başka çâreniz yoktur. O zaman, geçmişteki bazı hizmetlerinizin hatırına millet belki sizi affedebilecektir.(sabah)
    http://www.haber111.com/Hasan_Celal_GUZEL+28_Subat_bir_darbedir_bas_sorumlusu_da_Demireldir_yazi758.html

  5. Erol Bilbilik yorum tarihi 29 Eylül, 2015 13:44

    Süleyman Demirel ve Bilderberg Üyeliği
    Bilderberg üyesi
    Amerikan Morrison uluslararası şirketi Türkiye eski Temsilcisi
    Eski Cumhurbaşkanı Eski Başbakan
    İsrail-Filistin Uzlaşma Komisyonu eski üyesi Balkan Politika Kulübü üyesi
    Eisenhower Exchange Felowship (EEF) bursu katılımcısı
    Bilgi Locası’na kayıtlı mason
    Fethullah Gülen Devlet Adamlığı Ödülü sahibi
    29 yaşında inşaat yüksek mühendisi iken ABD tarafından keşfedildi. 1954 yılında Eisenhower Exchange Fellows-hip (EEF) bursuyla ABD’ye staja çağrıldı. Döndüğünde, Amerikan uluslararası Morrison şirketinin Türkiye Temsilcisi yapıldı. 23 Aralık 1954 tarihinde 48 kayıt numarası ile Ankara’daki Bilgi Locası’na üye kaydedildi. Kasım 1964’te mason olmadığına dair sahte belge verildi. Böylece masonlar, ABD Ankara Büyükelçiliği, çokuluslu ABD şirketleri ve General Porter gibi CIA ajanlarının desteğiyle Adalet Partisi Genel Başkanlığı’na getirildi. Demirel’in Türkiye’nin başına getirilmesine karşı çıkan Adalet Partisi Genel Başkanı emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın, Ortaköy’deki Lido Otel’de ölü bulunmasıyla Demirel’in önündeki son engel de ortadan kalkmış oldu.
    Demirel, AP Genel Başkanlığı’nın yanı sıra 1965 ve 1969 genel seçimlerini ABD, masonlar, Koç bayilikleri, Nurcu, Nakşibendî, Kadiri, Süleymancı tarikat şeyhlerinin destek ve kıran kırana pazarlıkları sonucu kazandı. Böylece sözde tarafsız bir başbakan ile yola çıkılarak CHP’siz bir hükümet kurulmasına yönelik ABD stratejisi gerçekleştirilmiş oldu. Demirel’in sürekli olarak yinelediği 1965 ve 1969 seçim zaferleri iddiası, bu bağlamda sadece bir iddiadan ileri geçmemektedir.
    AP Genel Başkanı Demirel, başbakan olur olmaz bir mason olarak hükümetlerine şu mason biraderlerini alacaktı: İbrahim Deriner, Enerji Bakanı; Selahattin Kılıç, Köy İşleri Bakanı; Vedat Ali Özkan, Sağlık Bakanı; Nihat Kürşat, Turizm Bakanı; Mesut Erez, Tarım Bakanı; İsmet Sezgin, Gençlik ve Spor Bakanı; Ahmet Türkel, Ticaret Bakanı.
    12 Mart 1971 ile 12 Eylül 1980 darbelerinin ayak seslerinin açıkça duyulmasına ve emrindeki istihbarat örgütlerinin ulaştırdığı bilgilere rağmen bu tür görevlendirmeleri önleyemedi; halkın kendisine emanet ettiği yaklaşık 8 milyon oya sahip çıkamadı. Şapkasını alarak sarı zarfı beklemeye başladı. “Darbecilere karşı çıksaydım, iç savaş çıkardı” mazeretine sığınması, kendisini büyük siyaset ve devlet adamı olarak kabul eden Demirel için geçerli bir gerekçe olarak kabul edilemez. Demirel, 1971 darbesinden aldığı derslerle 1980 darbesine farklı tavır aldı. Bu tavrındaki ısrarıyla 1961 Anayasası’nı ortadan kaldırmayı başardı. Türk halkının ABD tarafından daha fazla kuşatmaya alınmasını sağladı.
    1982 faşist anayasasının mimarisine, cunta lideri Orgeneral Kenan Evren kadar katkıda bulundu. Cumhuriyet devriminin temel dinamiklerini tahrip etti. CIA darbesiyle devrilen Şili Devlet Başkanı Salvador Ailende için Milliyet gazetesine, “İyi toparladılar, iyi toparladılar, Ailende’yi iyi toparladılar” biçiminde açıklamalar yaptı.
    Demirel, Cumhuriyet devriminin niteliklerini sürekli sulandırma çabası içinde oldu, giderek onu “Clinton Atatürkçülüğü “ne dönüştürerek, “Gardırop Atatürkçülüğü “nü bile aranır hale getirdi. DPTma başına Turgut Özal’ı getirdi. Özal da buraya Nakşibendî, Nurcu, Kadiri ve Süleymancıları doldurarak ABD destekli irticanın merkez üssü yaptı. Demirel bu kadroları İçişleri, Milli Eğitim, Adalet bakanlıklarına doldurdu.
    Kıbrıs sorununu ABD politikaları paralelinde tuttu. O kadar ki 1974’te Kıbrıs için Türk halkı ayağa kalkmış ve sokağa dökülmüşken, Demirel şunları söyleyebiliyordu:
    “Müdahale edelim mantığı hareket noktası olamaz. Böyle bir hareket Türk-Yunan Savaşı anlamına gelir. Bunu iyi bilin, böyle bir macerayı göze alabiliyor musunuz? ”
    MİT’in, ABD’nin etki alanından çıkarılmasını sağlayamadı. Türk-Amerikan gizli anlaşmaları ile ülke topraklarında kurulan üs ve tesisleri ABD’nin çıkarları için kullandırdı. Ulusal güvenliğin büyük ölçüde tahribine yol açtı. İkili anlaşmaları ulusal çıkarlara aykırı bularak karşı çıkan sosyalist, sosyal demokrat ve Kemalistlere baskı ve şiddet uygulattı.
    İktidarını destekleyen şoven milliyetçi, muhafazakâr ve li-berallerden oluşan güçlerin saldırılarına göz yumdu. Türkiye’de öğrenciler, gençler, aydınlar ve emekçiler öldürülür ve ülkücü kamplarında eğitimler sürdürülürken, “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyerek yeni cinayetlere davetiye çıkardı. 12 Eylül’e yeşil ışık yaktı.
    “Defalarca ısrar ettim Sayın Demirel’e fakat bir türlü kabul ettiremedim. 12 Eylül’den önceki yılbaşında zamanın Cumhurbaşkanı Korutürk bizlere birer mektup göndermişti. Ben gereği için hazır olduğumu bildirdim ama Sayın Demirel’e kabul ettiremedim. Cumhurbaşkanlığına vekâlet eden rahmetli Çağlayangil bizi buluşturdu, orada yine söyledim.’Türkiye’de çok tehlikeli şeyler oluyor, terör aldı başını gitti. Bu sorunları birlikte çözmek için el ele verelim’ dedim. Yine kabul ettiremedim. Bana,’Biz ancak bir savaş durumunda el ele verebiliriz’ dedi. Ben de kendisine,’İçinde bulunduğumuz durum siyahtan daha siyahtır’ dedim ama olamadı maalesef. ” Bu sözlerin sahibi muhalefet lideri Bülent Ecevit’ti.
    “Konu günceldi ve Çiller yönetimiyle ilgiliydi. Eleştirileri, şikâyetleri sıralamıştım Demirel’e. Dikkatle dinledi, hiçbirini yadsımadı. Sonra yavaş, petsen bir sesle,’Tansu’yu ülkenin başına bela ettim’dedi. Yüzüme bakıyordu bu cümleyi söylerken. O sırada bende bıraktığı izlenim çok içtendi, çok üzgün. Sesi ıstırap yüklüydü. ” Bu sözlerin sahibi değerli gazeteci Cüneyt Arcayürek’ti.
    Demirel, 18 Temmuz 2000’de İktisadi Kalkınma Vakfı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye-Avrupa Vakfı kuracağını bildirerek, sanayici ve işadamlarına çalışmalara katkıda bulunma çağrısı yaptı ve vakfın öncülüğüne soyundu.
    Demirel’in, Avrupa ve Asya konularında kendisini önde gelen devlet adamları arasında saydığı biliniyor. İlgi alanlarının başında, Bakü-Ceyhan Boru Hattı Projesi, Orta Asya ile ilgili siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, eğitim politikaları, Avrupa Birliği ve NATO konuları geliyor. Demirel, Türkiye-Avrupa Vakfı projesi ile ilgili olarak Avrupa’nın önde gelen devlet adamlarına mektuplar yazmış ve kurucu üyelik teklifleri götürmüştür. Sonuçta Ziya Müezzinoğlu’nun yönetim kurulu başkanlığında Türkiye-Avrupa Vakfı kurulmuştur.
    9-11 Temmuz 2000 tarihlerinde İstanbul’da dünyanın üçüncü büyük otomotiv devi Daimler-Chrysler’in Uluslararası Danışma Kurulu toplantısı yapılmıştır. Toplantıya Daimler-Chryslefin Uluslararası Danışma Kurulu üyesi ABD eski Başkanı George Bush’un yanı sıra 9. Cumhurbaşkanı Demirel de katılmış ve bir konuşma yapmıştır.
    Dünya ve Türkiye ekonomisinin, Avrupa, Asya-Pasifik bölgesindeki gelişmelerin ve yeni teknolojilerin, Daimler-Chrys-ler’e etkisini değerlendirmeyi amaçlayan toplantıya Demirel’in önemli katkılarda bulunduğu Yönetim Kurulu Başkanı Jürgen Schrempp tarafından açıklanmıştır. Schrempp, Türkiye’de iki dağ tanıdığını, birinin Ağrı Dağı, diğerinin ise Demirel olduğunu ve 50 yıldır Türk siyasetine büyük emeği geçtiğini söylemiştir. Schrempp’in Demirel’e yönelik övücü sözlerinin nedeni Daimler-Chrysler’m Türkiye ile bu pazar üzerinden Ortadoğu ve Kafkas pazarlarında hâkimiyet kumlasına olanak sağlayıcı katkılarıdır.
    Filistin-İsrail anlaşmazlığına çözüm bulmak için Ocak 2000’de bir komisyon kurulmasına karar veren ABD Başkanı Clinton, adaylar arasında yer alan Nelson Mandela’nın yerine Demirel’i tercih etmiş ve 5 kişilik komisyon oluşturmuştur. Komisyonda Demirel’in mesai arkadaşları olarak eski Senatör Ge-orge J. Michel, Senatör Warren Rudman, AB Ortak Dış Politikalar Sorumlusu Javier Solana ve Norveç Dışişleri Bakanı Torb Joern yer almıştır.
    Mitchell ve Rudman, ABD’yi yöneten tek güç merkezi olan ve David Rockefeller’ın onursal başkanlığını yaptığı 3000’e yakın üyeli “Dış İlişkiler Konseyi”nin (CFR) üyesidir. Mitchell, CFR’ce kurulan ve dünyadaki krizleri çözmekle görevli olan “Uluslararası Kriz Grubu “nun başkanıdır.
    ABD derin devleti olan CFR’nin 2 etkin üyesi Mitchell ve Rudman ile birlikte görev üstlenen Solona, Jargland ve Demirel’in, bunların kararlarını onaylamak için seçildikleri açıktır. Nitekim Komisyon hiçbir çözüm üretemeden dağılmıştır. Zaten Clinton’ın başkanlığının son yıllarda kurduğu Komisyondan ciddi bir beklentisi yoktu. Demirel, ABD’nin kendi çıkarlarını dayatmak için kurduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatını (AGİT) tam teslimiyetçi bir zihniyetle şöyle değerlendiriyor:
    ‘AGİT’in anlamı çok önemli. Herkese bunu anlatıyorum. Artık hiçbir devlet kendi ülkesinde karşılaştığı sorunla ilgili olarak,’bu benim kendi iç sorunumdur, buna karışamazsınız’ diyemez. AGİT işte budur. Eğer buna imza atmışsan, başkalarının düşündüklerine kulak tıkaya-mazsın, yoksa duvarlarla çevrili bir kale içinde yalnız kalmaya mahkûmsun.” Demirel’le birlikte ABD iktidarıyla iç içe çalışmış olan Dışişleri Bakam İhsan Sabri Çağlayangil, bu iç içeliğin ne derece vahim boyutlara vardığını şu cümlelerle açıklamıştır: “Türkiye kendi istihbarat gücünü kuvvetlendirmek için İsrail ve Amerikan istihbaratı ile hatta İran ve gizli servisi ile daima organik bir bağ içindeydi. Bunlar, her sene gizli gizli kendi şefleri ile toplandıkları Washington’da, Tahran’da ve Tel Aviv’de istihbarat mübadelesi yaparlardı. Organik bağları bulunmayan, fakat inandıkları başka istihbarat örgütlenmelerinden de istişari mütalaa alırlardı. Benim istihbaratçı şefimin kendisi farkında bile olmadan CIA altını oyabilir. Amerika şuna aldırmaz; bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika o memleketin kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi politikasına ne kadar satelist (uydu) haline gelebileceğine bakar.”
    Demirel, gazeteci İsmet Solak’a Türkiye’nin geleceğini şöyle değerlendiriyor: “Türkiye kabuk değiştiriyor. Yani globalizasyon denilen dünya ile birlikte oturup kalkmak, aynı kulvarda yürümek mecburiyetinde. Kabuk değiştirirken tabii ki karma ekonomiye görev mevcut durumlar bu işi kaldırmıyor. Çatırtı oradan çıkıyor. Daha çok serbestleşme lazım. Devletin mutlaka ticaret, sanayi ve bankacılığın içinden çıkarılması lazım. Birtakım yanlış örneklere bakarak özelleştirmede gecikmeye mahal yok. Yeniden bu çarkın dönmeye başlaması lazım. Türkiye devlet olarak yatırım yapamaz durumda, bunu kırması lazım. Bu güzel hamleler yarıda kalmamalı. Bak, çok iyi hamleler yakaladı Türkiye. Biri eğitim, ikincisi üniversiteler, üçüncüsü GAP ve enerji projeleri. “Demirel’in “iyi tedbirler alındı, makul bir Demirel, gazeteci İsmet Solak’a Türkiye’nin geleceğini şöyle değerlendiriyor:
    “Türkiye kabuk değiştiriyor. Yani globalizasyon denilen dünya ile birlikte oturup kalkmak, aynı kulvarda yürümek mecburiyetinde. Kabuk değiştirirken tabii ki karma ekonomiye görev mevcut durumlar bu işi kaldırmıyor. Çatırtı oradan çıkıyor. Daha çok serbestleşme lazım. Devletin mutlaka ticaret, sanayi ve bankacılığın içinden çıkarılması lazım. Birtakım yanlış örneklere bakarak özelleştirmede gecikmeye mahal yok. Yeniden bu çarkın dönmeye başlaması lazım. Türkiye devlet olarak yatırım yapamaz durumda, bunu kırması lazım. Bu güzel hamleler yarıda kalmamalı. Bak, çok iyi hamleler yakaladı Türkiye. Biri eğitim, ikincisi üniversiteler, üçüncüsü GAP ve enerji projeleri. “Demirel’in “iyi tedbirler alındı, makul bir süre içinde bunların netice vermesi lazım ” demesinin üzerinden daha bir yıl geçmeden, Türkiye ekonomisi çöküverdi.
    Cumhurbaşkanı Demirel, 13 Aralık 1995’te Gümrük Birliğine, katılmanın ardından şu demeci vermişti: “Bu sonuç Atatürk’ün çağdaşlaşma reformları ile başlayan gelişmenin tabii sonucudur. Bu neticenin alınmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. ” Türkiye, sanayi ürünlerine karşılık beklemeden bir sömürge gibi kapılarını ardına kadar açmasını Atatürkçü çağdaşlaşma olarak gören bir cumhurbaşkanına sahipti. Avrupa’da hiçbir ülke önce Gümrük Birliğine girerek AB’ye tam üyelik elde etmemişti. Demirel, gazeteci Yavuz Donat’a 17 Aralık 2004 AB zirvesi kararını şöyle değerlendiriyor:
    “Gelinen nokta fevkalade önemlidir… Bunun altını çiziyorum… Önemli bir iş yapılmıştır… Bunun aksini söylemek mümkün değil. Olaya bir de şöyle bakmanızı isterim… Ya Türkiye’ye hâlâ tarih verilmeseydi… Ya Türkiye’ye’bu iş hâlâ olgunlaşmadı’denilseydi. Çok alınırdık… Burulurduk… Gücenir, kırılırdık… Türkiye çok incinirdi. Bunu önemsiyorum… Herkes önemsemeli. Evet, tarih verilirken, önümüze bir Kıbrıs engeli konuldu, konulmasa iyi olurdu… Ama hiç tarih verilmemesinden daha iyi bir noktaya gelindi… Tarih verilmeseydi, çok daha iyi denilebilir mi? Kıbrıs engelini aşmak lazım. Aşılacak, başka çare yok.
    Türkiye’nin, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde ek protokolü imzalamasını değerlendiren Demirel, protokolün imzalanmasından sonra bile Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlamasının kesin olmadığını, Rumların müzakereye oturmadan önce siyasi tanınma için diretebileceğine de dikkat çekerek, “bu işin içinden Türkiye’nin nasıl çıkacağını merak ediyorum ” dedi.
    17 Aralık 2004 zirve kararma Kıbrıs engelinin konulduğunu belirten Demirel, bu kararın göklere çıkardığı GB kararın da yer aldığını görmezden geliyordu.
    17 Aralık’ta tarih alınmasını fevkalade önemli bulan ve kararda yer alan Kıbrıs engelinin aşılabileceğine işaret eden Demirel, Türkiye’nin GB deklarasyonunu imzalamasıyla gelinen noktayı, Türkiye’yi Rumların müzakereye oturmadan önce siyasi tanınma konusunda burun buruna getireceğini söylüyor. Üç ayrı olayda üç ayrı mantık sergileyen Demirel’in ne demek istediğini, ancak Demirel’ci uzmanlar anlayabiliyor. Demirel’in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ilk öğüdü ABD ile sıkı dostluk ilişkilerini yürütmesinin gerekliliği olmuştur. Demirel, Erdoğan’a Eylül 2003 ayında “Türkiye bölücülük tehdidiyle yaşamaya devam edecek. Bölücü terörü önlemek için, Türkiye’nin birliği için Türkiye ABD’nin dostu kalmalıdır, bölgede rol oynamak niyetindeyse, Türkiye’nin ABD ile işbirliği içinde olması gerekir ” demiştir.
    Demirel, 10 Mayıs 1954 tarihinde Eisenhower Exchange Fellowship (EEF) bursiyeri olarak ABD’ye çağrılmıştır. Burs, çeşitli ülkelerden, genellikle az gelişmiş ülkelerden profesyonel yetenekleri olan, kendi ülkelerinde önemli mevkilere gelebilecek 30-45 yaşları arasında özel kişilerin ABD hesabına dost edinilmesi amacıyla verilmektedir.
    Demirel, 50 yıl aradan sonra San Fransisco’daki Mark Hopkins Otelinde dünya sorunlarını tartışmak amacıyla yapılan EEF kuruluşunun yıldönümü törenlerine bir konuşma yapmak üzere davet edilmiştir.
    İTÜ mezunu olan Süleyman Demirel, Bilderberg (Türkiye) üyesidir.
    Kitap: Dış İlişkiler Konseyi CFR Türk Bilderbergleri
    http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?p=9800

  6. Cezmi Yurtsever yorum tarihi 31 Ekim, 2017 11:33

    DEMİREL’İN MASONLUĞU NEDEN GİZLENİR!
    Süleyman Demirel’in “Mason olmadığı” mektubu 1964 yılında hazırlandı.
    -Demirel ile ilgili “yalan mektup” hazırlanması MASONLAR arası çatışmaya dönüştü. Ve MASONLAR parçalandı.
    -İnternet’in “Wikipedia ansiklopedisi” Demirel’in ana tarafından atalarının SÜLALE ismini “DOLAKLÇIYAN ” olarak yazdı.
    -Türk dil Kurumu sözlüğünde “DOLAKLÇIYAN ” kelimesine rastlanmadı. Aynı kelimenin
    Ermeni kültüründen geldiği
    görüşleri de var.
    Türkiye Cumhuriyet tarihinde 12 yıl Başbakanlık ve 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yapmasıyla tanınıyordu. Askeri darbeler ve seçimler sonucu 6 kez gitmiş, 7 kez de kısa aralıklarla Başbakan olmuştur.Elinde tutuğu şapkasını sallamasıyla, bir de sık sık kullandığı “Binaenaleyh” sözcüğü ile kulakları çınlatıyordu. Nerede ise Türkiye’nin 1965-2000 yılları arasında yönetimine söz sahibi olmuştu.Buraya kadar yapılan açıklamalar onun görünen yüzü idi.
    Kimliği hakkında bilgilerde ise
    “1 Kasım 1924 tarihinde İsparta’nın Atabey ilçesi İslamköy’de doğdu Ortaokul ve Liseyi İsparta’da bitirdi. 1949 yılında ise İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdi. İnşaat Mühendisi olarak okulunu bitirdi. Aynı yıl Elektrik Etüd İdaresinde göreve başladı. 1954 yılında Barajlar iaresi Başkanı, ertesi 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. Ve aynı yıl
    ABD Başkanı Eisenhower adını taşıyan BURSLA ile ihtisas için AMERIKA’YA gitti.
    1962-64 yıllarında serbest müşavir olarak çalıştı. Ve1962 yılı içinde politikaya atılarak Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi seçildi. 1964 yılı içinde de Adalet Partisi Genel Başkanlığına adaylığını koydu”(Bak. Süleyman Demirel, Wikipedia İnternet Ansiklopedisi,14 mart 2007).Ve arkasından yapılan seçimlerde %-53 oy alarak Hükümeti kurdu. Başbakan oldu.
    1964 yılı içinde Adalet Partisi Başkanlık seçimleri esnasında rakipleri onun “MASON olduğu” açıklamasını yaparak önünü kesmek istediler. Ve o günlerde Süleyman Demirel, Mason olmadığını açıklayan ANKARA ’daki MASON BÜYÜK Ünite Locasına başvurmuş metni aşağıda verilen belgeyi alarak kamuoyuna sunmuştu:
    14.11.1964
    Sayın Süleyman Demirel
    İsteğinize uyarak yapılan incelemelere göre derneğimizde kaydınız bulunmadığı anlaşılmıştır. Saygılarımla
    İkinci Başkanı
    NECDET EGERAN
    İmza
    Buraya kadar yapılan açıklamalar sadece olayların görünen yüzü idi. Süleyman Demirel, gerçekte 15.02.1956 tarihinde Ankara’daki Bilgi Locasına tekris edilerek (IŞIĞA KAVUŞARAK) MASON OLMUŞ, 1957 yılında da KALFALIK derecesine YÜKSELTILMIŞTI.
    Demirel, MASON olduğu halde kendisine NEDEN böyle bir BELGE verilmişti. Onun durumunu yatkından tanıyan MASON biraderler bu duruma itiraz ettiler. MASONLAR Derneğinin tüzüğünde üyelerin “Siyasete karışmamaları” ilkesi bulunduğu halde Demirel’e karşı böylesi bir uygulama gerçekleşmişti.
    Durum MASONLARIN İstanbul’daki Türkiye BÜYÜK LOCASI’NDA gündeme getirildi.
    BÜYÜK ÜSTAD EKREM TOK,
    toplantıda yapılan itiraz ve eleştiriler karşısında üç kişilik bir araştırma ekibi kurarak soruşturma için Ankara’ya gönderdi. Hazırlanan soruşturma raporu 14.03.1965 tarihinde İstanbul’da gizli bir oturumda ele alındı. Raporda açıklanan görüşlerde dikkati çeken hususlar şöyleydi:
    “Söz konusu olan Siyasi Parti Genel Başkan adayı 15.02.1956 gününde
    Ankara bölgesindeki Bilgi LOCASI’NDA
    tekris edilerek MASONLUĞA kabul edilmiş, 27.03.1967 gününde de KALFA derecesine YÜKSELTILMIŞTIR”…
    Süleyman Demirel’in masonluğu kesinde. Ama kamuoyu düzenlenen bir belge ile yanıltılmıştı. Demirel’e belgeyi
    Ankara’daki locanın ikinci başkanı
    NECDET EGERAN vermişti.
    İlginçtir ki NECDET EGERAN,
    1965 yılı içinde yapılan HÜR ve KABUL Edilmiş MASONLAR Seçiminde Genel Başkan olarak seçilmişti.
    Demirel’e verilen belgenin MASONLAR derneğinin gelen-giden evrak defterinde kaydı bile yoktu.
    Demirel ile ilgili farklı görüşler, Masonlar arasında tartışma konusu oldu. Ve aynı yıl -1965 içinde- kısaca “FARMASONLAR ” olarak bilinen 1909 HÜR ve KABUL Edilmiş MASONLAR arasında süren sert tartışmalar sonucu muhalif olanlar istifa ederek “Özgür Masonlar Büyük Locasını” kurdular. Masonlar arasındaki derin ayırım/ parçalanmanın temel sebebi “Demirel’in MASONLUĞU ” konusunda bilim dünyası ve kamuoyunun yanıltılması idi.
    Aradan geçen yıllar sonra MASON arşivlerinde yapılan gizli bir araştırma sonrasında Demirel’in mason olduğu yönündeki kayıt belgesine de ulaşıldı. Adı geçen belge bay X’e de ulaştırıldı. Demirel, 43 sıra no ile MASONLAR üye kayıt defterinde görülüyordu. Türkiye’nin kaderinde söz sahibi olan Demirel ailesinin geçmişi ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda dünyaca ünlü İnternet Ansiklopedisi Wikipedia’da şu sözlerle yayınlandı:“DOLAKSIZOĞLU (DOLAKSIZYAN ya da
    DOLAKLÇIYAN diye de anılır),
    önce dayılarının soyadı Gündoğdu diye anılıp sonra Demirel SOY ADINI aldığı söylenir”…
    Demirel’in soyu hakkındaki bilgilerde yer alan
    “DOLAKSIZOĞLU / DOLAKSIZYAN / DOLAKLÇIYAN ”
    NE ANLAMA geliyordu!!!?
    Bir SIR olarak SAKLANDI yıllardır…
    Cezmi YURTSEVER com Şifre kitabı

Yorum yap