148) MİSYONERLER, CIA AJANI !

Yayin Tarihi 10 Mart, 2008 
Kategori BASIN-YAYIN

image00126.jpg

 

Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Papa 16. Benedikt 16 Nisan’da Washington’da Beyaz Saray’a giderek ABD Devlet Başkanı George W. Bush ile görüşecek.

Önemli ziyaret öncesi bir açıklama yapan ABD’nin Vatikan Büyükelçisi Mary Ann Glendon, misyonerlerden CIA için istihbarat toplamasını istediklerini söyledi.

Misyonerler ABD ajanı
Türkiye’de de yoğun faaliyette olan Hıristiyan misyonerlerin ABD adına ajanlık yaptığı ortaya çıktı

Beyaz Saray’ı ziyaret edecek olan Papa’dan “istihbarat paylaşımı” talep edilecek

ABD Büyükelçisi, “Dünyanın her yerindeki katolik kiliselerine sürekli istihbarat akışı var” dedi

Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Papa 16. Benedikt’in 16 Nisan’da Washington’da Beyaz Saray’a giderek ABD Devlet Başkanı George W. Bush ile görüşecek olması, iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek güçlendiğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Bu ziyaretle tarihte ilk kez bir Papa, Beyaz Saray’a adım atmış olacak. ABD’nin Vatikan Büyükelçisi Mary Ann Glendon, bu önemli ziyaret öncesinde, İtalyan gazetelerinden Corriere della Sera’da yayımlanan özel demecinde, ABD olarak İslam dünyasıyla ilişkiler açısından Vatikan’ı önemli bir müttefik olarak gördüklerini belirterek, “Vatikan, İslam dünyasıyla diyalog açısından önemli bir müttefikimizdir” dedi. Vatikan-ABD arasında Irak’a yapılan silahlı müdahale konusundaki görüş ayrılığının geride kaldığını belirten Glendon, “Irak’ın yeniden inşası ve normalleşmesi hususunda Vatikan’ın ABD’ye ne denli destek vermekte olduğunun bilincindeyiz” diye konuştu. Büyükelçi Glendon, bir Papa’nın ilk kez Beyaz Saray’ı ziyaret edecek olmasınıysa,  “Başkan George Bush’un önce 2. Jean Paul, ardından da 16. Benedikt’la kurduğu ilişkilerin doğal sonucu” diye niteledi. Glendon, kendisine geçmişte hiçbir Papa’nın Beyaz Saray’a adım atmadığının hatırlatılmasına karşılık olaraksa şunları söyledi: Bunun, Başkan Bush’un dostane tavırlarıyla ilgili olduğu kanaatindeyim. Kendisi, dost bir insandır. Papa da, çekingen bir profesör olmaktan öte, dost bir insan. Daha da önemlisi, ABD ve Vatikan, uluslararası düzeyde ortak kaygılara sahiptirler.

Kiliselerin istihbaratına  önem veriyoruz
Büyükelçi Glendon, Vatikan ve ABD’nin İslam ülkeleri başta olmak üzere Hıristiyanlara din özgürlüğünün sağlanması konusunda ortak kaygı taşıdıklarına işaret ederek, şunları söyledi: İnsanlık onurunu ve din özgürlüğünü koruma ve özendirme konusunda ortak bir arzu var. Kültürler ve dinler arasında diyalog sadece bir ihtiyaç değil, özendirilmesi gereken acil bir mesele konumundadır. Vatikan bu alanda, eşsiz bir deneyime sahip. Glendon, İslam ülkelerinde Hıristiyan azınlıkların içinde bulundukları koşullara ilişkin bir soruya karşılık olaraksa “Sanırım, o ülkelerdeki Hıristiyanların durumu, zorlu bir mesele olarak kalmaya devam edecektir. Durum oldukça kötü ve de istikrar sağlamak zaman alacaktır” dedi. Büyükelçi Glendon, “Vatikan’ın mı size daha fazla ihtiyacı var, yoksa sizin mi Vatikan’a” biçimindeki soruyu da şöyle yanıtladı: Birbirimize ihtiyacımız var. Dünyanın o bölgesinde, diğer ülkelerle de mutlaka işbirliği yapılmalı. Tek başlarına ne ABD başarılı olabilir ne de Vatikan. Muhtemelen sadece bu iki ülkeyle sınırlı bir ittifak da başarılı olamaz. Büyükelçi Glendon, Vatikan’dan alabilecekleri istihbarat bilgilerine de büyük önem verdiklerini belirterek, şunları söyledi: Katolik Kilisesi, dünyanın her yerinde; bizim bulunmadığımız ve kendimizi anlatmakta zorlandığımız yerlerde de mevcut. Dolayısıyla sürekli istihbarat akışı gibi bir avantaja sahip. Bu istihbarat bilgileri, deşifresi zor vakıaları daha iyi anlamamıza da yardımcı olacaktır

AKP ile hız kazandı
Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri AKP ile zirve yaptı. İktidar, AB ve ABD’nin dayatmaları ile misyonerlere yasal kılıflar uydurmaya devam ediyor. Özellikle büyük illerde her caddede İncil dağıtan misyonerler dikkat çekerken ’ev kiliseler’de çoğalıyor.

Şer planlar peşinde koşan Papa 16. Benedikt’in ile Fener Rum Patriği Bartholomeus’u Roma’da buluşmuş ve birbirlerine büyük bir muhabbet ile sarılmışlardı.

 

YENİÇAĞ

ziyaretcidefteri21111126.gif

Paylaş:

Yorumlar

“148) MİSYONERLER, CIA AJANI !” yazisina 6 Yorum yapilmis

  1. YURDAKUL CEKER yorum tarihi 19 Mart, 2008 03:27

    EY DUNYA TURKLERI !!! ONLAR SIMDIMI AJAN OLDULAR SANNEDIYORSUNUZ? VATANHAINLERI ICDEN VE DISTAN BASIMIZA BINBIR TURLU SEYTANI BELALAR ACAN, YARATAN, KOYANLARDA “MASON LOJLARIDIR.” BU SIYONIST MASONLAR HERKEZI KULLANMAKTADIRLAR. KIMI SATIN ALABILIRLERSE KULLANMAKTADIRLAR. (S)ERVET, (S)OHRET VE (S)EHVET ISTE BU SIYONIST RUHUSUZ SATANIST ALLAHSIZLARDAN GELMEKTEDIR. SEYTANA HALA UYMAYA DEVAM MI? YOKSA ICINIZDEKI YILANI, SEYTANI YENIP HAK YOLUNDA HAKKA TAPAN TURK MILLETI AZIZ SEHIT EVLADI OLARAK BIZ DUNYA TURKLERINE EN DOGRUSUNU, EN HAYIRLISI OLACAKLARI VE YINE BIZ TURK INSANINA EN YAKISANINI YAPIP YINE TAM BAGIMIS VE ISTIKLALI, ISTIKBALI KENDI ELINDE OLAN BIR MILLET OLARAK MI YASAYACAGIZ YOKSA EMPERYALIST SEYTAN’A TAPAN SIYONIST MASONLAR TARAFINDAN DNA’LARIMIZA KADAR GIRMELERINE GOZ YUMUP KENDI KENDIMIZI YOK ETMEYE UC KURUS ICIN VATANINA MILLETINE NAMUSUMUZA, HAYSIYET VE SEREFIMIZI BIZLERE DOST GUBI GORUNUP ARKAMIZDAN MEZARIMIZI KAZAN BIZLERI SATAN NAMUSSUZLAR, SEREFSIZLER, VATAN HAINLERI ALLAHSIZLARIN OYUNLARINA HALA GELIP YOK EDILMEKMI BIZLERE MUSTEHAK OLMASINI ISTIYORSUNUZ ALLAH ASKINA VE YINE ALLAH RIZASI ICIN?

    UYAN !

    UYANDIR !

    ACILEN PAYLAS !

    KAYITSIZ VE SARTSIZ ARTIK BIRLESELIM.

    EN DERIN SAYGI VE SEVGILERIMLE ARZ VE RICA EDERIM.

    YURDAKUL CEKER (IZMIR-1956)
    “YURDATURK”
    “ISTE O TURK.”
    “NE MUTLU TURKUM. SADECE VE YALNIZCA HAKKA TAPAN, ALLAH’A IMAN EDENIM.ATAMIN, MERHUM SEHIT ECDADIMIZ ATALARIMIZINDA KAYITSIZ SARTSIZ IZINDEYIM.” YA SIZLER?

    ALLAH ASKINA BANA IKI SATIR ALLAHIN SELAMIYLA YAZIP LUTFEN RICA EDIYORUM BILDIRIN.
    ADRESLERIM: CEKER@MSN.COM , YURDATURK@YAHOO.COM, YURDATURK@GMAIL.COM

  2. Selcan Taşçı yorum tarihi 4 Mayıs, 2012 20:10

    Milli kimliği tahrip misyonunun Erleri
    Silahsız Haçlı Seferleri
    http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=43635

  3. kalehaber yorum tarihi 18 Ağustos, 2015 20:41
  4. Prof. Dr. Cihan Dura yorum tarihi 19 Eylül, 2016 08:24

    Atatürk misyonerliği neden yasaklamıştı?

    Türkiye’de 1100 Hıristiyan misyoner var
    Avrupa Birliği Türkiye’de etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor. Nasıl? Misyonerlik aracıyla!.. Nüfus yapımızı bozmaya çalışıyor. Türkiye’de Hıristiyan nüfusu, azınlıkları artırmaya ve güçlendirmeye çalışıyor. (Tabii bu tek saldırısı değil, başkaları da var.) Ve Derin-Merkez uygun zamanı kolluyor. Aralarında “Ergeç o gün gelecek!” diye fısıldaşıyorlar. Bekledikleri gün gelince, içimizde yarattıkları Hıristiyan nüfusla
    Türk-Müslüman nüfus arasında büyük bir çatışma çıkaracaklar. Bir olasılıktır ki, Batı tarihî hedefine böyle ulaşacak.
    Ben ‘gerçek aydının, halkının belleği olduğu’na inanırım. Hakikî aydın ülkesinde olup bitene kayıtsız kalmaz, onu takip eder, kovalar. Ülkesine yönelen tehlikeleri teşhis eder, ulusunu uyarır, bilgilendirir. Gerçek aydının bu yönünü belki de en güzel, Telgrafhane şiirinde Melih Cevdet Anday anlatmıştır. Bu şiir, “Uyuyamayacaksın / Memleketin hali / Seni seslerle uyandıracak / Oturup yazacaksın” diye başlar ve şöyle biter: “Uyuyamayacaksın / Bir sis çanı gibi gecenin içinde / Ta gün ışıyıncaya kadar / Vakur, metin, sade / Çalacaksın.”… Bir dizi olarak tasarladığım bu yazıda 2004 yılı itibariyle Türkiye’de hangi tehlikeli gelişmelerin meydana geldiğini belli açılardan tespit ediyor ve çabamı iki yönde sürdürmeye çalışıyorum: Önce, derlediğim olaylara dayanarak, genelleme yoluyla bazı hipotezlere ulaşmayı deniyorum. Sonra bu olayların 2006 yılındaki uzantılarını, kazandıkları yeni kapsam ve boyutları belirlemeye çalışıyorum. Yazı planıma gelince, Türkiye’de 2004 yılında olup bitenleri ‘misyonerler, Bartho nereye koşuyor, Ekümeniklik, bölücüler, etniklik ve azınlıklar, Avrupa Birliği’nin marifetleri’ başlıkları altında sunuyorum. Ardından, bunların iki yıl sonraki uzantılarını konu alan bölüm geliyor. Bu ilk bölümün konusu ‘misyonerler’. Evet, Türkiye sanki yeni bir Haçlı Seferi karşısında. propagandalar, broşürler, filmler, orada burada açılan kiliseler… Öyle görülüyor ki, Türk milletinin yalnız inançları değil, aynı zamanda üniter yapısı da hedefte.

    A) Bir Haçlı Seferi gibi

    Türkiye bir misyoner saldırısı altında… Dalga dalga geliyorlar. Kasaları, bavulları Amerikan dolarıyla, AB Avro’suyla tıka basa dolu. Çekirgeler gibi, her tarafı kaplıyorlar! Özellikle Karadeniz’de, Güneydoğu Anadolu’dalar. Bir Haçlı Seferi bu… Bir kuşatma bu… Protestanlar ağırlıkta, merkezleri Almanya’da. Katolik misyonerler Vatikan’dan yönlendiriliyor. Herkeste bir “Aman, Avrupa ne der?” korkusu… Dizler tir tir, kimsede ses yok: Ne hükümette, ne muhalefette, ne aydınlarda, ne askerde… Yine o kahrolası Tanzimat kafası… Neymiş, ‘çağdaş uygarlık’mış; neymiş, batılılaşacaklarmış. Misyonerler… Hediye paketleriyle, cilt cilt İncil’lerle, tomar tomar broşürlerle, CD’lerle, kitaplarla geliyorlar. Sınırlarımızdan bir virüs gibi giriyor, çoğalıp yayılıyorlar. İlk hedefleri gençler…. Tesadüfen yakalanırlarsa, kendilerinden emin, gülücükler dağıtıyorlar objektiflere. Bir güvendikleri olmalı. Peki, kim bu güvendikleri? AKP hükümeti mi? Avrupa Birliği mi, uyum yasaları mı, yoksa Amerika mı?

    B) Propaganda, yayınlar ve kiliseler

    1) Tuzaklar, tuzaklar… Propaganda için ücretsiz filmden tutun, el ilanlarına kadar denemedikleri yol yok bunların. Somut örnek mi istiyorsunuz? Hz. İsa’yı, Hıristiyanlığı anlatan filmler, yayınlar… Gazete reklamları yoluyla ‘ücretsiz’ sunulup dağıtılıyor. Hükümet üç maymunu oynamakta. Kültür ve Turizm Bakanlığı mı, İçişleri Bakanlığı mı? Ara ki bulasın… Konu Meclis gündemine taşınıyor, ancak sonuç yok.

    2)Türkiye’nin dört bir yanında pıtrak gibi açılan kiliseler… Çoğu kaçak… İnanılacak gibi değil: Son bir yıl içinde 21.000 kilise!… Evet bu rakamı, evet bu korkunç rakamı verenler var basında. Ankara’nın sanayi alanlarından Ostim’de açılan kilise, alenen misyonerlik yapmakta. Birkaç cılız protestodan başka tepki yok. Bir diğer örnek Isparta’dan… Misyonerler cirit atıyor bu ilimizde de. Bir liseden iki kız öğrenciyi Hıristiyan yapmayı başarmışlar (Atatürk’ün zamanında da böyle bir olay meydana gelmişti de, Büyük Önder bu işi yapanların kafasına dünyayı geçirmişti). Hedefleri, 40 kişiye ulaşıp yasal bir kilise açmakmış Isparta’da (40 kişiye ulaşıp sonunda kiliselerini açtılar mı acaba? Araştırıp üzerine yazılar yazmak, fikir ve hukuk mücadelesi vermek görevinizdir ey vatanseverler!)

    3) Ve Antalya’dan Yalvaç’a bir yol inşaatı, adı ‘St. Paul Yolu’ olacakmış. Projenin adı ‘AB Life Üçüncü Ülkeler Programı’… Maliyeti 436 bin Avro, paranın yüzde 70’i Avrupa Birliği’nden! Peki neden Yalvaç? Çünkü: birincisi, misyonerler Isparta’da yoğunlaşmış durumda; ikincisi, Aziz Pavlus ilk vaazını Yalvaç’ta vermiş.

    4) Öyle şımartılmış ki bu Avrupalı sömürgenler, Türkiye’yi yol geçen hanına çevirmişler. Müzelerimizde bile ‘âyin’ yapılıyor! İki genç doktorumuz anlatıyor: Tarih 30 Ekim 2004… Kapadokya’daki Zelve Açıkhava Müzesi’ndeler. Kayalara oyulmuş, antik kiliselerden birine giriyorlar. O da ne, daha adım atar atmaz donup kalıyorlar: İçerde 25-30 kadar değişik yaşlarda yabancı turist, yanan onlarca mumun eşliğinde, kendilerinden geçmiş, topluca dua ediyor, âyin yapıyorlar. Genç doktorlar araştırıyorlar, soruyorlar yetkililere; hiçbirinin bu gizli âyinden haberi yok, uyuyorlar.

    C) Üniter yapı hedefte

    1) Ankara Ticaret Odası bir rapor yayımlıyor: Misyonerlik Raporu… Çalışmaya göre Türkiye’de misyonerliği hortlatan temel faktör, AB’ye uyum yasaları… Bu doğru… Ancak ben baş sorumlu olarak teslimiyetçi AKP iktidarını görüyorum. Onlar fırsat vermeseler, ne yapabilir elin uğursuzu ülkemize? Misyonerlik etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor. Dolayısıyla asıl hedef, devletimizin üniter yapısı. Misyonerlik faaliyeti 300’den fazla kilisede yürütülüyormuş. Kullanılan bir araç da, insan hakları ve demokrasi putperestliği…

    2) Türkiye’nin nüfus yapısı da hedefte: Örnek olarak, Mardin’in etnik yapısını değiştirmeye yönelik faaliyetleri verebilirim. Kimi papaz ve misyonerler Avrupa’da yaşayan Hıristiyan Süryanileri Türkiye’ye geri getirmek için bir proje başlatmış. İlk hedefleri bu şehirdeki Süryani nüfusunu 15 bin düzeyine yükseltmek.

    3) Misyonerlerin bir projesi de ‘Kürtleri İncil ile Buluşturma Projesi’… Bütün dertleri şu: Kürtleri nasıl Hıristiyan yaparız? Bu amaçla İncil’i üç lehçede tercüme çalışması başlatmışlar, Sorani Kürtçesi ile radyo programları yapıyorlar. Türkçe konuşan Kürtler için de, İncil’i tanıtıcı bir dergi çıkarıyorlar. Kendileri de Kürtçe öğrenmeyi ihmal etmiyorlar. Memnunlar; çünkü Kürtleri Hıristiyanlaştırmakta aşama kaydettiklerine inanıyorlar. Bizim Ankara’daki sözde Müslüman hükümet ise derin uykulara batıp gitmiş ya da işine geldiğinden uyur gibi yapıyor.

    4) Bu konuda iki anlamlı tespit daha var, aşağıda veriyorum. -Attila İlhan: “Hıristiyanlığı seçmek, emperyalizmi seçmektir.” -Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar: “Misyonerler emperyalizmin öncü gücüdür. Misyonerlere kanarak din değiştiren insan, sadece dininden değil, kimliğinden ve tarihinden de kopar. Atatürk, misyonerliği yasaklamıştı.”

    D) Bulgu ve Yorumlar Yukarda sunduğum olayları gözlem verisi olarak alıp üzerlerinde kafa yorduğumda başlıca şu bulgulara ve yorumlara ulaşıyorum.

    1) Misyonerlik, Türkiye için büyük bir tehlikedir; çünkü gizli ve asıl hedefinin, Türkiye’nin ‘inanç birliğini ve üniter yapısını bozmak’ olduğu görülüyor. Avrupa Birliği bahanesiyle misyonerliği serbest bırakmak büyük bir hatâdır. Bunun özgürlükle, insan haklarıyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Onu böyle gösterenler, Derin Merkez’in emrinde görüş ve teori üreten bir kısım satılmış batılı bilim adamları ile onların bu bilim-dışı ürünlerini olduğu gibi Türkiye’ye getiren aktarmacı, ‘aydın’lar ve öğretim elemanlarıdır. Misyonerlik tarih boyunca nasıl emperyalizmin çıkarlarının bir aracı olarak kullanılmışsa, bugün de öyledir. Kesinlikle önüne geçilmelidir.

    2) Derin Merkez -birçok ülkede olduğu gibi-Türkiye üzerindeki emellerini de türlü araçlar kullanarak gerçekleştirmektedir. Bu araçların en başta geleninin para olduğu söylenebilir. İnsanlarımızı, aydınlarımızı, politikacılarımızı, kuruluşlarımızı, kimi üniversitelerimizi para vasıtasıyla satın alıyorlar. Saydığım kimse ve kuruluşlardan bir kısmı bilinçlidir, yaptığının farkındadır. Bunlar Atatürk’ün ‘dahilî bedhahlar’ dediği kesimin içine girer. Bir kısmı ise cehaletinden ya da saflığından dolayı, Türkiye’ye ne kötülükler yaptığının farkında değildir. Bu şahıs ve kuruluşların, her ne amaçla olursa olsun yabancılardan para almaları ya yasaklanmalı ya da sıkı denetim altına alınmalıdır. Atalarımız şu özdeyişleri boşuna söylememiştir:

    “Düşmandan para alan, düşmanın kılıcını sallar.”
    “Para almaya alışan, buyruk almaya da alışır.”
    “İhsan ile, hür kimse köle yapılır.”

    3) Türkiye’de Tanzimat kafası yeniden hortlamıştır. Bu kafa Türkiye’yi uyuşturmakta, felç etmektedir. Ne yazıktır ki Türkiye’nin yönetimi epeydir bu kafada olanların eline geçmiştir. Tarih tekerrür etmektedir. Bu zihniyet Batı’nın en büyük yardımcısıdır. Atatürkçüler ve bütün vatanseverler birleşerek Tanzimat kafalılara karşı bütün güçleriyle mücadele etmelidir. Öncelikle Tanzimatçı zihniyetin mahiyetini ve zararlarını milletimize anlatmanın yollarını bulmalıdır.

    4) Türkiye Cumhuriyeti sahipsizdir. En sorumlu kişiler ve kuruluşlar görevlerini yapmıyor. Takip yok, denetim kalmadı, aydınlarımızın çoğu ilgisiz, vurdumduymaz, ya da idare-i maslahatçı… Türkiye Batı’nın her türlü saldırısına, kullanım ve tasallutuna sonuna kadar açılmış durumda. Sanki gizli bir proje yeniden uygulamaya konulmuş. Bu; Batı’nın, Derin-Merkez’in, tarihin tozlu raflarından indirdiği, yarım kalmış bir proje. Adı, “Türkiye: Batı’nın yeni sömürgesi”…

    5) Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi neden tam üyelik havucuyla oyaladığı, uyum yasalarıyla devletin en birleştirici unsurlarını neden hedef aldığı açıkça anlaşılıyor. Uzun vadeli, sinsi bir plan karşısındayız. Bu yukarda andığım tarihî ve yarım kalmış, sonu getirilememiş plan: Hedefi,Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğüne ve varlığına son vermek. Avrupa Birliği -daha doğrusu üç azılı sömürgeci, İngiltere, Fransa ve Almanya- bizi içimizden vuruyor; hamiyetsiz, bulundukları mevkilere asla layık olmayan politikacılarımızın, yöneticilerimizin cehaletinden, gafletinden, dalaletinden yararlanarak… Avrupa Birliği Türkiye’de etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor. Nasıl? Misyonerlik aracıyla!.. Nüfus yapımızı bozmaya çalışıyor. Türkiye’de Hıristiyan nüfusu, azınlıkları artırmaya ve güçlendirmeye çalışıyor. (Tabii bu tek saldırısı değil, başkaları da var.) Ve Derin-Merkez uygun zamanı kolluyor. Aralarında “Ergeç o gün gelecek!” diye fısıldaşıyorlar. Bekledikleri gün gelince, içimizde yarattıkları Hıristiyan nüfusla Türk-Müslüman nüfus arasında büyük bir çatışma çıkaracaklar. Bir olasılıktır ki, Batı tarihî hedefine böyle ulaşacak. Sonuç 2004 yılının bazı misyonerlik olaylarının gözleminden, bulgu ve yorumlardan ulaştığım başlıca hipotez ve önerileri aşağıda özetliyorum:

    Misyonerlik Türkiye için büyük bir tehlikedir. Misyonerliğin serbest bırakılmasının özgürlükle, insan haklarıyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur.

    Emperyalizmin başta gelen araçlarından biridir. Kesinlikle engellenmelidir.

    Derin-Merkez’in Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirme araçlarından biri de paradır. Göz kestirilen insanlar, kuruluşlar, para ile satın alınıyor. Yabancılardan para alınması yasaklanmalı ya da en azından sıkı denetim altına alınmalıdır.

    Türkiye yeniden Tanzimat kafalıların eline geçmiştir. Türkiye, Derin-Merkez’in her türlü sömürüsüne terkedilmiş bir durumdadır. Eğer böyle giderse, Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olması kaçınılmazdır. Vatanseverler mutlaka bir araya gelerek ‘Yeni Tanzimatçı’lara karşı bütün güçleriyle bir mücadele başlatmalıdır.

    Yeni Tanzimatçılığın işini kolaylaştıran Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği -Atatürk’ün Nutuk’ta haber verdiği- ‘dahilî bedhahlar’la el ele vermiş uzun vadeli, sinsi bir plan uygulamaktadır. Hedef Türkiye’de etnik ve dinsel ayrımcılığı körüklemektir. Nüfus yapımızı bozmaktır. Hıristiyan nüfusu artırmak ve güçlendirmektir. Zamanı gelince de bir iç savaş çıkarmaktır. Nihai hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına son vermektir. Evet, şu yadsınmaz bir gerçek: Atatürk’ten ne kadar uzaklaşıyorsak, parçalanmaya da o kadar yaklaşıyoruz. O’nun her dediğinde, her öğüdünde, her eyleminde bir hikmet vardır.

    Atatürk’ün misyonerliği neden yasaklamış olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.
    EK;
    Türkiye’de 1100 Hıristiyan misyoner var
    Avrupa Birliği Türkiye’de etnik ve dinî ayrımcılığı körüklüyor. Nasıl? Misyonerlik aracıyla!.. Nüfus yapımızı bozmaya çalışıyor. Türkiye’de Hıristiyan nüfusu, azınlıkları artırmaya ve güçlendirmeye çalışıyor. (Tabii bu tek saldırısı değil, başkaları da var.) Ve Derin-Merkez uygun zamanı kolluyor. Aralarında “Ergeç o gün gelecek!” diye fısıldaşıyorlar. Bekledikleri gün gelince, içimizde yarattıkları Hıristiyan nüfusla
    Türk-Müslüman nüfus arasında büyük bir çatışma çıkaracaklar. Bir olasılıktır ki, Batı tarihî hedefine böyle ulaşacak.http://www.cihandura.com/
    NOT: DERIN MERKEZ = ILLUMINATI ahtapot http://www.illuminati-news.com/moriah.htm

  5. Gülsev Eyüboğlu İrhan yorum tarihi 20 Eylül, 2016 11:31

    (İLK MISYONER OKULLARI)
    “ŞARK DİLLERİNİ ÖĞRENME ENSTİTÜSÜ”
    1311 yılında Papa VIII Bonifazio’nun emriyle Tunus’ta kuruldu.
    AMAÇ; Türk’lerin dilleri, dinleri, adetleri, gelenekleri, zayıf ve kuvvetli yönlerini, zaaflarını öğrenerek TÜRK coğrafyasında rahat bir şekilde çalışma ortamı sağlamak.
    “Şark Dillerini Öğrenme Enstitüsü” Öncelikle öğrenilecek dil olarak Türkçe’yi seçmiştir. Türkçe konuşulan tüm çoğrafyalara gidilerek Türkçe’nin tüm lehçeleri öğrenilmiştir. Tatarca (Moğol) Kazakca, Kırgızca, Uygur, Yakut, Çağatayca, Türkmence (ki Anadolu Türkçesi) Yıllar süren bu çalışmalar meyvelerini vermiş ve Doğu Roma yani Bizans’ı tarihten silen ve İstanbul’u fethederek Avrupa’da Rönesans denilen çağdaş uygarlığın yolunu açan , BATI TÜRK DEVLETI HAKANI FATIH SULTAN MEHMET HAN ZEHIRLENMIŞTIR.
    18.Yüzyıl ortalarına doğru, Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman ve Rus Hükümetleri; çeşitli misyoner okullarında yetiştirilmiş misyonerlerden meydana gelmiş “silahsız bir ordu” kurarak, yerleşmek, sömürmek istedikleri ülkelere önce bu “silahsız ordularını” gönderdiler. “Silahsız Ordular”ki onlara “belli bir amaç (misyon) üstlenmiş” yani Misyonerler deniyor. Misyonerler; gittikleri coğrafyalarda , kendi kültürlerine uygun kültür birimleri kurdular.
    İngiliz Misyoner Teşkilatları Türk Devleti Osmanlı İmparatorluğunda izinli olarak Morovya Kilise’si çalışmaları ile başldılar. 19.Yüzyılda İngilizler C.M.S Teşkilatını kurdular. C.M.S çalışma alanları Ortadoğu, Asya ve Afrika coğrafyalarında 7000 şube kurdu. C.M.S Teşkilatının yüzde doksan çalışma alanı Türk Coğrafyasıydı. Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan hristiyanları ayaklandırmak için C.M.S 28 milyon kitap bastırarak doğu kiliselerini yeniden düzenlemek görüntüsü altında propagandalara başlamıştır.
    1857 Yılında “DOĞU MISYONLUĞU” kuruldu. 1882 lerde Bağdat ve Musul’da çalışan C.M.S 1903 raporlarında;
    141 İngiliz Misyoner, 183 Yerli Misyoner,3 Gazeteci, 75 Okul, 4600 Öğrenci olduğu yazar.
    1832 Yılında İstanbul’da aynı İngiliz C.M.S Teşkilatı gibi çalışan American Board Misyonerleri toplanır. Gaziantep, Diyarbakır, Bursa, Kayseri, Erzurum, Harput, Tokat, Sivas, Maraş ve Trabzon’da Ermeni Milli Kiliselerinin reformasyonları ve iyileştirilmeleri için çalışmaya başladılar. Türkiye’nin Doğu ve GüneyDoğusunda açılan Amerikan Okullarında 1000 den fazla öğrenciye Ermenilik şuuru verildi. 19 milyon teşvik kitabı dağıtıldı.
    “AMERICAN BOARD OF MISSION”,” AMERICAN PRESBYTERIAN BOARD OF FOREIGN MISSION”,Eglise Presbyterianne Reforme Du Nord De Amerique ALLIANCE Chretienne de New York” Teşkilatları tam destek verdiler. Daha sonra “THE NEAR EAST RELIEF” kuruldu. Tüm bu teşkilatlar sözde yardım ve hayır cemiyetleriydi. Bütün bu kuruluşlar 1922 yılına kadar devam hayırlı (!) çalışmalarına devam ettiler.
    Amerikan Teşkilatlarının kurucularıdan olan MR. C. YOUNG RAPORLARINDA “Biz,Amerika’nın Türkiye’ye girmemiz için Ermeniler, açık kapımızdır. Orta Doğu’daki çıkarlarımız için Hariciyemiz bu açık kapıdan kolayca girebilecektir” diyor.
    İSTANBUL AMERIKAN KONSOLOSLUĞU DIPLOMATI DON S. S. COX :; = SAMUEL S. “SUNSET” COX – AUTOGRAPH LETTER – SIGNED -1872- CONGRESSMAN – DIPLOMAT “S.S. Cox” and “SSC”. as United States AMBASSADOR to the Ottoman Empire. , AMERIKAN BOARD TEŞKILATININ 1900 yılı FAALIYET RAPORU;
    Çalışılan Şehir, İlçe, Köy sayısı………………………………..349
    Bu yerlerde faal Amerikalı sayısı………………………………254
    Türk tebaasından yardımcı sayısı…………………………….1049
    Üniversite sayısı…………………………………………………………7
    Yüksek Okul sayısı…………………………………………………….43
    Yatılı Kız Okul sayısı………………………………………………….27
    Genel Okullar sayısı………………………………………………..508
    Eğitilen Talebe sayısı……………………………………………25171
    Mabet sayısı……………………………………………………………400
    Her türlü faaliyete katılan kişi sayısı……………………….50000
    Teşkilatlı Kilise sayısı………………………………………………138
    Bir yılda dağıtılan propaganda kitabı…………………….100000
    Devamlı yayın yapan gazete………………………………………13
    Kitap baskı makinaları ve emlak kiymeti 1.000.000 Dolar
    Bir yılda Türkiye’de dağıtılan para 700.000 Dolar
    Gündüz Okullarında okuyan öğrenci sayısı 27000
    Pazar Okullarında okuyan öğrenci sayısı 35000
    Türkiyenin Asya kısmında çalışan Amerikalı 152
    Amerikalılara yerli yardımcı sayısı 800
    Türkiyanın Asya kısmında Kilise sayısı 101
    Türkiyanın Asya kısmında çalışan muhabir 12000
    Amerika adına çalışan müntesip (yerli) sayısı 47000

    ANGLO-SAKSONLARLA,Türk’lerin ÖRTÜLÜ yada açık savaşları yüzyıllar boyunca devam etmektedir. Tarihi ÇARPITARAK Batılıların ağzından yazan BIZIM YERLI MISYONERLERIMIZ olayı İslamiyet – Hristyanlık yada DIN SAVAŞLARI olarak göstermeye çalışarak KENDILERINI YETIŞTIREN ANGLO – SAKSONLARA hizmetlerine devam etmektedirler. Oysa ANGLO-SAKSONLAR bugünde görüldüğü gibi geçmiştede Türk’lere karşı savaştılar. Türk topraklarında “Medeniyetler İttifakı” ve “DINLERARASI DIYALOG” Projeleriyle TÜRKLERIN TÜM INANÇLARA, DINLERE SAYGILARINI, HOŞGÖRÜLERINI KULLANARAK Cihan İmparatorluğu Batı Türk Devleti Osmanlı’yı paramparça ettiler. Yine AYNI PROJELERLE Türk Coğrafyalarında bu sefer sözüm ona TÜRK OKULLARI açtırarak sözüm ona Türkçe öğretiyorlar.Ama ne hikmetse Türkiye Cumhuriyeti Okullarında dil İngilizce.
    C.M.S. = CHRISTIAN MISSIONER SCHOOLS ALLIANCE
    https://en.m.wikipedia.org/wiki/Christian_and_Missionary_Alliance

  6. Yard. Doç. Dr. Remzi KILIÇ yorum tarihi 3 Nisan, 2017 21:39

Yorum yap